BÖLÜM
- 8 -
PEMBE KÖŞK'TE ERDAL İNÖNÜ İLE İLK
KARŞILAŞMA VE İSMET PAŞA İLE İLGİLİ ANILAR
Erdal İnönü Pembe Köşk'te bizleri bekliyordu. Her zamanki nazik ve
güler yüzlü yaklaşımı ile karşılandık. Yemek odası ve salon bitişiğindeki
bahçeye bakan odaya geçtik.
Erdal İnönü ile ilk kez karşılaşmıştık. O gün oturduğum koltukta geçmiş
yıllarda İsmet İnönü ile bir çok söyleşilerimiz olmuş, çok büyük saygı
duyduğum Mevhibe İnönü hanımefendinin özel kurabiyesi ile sütlü kahve ikramlarını
görmüştüm.
Erdal İnönü'nün kahvesini içerken geçmişin anılarına daldığımı hatırlıyorum.
İsmet Paşa ile Anılar
Atatürk'ün dava arkadaşı İsmet Paşa'yı öğrencilik yıllarımdaYurttaşlık
Bilgisi ve Tarih kitaplarından tanımaktaydım.
İlk kez 1937 yılında ben Mülkiye öğrencisi iken 19 Mayıs Stadyumu'na futbol
maçı izlemeye gittiğimde yakından görmüştüm. Stadyuma gelişi büyük bir
gösteriye dönüştü. "İsmet Paşa Çok Yaşa" bağrışları ve alkışlarla karşılanmıştı.
Bir süre önce sağlık nedeniyle dinlenmek üzere izin aldığı açıklanmıştı.
Ne var ki buna inanan olmamıştı.
Atatürk ile devlet yönetiminde alınacak bazı önemli kararlarda anlaşmazlık
çıktığı, bu nedenle ayrıldığı söyleniyordu.
Bu olayı ben ve Mülkiye'deki birçok arkadaşım haksız görmüş ve ülkemiz
için bir kayıp olduğunu söylemiştik.
Atatürk'ün ölümünden sonra da Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesinin engelleneceği
söylentileri vardı.
Seçim günü sonucu bir an önce öğrenebilmek için bir arkadaşımla birlikte
Ankara Palas'ın önünde idik.
Meclis kararından sonra yükselen alkış sesleri arasında ön kapıdan çıkışını
izlemiş, orada bulunanlarla birlikte ben de coşkuyla alkışlamıştım.
Yıllar geçti, 27 Mayıs'tan sonra Malatya Valiliği'ne atandım. Daha önce
bu İl'e Mülkiye Baş Müfettişi olarak iki kez gitmiş, teftiş görevi yanında
önemli soruşturmalar görevi de verilmiş, DP döneminde CHP'nin kalesi olan
Malatya'da CHP Belediye Başkanı'nın bu soruşturmalarla görevden uzaklaştırılması
beklenmişti.
Böyle bir beklenti ortamında tarafsız ve kararlı tutumum, CHP'lilerde bir
sempati nedeni olmuş, Nüvit Yetkin, Mehmet Zeki Tulunay, Ahmet Fırat'la
o ortamda tanışmıştık.
Malatya Valiliği'ne atanmam onlar için de bir sevinç nedeni olmuştu. Beni
sevgiyle kutladılar.
Malatya'ya gidiş öncesi bu arkadaşlarla İsmet İnönü'yü Ayten Sokak'ta ziyarete
gittiğimde onunla ilk kez yakın bir şekilde karşılaşmış oldum.
İsmet Paşa "Randevu isteğim üzerine o günlerin siyasal koşullarında
tereddüt ettiğini 27 Mayıs yönetiminin benim için yanlış bir değerlendirme
yapmasından kaygı duyduğunu, ama kendisini görme isteğimden memnun olduğunu,
milletvekili arkadaşların benim için güzel şeyler söylediklerini sözlerine
ilave etti. İçinde bulunduğumuz koşullarda size, bir yardımımız olamayacak
başarılar dilerim" dedi.
