HAK MI HUKUK MU


            Emekliyim ben. Kızımsa avukat. Sanki ona oku da avukat ol diyen olmuş gibi avukat oluyor, ne aptallık. Elli kere anlattım, neden avukat olmaması gerektiğini, anlamadı. Hep aynı laflar, hukuk devleti.! Hah sanki önemli, hani nerede, kim kaybetmişte biz bulmuşuz. Ben olmasam bu bizimkinin bir şey becereceği yok ama bilmez anlamaz bile garibim. Hep davaları kendi kazanır sanır, bırak öyle bilsin, yalandan kime ne olmuş.

            Fazla okuyamadım ben. Biran önce hayata atılmam gerekti. Bende öyle yaptım. Küçük bir devlet memuru olarak başladım göreve. Rahmetli babamın ölümüne kadarda böyle sürdü. Babacığımın ölümü ilede hemen paylaşıldı miras. Devlet memuru olarak çalışan bir ben vardım ailede. Diğerlerinin durumu benden iyi. Babamsa bana  iyilik olsun diye, sahip olduğu büroyu bana bırakıyor.

            Anlatacaklarımda, ne Osmanlının son dönemleri, nede cumhuriyetin ilk yılları. Yakın tarihimizle ilgili hepsi. Tüm yaşamım değişiyor kalan mirasla. Yo önce şu ön yargıyı bırakın. Hemencecik rahata konmuyorum. Öyle yağma yok. Uzun zaman geçiyor aklımın başıma gelmesi için. İsterseniz başından başlıyayım.

            Rahmetliden kalan maaş sevindiriyor bizi, kolay değil tek maaşla çocuk okutmak. Kızım lisede o yıllarda, bende okusun istiyorum. Benim gibi küçük bir memur kalmasın. Bütün arzumda  bu, o sıralar. Çok sonraları pişman olsam da o zamanki duygularım bunlar. Evet cancağızım, bizde aynen sizin yapacağınız şeyi yaptık, büroyu kiraya verdik. Umudumuz elimize üç beş kuruş fazla geçsin. Kazın ayağının hiçte öyle olmadığını anlamamızda uzun sürmüyor.

            İlk kiracım bir muhasebeci. Ağzı iyi laf yapıyor adamın. Büroyu tutmaya da oğlu ile geliyor.  Üç aşağı beş yukarı anlaşıyoruz da. Kontrat yapıyoruz. En kötü şey bilmemezlik. Berbat  bir şey herkesi kendin gibi görmek. Başına olmadık işler açıyor, bende bilmiyorum o sıralar. Adam, iki ay muntazam yatırıyor kirayı. Üçünçü aydan sonra başlıyor aksamalar. Kontrat gereği, kirayı bankaya yatıracak. Her ay günde üç beş gide gele kirayı zar zor yatırır. On beş gün geçmez yeni kiranın günü gelir, adam yine yatırmaz. Bir koşturmaca daha başlar. Sonunda o yılı bitireceğiz. Bende kararlıyım ki kontratı yenilemeyeceğim. O son ayın kirasını hepten yatırmaz . Bende gide gele helak olmuşum, yol param alacak kiramı geçmiş. Gurur meselesi, kirayı almam gerek. Ne mümkün, adamı koyduysan bul. Çaresiz, adamı dava etmenin çözüm olduğunu düşünüp, açıyorum davamı. Dava kağıdını aldığı gün az bir şey yatırıyor hesaba. Dava günü iki ay sonraya veriliyor, çaresiz bekliyoruz. Dava günü gözümü kırpmamışım, heyecanla giyinip çıkıyorum, tüm gece söyleyeceklerimin de provasını yapmışım, mahkemeye gidiyoruz ki bizim muhasebeci gelmemiş.  Hakim davetiye çıkarılmasına karar veriyor.  Bir iki ay daha geçiyor. Adam itiraz ediyor parayı yatırdım diye.

