GİRİŞ VE AMAÇ
Preterm eylem, düzenli doğum eylemi kontraksiyonları ile birlikte ilerleyici
servikal dilatasyon ve silinmenin 37’inci gebelik haftasından önce başlamasıdır.
Prematürite perinatal mortalite ve morbitelerin yaklaşık % 75-80’inden
sorumludur.(1) Perinatal
bakım konusundaki önemli ilerlemelere rağmen preterm doğum, tüm doğumların
% 7-10’unu oluşturmaktadır.(2)
Günümüzde Amerika Birleşik Devletlerinde yılda 250 bin erken doğum meydana
gelmekte, bunların büyük kısmı preterm eylem sonucu olmaktadır.
Tüm yeni doğanların % 9’u 37’inci gebelik haftasından önce % 6’sı ise 36’ıncı
haftadan önce doğmaktadır. Termden önce doğan bebekler, termde doğanlara
oranla, enfeksiyonlara, respiratuar sorunlara, gastrointestinal ve nörolojik
hasarlara daha açıktırlar.(3)
Ayrıca preterm doğanlarda ölüm oranı 40 kez daha fazladır.
Prematüriteyi iki grupta incelemek yararlı olur: birincisi spontan preterm
eylem ya da preterm prematür membran rüptüründen sonra olan, ikincisi ise
endikasyonlu kaçınılmaz preterm doğuma yol açan ya da gerektiren tıbbi
ve obstetrik komplikasyonlar sonrası olanlar ki, bunlar total prematüritenin
% 30-70’inden sorumludur.
Spontan preterm doğumun önlenmesi, var olan tokoliz yöntemleri ile başarılması
güç bir amaçtır.
Endikasyonlu preterm doğumun önlenmesi ise preeklampsi, diabet ve diğer
hastalıkların önlenmesi ve/ veya tedavisini gerektirir.
Geniş bir çerçevede kategorize edildiğinde dört temel obstetrik tanı preterm
doğumla sonuçlanmaktadır: bunlar preterm eylem, membranların preterm prematür
rüptürü (P.PROM), medikal ve obstetrik komplikasyonlar ve fetal distrestir.
Serviksin olgunlaşma mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır. Serviks,
bağ dokusunun biyokimyasal ve morfolojik olarak yeniden organizasyonunu
içerir. Prostaglandinler belki de bu olayda esas rolü oynamaktadır.Prostaglandinler
fetal membran ve deciduadan köken alırlar. Her iki doku gliserol fosfolipidlerden
zengin olup, fosfolipaz A2 etkisi ile araşidonik asite dönüşürler ve sonuçta
prostaglandinler sentezlenir.Bunların doğumu başlatmadaki rolleri üzerine
iki teori öne sürülmüştür, birincisi prostaglandinlerin direkt etki ile
myometriumda kontraksiyon meydana getirmeleridir. İkincisi ise oksitosin
salgılatarak veya myometriumdaki oksitosin reseptörlerini arttırarak kontraksiyon
meydana getirmeleridir. Preterm eylemde bazı nedenlere bağlı olarak bu
olay erken dönemde meydana gelmektedir.
Preterm eylemde ağrılı kontraksiyonların yanında servikal dilatasyon ve
silinme, vaginal akıntı, kanama ve pelviste bası hissi mevcuttur.
Kontraksiyonlar her 10 dakika da bir, en az 30 saniye süren 2-3 kontraksiyon
şeklindedir. Dilatasyon ve silinmenin artması ile membranların rüptür insidansı
da artmaktadır.
