BÖLÜM
-7-

SOSYAL DEMOKRASİ PARTİSİ (SODEP)'İN
KURULUŞU VE AKTİF SİYASETE GEÇİŞİM

            12 Eylül sonrası ülkemizin gündeminde "Şimdi ne olacak? Yeniden siyasi parti çalışmaları ne zaman başlayacak? Demokrasi ne kadar süre askıda kalacak? Ve siyasi partilerin kapatılmasından sonra yeni partiler nasıl kurulacak, kimler kuracak" soruları sürekli olarak ön sıralarda yer aldı.

            SODEP Kuruluşu öncesi CHP saflarındaki hareketler arasında daha çok bugünlere etkinliğini gördüğüm bölümlere yer vermeye çalıştım.

            Aslında yer verdiğim çalışmaların ortak sonucu, SODEP'in kuruluşunu yönlendirmiştir.

            Benim aktif politikaya girişimi yönlendiren olay, CHP Kayyımlığına seçilmiş olmamdır. Pek doğaldır ki ülke sorunları içinde yaşayan ve düşünen her insan siyasete ilgi duyar ve kendi birikimi ile ülke sorunlarının çözümü için siyasal düşünce üretir ve geliştirir.

            Özellikle 40 yıl idarecilik görevinde bulunmuş, bunun 20 yılında Valilik sıfatını üstlenmiş biri için bu yaklaşım, hizmetin doğasından da kaynaklanır.

            Nahiye Müdürlüğü, Kaymakamlık ve Valilik görevlerinde halkımızın içinde onların sorunlarını paylaşırken çözümler ararken siyasetten uzak kalmak söz konusu olabilir mi?

            Böyle bir geçmişin yanında CHP Kayyımlığı artık aktif politika için açılan bir kapı ve yol olmuştu. Çok büyük onur saydığım bu göreve atanmamı ve çalışmalarımı Kayyımlık bölümünde açıklamıştım.

            Göreve başladığımızda il başkanlıklarına gönderdiğimiz genelgedeki bir bölüme yer veriyorum:

            "Görevimizin yürütülmesinde Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurucusu Atatürk'ün ilke ve devrimlerine gönülden inanmanın gücüne ve bu inancı paylaşan Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün ulusumuzun mutluluğu ve vatanımızın bütünlüğü bilinci ile içtenlikle katkıda bulunacağına inanmaktayız." sözlerini içeren açıklamamız o günlerin ortamında bir güven nedeni olmuştu.

            Siyasal olarak bu görevim sırasında Cumhuriyet Halk Partisi'nin çok değerli üst düzey eski yöneticileri ile diyalog ve ilişkilerimiz özel bir düzeye gelmişti.

            Örgütün idari ve mali sorunlarının çözümünde ortak çalışmalarımız olmakta idi.

            Aramızda oluşan sıcak ilişkiler  nedeni ile Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyasi terbiyesinin inceliğinde bana, ismen değil "Sayın Başkanım" diye söze başlıyorlar, o yakınlığı gösteriyorlardı.  Bu ilgiyi en çok İstanbul İl Örgütünde görüyordum. Tabii 12 Eylül sonrası sorunları en çok olan il de İstanbul idi.

            Üstündağ, partinin her sorunu ile ilgileniyor, bu nedenle sık sık görüşüyorduk.

            Siyasi partilerin yeniden kuruluşu için yasa yayınlandıktan sonra parti kurma önerisi ilk olarak Necdet Calp'ten geldi.

            Daha önce belirttiğim gibi o günlerde ben emekli idim. Ankara Ticaret Borsası Genel Sekreterliği'nde bulunuyordum.

            Mart 1983 ayı sonlarında bir gün Necdet Calp beni telefonla aradı. Kendisi Başbakanlık Müsteşarı idi. Aramızda Mülkiye Müfettişliği günlerinde başlayan, sonra çok iyi süregelen bir dostluk vardı. Benimle görüşmek istediğini bildirdi. Ertesi günü  Ticaret Borsası'na geldi. Hemen konuya girdi. "Çevresinden parti kurması konusunda ısrarlı baskıların bulunduğunu, Konsey Başkanı Kenan Evren ile İzmir Valiliği görevi sırasında iyi dostluk içinde olduklarını, parti kurmasına Konsey'in de olumlu baktığını, böyle bir girişimde benimde aralarında bulunmamı arzu ettiğini ve bu konudaki görüşlerimi almak istediğini" açık bir şekilde anlattı.