            Hakim bankadan dekont istiyor, cevabın gelmesi gerek.  Bekliyoruz. Bankanın dekontu göndermesi ise bir iki ay sürüyor. Sonunda tesadüfen, olacak ya bankanın gönderdiği dekontlar kayboluyor. Bu kez dekontların bulunması için yazılar yazılıyor dört bir yana. Bense, banka müdürüne yalvarıyorum, bir dekont daha yazın diye.  Olmaz diyorlar, bankanın şerefi söz konusuymuş. Sonunda üç beş ay sonra dekontlar bulunuyor. Bu arada, kontrat bittiğinden zamlı kira söz konusu. Hakim işin içinden çıkamıyor, adamın ne yatırdığı meçhul. Her hafta para yatırmış, artık eline ne geçtiyse. Tüm yatırılan parayı toplayıp ne kadar yatırdığını anlayana kadar hakim ne için topladığını unutuyor. Sonunda dosyanın yeniden incelenmesi için bir başka güne talikine karar veriliyor.  O güne kadarda üç beş ay geçiyor. Bizse kiraya güvenip açılmışız. Alacaklılar kapıda. İlk duruşmada bir başka hakim atanıyor. Yeni gelende bir başka güne atıyor duruşmayı. Öyle böyle derken adli tatil giriyor araya. Bizse kira almayalı neredeyse iki yıl oluyor. Bu arada muhasebecimiz, yeni bir araba alıyor. Yeni bir ev aldığını söyleyenlerde var, aldırmıyorum. Kazanıyor ki alıyor. Allah daha çok versin. Versin de, birde bizim kirayı ödese, daha candan dua edeceğiz. Sonunda bizim muhasebecinin, büronun dar gelmesi bahanesi ile çıktığını duyup rahat bir nefes alıyoruz. Bela gitti ya yeter, kira alacak davamız sürüyor nasıl olsa. Hemen yeni bir kiracı buluyoruz. Bu sefer daha iyi şartlar. Önce depozito alıyorum. Ardından çek. Aldığım parayı biriken  borçlara yatırıyoruz. Rahat bir nefes alıyorum. Yine bir iki ay sorun yok, ödüyor adam. Derken birden biriken elektrik su parasından büronun elektriği ve suyu kesiliyor. Çıkan kiracı, nasıl olsa çıkacağım diye son ayların  elektrik, su faturalarını hiç ödememiş. Kiracı şikayetçi. Çıkacağım  diye tutturuyor. Bense korkuyorum, aman çıkarsa nereden bulacağım böyle adamı. Zar zor borç bulup eski kiracının borçlarını ödüyorum. Öfkemden yanıma varılmıyor. Hemen bir alacak davası daha açıyorum eski kiracıma. Öfkem geçti geçmedi bir mahkeme kağıdı alıyorum. Benim muhasebeci beni dava etmiş. Kiraları ödediği halde, hakkında dava açarak, kendini küçük düşürmüşüm. Tazminat istiyor. Bizim dava üçe çıkıyor. Aldırmıyorum, bizim davalar sürüyor.

            Çok geçmiyor benim iyi kiracınında işleri bozuluyor. Adam ağlamaklı. Üzülüyorum. Süre istiyor, geciken süre için faiz bile vermeyi teklif ediyor. Düşmez kalkmaz bir Allah deyip istediği süreyi de veriyoruz. Aradan üç beş ay geçiyor, bizim kiracıdan ses seda yok. Bir gün erkenden gidiyorum, kapalı büro. Öğleye kadar büronun etrafında dolanıyorum gelen giden yok.. Sonunda hanın çaycısı anlatıyor olanları... Bizim iyi kiracı, bir banka müdürü ile bir olmuş bankayı dolandırmışlar. İkiside kaçmış. İçerde eşyaları varmış. İçimde bir umut doğuyor. Kötü adam değil kiracım, söylenenler laf olabilir. İçerdeki eşyalara el koyup, alamadığım kiraları alabilirim umudundayım. Hanın çaycısı ve kapıcısı bir olup kırıyoruz kapıyı. Masa sandalye bir iki ıvır zıvır var içeride. Hemende müşteri çıkıyor satıyoruz. Kirayı karşılamıyor ama olsun. Bir kiracı bulmamda uzun sürmüyor. Bu kez işi daha ciddi tutup depozito, çek dışında kefilde alıyorum. Fazla geçmiyor ki, benim iyi kiracının bana dava açtığını öğreniyorum. İçerdeki eşyanın bir değerini çıkarmış ki o kadar olur. Sanırsınki içerisi altın döşenmiş. Bürodaki malzemenin değeri benim kira alacağımın üç misli. Bende öğrendim dava açıyorum. Oldum mu sana suçlu. Utançtanda ölüyorum. O beni haneye tecavüzden dava ediyor, ben onu dolandırıcılıktan. Bizim dava adedimizde oluyor mu altı.

             Kızım liseyi bitirdi o yıl. Üniversite sınavlarına girecek. Masrafı arttı. Kurslara gitmesi lazım. Tutturdu mu avukat olacağım diye. Vazgeçirmeye çalışıyorum, anlamaz. Neyse son dava için avukat tutmak farz oldu. Bu sefer şaka değil haneye tecavüzle suçlanıyoruz. Hesaplamışım büronun bir kuruşu girmemiş boğazımıza. Hep davalara gitmiş alacak. Üçünçü kiracıyı da  bir yığın  masrafla bir sene sonra  ancak çıkarıyoruz.