Servikal dilatasyon 3 cm’den fazla, silinme % 50’den fazla olduğu vakalarda
tokolitik tedavi etkinliği % 50 oranında azalmaktadır.(4)
Yayınlanmış birçok çalışmada preterm eylem tanısı alan gebelerin ancak
% 10-30’u tokoliz için uygundur.(5)
Bu da preterm eylemde tokolitik tedavinin başarısının az olduğunu göstermekte
olup, başarıyı sağlamada en önemli faktör erken teşhistir.(6)
Birbirinden bağımsız olarak yapılan çalışmalarda servikal dilatasyon ve
silinmenin, erken doğumla olan ilişkisi doğrulanmıştır. (7,
8) Bu durum servikal dilatasyon ve silinmenin gebelik
ilerledikçe ortaya çıkan bir durum olduğunu savunan eski çalışmalarla çelişmektedir.
(9,
10,11,
12)
Preterm eylemin erken teşhisi için birçok yönteme başvurulmuştur. Son zamanlarda
biyokimyasal belirteçlerin preterm eylemin erken tanısındaki etkinliği
tartışılmaktadır. Preterm eylem için en yüksek riski taşıyan hastaları
tanımlayabilme potansiyeli olan bu testlerle, hastalara daha yakın gözlem
ve daha iyi müdahale yapılması olasıdır. Aksine bu testlerle riski düşük
bulunan hastalarda agresif tokoliz, hastanede kalış süresinin uzaması ve
ayaktan takip gereksinimi de en aza indirilebilir.
Biyokimyasal belirteçlerle aynı zamanda preterm eylem riski olan asemptomatik
hastalar da belirlenerek doğumun önlenmesi ve fetal maturasyonun hızlandırılması
için girişimde bulunulabilir.
Bu çalışmada desidual kaynaklı bir protein olan prolaktin incelendi. Servikovaginal
salgılarda prolaktin varlığının, preterm eylemi tahmin etmede etkin bir
biyokimyasal belirteç olabileceği hipotezi test edildi.
GENEL BİLGİLER
Preterm eylem ve doğumla ilişkisi olan pek çok risk faktörü uzun yıllardan
beri bilinmektedir. Bunlar:
1. Demografik riskler:
a. Yaş
b. Irk
c. Sosyoekonomik durum
2. Davranışsal ve çevreye ait riskler:
a. Sigara içimi
b. Diğer kötü alışkanlıklar
c. Yetersiz beslenme
d. Aşırı fiziksel aktivite
e. Seksüel aktivite
f. Psikolojik faktörler
3. Prenatal bakım eksikliği.
4. Gebelik öncesi medikal riskler
a. Kötü obstetrik öykü
b. Uterusa ait konjenital ya da akkiz malformasyonlar
- DES’e maruziyet ( Diethylstil besterol’e maruz kalmak)
- Myom
c. Servikal yetmezlik
5. Gebelikte olan komplikasyonlar
a. Çoğul gebelik
b. Amniotik sıvı volüm anomalileri
c. Vaginal kanamalar
d. Fetal anomaliler
e. Ağır enfeksiyonlar ve sistemik hastalıklar
f. Abdominal cerrahi
1. Demografik riskler: Düşük doğum ağırlığı insidansı ile ilişkili
olan çeşitli sosyoekonomik karakteristiklerin iyi gösterilememiş olmasına
karşın erken doğumla ilişkisi vardır.
Yaş ve ırk: Bu risk faktörleri 20 yaş ve altı, 35 yaş ve üstü, yetersiz
eğitim almak, beyaz ırk dışından olmaktır. Siyah kadınlarda erken doğum
oranı beyazlardakinin iki katıdır. (13)
( % 18.9 siyaha karşılık %8.8 beyaz)
Yaş, parite, eğitim, anne statüsü, beslenme, prenatal bakım, sigara içimi
ve madde bağımlılığı geleneksel risk faktörleridir. Düşük doğum ağırlığı,
genç yaştaki gebelerde daha fazla görünmektedir, bu doğumların % 24.6’sı
genç annelere aittir. Aynı yaştaki siyah anneler, beyaz annelerle karşılaştırıldığında
siyahların daha fazla erken doğum ve abortus yaptıkları görülmüştür.
