MİLLET HÜKÜMET ARIYOR


             Gülümse be karı, ne olur, bir kerecik olsun gülsün yüzün. Evlendiğimiz günden bu yana asık o, berbat  suratın... Ben mi istedim seni? Ben mi yollarına gül serdim? Ben mi karar verdim gel evlenelim diye? Benim pederle seninkinin iş güzarlığı. Bende aynı kıtada, aynı alayda görev vermedim ki onlara. Harbi çıkaranda ben değilim. Hele babanı yaralayan gavur kurşunundan hiç haberim yoktu. Ben daha doğmamıştım bile o zamanlar. Hele hele, babama git pederini sırtında taşı kurtar onu ölümden hiç demedim. Böyle olacağını bilsem, hele seni bana almaya o gün söz verildiğini bilsem, elimde olsa doğmazdım bile. Tüm bu olanlardan beş yıl sonra doğmuşum ben. Bilirim seninde suçun yok, sende doğmuşsun sekiz yıl sonra. Zaman, bizimkilere zaman tanımış. Bu uygunsuz karardan vaz geçsinler diye... Allahın işi, senden önce doğanların tümü erkekmiş. Babamsa sanki çok önemli gibi babanı her görüşte ”Bizim gelin ne zaman dermiş”. Valla haberim yok. Ne bilirsin, baban inat, bir kızı olacak ve bana verecek. Sanırsın memlekette kız yok, bana karı olacak kadın bir senin ananın rahminden çıkacak. İş inada binmiş, o anan olacak karı doğuruvermiş seni. Hay doğurmaz olaydı.

            Kadın hiç cevap vermiyordu. Adam “Bir kere gülsen ne olur. Dünyanın sonumu? Yoksa senin gülmen kıyametin küçük alametlerinden mi? Bilmem ben. Bir gül... nah şu dişimi kırmazsam namerdim....İş inada bindi, gülmeden ölmek yok sana”. Uzun sürer sessizlik. Kadın yerinde oturur. Gözleri karşı dağlarda. Adam sert sert bakar kadının oturma adına sindiği köşeye. Hırsı hala geçmemiştir ki devamla ”Anlamadım gitti suç kimde. Hadi bir kaza oldu  evlendik, karar verilmişti, boynumuza geçirdiler ilmeği, iyi oldu, ne yapalım bir kere alışmak gerek. Bir gün kocam demedin, bir gün laf atmadın. Bre adam benim derdim şu demedin. İnsaf et be, kaç bebe doğdu ikimizden, yattığım masamı, sandalyemi bilmem, Ulan masa olsan, sandalye olsan bir yerin kımıldar ses verir. Anlamadım.... Bu bizim kaderimiz, suçlu aramak boş, zaten ömürlerde bitti bitecek..... Bir kere gülsen gavur mu olursun”.

            Adam onca konuşmanın ardından kadının yüzünün ağlamaklı olduğunu düşünüp ”Bazen seni anlıyorum hakta veriyorum, haksızda sayılmazsın, ürünü böcek yemiş, acız gülme kimin aklında. Allahın varlığı da var, yokluğu da, bazanda ambarlara sığmaz ürün, o zamanda gülmezsin ki. Yetti. Sevapsa da, günahsa da yetti. Yada bir şey sor, itiraz et, alla sen  bir kere kavga et benimle. Yanımda biri var bileyim, canlı. Şu canlı cenazelik işinden de cayıver gayrı.