            Son kiracımda  akıllandım ya işi daha sıkı tutuyorum. Depozito, kefil, çek dışında açıktan senette alıyorum. Gerçi adamın itirazsız her istediğimi vermesinden kuşkulanmıştım da. Derken yine bir kuruş alamadan, bin bir zararla gidiyor bu kiracımda. Önce bir iki ay ödüyorlar Allah var. Sonra davalar başlıyor. Ben onları, onlar beni dava ediyor. Uzun uğraşlar mahkemeler başladı mı rahatlıyor kiracı kısmı. Bu daha beter. Bu sefer birikmiş aidat, elektrik, su borçları da biniyor alacağın üzerine. Çıkarken de yıkıp döküyor. Hadi tespit davası, hadi alacak davası derken her çıkan kiracı ile üç beş davamız var. Sonunda evin geçim masrafından fazla tutmaya başlıyor, kiracıların masrafı. Hep bir umut, belki bu sefer... Mahkeme kapılarına da alışıyoruz. Yeni kiracılar geliyor, bende her geçen gün kira mevzuatını öğreniyorum.

            Allah kimseyi bu ülkede mülk sahibi yapmasın kardeşim. Başına gelmeyen bilmez. Oysa tüm hayalim, kira ile evin geçimine biraz katkı, nerede. Üstüne para veriyorsun farkında olmadan. İş iyice inada biniyor, çıkarıyorsun ama neye yarar. Borçları ödemek kiracının oturmasından beter. Vazgeçsek kira gelirinden daha rahat edeçeğiz. En azından kafamız dinç olacak. Ama bir kere şeytanlık girmiş kanımıza olmuyor. Hemen yeni kiracılar çalmaya başlıyor kapımızı. Birilerinin bir şey istemesinden gururdan mı artık neden bilemem, onca karara rağmen olur deyiveriyorsun. Hay dilim tutulaydı ya. Veremeseydim diyorsun ama nafile. İş işten geçmiş. Bir kere onu bilir onu söylerim, kanunlar kiracıdan yana. Kiralayanın zengin olduğu, ihtiyacının olmadığı gibi bir kanı var nedense... Kimse kalanın mirastan kaldığını düşündüğü yok. Bir kere kiracın, kirayı ödemezse ihbar çekmek zorundasın. On beş gün sonra eline geçer kiracının. Yine  kirayı ödemezse ikinci bir ihbar çekmek zorundasın. Genelde de birikmiş kirayı ödemekte, kiracıya zul gelir. Ve ancak ondan sonra, kirayı ödememişse, tahliye davası açabilirsin. Bu arada üç ay geçmiş olur... Adettendir, davanın ilk  duruşmasına gelmez  kiracı kısmı. İki üç ayda öyle geçer. Bu arada bir ay kira ödese duruşma düşer. İşi sağlama almak istiyorsan, her ay için bir dava açman gerek. Senin alacağın beş aylık birikmiştir kimin umurunda. Süre doldu hemen sevinme kiracı çıkacak diye de umma. Enflasyonun çok altında kaldı kiran, atabilirsen ne mutlu. Hadi diyelim ki attın, bu daha beter. Yeni kiracıya alışmakta zor. İki ay kira sonra yeniden ihtarlar davalar, duruşmaya gelmemeler. Tahliye taahhüdü al dediler bir sefer onu da denedik. Bir şey değişmedi. Tahliye taahhüdünü bir ay geçmeden icraya koyman gerek. Tutki koydun, bu sefer adam kaçar. Tebligat yapamazsın. Yakalanıncaya kadar süre geçer. Sonunda adam itiraz eder, imza benim değil diye. Noterden tasdikli imza sirkülerini dosyaya koymuşsun, olsun fark etmez. Benim değil diyor adam, hadi bakalım incelemeye. Tüm imzalar incelemede. Her ay geciken kiran için iki ihtar çekip dava açmak zorundasın. Atlarsan o ay ki kira alacağın güme gitti demektir. Davalar yığılır kalır.

            Ben o yıl emekli oldum. Artık işim gücüm kiracı davalarıma girmek. Kısa sürede tanıdı beni adliye. Hakimi savcısı, çaycısı. Adliyenin demirbaşı gibi oldum. Bazen hakimlerle fikir alışverişinde bulunduğum bile oluyor. Bu hukuk dediklerinin ne olduğunu, kimin tarafından sağlandığını hala anlamış değilim. Gittikçe işi kavradım. Fakir fukaramı ararsın ülkede. Adamın  avukat tutacak parası yok, akıl sormaya geliyor. Önceleri yardım ediyordum, sırf iyilik olsun diye. Dilekçelerini yazıyorum, harçlarını yatırıyorum, hatta  kısa bir süre sonraya gün bile alıveriyorum. Eh o kadar hatırımız sayılıyor. Zamanla kira işi olanlarda beni bulmaya başlıyor. Bir iki kuruş bile kazanıyorum. Ben bu işe para için girmediğimden, kendimi toparlamamda zaman alıyor. Kira davaları açıyorum artık. İyide kazanıyorum.