Sosyoekonomik durum: Geri kalmış ülkelerden göç eden kadınlar (göç etmeyenlere
göre) daha az perinatal ölüm oranına sahiptirler. Sosyoekonomik durum ile
ilgili yapılan bir çok araştırmada, düşük doğum ağarlıklı bebeklerin düşük
sosyoekonomik durumdaki kadınlar tarafından meydana getirildiği gösterilmiştir.
Düşük doğum ağırlığı hem intrauterin gelişme geriliği hem de gerçek preterm
doğumlardan kaynaklanmaktadır. Yapılan bir çok çalışmada kadınlar beş ayrı
sosyoekonomik sınıfa ayrılmış, birinci sınıftaki (en üst sınıf) kadınlarla
beşinci sınıftaki (en alt sınıf) kadınlar arası preterm doğum hızları arasında
önemli fark bulunmuştur. Beşinci sınıfta 5.5 kat fazla preterm doğum riski
tespit edilmiştir.(14)
Bir başka araştırmadada preterm eylem alt toplumsal sınıftaki kadınlarda
% 50 fazla bulunmuştur.(15)
2. Davranış ve çevreye ait riskler
a. Sigara içimi: Sigara içimi düşük doğum ağırlığı ile ilişkilidir.
Bu büyük ölçüde rölatif intrauterin büyüme geriliğine bağlı ise de, sigara
içimi ters olarak gestasyonel yaşıda etkilemektedir. Kadınların % 30’unun
sigara içtiği Birleşik Devletler’de tüm preterm doğumların % 13-20’si maternal
sigara içimine bağlanmıştır.
Sigara içimi, preterm prematür membran rüptürü, ablatio plasenta, plasenta
previa ve fetal ölüm gibi preterm doğuma yol açan spesifik olumsuz sonuçların
sıklığınıda arttırır.(16)
Bu risk içilen sigara sayısı ile orantılıdır. (17)
Sigara içmeyenlerde erken doğum hızı % 12.5 iken günde 20 veya daha fazla
sigara içenlerde ise % 29.7’ye çıkmaktadır. Erken membran rüptürü insidansı
da annenin sigara içmesi ile artmaktadır. Günde 20’den fazla sigara içen
kadınlarda 33. haftadan önceki doğumlarda % 60, 37. haftadan önceki doğumlarda
ise % 20 oranında artış tespit edilmiştir.
b. Diğer kötü alışkanlıklar: Gebelikte kokain kullanımının gestasyonel
yaşı olumsuz olarak etkilediği ortaya çıkmıştır.(18)
Kokain kullanan gebe kadınlarda (aynı parite, yaş, sosyoekonomik düzeye
sahip tütün kullanan kadınlara oranla) daha fazla preterm eylem ve doğuma
rastlanmıştır.
Bağımlılığı olan kadınlarda obstetrik problemler kadar gebeliği komplike
eden pek çok tıbbi problemin de insidansı artmaktadır. Tüm toplumdaki %
9.4’lük prematürite oranına karşılık bağımlılarda bu oran % 22.9’dur.
c. Yetersiz beslenme: Aşırı beslenme bozukluğu ve açlık düşük doğum
ağırlığına sebep olmaktadır. Henüz tam olarak anlaşılamayan tüm sosyoekonomik
düzeylerdeki besinsel ek maddeler ve gebelik seyri arasındaki ilişkidir.(19)
Ek protein eklenmesi artmış neonatal mortalite ve doğum ağırlığında anlaşılamayan
bir düşüşle ortaya çıkmıştır.
Gebelik başlangıcındaki anne ağırlığı, prerem eylem insidansını etkiler.
Gebelik başlangıcında 50 kg’dan az ağırlığa sahip anne ( 57 kg veya fazla
ağırlığı olan anneden) 3 kez daha fazla preterm eylem riski taşımaktadır.
Bunun yanında gebelikte yetersiz kilo alımı, preterm eylem riskini % 50-60
oranında arttırır.(20)
d. Aşırı fiziksel aktivite: Düşük doğum ağırlığı riskini (intrauterin
büyüme geriliği ve preterm doğuma neden olarak) arttırabilmektedir.