Malatya'ya Valilik görevine başladıktan sonra Belediye Başkanlığı'nı da
27 Mayıs yönetiminin genel emri ile üstlendim. Bu göreve Nahiye Müdürlüğü,
Kaymakamlık, Mülkiye Müfettişliği, Mülkiye Başmüfettişliği'nde geçen 17
yıldan sonra gelmiş en verimli çağımda heyecan ve bilgi birikimim ile çalışmalara
başlamıştım.
Günlük işlerin yanında Malatya'nın kalkınması ve geleceğine yönelik projeler
hazırlıyor. Belediyede İmar Kanunu'nun 42. Maddesi uyarınca imar parselasyon
planları ile yeni bir şehirleşmeyi yönlendiriyordum. Şehir merkezinde yeni
yollar açılıyor. İstasyon Caddesi asfaltlanıyor.. Sanayi Çarşısı kuruluyor.
Şehrin yerleşim merkezleri içindeki gayri sıhhi kuruluşlar, marangoz atölyeleri
şehir dışında gösterilen yerlere taşınmaya zorunlu kılınıyordu.
Her yenilik gibi bu hızlı uygulamalar mülk sahipleri ve işyeri sahiplerini
rahatsız ediyordu.
İsmet İnönü Başbakan olmuştu. Kendisine şikâyetlerin gittiğini de biliyordum.
İsmet İnönü Başbakan olduktan bir süre sonra bir gün Necdet Calp beni telefonla
aradı. "Paşa'nın Malatya'ya resmi bir gezi yapma kararında olduğunu,
oradan da Keban yolu ile Elazığ'a geçeceğini söyleyerek, programı bildireyim"
dedi.
İsmet İnönü'nün üç günlük programı havaalanında görkemli bir karşılama
ile başladı. Bu geziden bir kaç not vermek isterim.
Havaalanı'ndan Vilayet'e makam arabasında birlikte hareket ettik. Malatyalı'lar
yol boyunca gruplar halinde toplanmışlar, alkışlıyorlar, çiçek atıyorlar.
Trafik sıkıştığında arabaya koşup Paşa'nın eline sarılıp öpme girişiminde
bulunuyorlar.
Araba hareket ederken bu el öpmenin, İnönü'nün kolunu ters yöne iterek
tehlikeli bir duruma sokmasından ötürü ben müdahale edip, pencereyi
kapatıyorum. İnönü birşey söylemiyor. Biraz sonra gene camı indirip kendisini
alkışlayanlara selam vermeye başlıyor. İnönü'nün eli pencereden çıkınca
yine aynı tehlikeli hareket başlıyor, ben yine camı kapatıyorum.
İnönü duruma açıklık getirmek ihtiyacını duydu:
"Vali Bey aramızda sessiz bir tartışma var. Cam açıkken ben elimi dışarı
çıkarıp halkı selamlııyorum. Birileri öpmek için kolumu kapıyor. Bırakmakta
birkaç saniye gecikse durum kötü olacak, kolum çıkacak belkide kırılacak.
Siz haklısınız buna engel olmak için camı kapatıyorsunuz. Fakat bakın size
birşey söyleyeyim.. Siyasette karşılama törenlerindeki kalabalıklar
önemli değildir. Bu yol kenarındaki insanlar siyasal gücü oluşturur. Onun
için onlara daha yakın ilgi gösteriyorum" dedi.
Bu kısa konuşmadaki derinliği sonraki yıllarda daha geniş düzeyde anladığımı
söylemek isterim.
Bindirilmiş kıtaların doldurduğu meydanlara nutuk atan, koşullandırılmış
delegelerle kurultay kazanan kendilerini lider gören particilerin partilerini
ne hale getirdiklerini görünce Paşa'nın o sözlerini anımsarım.
İkinci olay;
Malatya Belediyesi'nde yapılan toplantıda bir grup vatandaş Beydağ eteğindeki
gecekondularına elektrik ve su vermediğim için şikâyetçi oldular.