            Adam ayağa kalktı, odanın içerisinde sert adımlarla dolanmaya başladı. Küçücüktü oda ikinci adıma yer kalmadı. Kadına dikti gözlerini yeniden .”Sanki her şey benim suçum. Yağmur yağmaz asık yüzün, ürün bozuk asık yüzün, ürünü süne yedi asık yüzün, kış zorlu asık, oğlan okula gitmedi asık, kız evlenecek asık, çeşmelerin suyu kurudu, şu senin gözlerinden  akan yaş  kurumadı gitti. Bilirim, sade sen, sade ben değil, insanların çoğunun yüzü asık, o kadar çok şey var ki ağlamaya. Onlarda insan, onlarda dertli, hiç biri senin gibi düğüne gidip ağlamazlar... Sen cenaze evine girer gibi gidersin düğüne. Kime söylüyom ben bunları onuda bilmem. Bazen acep sağırmı diye düşündüğümde olmaz değil... Yok canım sağır olamazsın, kaç yıl oldu.. Dur bakim Ali'nin doğumundaydı zahir. İlk kez ebeyi çağır demiştin. O zaman bir  duymuştum sesini. Bir daha da hiç duymadım. Bu surat asmalarında ilk değil, yıllardır böylesin. Ne yapalım olmuyor işte, zeytinlikler çok para getirmiyor benim mi suçum. Her yerde koca koca evler,  yazın dolar kışın boşalır. Kimse oturmaz. Yazları gelir on onbeş gün kalır giderler. Buda mı benim suçum. Ah o babam olacak adam, bunca derdi benim başıma saran, sardığı yetmez erkenden öldü gitti. Yaşasada görse halimi. Beşik kertiği imiş, başı batsın beşiğinin de, kendinin de. Sen kalk deniz kenarındaki arazileri ver kızlara. Neymiş efendim, para etmezmiş. Akılsız herif. Yattığın yerden görüyonmu acep? Erkek kısmının işi imiş zeytincilik. Para edermiş. Gör kızlarını, hele damatları bir gör. Biz böyle köşelerde bucaklarda sürünürken, onlar tomofille gezer. Az bir toprak verip en az on beş ev alıyorlar. Sattın mı onları paraya bak gani.... Birde bize bak, zeytin olacak, toplatacan, toplatmaya para gerek, hani para, hadi toplattın beklet, sat kim alacaksa. Onca alın terinden sonra ne geçer elime. En çokta Gülsüm'ün herife kızıyom. Hani zar zor verdiydin. Herifi görme, çalımından yanına sokulaman. Ah baba ah, neler ettin ne kararlar verdin, ceremesini çekmekte bana düştü. Bula bula daha doğduğunu görmeden bilmeden git bu nemrut karıyı alacam diye söz ver. Ha ne olurdu doğmasaydı... Surata bak... Allah belanı versin sümüklü... Kalk lan kalk, karşımda oturma öyle, git ayran yap.

            Kadın kalkar ayağa, belli değildir yürüyüşü. Adam derinden bir iç çeker. Dalar gider maziye. Zamanlar eski zamanlardır artık. Adam düşünceli. Mazi mutlu masal adam için. Sık sık düşündüğü. Köyün güzeli Zöhre'ye aşık, kavilleştiler, kaçaçaklar. Güneş ışınları yeni yeni çıkmakta gün yüzüne. Yukarı caminin köşede buluştular sevdiği ile... Elinde bohçası Zöhre'nin, dağları, bayırları geçiyorlar, yola vardılar mı iş bitecek. Kimse yakalayamaz artık onları. Ver elini koca şehir. Kim bulacak onları, şeher koca  kazan, bunlar kepçe, ara ki bulasın. Bütün iş ana yola çıkabilmekte. Koşar adım yürüyorlar, soluk soluğa her ikiside. Adamın iri nasırlı  avuçları içinde Zöhre'nin kınalı elleri. Sabah ayazında  ilk o gün öyle terlediydi. Uzaktan görünüveriyor yol, geçen arabalarla  yüreklerine sevinç oturuveriyor. Adam, geçen arabaların birinin önüne atıverir kendini, durur araba. Adamın yüreğinde hala o günün heyecanı. En arka sıraya otururlar Zöhre ile, ürkek. Soluk soluğa.  Zöhre uykuya da dalar, bir beşik sanki otobüs. Adam uyanık kalmak zorunda, radyoda haberler.