            Derken efendim, kiracının en belalısına da o yıllarda rastlıyorum. Bunun yanında eski kiracılarımı mumla arıyorum . Adam belamı bela. Kira ödemez. Eh hadi ona alıştık, davalar açıldı yeniden karşılıklı, oda tamam. Bir kez kira alacağım için kapısına gidecek oldum, dövmekten beter etti beni. Ne oldu nasıl olduysa faizler artıverdi o yıl. Hesapladım kira aldığım falan yok, büroyu satsam, faize versem, faiz geliri ile neredeyse bir büro daha alırım. Allah korusun... Neyse büroyu satmaya zar zor karar veriyorum. Nede olsa baba yadiğarı. Bizede hep kötü kiracı düşecek her hal  deyip karar vermemi kolaylaştırıyorum. Sonunda alıcılar büroyu görmek istiyor. Büroyu gösterebilmek ne mümkün. Adam geleni kovalıyor. En iyisinin bir emlakçı kanalı ile satmak olduğuna karar veriyorum. Büro hemen satılıverecek gibi, emlâkçi ile pazarlık yapmaya başlıyoruz. Sonunda benden daha az bir bedel almaya razı ediyorum emlakçıyı. Bu seferde büroyu göstermek için mahkeme kağıdı almamız gerekiyor. Artık yavaştanda olsa adliye mensubuyuz ya, hemen alıyoruz kağıdı. Kardeşim bu devirde arkan olmazsa zor. Zamanla avukatların davalarını bile ben açmaya başladım. Koca avukat dava açmaya vakti yok. Yanlarına aldıkları çocuklarda işi öğrenene kadar, üç beş kuruşa ben açıveriyorum. İyide para kazanıyorum. Neyse cancağızım. Bizim bela yüzünden kimse büroyu almaya razı değil. Bende tek beladan kurtulayım fiyatı kırdıkça kırmışım, neredeyse alana üste para vereceğim. Gel gelelim satmak mümkün değil. Büroyu almaya gelenlere şekil çiziyorum. Alıcılar kızıyor, nerede görülmüş adam haklı, para verecek, görmek istiyor. Bir alt katı gösteriyoruz, adam alıcı oluyor. Ertesi gün parayı getirecek tapuda işlemleri yapacağız. Evde bayram havası. Erkenden gidiyorum tapuya. Tapucuyu da tanıyorum. Kiracıları ile davalı, bir iki işini yaptım adamın. Ayakta karşılıyor beni. Öğleye kadar bekliyoruz, gelmiyor alıcı, bense meraktayım. Vazmı geçti? Akşam oluyor yok adam. Çaresiz dönüyorum eve. Gece haber çıkıyor alıcıdan. Adam hastanedeymiş. Benim azgın kiracı, gelişmeleri yakından izliyor. Adamı sıkıştırmış ”utanmıyor musun, vereceğin paranın üç misli eder orası” deyip dövmüş bizim alıcıyı. Adamın kafa tası çatlamış hastahanede yatıyormuş. İş güzar. Sana ne lan benim alacağım paradan. Çok biliyorsan hak hukuk diyorsan, birikmiş kiranı öde. Demek var ama, biraz yürek ister. Ben devlet memuruyum beyim bendede o yürek yok. Yıllarca kendi gölgemden korkmuşum ben. Neyse cancağızım, günler geçiyor, benim azgın kiracıya korku belasına davada açamıyorum. Allah bin kere razı olsun, bir gün hiç ummadığım düşünü görsem hayra yormayacağım bir olay oldu. Allah iyi kulun her daim yardımcısı.

            Eski kiracılarımın hangisi için bilmiyorum, adliyedeyim. Bir tutuklu getirdiler sırasını bekliyor. İri yarı biri. Adam öldürmüş dediler. Ufaktan belli etmeden jandarmaların konuşmalarına dinliyorum. Bizim iri yarı adını bile bilmediğim katil sigara istedi, vermedi jandarmalar. Ben oldum olası yufka yürekliyimdir. Hele sigarasızlığa hiç dayanamam. Uzattım, aldı. Bir iki sigara içtik sessiz. Sonra benimle konuşmak vefa borcuymuş gibi ”senin derdin ne” diye sordu. Bende dert mi ararsın başladım anlatmaya. Aman ne doluymuşum kardeşim bitirmem bir saat sürdü. Bizim katil “hiç boşa yoruluyon buralarda” demezmi. Şaşırdım. Nerede yorulacamki başka. Burası hak kapısı değilmi. ”Sıcak sularda Rıza var git bul, kime sorsan gösterir. Benim selamımı söyle halleder”. Tam o sıra adamın adı okunmuş jandarmalar ite kaka  kaldırıyorlar adamı. Sesleniyorum ardından. ”Hem şerim adın neki” zar zor anlıyorum ”Yedi Bela Hüsnü” dediğini.

