|
BÖLÜM
- 4 -
TÜRK TARİH KURUMU VE DİL KURUMU
Türk Tarih Kurumu ve Dil Kurumu Atatürk'ün ulusumuza emanet ettiği iki
yüce kuruluştur. Bu iki milli kültür derneğimizin kuruluşlarına yer vermek
istiyorum.
Prof. Dr. Afet İnan (Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Tarih Kurumu) isimli
kitabında şöyle anlatıyor:
"Büyük devlet adamımız Gazi M. Kemal Atatürk, tarih meselelerine çok önem
verirdi. Kendi ifadesine göre, mektep sıralarındaki derslerinden itibaren
tarih okumasını sevmiş ve hayatının her devresinde muhtelif tarih kitapları
ve meseleleri ile meşgul olmuştur.
Bilhassa siyasî hayatının çeşitli safhalarında tarih bilgisinden daima
en geniş mânâsiyle faydalanmış ve gerek Büyük Millet Meclisi'nde, gerekse,
halk toplantılarında söz söylerken tarihî mevzular en heyecanlı hitabelerini
teşkil etmiştir. İstiklâl Savaşımız sıralarında türlü vesilelerle söz söylerken
tarihten getirdiği örnekler, bazen millî bir heyecan kaynağı, bazen de
ilmî bir mevzu halinde olmuştur. Bilhassa inkılâp hareketlerinde, Büyük
Millet Meclisinde kanunlaştırmak istediği mevzular için, tarihten misaller
getirmek, eski müesseseleri teşrih ederken tarihî neticelerini ikna edici
delillerle göstermek, onun adeti idi. Bunlar için Büyük Millet Meclisinin
zabıtları ve Atatürk'ün diğer nutukları bol bol örnekler verir. Bu vesikaları
tetkik etmekle,dünya çapında ün salmış büyük inkılâpcı Türk devlet adamının,
tarih bilgisinden ne suretle istifade etmiş olduğunu anlamak herkes için
çok faydalı bir mevzudur
"Uluğ İğdemir "Cumhuriyetin 50. Yılında Türk Tarih Kurumu" adlı kitabında:
"Türk Tarih Kurumu Atatürk'ün eseridir. Türk ulusunun büyüklüğü ve üstün
uygarlık yeteneklerine içten inanmış olan Atatürk, son yüzyılların aşağılık
duyguları içinde kendine güven ve inancını yitirmiş olan Türk ulusuna yalnız
savaş alanında değil, uygarlık alanında da büyük ulus olduğunu anlatarak
onu en uygar milletlerin düzeyine çıkarmak için ilk önce tarihini bilmesi,
onu yabancılardan değil, ilk kaynaklardan araştırılarak öğrenilmesi gerektiğine
inanıyordu.
Atatürk, gençliğinden beri tarih okumaya meraklı idi. Son zamanlarda elimize
geçen ve 7 Ekim 1916 ile 25 Kasım 1916 tarihleri arasında 48 günlük bir
devreyi içine alan "Günce"sinde, savaş alanlarında okuduğu çeşitil kitaplar
arasında tarihsel eserler de yer almaktadır"(*)
Prof. Dr. Afet İnan, Atatürk'ün sürekli olarak tarih çalışmalarına başladığı
tarihi şöyle saptar:
"1928 yılında, Fransızca coğrafya kitaplarının birinde, Türk ırkının Sarı
Irk'a mensup olduğu ve Avrupa zihniyetine göre ikinci (secondnaire) nevi
bir insan tipi olduğu yazılı idi. Kendisine gösterdim. 'Bu böyle midir?'
dedim.
"- Hayır, olmaz, bunun üzerinde meşgul olalım.Sen çalış, dediler".
Gerçekten bu çalışmaların ilk ürünleri 1929 yılında lise ve ortaokul öğrencileri
için yazılmış tarih notları halinde basılmaya başlandı.
Atatürk, devlet ve millet işleri arasında zamanının önemli bir bölümünü
tarih araştırmalarına ayırıyordu. Kitaplar getirtiliyor, çeviriler yapılıyor
ve onun çok defa bir kürsü niteliğinde olan akşam sofralarında tarih konuları
ve sorunları tartışılıyordu.