            Ana muhalefet başkanı ile görüşen başbakan,görüşme sonunda gazetecilere yaptığı açıklamada, koalisyonlara alışmak gerek dedi. Sonrasını duymuyor adam, aklı yaptığı planlarda. Koca şehre  varınca ilkin kalacak bir yer bulmak gerek. Yakınlar, tanıdık, hısım akraba yanı olmaz. İlk bakacakları yerler orası. Oteller var! Neden kalamasınlar. Ceplerini yokluyor, evet para işi tamam, yanındaki para uzun süre idare eder onları. Hemen nikah yapıp, bir evde bulmak gerekir. Gelinlikte almalı. Yanında uyuyan Zöhre'ye bakar, kız oğlan kız Zöhre'si gelinliksiz olmaz, gülümser, dul karımı alıyon. Hele birde iş buldu mu tamam. Bilet parası için gelen muavinle dağılır düşünceleri, parayı verir radyoda haberler devam ediyor. Son gelen zamlarla tarım ürünlerine yansıyan oran önemsemez adam, tarımla uğraşmayacak nasıl olsa. Hele bir iş buldu mu eşya lazım. Lakin hemen eşyaya girmekte olmaz, para bitiverirse ne yaparlar. Kime gidersin, kimden istersin, babanın ağalığı da  sökmez koca şehirde. Adam hülyalı, bebeleri bile olacak, Zöhre gibi sarı saçları belinde, gözleri yeşil. Oğlanların kendine benzeyeceğinden emin, kara saçlı, kara gözlü. Yanındaki adamın derin derin gürültülü öksürüğü ile daldığı hülyadan çıkıp gelir otobüse, radyoda haberler devam ediyor. Öksüren adama bakar kızgın. Tarım bakanı..... Topraklarımızın her yıl büyük miktarını erozyonla kaybettiğimizi ve bu konuda tüm vatandaşlara çağrıda bulunmayı kendime bir vazife addediyorum dedi. Adamın gözleri, uzak dağlarda. Köyde adammı kaldı ki ağaç diksin diye düşünüyor. Koca koca güzelim zeytin ağaçlarını bir bir kesilişi canlanıyor gözlerinin önünde. Yerlerine her yıl yükselen sayıları artan binalar. Yakında sofrada bile bulunmayacak zeytin derdi babası. Zeytincilik yapmasa da içi burkuluyor adamın. Böyle olmasa, babası diretmese, alıverse Zöhre'yi, adam seviyor toprağı. Ekse, biçse. Olmaz... Babası söz vermiş, beşik kertiği yapmış. Geri dönüp bakmayı ilk kez fark ediyor adam. Peşlerine düşmüşlerdir çoktan. Yokluklarını çoktan fark etmişlerdir.