Gebeliği esnasında çalışan kadınların bebeklerinin çalışmayan kadınların
bebeklerine oranla daha yüksek mortalite gösterdikleri rapor edilmiştir.(21)
Diğer bir grup araştırmacı ise böyle bir fark göstermemekle birlikte gebelikte
çalışanların (çalışmayanlara oranla) daha az preterm doğum oranına sahip
olduklarını bildirmişlerdir.(22, 23,
24) Gebelikte çalışan ve çalışmayan kadınların bulundukları
ortamlar birbirinden çok farklıdır ve tüm bu faktörleri birlikte değerlendiren
çok az çalışma yapılmıştır.
Preterm doğumlar, daha uzun çalışma süresinde, bazı meslek gruplarında
ayakta durmayı gerektiren işlerde çalışan kadınlarda, yoğun fiziksel yorgunluğa
sebep olan mesleklerde çalışanlarda daha fazla görülmektedir.(22)
Ayakta durarak çalışanlarda düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma oranı çalışmayanlara
göre daha fazladır.(23)
Geç gebelikte ayakta durarak çalışan kadınlarda büyük plasental infarktların
progresif olarak arttığı gösterilmiştir. Uteroplasental kan akımının azalması
fetal büyüme geriliği ve büyük plasental infarktların oluşmasını da açıklar.
e. Seksüel aktivite: Literatürde yapılan bir çok çalışmada preterm
eylem, prematür membran rüptürü ile cinsel aktivite arasında ilişki olduğu
bildirilmiştir.
Membranların prematür rüptürü ile doğumdan önceki ayda koitus sayısı arasında
bir ilişki bulunmamasına rağmen doğumdan önceki ayda koitus sayısı ile
amniotik sıvı enfeksiyonu varlığı ve prenatal mortalite hızı arasında pozitif
bir ilişki olduğu bilidirilmiştir. Koitusla birlikte korioamnionit varlığında,
bu ikisinin olmadığı duruma göre prematür membran rüptür nedenli preterm
doğumların 11 kat daha fazla olduğu görülmüştür. Eğer bu faktörlerden sadece
birisi varsa prematür membran rüptür insidansı 3 kat daha fazla bulunmuştur.(25)
Koitusun preterm doğum insidansı üzerine etkisi tartışmalıdır. Ancak koitusla
seminal prostoglandinin uterin aktiviteyi uyarabileceği konusunda şüphe
yoktur.(26)
f. Psikolojik faktörler: Stres ve anksiyetenin doğumun birinci evresini
uzatabileceği gösterilmiştir. Uterus kontraktilitesi, doğumun birinci evresini
uzaması, anne anksiyetesi ve katekolamin düzeyleri arasında bir korelasyon
vardır.(27) Katekolaminlerin
etkisi hangi adrenerjik reseptörleri stimüle edebileceğine bağlı olarak
ortaya çıkar.astimülasyon
kas tonusunu arttırırken uterus damarlarınıda içine alan tüm damarların
vazokonstrüksiyonuna neden olur. bstimülasyon
uterus damarları dışındaki damarlarda vazokonstrüksiyon ve düz kaslarda
relaksasyona neden olur.
Uterus genel hormonal duruma göre katekolaminlerin sekresyonuna değişik
oranlarda cevap verir.(27)
Terme yaklaştıkça stres daha az oranda uterus kontraktilitesine neden olur.
Bundan dolayı strese maruz kalma doğum başlamasında veya uzamasında etkili
olabilmektedir.
3.Prenatal bakım eksikliği: Birçok davranışsal risk faktörleri gibi
prenatal bakım yokluğu ya da uygunsuzluğu olan kadınlar, preterm eylem
ve düşük doğum ağırlığı açısından en riskli grubu oluştururlar. Günümüzde
prenatal bakım önemli bir yer tutmaktadır. Prenatal bakımın temeli koruyucu
hekimliktir. Gebelik fizyolojik bir olay olmasına rağmen % 5-20 olguda
komplikasyonlar nedeniyle anne ve fetusun sağlığı tehlikeye girmektedir.