Şehir içinde yerleşim yerleri içindeki marangoz atölyesi sahipleri sanayi
çarşısına taşınmaları uygulamalarından dönülmesi için istekte bulundular.
İnönü bana dönerek;
"Vali Bey durum nedir?" sorusunu yöneltti.
"İzin verirseniz sonra arzedeyim Paşam" cevabını verdim. Eski Malatya
Nahiyesi'ne gittik. Orada konuşanlar iki istekte bulundular.
Bir ortaokul açılmasını ve tarım ürünlerini değerlendirmek için de konserve
fabrikası kurulmasını istiyorlardı. Yine aynı soru geldi.
Ben de tekrar, "İzin verirseniz sonra arzedeyim Paşam" yanıtını verdim.
İsmet İnönü her iki görüşmede de konuyu orada kesti.
Eski Malatya'ya ve Arapkir'e Kolordu Komutanı Kemal Atalay ile birlikte
hareket ettik.
Biraz sonra İnönü bana döndü "Malatya ve Eski Malatya'daki halkın isteklerini
ve benim yanıtımı" sordu.
"Sonra arzederim" dediniz. "Şimdi sizi dinliyorum" dedi.
Ben de "Beydağ eteklerinde 27 Mayıs öncesi onbir gecekondu yapılmış
olduğunu, bu yapıların yasalara aykırı olduğunu, gecekondu sahiplerine
yer gösterildiğini, onların direnişte bulunduklarını, bu nedenle isteklerinin
kabulünün uygun olmadığını, benim Beydağı'nın ekilebilir alanlarını yüzyıl
öncesinde olduğu gibi çam ormanları haline dönüştürmeyi düşündüğümü, başlangıçtaki
gecekondulara gösterilecek hoşgörüyle dağ eteklerinde önlenemez gecekondu
bölgesi olabileceğini" belirttim. Ardından "Marangozların ahşap salaş atölyelerde,
şehrin yoğun yerleşim mahalleri içinde çalıştıklarını, bu durumun hıfzısıhha
yasasına aykırı olduğunu, yangın tehlikesinin büyük olduğunu, esasen birçoğunun
sanayi çarşısındaki modern binalarına taşındıklarını" açıkladım.
Eski Malatya'daki ortaokul isteği için, "Bu Nahiye, Malatya İl Merkezi'ne
11 km. asfalt yolla bağlıdır. Belediye otobüsleri muntazam sefer yapmaktadır.
Talebe için bilet ücreti çok ucuzdur. Malatya merkezindeki ortaöğretim
okullarında öğretmen kadroları eksiksiz, öğretmenleri seçkin ve başarılıdırlar.
Eski Malatya'da ortaokul açılması halinde Milli Eğitim Bakanlığı'ndan bir
müdür ve iki öğretmen kadrosundan fazla bir kadro tahsisi mümkün olmayacaktır.
Dersler yardımcı veya vekil öğretmenlerle yürütülecektir. Belki böyle bir
karar öğrenci velilerinin isteği olarak memnunluk uyandıracaktır.
Fakat bu şekilde noksan orta öğretim gören çocukların lise ve üniversitede
başarılı olmak yolları kapatılmış olacaktır" *dedim.
Konserve fabrikası için "Esasen yörede incelemeler yaptırdığımı, ekonomik
yararlılığı saptanırsa memnuniyetle Eski Malatya'da yapılabileceğini" açıkladım.
Açıklamalarımı dinledikten sonra İnönü, "Teşekkür ederim, biz yolculuğumuza
devam edelim" dedi.
Keban'da baraj inşaatı çalışmaları üzerinde ön inceleme yapıldığı gece
Elazığ Şeker Fabrikası'nda konuk edildik.
Ertesi gün sıcak bir Temmuz günü idi. Vilayet arabası ile Menkibe İnönü,
İsmet İnönü, eşim ve ben birlikte döndük.