            O günden sonra kendimle bir savaş başlatıyorum. Bir türlü gidip gitmemenin kararını veremiyorum. Bu Rıza nasıl bir adam ki benim işimi halledecek. Koca devletin mahkemeleri bir çözüm bulamamış. Sonunda hiç değilse yedi belanın  selamını iletmek için olsun  deyip gidiyorum. Sorduğum ilk insan oturduğu kahveyi gösteriyor. Korkuyorum. İkinci sorduğum eçiş bücüş birini gösteriyor. Rıza diye sokuluyorum yanına. ”Rıza sen misin kardeş”. Bakışları şaşı hepten bir titreme alıyor beni. Nereye baktığı belli değil ki adamın. ”Benim ne olacak” diye dikleniyor. ”Hiç “ diyorum sesimi ben bile zor duyarak. ”Yedi Bela Hüsnünün selamını getirdim de” Adam naraya benzer bir ses çıkarıyor ”Vay hemşerim, Hüsnümüm selamı başım üstüne” diyor. Yanındakiler yer açıyor. Yanına oturtuyor. ”Nereden tanın Hüsnüyü” diyor. “Adliyeden“ diyorum. Gözlerini kısıp bakıyor "ne iş yaparsın” hepten korku basıyor ”iş takip ederim“ diyorum ürkek. Çay söylüyor, oradan buradan konuşuyoruz. Bir el hareketi yapıyor birer ikişer dağılıyor yanımızdakiler. ”Söyle şimdi, beni neden ararsın” diyor. Anlatıyorum olanları. Neden aradığımı bende bilmiyorum ki. Akıllı adam hemen anlıyor derdimi. ”İlahi bende önemli bir iş sandıydım  kim bu kiracın” anlatıyorum sessizce dinliyor. ”İşini olmuş bil” diyor. Korkak, ürkek borcumu soruyorum. Kızıyor. ”Hüsnümün  selamını getirenin ufak bir işini halletmekle, para almak bana yakışmaz” diyor. Çıkıyorum kahveden. Hiç umudum yok ya belki?

            Derken efendim, iki üç gün geçmemişti aradan bizim azılı kiracı geldi bir gün eve. Önce korktum Allah var niye saklayayım. Maraza çıkaracak sandım. İçeri girmesi ile ellerime sarılması bir oldu. ”Vay abiciğim, neden böyle oldu, ver o mübarek ellerini öpeyim, biz ettik sen etme“ demekte. Ben hala korkuyorum ne diyor  bu adam. Sonradan öğreniyorum. Bizim Rıza bu işi yapan mafya imiş. Benim azılı kiracıyı bulup bir güzel benzetmişler. Adam getirmiş kira borçlarını, hem de banka faizi ile bir güzel hesaplamış, birde sıkıntı yarattığı için ek bir miktarla koymuş üstüne almış borcunu gelmiş. Ev halkı yüzüme anlamsız bakıyor, bense paralara.

            Rızaya teşekküre gidiyorum. Önemsemiyor. ”Bizim işimiz bu “diyor. Bense hala saf saf ”Ah Rıza bey kardeşim bir bilsen bu millet kiracıdan yılmış durumda” deyiveriyorum. “iyi sen getir paraları kırışırız “diyor. Hala anlamıyorum “nasıl” diyede soruveriyorum. Rızanında sabrı var elbet ”Babalık safmısın sen, getir senin gibileri, mahkeme mahkeme dolaşacaklarına  ben hallederim, sende al, bende” diyor. Bende hepten afallamış olmalıyım ki ”olurmuki” diyorum. ”Neden olmasın, sana kalsa bu kiracını zor atardın” diyor. Hak veriyorum. Azılı kiracımın yüzü geliyor gözümün önüne.

            Artık dava açmıyorum. Rıza ile ortak müşteri bekliyorum. İlk müşterilerimin memnuniyeti çabuk duyuluyor. Kira sıkıntım bitmiş, yeni komisyon işinden de iyi kazanıyorum, keyfime diyecek yok.