Gebeyi izleyen hekim gebelik sırasında oluşabilecek fizyolojik değişikilikleri
iyi bilmelidir. Böylece patolojik değişiklikleri daha iyi şekilde fark
edebilir ve oluşabilecek kötü sonuçları en aza indirebilir.
Prenatal bakımda amaç mümkün olduğunca komplikasyonsuz bir gebelik sağlamak
ve bu süreci canlı bir bebeğin doğması ile sonuçlandırmaktır.
Prekonsepsiyonel dönemde anamnez,fizik muayene ve laboratuar verilerine
dayanarak hekim hastanın gebeliğe hazır olup olmadığına karar verebilir.
Bu dönem ayrıca sigara içimi, alkol, ilaç kullanımı ve teratojenlere maruz
kalmanın zaraları konusunda uyarıda bulunmak için ideal bir zamandır.
4. Gebelik öncesi medikal riskler:
a. Kötü obstetrik öykü: Preterm doğum insidansı daha önceki obstetrik
sonuçlarla sıkı korelasyon göstermektedir. Önceki preterm doğum öyküsü
% 17-47 oranında rekürrens riski taşımaktadır. Bu risk önceki preterm doğumlarla
artmakta (28) , term
doğumlarla azalmaktadır. Bir veya daha fazla ikinci trimester abortus öyküsü
olan kadınlar daha sonraki gebeliklerinde belirgin olarak artmış preterm
eylem riski taşımaktadırlar. Birinci trimester abortusları olan kadınlar
da yüksek preterm doğum riskine sahiptirler. Bazı araştırmacılar bununla
uyumlu sonuçlar bildirmekle beraber, bazıları böyle bir ilişki olmadığını
vurgulamaktadırlar. (29)
b. Uterusa ait konjenital ya da akkiz malformasyonlar: Uterin malformasyonu
olan kadınlar yüksek oranda preterm doğum riski gösterir. (% 3-16) Bu risk
anomalilere bağlı olarak değişmektedir. Unicornuat veya bicornuat uterus,
komplet uterin septuma sahip kadınlar daha kötü gebelik sonuçlarına sahiptirler.
(30)
Uterin septum varlığında % 4-17 diğer anomalilerde ise % 20-80 preterm
eylem riski vardır. Bazı hastalarda metroplasti ile gebelik sonuçları düzeltilebilmektedir.
DES’e (Diethylstil besterol) maruz kalma: 1940-1971 yılları arasında bir
ile birbuçuk milyon kadın, fetus olarak diethylstilbesterol’e maruz kalmıştır.
Bu kadınların % 15-28’i preterm doğum riskine, % 20-40’ı spontan
abortus riskine sahiptirler. (31, 32)
Aynı zamanda genital malformasyonlu olup ( T şekilli veya diğer uterin
anomaliler) servikal yetmezlik, vaginal veya sevikal striktürel anomalileri
olan ve DES’e maruz kalan kadınlar preterm doğuma, spontan abortusa, striktürel
anomalileri olmayıp DES’e maruz kalan kadınlardan daha yatkındırlar.
Uterin leiomyomlar: Gebeliklerin % 0.3-7.2’sinde leiomyom mevcuttur. (33)
Leiomyomların büyümesi ve ardından yıkımı östrojen tarafından uyarıldıkça
uterin irritabilitede artar. Bu nedenle leiomyomlarla komplike olmuş gebeliklerde
gebelik kaybı ve preterm doğumların insidansı artış göstermektedir. Uterin
leiomyomlar artmış antepartum kanama ve membranların erken rüptürü ile
birlikte görülmektedir.(34)
Leiomyomların lokalizasyonu oldukça önemlidir. Submukozal ve subplasental
lokalizasyon büyük riski oluşturmaktadır.
c. Servikal yetmezlik: Serviksin bir intrauterin gebeliği terme kadar
tutamamasıdır. (35) Gerek
daha önceki obstetrik ve jinekolojik uygulamaya veya travmaya sekonder
olarak, intrauterin DES’e maruz kalmanın bir sonucu veya bilinmeyen etyolojik
bir faktör, klasik olarak ağrısız ikinci trimester servikal dilatasyon
ve abortusun nedeni olabilir.