            Ben, tabii "Bu parti düşüncesinin Atatürk ilkelerini benimseyen bir girişim olacağına inandığımı" söyleyerek konuya girdim.

            Bu bölümde değindiğim gibi "Cumhuriyet Halk Partisi kanadında yeni parti girişimlerinin bulunduğunu, bu çalışmaların ortak bir uygulamaya dönüştürülmesi için geceli gündüzlü toplantılar yapıldığını hal böyle iken acele karar vererek onları dışlamayı uygun görmediğimi, kendisinin Konsey ile ilişkileri  nedeni ile geçiş döneminde yararlı olabileceğini, ancak gelişmeleri geniş ölçüde değerlendirmeden karar vermesinin doğru olmayacağını" düşündüğümü belirttim.

            "Benim CHP içindeki gelişmelerden bilgi almakta olduğumu birlikte hareketten memnun olacağımı, fakat tüm bu gelişmeleri yok sayıp yeni bir girişime katılamayacağımı,  sık sık görüşmemizde yarar olacağını" söyledim.

            Konuşma kısa bir süre sonra, tekrar görüşme dileği ile sona erdi.
Bir süre sonra, ikinci bir görüşme olmadan,  Necdet Calp'ın parti kurma kararı kamuoyuna açıklandı.

            Bir başka öneri, Ticaret Borsası'nda iken, Orhan Okay'ın telefon konuşması ile geldi. Okay telefonda bana kendisini tanıttıktan sonra, yeni bir parti kuruluşu için benimle görüşmek istediklerini, bir gün sonra beni yazıhanesinde beklediklerini söyledi.

            Ben de gösterdikleri ilgiye teşekkür ederek, görüşme isteğinde olduklarına göre kendilerini ertesi gün Borsa'daki odamda bekleyeceğimi bildirdim. Ertesi gün sözü geçen grup adına Bilecik Senatörü Mehmet Ergül geldi. Kendilerinin 150'ye yakın eski parlamenter olarak yeni bir siyasi parti kurma girişiminde olduklarını, yasaklı olmadıkları için bu girişime öncü olmayı görev saydıklarını, beni de parti kurucusu olarak aralarında görmek istediklerini belirtti.

            Ben, "Bu girişimde katılamadığım bir değerlendirme gördüğümü, 12 Eylül öncesi parlamento dışında kalanların, bir başka deyişle seçilememiş olanların, şimdi seçilenlere öncelik arayışında olmaları bu geçiş döneminde yasaklı olanlara karşı  bir haksızlık olmaz  mı? " sorusu ile yanıt verdim.

            "Esasen yasaklı olarak tanıdıkları arkadaşlarının da yoğun çalışmalar içinde olduklarını, bu nedenle tüm iyi niyetli grupların ortak bir kararla yeni parti kuruluşunu belirlemelerinin sağlıklı olacağına inandığımı" belirttim. Mehmet Ergül teşekkür ederek ayrıldı.

            1983 yılı Nisan ayı ortalarında Kayyım Kurulu'nda birlikte çalıştığımız Doç. Dr. Ural Sözen telefonla beni aradı. Dr. Çağlar Kırçak'ın benimle görüşmek istediğini bildirdi. Randevu yeri olarak Çankaya'da Kervan Restaurant gösterilmişti. Ertesi gün bu restaurantta Çağlar Kırçak, Ural Sözen ve ben öğle yemeğinde beraber olduk.

            Dr. Çağlar  heyecanlı bir konuşma yaptı. Ülkenin içinde bulunduğu siyasal sorunlara değindi. Kendisinin gençlik yıllarındaki talebe cemiyetlerinde daha sonra da üstlendiği görevleri sırasında lâik, demokratik Türkiye için verdiği mücadele örneklerini dile getirdi.

            Yeni bir siyasal mücadele için fırsat doğduğunu; yeni kadrolarla, sosyal demokrat bir parti kurma kararında olduğunu, benim de bu kuruluşta aralarında bulunmamı arzu ettiklerini açıkladı. Ben aldığım bilgiler ve öncesi için teşekkür ettim. Ancak birçok grubun aynı tabandan, CHP gücünden yararlanarak yeni bir parti kurma girişimlerinin bulunduğunu, bu çalışmaları izlemenin ve ortak bir sonucun oluşumuna katkıda bulunmanın doğru olacağını bildirdim. Görüşmemiz böyle sonuçlandı.

            Çağlar Kırçak'ın girişimi de esasen önemli gelişme göstermeden bitti.