            Yıllar çabucak geçiveriyor. Kızım avukatlık sıtajınıda bitiriveriyor. Amacı serbest çalışmak. Tüm yeni üniversite bitirmişlerin telaşı kanında, büyük işler başaracak. Hayalleri var kıyamıyorum. Öyle toy, öyle acemiki kıyamıyorum. Yanındayım. Önceleri boşanma, tahliye gibi ufak davalar geliyor, bürosunun kirası bile benim sırtımda. Kızımsa gittikçe umudunu yitirmekte. Kızım benim sadece dava açarak büyük paralar kazandığımı sandığı için daha fazla üzülmekte.

            Derken cancağızım iyi giyimli, iyi besili, ağzında purosu, elinde tespihi, hiç tanımadığımız biri giriveriyor bir gün içeri... ”Yokmu avukat bey”. Kızımın adı Fikret, herkes onu erkek diye düşünür nedense. ”Yok, birazdan gelir siz buyurun” diyorum. Fikret 'in bayan olduğunundan hiç söz etmiyorum. Her zaman yaptığım gibi çay söylüyorum. Adam höpürdete höpürdete çayını içiyor.”Hayırdır ne işiniz vardı avukatla” diye soruyorum. ”Sorma kardeş, toprak anlaşmazlığı sıkmayayım” deyip geçiştirmeye calışsada ”yo” diyorum adamı konuşturmak için. Adam dertliymiş başlıyor anlatmaya. Öyle karışık ki, bunun işinden değil bizim kız Rıza bile zor çıkar. Adama bir şey demiyorum elbet  "tam yerine geldin bizim avukat tam bu işlerin piri” diyorum düşündüklerimin aksine. Adam dava kazanmış gibi hevesleniyor ”deme alla sen, bende akıl sormaya girdimdi” diye itiraf ediveriyor. Tüm pişkinliğimle ”iyi olacak hastanın ayağına doktor gelirmiş” diyorum. Adamsa hepten heveslenip, ”neyin nesi bu avukat bey” diye soruyor. Bense ”kim demiş erkek diye küskün, kırgın alınmış soruyorum. Adam boş bulunup ”karımı yosam” bense tüm öfkemle ekliyorum ”senin bildiğin karılardan değil bir afet geçen milletvekili geldi de akıl aldı" diye ekliyorum. Yüzümde de adamı ayıplayan bir ifade. ” Deme yav” diye hayretini ifade ediyor bizimkisi. Bense oynadığım oyuna devam edip ”Valla öyle” diyorum. Adam benim bir kadının yanında çalışmamı hala hazmedemediğinden olacak soruyor ”sen ne iş yapıyon” aklınca bana, karı kısmı kadar bilemi aklın yok demeye getiriyor. “ben ayakçıyım” diyorum. ”Öyle çok dava gelir ki, açmaya yetişemez zavallım, ben davalarını açarım. Adam hepten bu işe şaşıp “o kadar çok demek” diye bir kez daha duymak istiyor, tesadüfen geldiği avukatın, ne büyük bir avukat olduğunu. Bense bastırıyorum ”Sen ne diyon hemşerim dava açsa sabahtan akşama bitmez işi” bende adam gibi konuşuyorum ki bizi yakın bilip dava versin. ”İyi iyi hele o dürzü Mustafa gelsin görsün. Sen gel senelerdir ekilen biçilen yere sahap çık heç olacak işmi” deyip  sır gibi sakladığı davasını ağzından kaçırıveriyor. ”Zaman kötü oldu” deyip çay söyleme bahanesi ile dışarı çıkıyorum tam o sıra hana giriyor kızım. Yanımdan geçerken ”içerde müşteri var, geri çevirme, benimde baban olduğumu söyleme“ diyorum. Anlamıyor, benim saf kızım. Az aklıda karışıyor. Nerden kimden duymuş, gibi anlamsız sorularla içeri giriyor... İşi bozmamak için biraz oyalanıyorsam da aklım içerde. Dayanamayıp girdiğimde benim saf kızım, davanın zorluğunu anlatmakta, adamsa çaydı çayacak. Göz kırpıyorum adama. Birden canlanıyor adam. Kadının çok para istediği için davayı almadığını düşünüp “Para önemli değil, hem de hiç değil, koca Haşmet ağanın onuru, gururu var ortada” deyip fiyatı artırmakta. Benim safsa ”Para değil anlatmak istemem” deyip davanın ne kadar uzun süreceğinden tutta adamın bu işten cayması için elinden geleni ardına komadan, neredeyse adama yalvarıyor. Saf bu saf, sana ne sen al paranı ne kadar sürerse sürsün. Kızım bir ara çalan telefona dalıyor. Adamla göz göze geliyoruz. Adam umarsız  “ne olacak” diye soruyor gözleri ile. Bense bastırması için işaretimi çakıyorum. “Evet ne demiştim” diye başlıyor benim saf. Adamsa davayı almayacağı korkusu içinde, bir demet para çıkarıyor cebinden atıyor masaya. Benim saf ömründe o kadar para görmedi ki mal mal bakıyor paraya. Sessizliği adam, parayı azımsadı sanarak bir demet daha çıkarıyor. Benim saf kekeme oldu sonunda. ”Ama.... ama ... bu çok" demesine kalmadan, adam çek defterini çıkarıyor. ”Ben onu bunu bilmem iş senin” benim safsa hala aymadı. ”Ama... kazanamayız davayı” diyor. Adamsa işi küçümsediğinden böyle dediğini düşünmüş olmalı ki yazıyor çeki. ”Tamam avukat beyim bu iş bitti, yüzümü kara etme”. Kızım paranın çokluğundan nutku tutulmuş şaşkın, adamın gidişini bile fark etmiyor. Benden umut bekleyen gözlerini çeviriyor yüzüme. ”Ama baba “ diyor ağlamaklı bir suç işlemiş gibi.