Tanısal kriterlere göre, servikal yetmezlik preterm doğumların 1/1000 -20/1000’in
den sorumlu tutulmuştur. (36)
Crombleholme ve arkadaşları servikal yetmezliği olan kadınları üç gruba
ayırmaktadır.
1. İkinci trimesterde serviksin pasif dilatasyonu ile karakterize olup,
minimal veya hiç preterm eylem göstermeden gebeliği kaybeden grup.
2. İkinnci trimesterin geç dönemi veya üçüncü trimesterin erken döneminde
preterm eylem ve doğumla sonuçlanan servikal yetmezliğin bir elemanını
anamnezlerinde düşündüren grup.
3. Anamnezinde gebelik kaybının tek nedeni olarak preterm eylem izlenimi
veren fakat bunun yanında anormal derecede kısa veya erken silinmiş serviksi
olanlar. (37)
Servikal yetmezliği tanımlamak için objektif kriterler: Gebe olmayanlarda
serviksten 8 nolu hegar bujisinin krampsız geçişi, histerosalpingografide
8 mm olan servikal açıklık, lateral cul de sac’a uzanan servikal
laserasyon, DES’e maruziyet öyküsüdür.
Gebe kadınlarda ise servikse bir parmak girişine izin veren açıklık, ultrasonografide
uterin isthmusun hunileşmesi, 1 cm’den kısa serviks ve internal os dilatasyonudur.
(38)
İlk gebelik uterin kasılmalar olmaksızın erken doğumla sonuçlanırsa büyük
ihtimalle uterusta konjenital anomaliler var demektir.Preterm eylemin diğer
belirteçleri ise ikinci trimesterde servikal dilatasyon ve silinmenin değerlendirilmesi,
uterin aktivitenin değerlendirilmesi ve vaginozisin değerlendirilmesini
kapsamaktadır. (39,
40) Papiernik’e göre ikinci trimesterde 1 cm’den fazla
dilate olmuş bir internal os, % 20-25 preterm eylem riski taşır.
Tablo 1’de Papiernik ve arkadaşları tarafından yapılan bir çalışmada servikal
dilatasyon ile preterm eylem ilişkisi gösterilmektedir. (41)
Tablo 1. Servikal dilatasyon ve doğum yüzdesi
|
Gebelik Haftası
|
Serviks >1cm(%)
|
Serviks<1cm(%)
|
Relatif risk
|
|
<18
|
22 |
6
|
3.8
|
|
19-24
|
17
|
6
|
2.9
|
|
25-28
|
23
|
6
|
4.2
|
|
29-31
|
22
|
6
|
3.7
|
|
32-34
|
17
|
4
|
4.3
|
|
35-36
|
11
|
2
|
4.6
|
24 ile 32 gebelik haftaları arasında saatte altıdan fazla kontraksiyon
olarak tanımlanan uterin irritabilite, izleyen gebelikte %26 oranında preterm
doğum riski taşır. Preterm doğumun nedeni servikal yetmezlik olmakla beraber,
serviksin silinme ve dilatasyonu da preterm doğumda rol oynamaktadır.(42)
Servikovaginal enfeksiyonlar: Preterm doğum ve preterm prematür membran
rüptürünün kimi zaman subklinik ya da klinik enfeksiyonlar nedeni ile değişik
genital patojenler tarafından olabileceği öne sürülmüştür.