Kömürhan Köprüsü virajlarına girdiğimizde Mevhibe Hanım Paşa'nın terlediğini,
sıkıntılı olduğunu görmüş.
"- Paşam sizi sıkıntılı görüyorum. İsterseniz biraz dinlenelim" dedi.
İnönü "Yok, yok merak etmeyin" yanıtını
verdi.
Sıcak artıyor, yolun sıkıntısı da artıyordu. Mevhibe Hanım, tekrarladı:
"- Paşam bir sıkıntınız var mı?"
İnönü açıkladı:
"Hanım ben iyiyim, fakat sabah kahvaltıda senden gizli olarak garsona tereyağda
pişmiş iki yumurta yapmasını söyledim. Şimdi sıcak bastırınca bu gizlilik
te ortaya çıktı. Merak etme, merak etme" dedi. Düze çıkınca da ağırlık
geçti.
Üçüncü gün İsmet İnönü'yü yolcu ediyoruz.
Malatya'ya ilk gelişinde yasal uygulamalardan şikayetçi olan birkaç kişi
yanında, Paşa'nın misafir kaldığı Turgut Temelli'nin evine giden CHP İl
Başkanı da şikayetçi olmuş, "Vali bey isteklerimizi yerine getirmiyor"
demiş. Oysa istekleri partizan öneriler olduğu için yerine gelmemişti.
Bu nedenle küskündü de. Dönüşte "Paşam isteklerimiz için sizden yanıt alamadık"
dedi.
Olumlu bir yanıt, (tabii kendi şikayetleri doğrultusunda) beklediği anlaşılıyordu.
Meydan vedalaşmasının sonunda "Vali Beyefendi yanıma geliniz" diye seslendi.
Sonra meydanda kendisini yolcu etmek için toplananlara;
"Malatyalılar,
Malatya'dan çok güzel izlenimlerle ayrılıyorum, çok güzel çalışmaların
yürütüldüğünü gördüm. Büyük bir coşku ile bilerek çalışan bir valiniz var.
Kendisine teşekkürler ediyorum. Başarılar diliyorum. Allahaısmarladık!"
dedi
ve uçağa bindi.
Bu mesaj ile herşey söylenmişti. Benim için de çalışma şevki ve saatleri
artmıştı.
10 Haziran 1960 gününden 20 Şubat 1966 gününe kadar Malatya Valiliğim devam
etti. Bu görevim sırasında pek doğal olarak İsmet İnönü ile birçok görüşmelerimiz
oldu. Malatya'yı ilgilendiren bir önemli görüşmemizi de aktarmak
istiyorum.
Malatya'nın kalkınması için eğitim, bayındırlık, tarım, sağlık konularında
birçok proje oluşturuldu. Bunları milletvekilleri ve bakanlar ile
gerçekleştirme çalışmalarımız devam etti. Bunlardan bir tanesi büyük önem
ve özellik taşıyordu: Malatya Sulama, Baraj ve Enerji Projesi.
Malatya'daki çalışmalarımı izleyen Korkut Özal bir gün ziyaretime geldi.
Kendisi o günlerde ODTÜ Öğretim Üyesi idi.
Benim Malatya için yaptığım çalışmalardan duyduğu mutluluğu belirttikten
sonra Malatya için çok önemli saydığı sulama ve enerji projesinden ayrıntılı
olarak söz etti. Çat, Karakaya, Sürgü, Şahnahan barajlarını bir bütün olarak
ele alan bu proje benim için de çok enterasan ve Malatya'nın geleceği için
büyük gelişmeler ve umutlar vaadeden bir inceleme idi.
Korkut Özal bu projeyi DSİ Elazığ Bölge Müdürü iken hazırlamış, o görevde
bulunduğunda Bölge Müdür Yardımcılarından Recai Kutan ise; o günlerde Güneydoğu
Suları ve Enerji Sorunlarından Sorumlu Aşağı Fırat Bölge Müdürlüğü'nde
idi. Her ikisi de Malatyalı ve Malatya sorunlarını bilen, kendi alanlarında
da çok başarılı kişilerdi.