23 Nisan 1930'da, Ankara'da Türk Ocaklarının yeni binasında toplanan altıncı
"Türk Ocakları Kurultayı", Türk Tarih Kurumu'nun kuruluşuna ilk temel taşını
koyması bakımından önem taşır. Atatürk'ün isteğiyle Kurultay'ın delegesi
ve Ankara Müzik Öğretmen Okulu tarih öğretmeni Bayan Afet (Prof. Dr. Afet
İnan), Atatürk'ün de bulunduğu 28 Nisan Pazartesi günkü Kurultay toplantısında
söz almış ve Türk tarihinin eskiliğini, Türk ulusunun kurduğu büyük uygarlıkları
konu alan bir konuşma yaparak kırk imzalı bir önerge vermiştir. Bu önergede,
"Türk tarih ve medeniyetini ilmî surette tetkik etmek için hususî ve daimî
bir heyetin teşkiline karar verilmesini ve bu heyetin azâsını seçmek selâhiyetinin
Merkez Heyeti'ne bırakılmasını teklif ederiz" deniliyordu.
Bayan Afet'in konuşmasından sonra Prof. Sadri Maksudî (Arsal) ve Doktor
Reşit Galip söz alarak aynı tezi savundular.Bayan Afet'in önergesi
Yasa Encümenine verildi. İkinci oturumda Yasa Encümeninin okunan raporunda
Türk Ocakları Yasası'na şöyle bir maddenin eklenmesi öneriliyordu: "Merkez
Heyeti Türk tarih ve medeniyetini ilmî bir surette tetkik ve tetebbu eylemek
vazifesiyle mükellef olmak üzere bir Türk Tarih Heyeti teşkil eder".
İşte Türk tarih Kurumu'nun çekirdeği olan "Türk Ocağı Türk Tarihi
Tetkik Heyeti", Türk Ocakları Yasası'nın bu maddesi gereğince kuruldu.
Bu Heyet 16 üyeden oluşuyordu. Heyet, ilk toplantısını 4 Haziran 1930'da
Türk Ocakları Merkez Heyeti binasında, Türk Ocakları Merkez Heyeti Başkanı
Hamdullah Suphi (Tanrıöver)'nin başkanlığında yaparak Yönetim Kurulunu
seçti. Yönetim Kurulu şu kişilerden oluşmuştu: Başkan: Cumhurbaşkanlığı
Genel Sekreteri Mehmet Tevfik (Bıyıklıoğlu) Başkan Vekili; Hukuk Fakültesi
Siyasî Tarih Profesörü ve İstanbul Milletvekili Yusuf Akçura, Başkan Vekili;
Çanakkale Milletvekili Samih Rifat, Genel Sekreter: Aydın Milletvekili
Doktor Reşit Galip.
Heyetin öteki üyeleri de şunlardı: Ankara Müzik Öğretmen Okulu tarih öğretmeni
Afet (Prof. Dr. Afet İnan), Vasıf Çınar (Milli Eğitim Bakanı, sonra Moskova
Büyükelçisi), İstanbul Müzeleri Genel Müdürü Halil Ethem (Eldem), İstanbul
Hukuk Fakültesi Profesörlerinden Yusuf Ziya (Özer), Ankara Hukuk Fakültesi
Profesörlerinden Sadri Maksudî (Arsal), Kocaeli Milletvekili Reşit Safvet
(Atabinen), Ankara Etnografya Müzesi Uzmanı Mesaroş, Balıkesir Milletvekili
İsmail Hakkı Uzunçarşılı), Dil Encümeni Üyesi Ragıp Hulusi Özden, tarih
öğretmeni Mükrimin Halil (Yinanç), Milli Eğitim Bakanlığı Telif ve Tercüme
Heyetinden Zakir Kadirî (Ugan), Etnoğrafya Müzesi Müdürü Hamit Zübeyir
(Koşay).
Bu saygın kişilerden oluşan "Türk Ocağı Türk Tarihi Tetkik Heyeti" ilk
çalışmalarında "Türk Tarihinin Ana Hatları" adlı 606 sayfalık bir yapıtı
yazmış ve yayımlamıştır. Atatürk bu yapıtın başlangıç bölümünde:
"Ey Türk Milleti! Sen yalnız kahramanlık ve cengâverlikle değil, fikirde
ve medeniyette de insanlığın şerefisin. Tarih, kurduğun medeniyetlerin
senâ ve sitayişleriyle doludur. Mevcudiyetine kasteden siyasî ve içtimaî
âmiller birkaç asırdır yolunu kesmiş, yürüyüşünü ağırlaştırmış olsa da,
on bin yıllık fikir ve hars mirası, ruhunda bakir ve tükenmez bir kudret
halinde yaşıyor. Hafızasında binlerce ve binlerce yılın hatırasını taşıyan
tarih, medeniyet safında lâyık olduğun mevkii sana parmağıyla gösteriyor.