            Zöhre teyzesinin kızı. Babası hiç sevmez, Zöhre'nin babasını. Değil Zöhre'ye, o ailenin adına gölgesine bile kızar. Keşke böyle olmasaydı... İç çeker adam. Gözü uzak dağlardadır, beşik gibide sallarlar adamı. Muavinin itelemesi ile açarlar gözlerini, koca şehirdedirler artık. El ele korkak inerler otobüsten. Başları dimdik yukarda, koca binaları seyre dalarlar bir süre. Sesleri çıkmaz korkudan, nereye gittiklerini bilmeden başlarlar yürümeye. Kendini ilk toplayanda adam olur. Yatacak bir yer lazım. Bir iki yerden çevrilirler, sonunda bir otel bulurlar küf kokan. Merdivenlerde, köy camisinde duymaya alışık olduğu koku. Kendini güvende hisseder adam. Oda kapısı kapanmadan sarılıverir Zöhre'sine. İlk kez öper, titrek acemi dudakları ile, ilk kez incecik beline sarılır. Zöhre'de, herzamnki gibi itiraz etmez. Yaylı yatak pek hoşuna gider ikisininde. Gece bir iki uyanır adam, nerede olduklarını anlayıncaya kadar sağa sola bakınır, her seferinde Zöhre'nin solukları ile dalar yeniden. Alışkanlıktan olsa gerek, erkenden kalkarlar. Önce karın doyurmak gerek. Zöhre'yi tanımadığı bir yerde yalnız bırakmak istemediğinden, gün doğmadan çıkarlar odadan. Simit alır adam, girişte çay içenlerin yanına çökerler. Şimdiye kadar yedikleri en lezzeti yemektir, yedikleri. Radyoda sabah haberleri. Asayiş şubesince yakalanan hayat kadınları, sevk edildikleri zührevi hastanesinde maruz kaldıkları muameleden şikayetçi oldular...Bir çoğunun bulaşıcı hastalık taşıdığı anlaşılan muayenelerin sonunda....”Şimdi ne yapacağız “ diyen Zöhre'nin sesi böldü haberleri. Adam gururla diklendi “evlenmek için müracaat yapacağız”. Yeni aklına gelmişti, heyecanla ekledi “aldın demi nüfus cüzdanını “ Zöhre yaptığı işten gururlu ”Elbet aldım” sonra bir süre susup, boynu bükük ekledi “demem o ki nasıl ev bulacağız”. Adamsa kendinden emin ”hele bir nikah kıyalım, gerisi kolay, hadi kalk”. El ele çıkarlar koca caddelere. Gürültü başlarını döndürür ilkin, Zöhre'nin midesi bulanır ekzos kokusundan. Sora sora bulurlar nikah dairesini. Müracaatlarını yaparlar. Beklemek gerek. En bol şeydir onlar için vakit. Yürümekten yorulur bacakları, deniz kenarında bir çay bahçesine girerler. Çaylarını yudumlarken, her ikiside kendi düşlerinde. Radyoda öğlen haberleri. Narkotik şubenin son baskınlarda ele geçen uyuşturucu miktarı..... Zöhre'nin sesi ile fark eder yanındaki Zöhre'yi ”pişman mısın” şaşırır adam “neden ne oldu k “. Zöhre'sinin mahzunluğu içini kanatır adamın “Ne bilem suratın hep asıkta” suçluluk duyar adam ”yoo düşünürüm” der gülümsemeye çalışarak. Zöhre hala inanmaz gibi bakar adama ”neyi” der kısık sesle.”İş bulmak için ne yapmalı”. Zöhreninde yüreğine çöreklenir adamın acısı uzanır eline adamın “asma suratını“ der... Der demesine de Zöhre'ninde suratı asılır her nedense. Uzakta gördükleri binaları, koca gemileri, ilk kez gördükleri üstlerinde uçuşan martıları seyrederler suskun. El ele çıkarlar yeniden caddelere. Zöhre ”ne kadar büyük bir su, sen hiç gördü müydün” diye sorar. Görmediğini söylemeye utanır adam “gördüydüm “ der. “Ne zaman” yoldan geçen bir kamyonun kornası böler konuşmalarını, adam cevap verememenin rahatlığı içinde güya kamyoncuya çıkışır. ”Ne var böyle gidecek. Tabakhaneye, bir şey mi yetiştiriyon”. Zöhre'nin yanında ağzına alamaz öyle pis kelimeler. Lokantalardan gelen kokularla daha açıkmış, girerler kapıdan. Yemekleri gelir hemenceçik. Hiç konuşmadan yemeğe başlarlar. Radyoda haberler. Bugün yurdun değişik yerlerinde meydana gelen trafik kazalarında kırk beş ölü, sekse iki yaralı... Adam geldikleri otobüsü düşünüp korkuyla sarsılır. “Savaş gibi” diye geçirir aklından. Zöhre'nin sesi böler düşüncelerini. ”Ağamı bulsak mı” kaza haberleri ile zaten sarsılmış adamın sesine yansır korkusu ”dellenme, daha nikah bile kıymadık”. Zöhre kırgın gibi gelir ekler  "köydekilerden evvel o bizi furur”. Her ikiside kendi düşüncelerine dalarlar.
Cumhurbaşkanımız ihracatın arttırılması için yaptığı konuşmada sanayicilerimize... Yemek bitmiştir. Parayı öder çıkarlar dışarı. ”Ne iş yapabilin ki” diye sorar Zöhre. Adam kendi ile gurur duyar ”ne iş olsa yaparım”. Zöhreyi tatmin etmez adamın sözleri. ”İş hemen bulamazsak, para biterse”. Adamın korkusudur bu, yinede inkar eder ”olmaz öyle şey”.

            Biri adamın kolunu dürtüklemektedir. Başını çevirir adam. Karısının asık yüzünü görür. ”Höst ayı, buyur desen dilin aşınır dimi. ”Alır ayranını eline, geçmişin öfkesi yüreğinde başlar söylenmeye. Niye evlendin ki benle. Ha niye bi desene bakayım. Hadi ben karşı duramadım, ya sen... Senin için gönlü var çobanda derlerdi. Niye almadı seni çoban. Tabii aldı tadını, kızlığını veriverdin değilmi. İyi verirsen ver bana ne sanki, niye almadı seni, çoban artığı bize kaldı. Ah  deli kafam, ah o zaman seni  babanın kapısına komak vardı ama işte... Akıl ah deli akıl nerelerdeydin. Neden utandım sanki, benmiyim ırzına geçen... Yok yok senin suçun yok. Acıdım... Sana acımakla ben yaptım hatayı. Gönder gitsin baba evine. Zöhre'm ölmese, zor alırdım ben seni.... Zöhre gibi karı nerede... Boyu endamı, kokusu bile bir başka Zöhre'nin... Karşısında ayran bardağını bekleyen karısının yüzüne diker gözlerini... Şu surata bak... Gül be kadın gül...Dağlara çevirir başın... “belki yakışır bile “der.