Esasen birlikte gelmişlerdi. Beni inandıracak her türlü açıklamayı yaptılar
ve bana projenin bir örneğini de verdiler. Bu projenin 1. Beş Yıllık Plana
alınmasının önemine değindiler. Ben bir süre sonra il sorunlarının çözümü
için bakanlıklarla görüşmek üzere Ankara'ya gittim.
Ankara'ya her gidişimde Başbakan İnönü tarafından da kabul edilirdim. İnönü
bu kabullerde il sorunları hakkında özet bilgi ister, sonra; "Benim yapacağım
bir hizmet var mı?" diye sorardı.
Ben Malatya Su ve Enerji Projesi'ni götürdüğümde; diğer bakanlıklarla ilgili
çalışmalar hakkında bilgi verdikten sonra:
"Paşam Malatya'nın sorunlarını ben ilgili bakanlıklara aktardım.
Düzenlenen dosyalardan birer örneğini de ilgili bakanlara ve milletvekili
arkadaşlarıma verdim. Sizi o konularda yormak istemiyoruz. Esasen sorunlarımız
olumlu bir şekilde çözümleniyor. Ancak bu kez bir konuyu sizin ilginize
sunmak gereği var. İzin verirseniz arzedeceğim" diyerek Malatya Projesi
hakkında ayrıntılı bir sunuş yaptım. Konuşmamı şöyle bitirdim:
"Paşam Malatya'ya elbette büyük hizmetleriniz olmuştur. Ama Malatya
Su ve Enerji Projesi bence Malatya için ebedi bir hizmet olacaktır".
Beni her zamanki gibi dikkatle dinledi.
Önce beni odadaki harita önüne çağırdı. "Gel bakalım burada anlat".
Sonra; "Vali Bey benim bildiğim siz Mülkiye mezunu ve idarecisiniz. Bu
anlattığınız konular mühendislik işidir. Nasıl bu kadar ayrıntılı olarak
konuyu savunuyorsunuz?" sorusunu yöneltti.
"Paşam haklısınız. Ancak bu konuya benim sahip çıkmam hususunda beni Korkut
Özal ve Recai Kutan ikna ettiler. Bu kişiler, Malatyalı ve yüksek mühendistirler.
Uygun bulursanız Korkut Özal size teknik adam olarak ayrıntılı bilgi versin"
dedim.
Bir kaç gün sonra İnönü, Korkut Özal'ı çağırmış ve aldığı bilgilerden memnun
kalmış. Korkut Özal, görüşmeyi şöyle anlatıyor:
"1961 yılı yaz sonlarında bir gün beni Necdet Calp aradı. İsmet Paşa'nın
benimle görüşmek istediğini söyledi. Konunun Malatya Sulama ve Enerji Projesi
olduğunu öğrendim.
Ertesi gün randevu saatinde Başbakanlıkta İsmet İnönü'nün makamında idim.
Malatya Milletvekilleri Nüvit Yetkin, Mehmet Kartal ve o günlerde Bayındırlık
Bakanı olan Emin Paksüt çağrılmıştı. Recai Kutan da benimle birlikteydi.
Malatya Sulama ve Enerji Avan Projesi benim DSİ Elazığ Bölge Müdürlüğü'nde
bulunduğum 1958-1960 yıllarında yaptığım çalışmalarla ortaya konulmuş idi.
Hatırlarsanız büyük emek ve gönül verdiğim bu projenin bir örneğini size
Malatya Valiliğiniz günlerinde vermiştim. Benim Elazığ DSİ Bölge Müdürlüğü'nde
bulunduğum yıllarda Recai Kutan Bölge Müdür Yardımcısı idi. Daha sora da
Diyarbakır'da kurulan (Aşağı Fırat Projesi) Bölge Müdürlüğü'ne getirilmişti.