Oraya yürü ve yüksel! Bu, senin için hem bir hak, hem de bir vazifedir!"
diyor.
1931 Nisanı'nın başlarında Türk Ocakları'nın kapanması üzerine "Türk Ocağı
Türk Tarihi Tetkik Heyeti'nin türesel niteliği kalmamış olduğundan, aynı
Kurul, o zamanki Dernekler Kanunu'na göre İçişleri Bakanlığı'na başvurarak,
15 Nisan 1931'de "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti"ni kurdular. Dil devriminden
sonra cemiyetin adı Atatürk tarafından 1935 yılında "Türk Tarih Kurumu"na
çevrildi.
Bakanlar Kurulu'nun 21.10.1940 tarih ve 2/14556 sayılı kararnamesiyle kamu
yararına çalışan dernekler arasına alınan Türk Tarih Kurumu için bu kararnamede
şöyle denmektedir:
"Türk tarihini tetkik ve elde ettiği neticeleri neşretmek gayesiyle kurulmuş
olup ilmî çalışmaları dünya ilim âlemince takdir edilmekte bulunan Türk
Tarih Kurumu'nun Cemiyetler Kanunu'nun 37'nci maddesine tevfikan menafii
umumiyeye hâdim cemiyetler meyanına ithali hakkında Devlet Şurası İkinci
Dairesi'yle Umumî Heyeti'nden yazılan 25.7.1940, 12.9.1940 tarih ve 2471/2522,
300/303 sayılı mazbatalar İcra vekilleri Heyeti'nce 21.10.1940 tarihinde
tetkik ve mütalâa olunurak adı geçen cemiyetin menafii umumiyeye hâdim
cemiyetler meyanına ithali kabul olunmuştur".(*)
TÜRK DİL KURUMU
Atatürk'ün
Türk diline bakışı kendi el yazısı ile aşağıdadır.
Prof. Dr. Şerafettin Turan Türk Dil Kurumu'nun kuruluşunu Türk Devrim tarihinde
şöyle anlatıyor:
"Türk Dil Kurumu, 12 Temmuz 1932'de 'Türk Dili Tetkik Cemiyeti" adıyla
kuruldu. 17 Ağustos 1983'te çıkarılan yasayla Başbakanlığa bağlı Atatürk
Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içinde devlet kuruluşuna dönüştürülünceye
değin, 51 yıl, 3 ay, 7 gün yaşadı".Türk Dil Kurumu'nun öyküsü Ruşen Eşref'in
Hâtıralar adlı yapıtında şöyle anlatılmaktadır:
"'Türk Dili Tetkik Cemiyeti işlerindeki hâtıralarım şöyle başlıyor.
11 Temmuz 1932'de, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin davet iltifatlarını
aldım, akşam üzeri Çankaya'ya gittim. Kendileri birkaç vakittir yeni köşke
geçmişlerdi. Yukarı katta, kitap odasının yanındaki çalışma salonunda huzurlarına
çıktım. Duvarları krem, döşemeleri de kahverenkli bu sade ve büyük salonun
orta yerindeki uzun masanın başında oturuyorlardı. O masanın etrafında
Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti azaları da vardı. O günlerde ilk tarih kongresi
yeni bitmişti.
Şimdi konuştukları;
Gelecek yıla yetiştirilecek büyük kitabın bölümleri nasıl olacağı ve bunları
kimlerin yazacağı idi.
Yanılmıyorsam, o akşam orada bulunanlar şunlardı:
Afet Hanım, Yusuf Akçura, Samih Rifat, Riyaseticumhur Katibi Umumisi Hikmet,
Yusuf Ziya, Hasan Cemil,Sadri Maksudi, Maarif Vekaleti Talim ve Terbiye
Dairesi Reisi İhsan, Hamit Zübeyr, Hüseyin Namık beyler, bir de Macarlı
Profesör Zayti Ferenç.
Tarih konuşması bitmek üzere iken, Gazi Hazretleri, oradakilere sordular:
- Dil işlerini düşünecek zaman da gelmiştir. Ne dersiniz?