            Bir hamlede bitirir ayranını, kadına uzatır. İki damla akar kadının gözlerinden. Adamın öfkesi iyiden şahlanır. Ne var ağlayacak. Keyfin beyde yok. Bir elin yağda, bir elin balda. Bir salak kocada buldun... Ah kafam ah... Seni göndermek vardı ilk gün... Bindirip atın sırtına, baba evinin önünde iteklemek vardı....Neylersin kader. Boşalan ayran bardağını verir hırs ile... Kadın bardağı götürür bırakır, köşesine büzülür sessizce. Sessizlik ağır gelir adama. Kalkar radyoyu açar. Halk türküleri çalar radyoda...”yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar... Annesinin bir tanesini hor görmesinler” Kadının göz yaşlarının arttığının farkına varmaz adam. Karşı dağları seyre dalmıştır o.

            Ufak bir ev canlanır gözlerinin önünde. Bir oda bir mutfak. Kapıcı olarak girdiği apartmanın en alt katı, güneş görmeyen... Zöhre'si ile koyun koyuna yattıkları rutubetli odanın soğuğunu duymaz her ikiside. Geceleri uyandığında, Zöhre'nin açılmış üstünü örter, sarılır Zöhre'sine, kokusunu çeker ciğerlerine. Her ikiside mutludur. Zöhre'nin tek derdi uzun zamandır neden bebelerinin olmaması. Adamın umurunda değildir bebe.

            Geçim derdi, dertlerin en anası. Zöhre temizliğe gitmeye başlar. Koca şehirde geçim bir ayrı zor. Adamsa boş kaldımı köşede simit satmaya çıkar. Akşamları sarılır uyurlar. İlk konu komşu sormaya başlar Zöhre'ye ”bu aydamı bir şey yok". Zöhre'sinin kendini yatağa çekişinden anlar, öfkesini. Arada bir Zöhre açar derdini “neden olmuyor... Koca bir yedi yıl geçti”. Sarılır Zöhre'sine, ondan gayrısının umurunda olmadığını, onada hissettirmek için. Hemen uykuya dalıverir Zöhre'si. Adam Zöhre'nin abdest bile almadığı düşünür, uyandırmak ister. Yarın sabah, adamdan evvel o kalkacak, doktorun karısına temizliğe gidecek. Kıyamaz adam. Ayaklarının ucuna basarak kalkar, su ısıtmak için... Uyandığında Zöhre'si yok yanında, daha şimdiden özlemiş Zöhre'yi... Zöhre'nin kokusunun sindiği yataktan çıkmak zor gelse de becerip çıkıyor, servise başlıyor hemen. İşi bitince simit satmaya da gitmiyor. Canı sıkkın bugün. Eve gelip radyoyu açıyor. Almanya’nın........ kentinde yaşayan bir Türk ailesi  kendilerine yapılan saldırıdan sonra,Türk konsolosluğunun....... Adam dalar düşüncelere. Zöhre bu çocuk işini kafasına takmakta... Bir doktora götürmeli... Ya hiç bebeleri olmazsa... Aman olmasın diye geçirir içinden.... Komşu kapıcının alaylı soruları soran yüzü canlanır gözlerinde. Öfke sarar bedenini. Kendini dışarı atar. Hiçbir şeyle oyalanamaz nedense. Zöhre'yi doktora götürecek parayı bulmalı biran evvel. Zöhre'nin asık suratını görmek istemiyor. Nede güzel güler güler güldüğünde. İnci misali dişleri... Bir an evvel akşam olsada gelse Zöhre'si... Öğleyi geçerek gelir Zöhre'nin haberi... Camdan düştü. Cenazesini hemen kaldırırlar. Gelen bir iki kişide gider. Adam yalnızdır, ağlayamaz. Boğazında düğümler. Evdeki tek ses radyodur, umutla açar, güzel şeyler duymak adına. Gece haberlerini okur bir kadın. Hükümetin çekilmesi ile yeni hükümet arayışları başladı. Adam Zöhre'sini arıyor. Evde bir boşluk var. Yapış yapış bunaltıcı, kalkıp camı açıyor. Havada yok... Zöhre gelmedi neden? Birden Zöhre'nin parçalanmış bedeni canlanıyor gözlerinin önünde. Abdest bile almadı Zöhre... Mundar gitti. Radyoda  haberler. Trabzon’un son başarılarından sonra şampiyonluk yarışında söz sahibi olduklarını söyleyen teknik direktör