            “Al kızım adam senin bakmanı istiyor davaya, al nene gerek söyledin kazanamayız diye” hiç anlamıyor benim saf. Bendende şüphe etmiyor, aklında hep aynı soru ”kimden duydu benim methimi”. İnsanlar bir garip cancağızım. Benimkisi akıl bile edemiyor, o güne dek hiç dava kazanamadığını .. durmadan düşünüyor. Hiç sesimi çıkarmıyorum.

            Dava açılıyor. Bizim ağa sık sık uğruyor, gelişmeleri takip ediyor. Karşı tarafta boş durmamış bir avukatta o tutmuş. Bu arada benim durumum adliyede bir başka güçlü, müşterilerimin arasında avukatlar bile var. Onlarla pazarlık ediyoruz, aldıklarının yarısı benim. Rızanın da can dostuyum artık. Onca müşteriyi rüyasında görse inanmaz. İşler bir açıldı, bir açıldı sorma gitsin. Her geçen gün yeni elemanlar alıyoruz. Bizim işe girmekse devlet sınavlarından zor. Önce biri tavsiye edecek, ağzının sıkı olması, güçlü kuvvetli olman hatta karate, judo bilmen şart. Elin silah tutacak, çevik olacaksın, birde ek olarak çirkin ürkütücü bir suratın olacak. Neyse cancağızım kızımın kazandığı her davada parmağım var. Benim saf farkında değil, davaları arttı, işi bitirense benim ekip. Arada bir kızın arkadaşları gelir çay içerler. Hakmı hukuktan, hukukmu haktan doğar tartışması saatler sürer bir sonuca varamazlar.

            Bizim Haşmet ağa sabırsızlanmaya başladı. İşler bir iki senede değişti. Bizim ağanın toprağının değeri bir arttı, bir arttı ki, artık gurur meselesi olmaktan da çıktı. Daha bir üstüne düşmeye başladı kızın. Benim safta durmadan ”Ama ben size dedim zor bir dava” deyip adamın sinirini hepten bozmakta. İşe el atmanın tam sırası deyip kolları sıvadım. Bir araştırdım, bizim kızın işi ne kadar çoksa, karşı tarafın avukatının işi o kadar bozuk. Hala yeni yetme, hala ülküler peşinde bir garip, bürosuna girince hepten acıyorum. Bu  bir yarış evlat diyorum içimden doğanın kanunu bu, bilen güçlü olan kazanıyor. Çok geçmeden geliyor avukat bey oğlum. Bir çocuk daha. Benim safın düşündeki erkek var karşımda. ”Ben Haşmet ağanın davası için geldim“ diyorum. Şaşırıyor. Çocukta biliyor eninde sonunda kazanacak davayı. Haklı. Başlıyor bana haklılığını anlatmaya. ”Boş ver evlat bu milleti senmi kurtaracan “diyorum. Öfkeleniyor ”Elbet biz Atatürkün vatanı emanet ettiği gençler” diye başlıyor konuşmasına......sıkılıyorum dinlemekten. ”Bak evlat bu davayı kazanırsan eline ne geçecek” diye sormama şaşırıyor. ”Ben dava kazanmak için varım” diyor cevaben. Tüm yüzsüzlüğümle de ”başka dava kazan. Sana bir teklifim var. Gel bu davayı kaybet sana verilecek paranın iki mislini vereyim” diyorum. İtiraz ediyor önce. ”Sen hele bir düşün” deyip çıkıyorum.