O nedenle birlikte olmamızın uygun ve yararlı olacağını düşünmüştüm. Malatya
Projesi'nin ön çalışmalarını bildiği gibi uygulama aşamasında da bulunması
iyi bir rastlantı idi.
İsmet İnönü kısa bir nezaket konuşmasından sonra beni ve odada bulunanları
büyük bir Anadolu haritası önüne davet etti.
'Şimdi sizi dinliyorum' dedi.
Konuşmamız iki saat kadar devam etti. Tüm ayrıntılar hakkında bilgi istedi.
Özellikle Adıyaman İli Çelikhan ilçesindeki Çat Gölü Suyu'nun Malatya'ya
aktarılmasının bu dağlık bölgede nasıl uygulanabileceği ve niçin Malatya'ya
aktarılmasının düşünüldüğünü sordu.
Teknik zorlukların aşılması ve Malatya'ya ebedi bir hizmet getirilmesine
ait yaptığım açıklamalardan çok memnun olmuştu. Bu duygularını ve takdirlerini
hâlâ hatırımda olan şu söz ile değerlendirmişti:
"Çobanın gönlü olunca Tekeden süt çıkarır".
İsmet Paşa daha sonra Malatya Projesi isminin siyasal açıdan sakıncalı
olabileceği üzerinde durdu. Aşağı Tohma Projesi olarak isim değişikliği
uygun bulundu.
Benim bir diğer önerim bu projenin bütçe dışında tutulması ve çabuklaştırmak
için dış kaynaklı krediden yararlanılması idi. Bu şekilde kısa bir sürede
gerçekleşebilirdi.
Ne varki bu sağlanamadı, Bu güzel projenin bir kısmı, hatta en önemli diyebileceğim
(Çat Baraj ve Enerji Santralı) kısmı hâlâ gerçekleşebilmiş değildir.
Yine de bugün için bu projenin gerçekleşen bölümleri İsmet İnönü'nün Başbakan
olarak gösterdiği çok yakın ilginin sonucudur.
O günlerde 5 Yıllık Kalkınma Planı görüşmeleri başlayacaktı. Taslakta bu
proje yoktu.
Yüksek Planlama Kurulu'nun Başbakan başkanlığındaki toplantısını açan İnönü,
"Bu plan görüşmelerinde önce Malatya Sulama projelerinin kabulünü istiyorum"
diyerek isteğini kesin olarak açıklamış ve böylece Birinci Beş Yıllık Plan'da
bu proje yer almıştı.
Malatya Valilik görevim süresinde Sürgü Barajı inşa edildi. Hizmete girdi.
Sürgü ve Akçadağ Sulama Kanalları yapıldı. Binlerce dönüm ekili alanların
sulanması sağlandı.
Malatya'dan ayrıldıktan 25 yıl sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi olarak
Banka Genel Müdürü Ünal Korukçu ile bankanın sanat etkinlikleri ile ilgili
bir açılış törenine gittim.
Vali Saffet Arıkan Bedük "Size törenden sonra özel bir vapur gezisi programı
düzenledik. İnanıyorum ki memnun olacaksınız" dedi.
Tabii Malatya'da vapur gezisine davet karşısında benim gibi herkesin ilk
olarak bir espri olduğu düşüncesine kapılması doğaldır. Ne var ki, biz
bir saat sonra yandan çarklı bir vapurla Malatya'da geziye çıkmıştık.
Proje kapsamındaki Karakayalar Barajı inşa edilmiş, Yazıhan Ovası'nın büyük
bir bölümü üzerinde vapurla iki saate yakın gezilebilecek göl haline gelmiş.
Bilmem o gezide duyduğum mutluluktan söz etmek gerekir mi? Ama burada konuya
bu ayrıntı içinde yer vermemin nedeni var:
Bu barajlar elbet bir gün yapılacaktı. Fakat İsmet İnönü'nün özel ilgisi,
hatta kesin talimatı olmasa idi, en az 2. Beş Yıllık Plan Dönemi'ne ertelenerek
gecikmiş olacaktı.