            Bebeleri bile olmadıydı daha... Adam oğlu ile oyunlarda oynayamadı. Kışın kızak yapacaktı, komşu kapıcını oğluna yaptığından güzel olacaktı oğlunun kızağı. Zöhre minik kazaklar örecekti, yeğenlerine ördüklerinden güzel. Doğmamış, doğamamış bebelerini özlemi yüreğinde, Zöhre'nin bir daha hiç gelmeyeceğini ilk kez anlayıp, boğazındaki düğümleri çözüyor adam. Gözlerindeki yaş, Zöhre ile koca şehre ilk geldiklerinde gördükleri, koca sudan fazla akıyor sabaha dek.

             Kaç zaman kaldı, nasıl yaşadı Zöhre'siz hiç bilmiyor adam. Geceleri bir yerlere kıvrılıp yatıyor. Zöhre'nin olmadığı kapılardan giremiyor. Ayakları bilmeden alışkanlıkla aynı mahalleye, aynı apartman önlerine getirse de, uzaklaşıyor hemen. Birileri yırtık pırtık üstüne başına bakıp, ağa oğlu olacağına ihtimal vermeden üç beş kuruş atıyorlar önüne. Yüksünmeden alıyor adam. Zöhre'nin yokluğundan gayrısı yalan. Nedense gözlerini bir hastane odasında açıyor. Başında babası, anası, kardeşleri. Sadece Zöhre  diyebiliyor. Susturuyorlar hemen. Gittiği gibi geri getiriyorlar baba evine. Kendini toplaması zor. Hemen düğün hazırlıklarına başlıyorlar. Adamsa ne olup bittiğinin farkında değil. Neden sonra anlıyor evlendiğini, yanında bir kadın, karın diyorlar.  Aynı odaları paylaşıyorlar uzun süre. Aynı yatağı. Geceleri Zöhre geliyor düşüne, sarılıyor adam. Sarıldığının Zöhre olmadığını sabahları anlıyor.

            Köşede sessiz oturan kadına çeviriyor bakışlarını. Radyoda haberler. Başbakan hazırladığı yeni kabine ile ilğili son kez görüşmek üzere cumhur başkanına çıkıyor bugün...... Millet hükümet arıyor, adamınsa aradığı, biraz huzur. Zöhre'siz huzuru nasıl bulacak, adamda bilmiyor.

            Bir umut, yeni yüzler, yeni insanlar. Karısının suratı asık. Yıkılmış karısını süzüyor adam. Karısının kendini sevmediğini de  biliyor adam. İçin için öfke bile duyuyor. Çobanla evlense dahamı çok  mutlu olurdu. Adamın suskunluğu isyana dönmüş, suskun karısından alıyor Zöhre'nin acısını. Kadın mutsuz, adamsa dertli. Bir yuva burası, içinde bebeler var sıram sıram. İki mutsuz yürek çarpıyor. Kadın suskun, adam öfkeli. Yapış yapış, ağırlaşmış hava.

            Adamın tek istediği gitmek. Gitse belki bulurlar aradıklarını. Kadına hiç sormuyor, ne düşündüğünü. Sabahları bekliyor her ikiside. Sabahları umut yüklü, sabahları barış yüklü. Adam kadına gidelim mi diye sormuyor. Biliyor hadi dese gelir kadın. Hiç sormadan, nereye, neden demeden gelir. Adam gitmenin düşleri içinde. İçindeki korkuları bir yense, düşüverecek yollara. Yollarda dinecek bungunluğu biliyor. Bir gülse şu kadın, sıkıntıları bitiverecek. Öfkesi kabarıyor yeniden. Kadına bakıyor alev saçan gözleri ile. Başlıyor yeniden.