            Dördüncü girişim, CHP il ve belediye başkanlarının uzun süredir yürüttükleri Sosyal Demokrat Güç tarafından geldi. Bu grubun çalışmalarından sık sık bilgi aldığımı açıklamıştım.

            1983 Mayıs ayının ilk haftasında Gaziantep eski Belediye Başkanı Esat Kaya Turgay bana heyecanlı bir sesle telefon etti:

            "Sayın Valim, çalışmalar çok olumlu bir şekilde sonuçlandı. Sosyal Demokrat Güç adına sizinle bir konuşma yapılacak. Sizi bugün saat 20.00'de Gaziosmanpaşa Köroğlu Caddesi'ndeki  Vedat Dalokay'ın evinde bekliyorlar. Ayrıntılar orada açıklanacak" dedi.

            Evet bu grubun yoğun çalışmaları hakkında sürekli bilgi almakta idim. Ancak bana önerilecek konunun içeriğini saptayacak ön bilgiye sahip değildim. Saatinde Vedat Dalokay'ın evinde idim.

            Anımsadığım kadarı ile başta ev sahibi olmak üzere Manisa İl Başkanı Erdoğan Yetenç, Muğla İl Başkanı Tufan Doğu, İzmit Belediye Başkanı Erol Köse, Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri Selahattin Yıldırım; Vedat Dalokay ile birlikte davet sahibi konumunda idiler. Sohbetin sıcak geçmesi için güzel yemekler, içkiler hazırlanmıştı.

            Davetli olarak benden başka Ankara eski Valisi Tekin Alp, Prof. Dr. İlhan Tekeli gelmişlerdi. biraz sonra Prof. Dr. Türkân Akyol da toplantıya katıldı. Kısa nezaket konuşmalarından ve ön ikramlardan sonra gündeme geçildi. Vedat Dalokay söze başladı:

            "Bu toplantıya katıldığınız için teşekkür ediyoruz.

            Ülkemizin içinde bulunduğu siyasal sorunları birlikte yaşıyoruz. Atatürk'ün ve dava arkadaşlarının Kuvayi Milliye ruhu ile kurduğu CHP bildiğiniz gibi feshedilmiştir.

            Onun ilkelerini, özgürlükçü, çoğulcu demokrasiyi savunacak yeni bir parti kuruluşu için CHP'nin son  il başkanları ve il belediye başkanlarının çoğunluğu ile uzun bir süredir çalışmalar yapılmıştır. Özellikle son iki ay içinde bu çalışmalar yoğunluk kazanmıştır. Bugün varılan karar, yeni parti kurulmasıdır.

            Bu amaçla sizleri buraya davet ettik. Demokratik Güç Birliği'ni oluşturan arkadaşlar sizleri bu partinin kurucuları olarak görmekte görüş birliğine vardılar. Biliyorum çok büyük bir sorumluluk taşıyan bu öneri şimdi sizler için güçtür ve düşünmenizi gerekli kılabilir. Ancak bu seçim, uzun tartışmalardan sonra ortaya çıkmıştır.

            Sizler evet dediğiniz takdirde bugünden itibaren ben ve arkadaşlarım maddi yönden ve siyasal çalışmalarda emrinizde, yanınızda olacağız".

            Bir anda özel konuşmaların havası değişti. Ortalığa bir sessizlik geldi. Ben ve arkadaşlarım böyle önemli ve büyük sorumluluk taşıyan aynı zamanda çok ivedilik içinde olan öneri için hazır değildik.

            Konuya Tufan Doğu girdi. Tüzük ve program çalışmalarında Prof. İlhan Tekeli ve Yiğit Gülöksüz'ün yardımcı olacaklarını, hatta bir ön çalışmanın da varolduğunu bildirdi. Sonra kendi düşünceleri üzerinde durdu. Konu birden görüşmeye açılmış oldu.

            Türkân Akyol bazı kaygılarını ve sorularını yöneltti. Kısa bir tartışma açıldı. Konuşmalar düzensiz duruma dönüştü. Ben söz aldım. Önce böyle yüce bir görev için bize gösterilen güvene teşekkür ettim.

            "Sizlerin uzun süredir bir çalışma içinde olduğunuzdan bilgi edinmiştim. Ancak bu akşam yapılan öneri için hemen kesin görüşlerin tartışılmasına hazır değilim. Arkadaşlarımızın da durumunun pek farklı olmadığını düşünüyorum. Ama gösterilen güvene layık olmak için görev üstlenmeye hazırım. Şimdi esasen vakit bir hayli ilerledi. Biz arkadaşlarla yarın bir toplantı yapar, alacağımız ön kararları, konularını sizlere aktarırız" dedim.

