ÖNSÖZ

        Dünyada 1990'lı yıllar, uluslararası ticareti ve teknolojik işbirliğini ulus­lararası anlaşmalarla belirli kurallara bağlayan yıllar olmuştur. Getirilen bu kurallara uygun mevzuatı yürürlüğe koymayan ya da bu mevzuatı etkin bi­çimde uygulamayan ülkelere yaptırımlarda öngörülmüştür. Bu anlaşmalardan en önemlisi; 1.1.1995 tarihinde yürürlüğe giren, Mart 1999' da 134 üyesi bu­lunan "Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması" ile eki "Ticaretle Bağlantılı Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Anlaşması” (TRIPS)’ dır.

        Ne kadar kaliteli ve aranır özelikleri olsa bile, ulusal ya da uluslararası pa­zarlarda ticarete sunulan tüm mal ve hizmetlerde aranan temel özelliğin "marka" olduğu, bu "marka" nın da "tescilli" olması gerektiği, herkesçe bi­linmektedir. "Marka tescilleri" ne ve "marka korumaları" na gereken önemi vermeyen firmaların ise, ticari alanda kısa zamanda etkilerini yitirerek, yok olacaklarını söylemek, bu gün için fazla ileri görüşlü olmayı gerektirmiyor.

        Bu gelişmeler ve ortaya çıkan gerçekler; sadece ülke içinde değil, (teknik işbirliği, bilgi transferi, özellikle de ne şekilde olursa olsun ticaret yapılan) başka ülkelerde de, marka tescillerini zorunlu kılmaktadır. Uluslararası an­laşmalar ve bilgi transferinde artan kolaylıklar da, marka tescili ve ko­runmasıyla ilgili mevzuat ve hükümlerinin, her ülkede aynı olması durumunu ortaya çıkarmaktadır.

        Türkiye; markaları korumaya; (Oğsviçre, İngiltere, ABD, Fransa' dan hemen sonra) 1871 yılında Alamet-i Farika Nizamnamesi ile kabul ederek başlamıştır. 1965 yılında, Oğsviçre hukukundan alarak yürürlüğe koyduğu 551 sayılı "Markalar Kanununu" ile de, dünyada ki yeni gelişmelere ayak uydurmaya çalışmış, sonunda 27.6.1995 günü yürürlüğe koyduğu 556 Sayılı "Markaların Ko­runması Hakkındaki Kanun Hükmünde ki Kararname" ile uluslararası an­laşma ve ölçütleri yakalayan bir marka mevzuatına sahip olan bir ülkedir.

        Türkiye bu arada; özellikle son yirmi yılda teknolojik gelişmeler, sa­nayileşme, özel kesmin güç kazanması, iç ve dış ticaretin artması gibi çok önemli yapısal değişiklikler yaşamış, ülkemizde yerli ve yabancı firmalar ile bunların pazarladıkları ürün sayısı hızla çeşitlenip çoğalmış, bu arada Avrupa Birliği ülkeleri ile "Gümrük Birliği" gerçekleştirilmiş, bu ülkelerle olan ticari iliş­kiler kolaylaştırmış, böylece ürün pazarlamalarında çok büyük bir yarış (re­kabet) ortamına girilmiştir.

        Ancak 1871 yılından bu yana, özellikle de "çağdaş bir marka mevzuatı" nın uygulamaya konulduğu Haziran 1995' den bugüne değin geçen süre içinde, ülkemizde konuyla ilgili kesimlerin, "marka tescilinin temel ilkeleri" ile "tescile dayalı marka korumasının temel ilkeleri" ni hiç ya da yeterince anlayamamış olduklarını gözlemlemiş olmamız; bu durumun da ülke olarak kısa zamanda ulaşmayı amaçladığımız hedeflerin önemli ölçüde gecikmesine yol açacağından kuşku duymamız, bu kitabın hazırlanmasına neden olmuştur.

        Kitapta; Türk Patent Enstitüsü' nde yaşadığımız uygulamalar da göz önüne tutularak özellikle ve sadece, tescilli ya da tescilsiz olarak korunabilecek mar­kalarda aranması gereken koşullar, hangi koşulları taşıyan markaların tescil edilebileceği, tescillerin nasıl yapılabileceği, tescil sonrası işlemlerin neler olduğu, temel ilkeleri örnekleri ile anlatılmıştır.

        Marka Tescilinin Temel İlkeleri ve Uygulamaları kitabının, iç ve dış ti­caretimizin geliştirilmesi, tüketici haklarının korunması ve marka ile ilişkili her­kes için, yararlı olacağını umuyoruz.

        Bu kitabın hazırlanmasında değerli katkılarını esirgemeyen Türk Patent Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Tuncer UÇAROL'a ve diğer emeği ge­çenlere teşekkür ederiz.

        Mayıs 1999
        Uğur G. YALÇINER            Erdoğan KARAAHMET