            Ah ne uğursuzsun sen. Her şey senin yüzünden. Daha doğduğun gün başladı uğursuzluğun. Ninem anlatırdı, yedi yıl kıtlık olmuş senin doğumundan sonra. Her yeri kuruttuğun gibi benide kuruttun. İçim öldü. Kim yeşertecek beni. Alıp başımı gideceğim bir gün haberin olsun. Kadın soran bakışlarını çevirdi adama, bakışlarında korku... Adam kızgın, adam öfkeli, baktığını görmez öfke ile. Ne o sevindin mi, yok öyle, seni gebertmeden gitmek yok. Kadın rahatlamış, kaçırır bakışlarını. Adam  hala konuşmakta. Sen mezara ben yaşama. Dış kapı çalmasa adam daha konuşacak. Çalan kapı ile irkiliyor her ikiside. Yenileniyor kapı sesi, adam ”kalk aç kim ola ki” diye toparlanıyor. Kadının çıkarken açık bıraktığı kapıdan başını uzatıyor. Gelen muhtar. Gülümsemeye çalışıyor. ”Geç buyur otur, hayırdır, sen bu evin yolunu bilir miydin” diyor laf olsun diye, muhtara yer gösterirken. Muhtarda aynı pişkinlikle cevaplıyor soruyu. ”Biliriz evlat bilirizde, iş güç işte ne yaparsın”. Adam esasını öğrenmek ister bu gelişin ”hayırdır emmi” muhtar bakışlarını kaçırır cevap verirken. ”Pek hayır değil evlat” adam sormaya korkar, muhtarda sorsun diye bekler. Uzun süren bir sessizlikten sonra muhtar ”evlat araziler bitti, yeni yapılacak barajla sular altında kalacak kalan arazilerde, geç olmadan gitmek gerek. Sen hala gidip arazinin parasını almadın” adamın canı sıkkın ”alırım daha var” der. Muhtarsa hüzün çökmüş sesi ile ”yok evlat,yok. Köyde neredeyse kimse kalmadı, sen daha nereye gideceğine karar vermedin. Köy dağıldı. Çoğu koca şehre göçtü bile”. Adam dinlemiyor artık. Koca şehre son gidişindeki umutları canlanıyor yeniden gözlerinde. Bahar sabahları düşlemişti Zöhre ile, üşümüş bir kıştı karşılayan. Birden titredi adam. Konuşacak ne var. Radyoda haberler. Sanayii odası başkanının bir an önce hükümet kurulmasını, aksi taktirde ele geçen fırsatların değerlendirilemeyeceğini söylemesi üzerine. Muhtar ayağa kalkıyor ”Hadi evlat bana eyvallah” yerinden kalkamıyor adam, karısı muhtarla çıkıyor. Adam, kararmaya yüz tutan dağlara dikiyor gözlerini, yarınlardan umudu yok ki nereye gitsin. Buradan ne farkı olacak gittiği yerlerin, içindeki kara bulutlarımı sürükleyecek peşi sıra.

            Gecenin indiğini, karısının yer yataklarını yapışından anlıyor. Yatma saati. Uykusu yok adamın, yorgunda değil, yinede yatmak gerek. Yanındaki can nefes alıp veriyor düzenli, yanında yatan sanki Zöhre'si. Kadın kımıldayıp adama sokuluyor, adamda yan dönüyor kadına. Sarılıyor beline, sanki Zöhre'nin beli, incecik. Kadın düşler içinde, çobanı kaval çalıyor düşünde. Uzanıp dokunuvermek istiyor kadın. Uzanıp öpüvermek. Uyandığında kocası var üstünde. İçinde çobanın özlemi bekliyor kadın. Çobanın düşünü kuruyor. Adam yana kayıyor, nefes alıp vermeside düzene giriyor hemen. Su koymak lazım ocağa. Kollarındakinin Zöhre olmadığını anlıyor, derin bir iç geçirip ardını dönüyor. Zöhre'side almamıştı abdest.

            Sabah horoz sesleri ile başlıyor, sofra hazır, çocukların sesleri odada. Adamsa halsiz, kızacak bağıracak gücü bile yok. Yer sofralarına oturuyorlar. Birden kadın  öksürmeye başlıyor, morarıyor yüzü, adam taş kesiliyor, ilk kez kadına bir şey olmasından korkuyor.  Kalkıp sırtına vurmayı düşünse de, kımıldayamıyor. Düşüyor kadın. Kimseleri yok gelecek. Cenazeyi yetiştiriyorlar ikindiye.