            İlhan Tekeli söz istedi. Teşekkür ettikten sonra "Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ndeki öğretim üyeliğini neden göstererek, aktif siyasete girmeyi düşünmediğini, ancak sosyal demokrat bir siyasi partinin oluşumu için her türlü çalışma ve katkıya hazır olduğunu, bu amaçla teknik düzeydeki çalışmalara katılacağını" bildirdi. Uygun görüldü ve bir gün sonra İlhan Tekeli'ni Or-An'daki villasında toplanmak üzere ayrıldık.

            Ertesi gün İlhan Tekeli'nin evinde Tekin Alp, Türkân Akyol, Yiğit Gülöksüz ve ben toplandık. İlhan Tekeli'nin hazırladığı program taslağı üzerinde görüşmelerimiz başladı.

            İlhan Tekeli bu girişimi şöyle hatırlıyor:

            "12 Eylül sonrası yeniden siyasi partilerin kuruluşu gündeme gelince bir çok siyaset yapmış kişi çalışmalara başlamıştı. Benimle bu konuda ilk olarak Necdet Uğur görüştü. Anladığım hali ile kendisi yeni bir sosyal demokrat partinin öncüsü olmak istiyordu. Bu maksatla benden yardım istedi. Bir program çalışması yapmalı idim. Ben böyle bir çalışma içinde iken yurt gezisine çıktı. Karadeniz yöresinden dönüşünde umutlu görünüyordu. Parti için kurucuları dahi düşünmeye geçmişti. Ancak o sırada Milli Güvenlik Konseyi'nin 71 sayılı kararı açıklandı. Necdet Uğur da yasaklılar arasına girdi. Girişimi de o şekilde kaldı.

            Daha sonra İsmail Cem, Vedat Dalokay, Erol Köse yine parti kurma niyetlerini açıkladılar. Benden birlikte olmam ve bir program yazımında yardımcı olmamı istediler. Sosyal bilim benim konum olduğu için esasen bu çalışmaları yapmakta idim.

            Daha sonra CHP belediye başkanları ve il başkanlarının yaptıkları sosyaldemokrat güç girişimlerinde yine benden program çalışması ve yeni kuruluşta beraber olmam istendi. O girişime de yasak getirildi.

            Bu kez Sosyal Demokrat Güç adına Vedat Dalokay'ın evinde yapılan toplantıdan sonra yeniden Yiğit Gülöksüz ile birlikte program çalmışmalarına devam ettim. Bu çalışmalar sırasında önce siyasete girmeyi kabul etmeyen Erdal İnönü bu kararından vazgeçerek siyasete katılmayı kabul etti. Sosyal Demokrat Güç hareketi de durdu.

            SODEP çalışmalarına geçildi. yine program çalışmalarına katıldım. Erdal İnönü kurucu olmamı önerdi. Fakat öğretim üyeliğinde kalmak istediğimi bildirdim. Esasen kurucu olsa idim. İlk vetolarda benim de veto edileceğim anlaşıldı. Çünkü ODTÜ'den kurucu olanların hepsi veto edilmişti."

            İlhan Tekeli'nin evinde iki toplantı daha yaptık. Daha sonra bizleri Havva Sokak'taki Erol Çevikçe'nin bürosuna çağırdılar. Toplantı odasında 20-25 kişinin bulunduğunu bazı kararların alınmakta olduğunu söylediler. Bir süre bekledik. Sonra "Siz içerdeki odada çalışmalarınıza devam edin" denildi. Ortada bir kararsızlık vardı. Bizi çağırmışlar fakat ne konuşacaklarını saptamamışlardı. İlk konuşmada "Sizin emrinizde olacağız" diyenler ortada görülmüyordu.

            O sırada yanımıza gelen Erdoğan Yetenç'e "Bizim davet edilmemizin nedenini anlamadık. Bir kararsız durum var. Bu nedenle biz ayrılıyoruz. Durum açıklık kazandığında bizlere bilgi verilsin" diyerek ayrıldık.

            Benimle ilgili bu siyasal girişimlerin hepsini Mustafa Üstündağ bilmekte idi. Kayyım olduktan sonra kendisi ile gerçekten her konuda karşılıklı saygı, güven ve destek ilişkilerimiz olmuştu.