Şimdi acaba bu öyküyü, bu büyük hizmeti kaç Malatyalı biliyor?
İsmet Paşa ile Malatya'da bir başka anı:
1965 seçimlerinde İnönü seçim konuşma ve gezisi için Malatya'ya geliyor.
Her türlü güvenlik önlemleri alındı. Yasal olarak karşılama ve uğurlama
engellenmişti.
Paşa Hükümet Meydanı'nda konuşmasını yaptı. Sonra Valilik makamında görüşmeye
geldi. Çalışmalar hakkında kısa bilgi aldı. Alınan güvenlik ve trafik önlemlerinden
memnun olduğunu, ancak diğer partilerin genel başkanlarına da bu şekilde,
hatta daha da ileri dikkat gösterilmesinden memnun olacağını bildirdi.
Ben, "Paşam merak etmeyin, uygulamada tarafsız olmaya büyük özen gösteriyoruz.
Nitekim Yeni Türkiye Partisi Genel Başkanı Sayın Ekrem Alican sizden iki
gün önce geldi. Alınan önlemlerden çok memnun olduğunu, teşekkür ve başarı
dileklerini İl Başkanı aracılığı ile iletti. Önümüzdeki hafta Sayın Süleyman
Demirel gelecek, hiç şüpheniz olmasın ona da aynı ilgi gösterilecektir"
diye yanıt verdim.
- "Tabii, tabii bilhassa Süleyman Bey'in gelişi önemli" dedi.
Elbette, Süleyman Demirel'in Malatya'ya gelişinde de aynı dikkat ve özen
gösterilmiş idi.
Ne varki, 1965 seçimlerini Adalet Partisi kazandıktan sonra Süleyman Demirel
beni ilk vali kararnamesi ile Merkez Valiliği'ne aldırdı. Bu kararın gerekçesini
hükümet üyeleri, İçişleri Bakanı Dr. Faruk Sükan ve benim askerlik, maiyet
memurluğu, kaymakamlık arkadaşım İmar ve İskân Bakanı Haldun Menteşoğlu
da bilmiyordu. Tabii ben de...
İnönü ile Ankara'da iki anı:
Malatya Valiliği'nde iken Ankara'ya gelişimde İnönü görüşme için randevu
saatini 11.30 olarak belirler. Başbakanlık makamında il sorunları ve güncel
konularda bilgi aldıktan sonra Pembe Köşk'ü arar, Mevhibe Hanım'a, "Hanımefendi,
Vali Bey yanımda bizi öğle yemeğine misafir eder misiniz" der. Tabii bu
nazik sorunun yanıtı da aynı nezaket içinde gelir.
O büyük insanın sofrasında olmak gerçekten onurdur. Yemeklerin lezzeti
bir ayrı güzelliktir. Ama Paşa'nın sohbeti ile sofrada ev sahibi olarak
ikramdaki zerafeti çok daha üstün bir zevk olurdu.
Konuşmaları büyük ilgi ile dinler, davranışları çok ince süzgeçten geçirerek
değerlendirirdi.
Bir gün Necdet Calp'e "Bu sizin arkadaşınız Malatya valimizi bir çok
yönden takdir ediyorum. Biliyor musun beğendiğim yönlerinden biri de Vali
sıfatı ile el öpmeyişi.. Ona göre çok daha yaşlı Valiler hemen elimi öpmeye
eğiliyorlar. Cezmi Kartay devleti temsil ettiğinin bilincinde, el öpmüyor.
Doğrusunu yapıyor" der. Bu takdiri Necdet Calp bir konuşmasında bana
söylemişti.
Yukarıda değindiğim gibi 1965 seçimleri sonrası Merkez Valiliği'ne alınmış
en verimli hizmet çağımda bir nevi işsiz kalmıştım.
Milletvekili arkadaşlarım Nüvit Yetkin, Mehmet Zeki Tulunay, Ahmet Fırat
beni Anadolu Kulübü'ne üye kaydettirdiler. Öğleden sonraları briç veya
bezik oynuyor. Bazı akşamlar da yemek sohbetine kalıyordum.