Alt genital organlar bakterilerle kolonize olduğunda preterm doğuma neden
olabilirler. (40) Klinik
belirti vermeyen intrauterin enfeksiyonlar % 15-25 oranında preterm eylemden
sorumlu tutulurlar.(43)
Maternal dolaşımdan intrauterin kaviteye transplasental yolla geçen mikroorganizmalar
preterm eyleme yol açarlar. Bunlar:
Mycobacteria, Trepanoma pallidum, Listeria monocytogenezis
Viruslar ( Herpes, Rubella, Hepatitis, Sitomegalovirus, Smallpox, Chickenpox)
Protozoalar (Toxoplazma gondii ve Plasmodium falciparum)
Fosfolipaz A2 aktivitesi gebelikte alt genital yol enfeksiyonlarında özellikle
Trichomonas vaginalis ve Chlamidya trachomatis’in neden olduğu vaginozis
vakalarında artmaktadır.(44)
Kadın ürogenital yollarında kolonize olan bakteriler, preterm eylem ve
erken membran rüptürünün bilinen en belirgin etyolojilerinden biridir.
Bunlar: Streptococcus viridans, Bacteroides fragilis, Peptostreptococcus
ve Fusobacteriumdur. Bu mikroorgnizmalar fosfolipaz A2 üretirler. Bu da
uterus kasılmalarını uyarmaya yetebilecek seviyede prostoglandin üretebilecek
olan araşidonik asit metabolizmasını başlatabilir. Bakterial vaginoziste
preterm eylemin relatif riski % 3.8’dir.
Endoservikste kolonize bakteriler yukarıya doğru ilerleyerek fetal membranları
doğrudan zedeleyip erken membran rüptürü riskini arttırabilirler
ve sonuçta preterm eyleme yol açarlar. Erken membran rüptürü olan hastalarda
anaeroblar iki kat daha fazla oranda kültürlerde izole edilmiştir.(45)
Multipar bir serviks daha fazla sayıda bakteri barındırıp fetal membranlara
yayılmalarına yol açmak sureti ile daha az etkili bir koruyucu olabilir,
bu da preterm eylem ve erken membran rüptürü ile sonuçlanır. Bu durum multiparlarda
erken membran rüptürü insidansının daha yüksek olmasından sorumlu olabilir.
Gebeliklerinde b
grubu streptokokla kolonize kadınlarda preterm eylem ve erken membran rüptürüne
bağlı preterm doğum riski artmaktadır.(46)bgrubu
streptokok içeren servikal kültür preterm doğumların % 38’i ile ilişkili
bulunmuştur. Bir başka araştırmada servikal kültürlerinde bgrubu
streptokok olan ve olmayanlar arasında benzer preterm doğum hızları bulunmuştur.(47)
Carey ve arkadaşları 23-26. Gebelik haftalarında vagenin Ureaplasma urealyticum
kolonizasyonunun prematür eylem ve doğum ile ilişkili olmadığını bildirmelerine
rağmen, (48) daha
yakın zamanda yapılan bir başka çalışmada Kundsin ve arkadaşları koryonun
Ureaplasma ürealyticum enfeksiyonunun preterm eylemle ilişkili olduğunu
belirtmişlerdir.(49)
Kaba bir servikal muayenenin preterm eylem ve prematür eylem riskini arttırabileceği,
dikkatli ve nazik bir muayenenin ise yüksek riskli kadınlara önerilecek
kadar yararlı olduğu gösterilmiştir.
5. Gebelikte olan komplikasyonlar
a. Çoğul gebelik: Çoğul gebelikler, preterm doğum için önemli bir risk
faktörüdür. Yapılan çalışmalarda beyaz çoğul gebeliklerin % 38.3’ü siyah
çoğul gebeliklerin % 46.9’u, 37. gebelik haftasından önce sonlanmıştır.