            Adam çocukları ile göçüyor koca şehre. Asık suratta yok artık. Kızacak suçlayacakta kimse kalmadı. Çocuklar yumak olmuş uykuya dalmış. Radyoda haberler... Köyünde yıldırım düşen köylü... Biliyor kendinden bahsediyorlar, başına yıldırım düşen adam, evi yıkılan tarumar olan adam. Büyük şehirlere son yıllarda olan göçlerin sebepleri üzerine son yapılan araştırmada.... Adam irkiliyor. Ne göçü, kim istedi gitmeyi, ilk Zöhre'si ile çıktı göçe döndü. Arada bir asık suratı gitmekle tehdit etsede hep korktu yüreği, hep titredi. Bir kez gitmişti korkak ürkek... Zöhre'de abdestsiz gitmişti, cehennemdeydi Zöhre. Asık surat abdestliydi. Abdest almış mıydı... Oda cehennemde olabilirmiydi... Yoksa almadımıydı... Her ikisi içinde sızladı yüreği. Düşünmek istemiyordu, haberleri dinlemeye koyuldu... Hükümet arayışlarına devam eden... Hiç kimse aradığını bulamıyordu ki o bulsun. Ne hayallerle çıkıyorsun, ne kırık dökük dönüyorsun. Asık suratta yok artık. Adam kime bağıracak, kime boşalacak, Zöhre niyetine yattığı asık suratı ilk kez özlüyor. Çocuk esirgeme kurumuna yapılan bağışlar... Evet çocuklar, ilk kez görüyormuşçasına bakıyor. Kim bakacak onlara. Önlerine aşlarını kim koyacak. Hemen evde bulamayacaklar, çocukların suçu ne? Neydi bu başına gelenler.... Kulakları nasılda çınlıyordu. Otobüs hırıltılarla durur, bir kadın biner otobüse. Evet işte geldi asık surat, adamın içinde bir sevinç. Ellerine sarılır kadının. Gülme be kadın gülme. Olduğun gibi ol. Ne yapalım buda kader, asık yüzüne bile razıyım. Adam anlayamaz asık surata neler oluyor, neden kaçmaya çalışıyor. Yapma be kadın, bilirim bunca yıl iyi günümüzde oldu, kötüde. Hiç ayrılmadık biz. Hatırla koca şehre ilk gittiğimizden bu yana azmı çektik. Hani sen düştüydün, yüzün gözün parçalandıydı. Bu yüzdendi asık yüzün. Bilirim, olsun, gülme, ben razıyım. Birileri tutar adamı. Şaşkındır adam. Ne oluyor? Bırakın, karım benim, çocuklarımın anası... Bizim hiç çocuğumuz olmadı ki.... Allah vermedi ne suçu var onun... Yüzü gülmez bilirim, kızarım, ama karım o benim, olmayan bebelerin anası. Kim bakar bize.... En çokta Gülsüm'ün kocasına kızarım. Zeytin para getirir, malı götüren damatlar. Babam yaktı beni, beni yakan ateşin kibritini ilk o çaktı. Bilirmisin, asık suratı başıma saranda babam... Ama olsun... Karım o benim.

            İlk durağa kadar bir daha durmadı otobüs. Adam öfkeli, neden yanına gelmiyor asık surat. Hem o yanındaki adam kim, çoban mı. Öldürmeli o haini. Bu tanımadığı adamlar neden başında dikiliyor böyle? Asık surat neden kendi yanına değil de, o tanımadığı adamın yanına oturdu... Niye böyle korkak bakışı? Zar zor zaptediyorlar adamı. Çocuklar ağlıyor. Anlamıyorlar... Babaları ne yapıyor öyle. Çocuklarla, adamı bir  ambulansa  atıp götürüyorlar. Otobüs hareket ediyor yeniden. Radyoda haberler. Güneşteki patlamalarla değişen hava şartları... Dinleyen yok yolcular fısıldaşıyor. Şoför, vites değiştiriyor, yorgun motorun uğultuları geliyor içeri. Haberler devam ediyor...... özetler..... Hükümet arayışları devam ediyor. Çare bekleyen sorunlar.......