Paşa çoğu kez akşam üzeri geliyor. Onun briç karesinde yer almak
ayrı bir özellik oluyordu. O yıllarda kağıt beş liralıklar tedavülde idi.
İsmet Paşa'dan briçte kazandığımızda cüzdanından çıkardığı beş liraya imzasını
atmasını ister, sonra onu evde kızlarıma saklamaları için verirken başka
bir kazanç zevki duyardım.
1967 yılbaşı günü saat 18.00 sularında hava kararmış eve dönüyordum. Asansör
başında iken Kemal Satır hızlı yürüyüşle yanıma geldi. "Aman Vali Bey,
Paşa yeni geldi. Briç oynamak arzu etti. Nüvit bey var, ben varım, dördüncü
siz olun" dedi.
Döndüm oyun başladı. Birinci Rober'de İsmet Paşa kaybetti. Vakit ilerlemiş,
kulüp hemen hemen boşalmıştı. "Olmaz bir parti daha yapacağız" deyince,
İkinci Rober başladı. Ben bir ara eve telefon ettim. Oyun saat 21.00'e
doğru bitti. Fakat Paşa yine kazanamadı. İki tane beş liralık çıkardı.
Kaybını ödedi. Birini ben aldım.
Kalktı, "Haydi bakalım evlere" diye önden yürüdü. Çıkışta kolumdan
tuttu. "Vali bey sizi çok geç bıraktım. Beraber gidelim" dedi.
O yıllarda Meşrutiyet'te oturuyordum. Evi sordu. Şoföre talimat verdi.
Sonra, "Şimdi bu iş iyi olmadı. Bu gece yılbaşı, hanımefendi sizi beklemiştir
herhalde. Güler yüzle de karşılamayacaktır. Onun için sizi hanımefendiye
ben teslim etmeyi düşündüm" dedi.
Paşam, "Söylediğiniz doğru ama, ben önlem aldım. Oyun sırasında bir
ara durumu telefonla eve bildirdim. Sizinle olunca sabaha kadar kalsam
da eve rahat dönerim. Nazik ilginize teşekkür ederim" dedim.
"İyi, iyi oyun arasında nasıl bu tedbiri aldın. Demek yalnız vilayet idaresinde
değil, evin idaresinde de başarının sırrını bulmuşsunuz" şeklinde iltifat
etti. Beni bıraktıktan sonra, mutlu yıllar dilekleri ile ayrıldı.
İsmet Paşa gerçekten aile hayatına çok
saygılı ve zarif bir insandı.
O'nunla, ölümüne kadar zaman zaman görüşmelerimiz oldu. Pembe Köşk bahçesinde
hem yürüyüş yapar, hem de sorularla siyasal olaylar hakkında düşüncelerimi
alırdı. Bu davranış İsmet Paşa için siyasal bir usluptu. Benim gibi bir
çok kişiyi çağırıp görüşlerini sorduğunu biliyorum.
İnönü'nün ölümünden sonra da her 25 Aralık günü Anıtkabir'deki ve Pembe
Köşk'teki anma günlerine artan saygı ile katıldım.
Bu anılara yer vermekteki amacım; büyük insan İsmet İnönü'yü anlatmak veya
tanıtmak değildir.
Benim yazma yeteneğim ve deneyimim de böyle bir anlatım için yeterli değildir.
O'nun için çok kitaplar yazıldı. Kendisi de yazdı. Son olarak Erdal İnönü
de Anılar ve Düşünceler adlı kitabında geniş yer vermiş.
Ben Atatürk'ün ve O'nun dava arkadaşı İnönü'nün emaneti saydığım CHP'nin
yerine O'nun ilkelerinin savunulacağı yeni bir parti kurulurken ilk toplantının
Pembe Köşk'te başlaması nedeniyle tazelenen anılarımdan bir kaçına değinmek
istedim. |