            Üstündağ özellikle Bülent Ecevit'in Genel Başkanlıktan çekilmesinden sonra CHP'nin tüm sorunlarının çözümünde, daha sonrada CHP'nin yeniden kurulabilmesi amacı ile yeni parti kuruluşu girişimlerinde büyük basiret ve kararlılık göstermiştir. Yeni parti oluşumunda CHP ilkelerini ve o ilkelere gönül vermiş parti örgütünü daima gözönünde bulundurmuştur.

            Ayrı grupların ilerde partide bölünmelere neden olacağından kaygı duymuştur. Bu nedenle bütün parti kurma girişimlerine yakın ilgi göstermiş; ortak bir karar alınması çabalarını sürdürmüştür.

            Her önemli gelişmeden  bana da bilgi vermede hem büyük incelik ve nezaket göstermiş hem de o dönemde benim de aktif politikada olmam gereğini vurgulamıştır.

            Demokratik Güç Hareketi ile de yakından ilgileniyordu. Ben kendisine son gelişmeleri aktardığımda,

            "Sayın Kartay, bugünlerde çok önemli gelmişmeler var. Size her halde birkaç gün içinde güzel haberler  vereceğim" dedi.

            Yeni bir parti oluşumunu yakından izleyen bir başka isim de Ferhat Aslantaş idi. Çalışmaları izliyor.  Sanırım kısmen yönlendiriyordu. Bu bilgileri çok akşam Anadolu Kulübü'nde paylaşmış idik. Hep gelişmelerin çok olumlu ilerleme kaydettiğinden söz ederdi.

            Bir süre sonra Zinzirbozan'a o da yolcu olmuştu. Anlaşılan çalışmalarda fazla ileri gitmiş ve göze batmıştı.

            Ne var ki, Zincirbozan konuklarının çoğu siyaset yolları açıldığında önemli yerlere geldiler. Tabii en başta Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı oldu. Deniz Baykal CHP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı oldu.

            Ferhat Aslantaş, kongrelerin kulisleri ötesinde görülemedi.

            O da "Sayın Kartay birkaç gün sonra çok güzel haberler vereceğim" demişti.

            Gerçekten üç gün sonra gece telefonum çaldı. Konuşan İrfan Özaydınlı idi.

            "Sayın Kartay, çok önemli ve hepimizin onayladığı gelişmeler oldu. Sizi yarın saat sekizde  evde bekliyorum. Birlikte  bir yere gideceğiz" dedi.

            Ertesi günü İrfan Özaydınlı'nın evine gittiğimde bir kişi daha vardı. Bu kişiyi,  Askeri Yargıtay eski Başkanı olan Askeri Hakim Tümgeneral Rafet Tüzün olarak tanıttı Özaydınlı. Bu ismi basındaki demokrasiyi savunan hukuki görüşlerinden tanımıkta idim.

            Kısa bir süre sonra birlikte çıktık. Çankaya Bürümcük sokak 7/7 nolu daireye gittik. Daha sonraları bu dairenin Ali Özcan'ın bürosu olduğunu ve Hikmet  Çetin'in de bu büroda çalıştığını öğrendim.

            Toplantı odasında Sırrı Atalay, Kemal Güven, İrfan Özayaydınlı, Mustafa Üstündağ, Hasan Fehmi Güneş, Necdet Uğur ve Hikmet Çetin ayrı bir grup olmuşlardı.

            Rafet Tüzün, Kazım Yenice, Atilla Sav, Muzaffer Saraç ve ben de karşılarında yer almıştık. Hemen konuya girildi.

            Sırrı Atalay, "Çok zor günler içinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin tüm ilkelerine ve amacına bağlı bir parti içinde yeniden kuruluşu için yapılan çalışmalar sonuçlanmıştır.

            İl başkanları, belediye başkanlarının öncülüğündeki Demokratik Güç Birliği, eski senatör ve milletvekilleri, sendika temsilcileri ile uzlaşma sağlanmıştır. Ortak bir görüş olarak sizlerin çekirdek kadroyu oluşturmanızda yeni  parti için kurucusu olmanızda görüş birliğinde olduk.

            Erdal İnönü ile yapılan görüşmeler de, sonunda olumlu sonuçlandı. Kendisi şu dakikada Pembe Köşk'te sizleri bekliyor. Başarılı olacağınıza gönülden inanmaktayız. Bizler ve bu kararın oluşumunda katkıları bulunan tüm gruplar sizlere bilinen koşulların sınırlarını dahi zorlayarak yardımcı olacağız. Hayırlı olsun" dedi.

            Bir tören düzeninde görevi üstlendik. Eller sıkıldı, kahveler içildi. Ve zaman kaybetmeden beş arkadaş Pembe Köşk'e yolcu edildik.