            Her şeyi planlamışım. Kabul etmezse el çektirilir davadan. Bu kadar basit. Benim ekip ne için para alıyor. Bir trafik kazası veya görünmez kaza azmı bu ülkede. Kim arar kim sorar. İçimde acıyor. İnşallah bebe akıllıdır, parayı da seviyordur da kanlı olmaz diyorum içimden. Çok geçmiyor Haşmet ağa geliyor yeniden büroya. Benim saf yine adliyelerde sürtmekte. Biraz gevezelik ediyoruz. Sonunda bombamı patlatıyorum. ”Haşmet ağa senin dava sonuna geldi gibi” sevinerek soruyor ”deme nasıl” bense mahcup ”Nasılını sorma, ama sana pahalı patlar yoksa uzar daha”. Adam yıkılıyor ”yapma kardeş, iyi para ediyor hemen bitse müşterisi hazır. Ben hemen atılıyorum. ” Kesenin ağzını aç ki bitirelim” hemende ekliyorum ”avukata bir şey deme sen”. Biliyorum benim saf duysa hayatta razı olmaz. Ürkerek soruyor ”kötü bir şey değil değilmi sonra başımız belaya girmesin” oda biliyor davanın kazanılmasının mümkün olmadığını. Pazarlık başlıyor... Benim saf geldiğinde, ben onun bir ömür kazanacağı davaların tümünden fazla tutan bedel üzerinden pazarlığı bitirmiştim. Haşmet ağayı görünce canının sıkıldığını hissediyorum. Haşmet ağada suçlu gibi ”Hadi bana eyvallah, şöyle bir uğramıştım” deyip kalkıyor. Benim safsa ardından ”Niye gelmiş“ diye soruyor. Müşteri, avukatına neden gelirse? ”Hiç çay içmeye” diyorum. Kafası karışık üstünde durmuyor.

            Çok geçmiyor ki karşı tarafın avukatı çağırıyor beni. Bu kez onunla pazarlık başlıyor. Az bir paraya girmiş davaya, aptal bu yeni yetmeler. İnan olsun aptal. Sonunda paranın yarısını alıyor, kalan yarısını dava bitimi alacak. Hakimlerin savcıların bile anlayamadığı bir biçimde kazanıyoruz davayı. Haşmet ağa hemen geliyor gülücükler yüzünde. Benim saf yok yine. ”Valla kardeşim ilk geldiğimde bu ufacık karının bu işlerin altından kalkacağını hiç ummadım lâkin sen beni ikna ettin. İyikide ikna ettin. Şu kalan paran, şuda anlaştığımız ilave, pahalı bir karı ama helal olsun yüz mislini de ben kazandım  aslına bakarsan güçlü olmak güzel “ deyip güle oynaya çıkıyor. Çok geçmeden benim saf Haşmet ağanın avukatı oluyor. Her işinde kızıma geliyor. Diğer ağalar arasında da yayılıyor  ünü. Öyle çok işi var ki artık, parası az davaları almıyor. Kendince savunmasını bile yapmış. “Ama şekerim diyor sık sık,  yeni avukatlarında işe ihtiyaçları var. Hepsini biz alırsak onların hali ne olur.” Davaları nasıl kazandığının farkında bile değil. Ben avukat olacakmışım ki.

            O hafta sonu erkenden geliyor benim safın, saf arkadaşları. Konu yine aynı. Hak nedir nasıl alınır. Gülümsüyorum. Hangi hak hangi hukuk. Her  şey güçte, doğanın kanunu böyle. Kuvvetli olan hep kazanır. Konuşmalarını sessizce dinlemekle meşgulüm.

            Davalar bitmiyor kardeşim. Alacağın hızla fiyat artışları karşısında eriyip gidiyor. Zamanla gözle görülür bir biçimde azaldı davalar. Adliyeler rahat bir nefes aldı. Neydi öyle, aylarca sıra gelecek, hadi geldi, davalı yok, hadi geldi, soruşturma eki yok, hadi geldi, hakim izinli, hadi döndü, adli tatil. Ne bekleyecen. Güçlü olan kazanıyor. İş, işi bilmekte gerisi kolay. Neden emekli olacam diye onca yıl uğraştım didindim bilmem ki. Şimdi her şeyim var. Arabam, katlarım, yatım, hizmetçilerim, aldığım emekli maaşımsa bizim finonun bile mama parasını karşılamaz oldu son günlerde. En çokta babama öfkeliyim. Bunca yıl bekleyeceğine daha önce bağışlasaydı ya bana büroyu. Daha çok yol almış olurdum. Neyse cancağızım bunada şükür. Hala anlamıyorum. Hakmı hukuku doğuruyor, hukukmu hakkı. İyi bir avukat bulsam soracağım. Benim saf hala olanları anlamış değil. Hala çay içmek üzere toplanırlar, hala tartışırlar. Bilen varsa hele banada bir yol açıklasın, belki o zaman yüreğimdeki bu ağırlıkta kalkar, kim bilir.