Çoğul gebelikler, bütün preterm doğumların % 8.7’sini oluşturmaktadır ve
tüm çoğul gebeliklerin % 30-50’si 37. Haftadan önce sona ermektedir.(50)
b. Amniyotik sıvı volüm anomalileri: Polihidramniosla birlikte anensefali
veya oligohidramniosla birlikte olan renal ageneziste preterm eylem riski
artmaktadır.
c. Vaginal kanama: Birinci trimesterde kanama öyküsü olan gebeliklerde
preterm eylem riski iki katına çıkmaktadır.(51)
d. Fetal anomaliler: Anensefali, renal agenezis ve diğer fetal anomalilerde
preterm eylem riski artmaktadır.
e. Ağır enfeksiyonlar ve sistemik hastalıklar: Sistemik hastalığı bulunan
kadınlar daha yüksek oranda preterm doğum riskine sahiptirler. Sistemik
hastalıklara: diabetik nefropati, kollagen vasküler hastalıklar, lupus
antikoagülanı, hipertroidizm, kalp hastalıkları, gebelik kolestazı, hepatit
ve anemi örnektir. Bu hastalıklarda preterm doğum riski artmıştır. Bunun
sebebi maternal hipertansiyon, gittikçe kötüleşen böbrek fonksiyonları,
maternal kardiyak problemler, fetal büyüme geriliği ve fetal distres olabilir.
f. Abdominal cerrahi: Son iki trimesterde uygulanan abdominal cerrahi
uterin aktivite artışı ile preterm eyleme neden olur. (52)
Preterm doğuma neden olan klinik bulgular ve erken doğuma sevk eden demografik
ve medikal faktörler eskiden beri bilinmektedir. Buna rağmen preterm doğuma
sebep olan patofizyolojik yollar henüz tam olarak anlaşılamamıştır.
YÜKSEK RİSKLİ HASTALARIN TANIMLANMASI
Her gebe kadının ilk değerlendirilmesi ayrıntılı hikaye ve fizik muayeneyi
içerir. Hikaye temel öneme sahiptir.Tıbbi hikaye geçmişteki ve şimdiki
tüm hastalıkları ve gebelikle ilişkisini ortaya koyma çabasında olmalıdır.
Jinekolojik ve obstetrik bozukluklar olumsuz etkide bulunabilirler. Bu
nedenle yüksek risk değerlendirilmesinde tahmin değerleri vardır. Sosyal
hikaye sıklıkla ihmal edilmekte veya gelişigüzel ele alınmaktadır.Hekim
hastanın çevresinide değerlendirip ona etki eden stresi, iş türünü ve fizik
aktivite seviyesini değerlendirmelidir. Gebenin genel sağlığı ve beslenme
durumu üzerinde genel bir değerlendirme yapılır. Risk durumunun değerlendirilmesi
ilk ziyaretle başlatılmalıdır. Prematürite yönünden yüksek risk altındaki
hastalar gebelikleri boyunca artan sayıda takibe alınırlar. Her vizitte
hastaya vaginal akıntıda, pelvik basınçta ve düzenli uterus kasılmalarında
değişiklik olup olmadığı sorulmalıdır.
Bazı obstetrisyenler, vaginal muayenenin patojen mikroorganizmaların implantasyonuna
yol açacağından ve prematür membran rüptür riskinin artmasından korktukları
için muayeneden kaçınırlar.(53)
Bir araştırmada ise sık antepartum pelvik muayene yapılan kadınlarda gebelik
sonucu yönünden olumsuz etkiler görülmemiştir. (54)
Gebelere ağrısız uterus kasılmalarını tespit etmek için kendi uteruslarını
palpe etmeleri önerilmelidir.Eğer bu kasılmalar bir saat süre ile devam
ederse hekime haber verilmeli ve hasta preterm eylem açısından gözden geçirilmeli,
gerekirse uterin monitörizasyon uygulanmalıdır. Düşük amplitüd ve düzensiz
frekanstaki Braxton-Hicks kontraksiyonları fizyolojiktir.Fakat yüksek amplitüdlü
ve 20 dakikada 3 veya daha fazla sayıda kontraksiyon varlığı patolojiktir.
Halbrook ve arkadaşları tarafından yayınlanan ve her toplumda prediktif
değeri yüksek olan bazı risk faktörleri vardır. (52) |