Maarif Vekaleti bütçesinden tahsisatı kesildiği 1931 Temmuz'u sonundan
beri, eski Dil Encümeni artık çalışmıyordu. Harf inkılâbının hızından doğan
bu kaynağın yeni bir varlık göstermesi çok yerinde olacaktı. Onun için,
Reisicumhur Hazretlerinin yüksek düşüncesi sevinçle karşılandı. Gazi Hazretleri;
- Öyle ise, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil
cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun buyurdular.
Yeni Cemiyetin ne gibi işlerle uğraşacağı görüşüldü. Sonunda Reisicumhur
Hazretleri kendi eli ile şu resmi çizdi:
Dil Cemiyeti
Filoloji ve lengüistik
Türk dili
______________________________________________________________
I
I
I
I
Filoloji
Lûgat
Gramer
Etimoloji
ve
ve
ve
lengüistik
ıstılah
sentaks
Çalışmanın çerçevesi ortaya çıkmıştı. Cemiyetin iki büyük kolu olacaktı;
biri filoloji ve lengüistik, biri de Türk dili.
Filoloji ve lengüistik, hem doğrudan doğruya bu bilgilerle, hem de bu bilgiler
yollarından Türk dili ile uğraşacaktı.
Türk dili kolunun üç bölüğü ise, lügat - ıstılah, gramer - sentaks ve etimoloji
bakımından Türk dilini "tetkik ve tespit" edecekti
Bu görüş ve kararlardan sonra "Türk Dili Tetkik Cemiyeti" adı ile bir dernek
kurulmak üzere 12.7.1932 gününde Dahiliye Vekâletine başvurulmuştur.
Dilekçe ve alındı belgelerini tarihi değerleri yönünden aynen alıyorum.
"12/7/1932
Dahiliye Vekâleti Celilesine
Muhterem Efendim.
Türk dili hakkında tetkikat ve neşriyatta bulunmak maksadiyle ve merkezi
Ankara'da Halkevi binasındaki dairede bulunmak üzere Türk Dili Tetkik Cemiyeti
adıyla ilmi bir cemiyet teşkil edilerek nizamnamesi mecburen takdim kılınmıştır.
Cemiyet İdare Heyeti âzalarının isimleri ve imzaları arizamızın altında
yazılıdır. Cemiyetin mesul murahhası ve Umumi Kâtibi Afyon Karahisar mebusu
Ruşen Eşref beydir. İcap eden resmi muamelenin ifasına müsaade buyurulması
rica olunur, efendim.
Türk Dili Tetkik Cemiyeti Reisi
Umumi Kâtip Afyon
Çanakkale Mesubu
Karahisar Mebusu
Samih Rifat
Ruşen Eşref
Âza ve Veznedar
Aza Manisa Mebusu
Zonguldak Mebusu
Yakup Kadri
Celâl Sahir
"İZİNNAME
SURETİ"
İLMÜHABER
Cemiyetin unvanı : Türk Dili Tetkik Cemiyeti
Maksadı tesisi : Türk dilini tetkik ve elde edilecek neticeleri neşretmek
Merkezi: Ankara
Tarihi Tesisi : 12/7/1932
Unvanı ve maksadı tesisi yukarıda yazılı olan (Türk Dili Tetkik Cemiyeti)nin
nizamnamesi tevdi edilmiş olduğundan Cemiyetler Kanununa tevfikan işbu
ilmühaber verildi.
13 Temmuz 1932
Emniyet İşleri Umum Müdürü
T. Hadi
Bu izin alındıktan sonra ilk Türk Dil Kurultayı 26 Eylül 1932 gününde Dolmabahçe
Sarayı'nda toplanıyor.
Davet yazısının 2. maddesinde:
"Kadın, erkek her Türk yurttaşı T.D.T.C'nin azasıdır. Kendisini kurultaya
çağırılmış saymalıdır" deniyor.
Aynı yazının 9. maddesinde de:
"T.D.T.C.'nin hamireisi (koruyucu başkanı) Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal
Hazretleri kurultayda dinleyici olarak bulunacaklardır" denilmektedir.
Kurultay sonrası cemiyet başkanlığına Samih Rifat, Umumi Kâtipliğe Ruşen
Eşref, Muhasip Üyeliğe de Besim Atalay ilk yönetim olarak seçilmişlerdir(*).
Türk Dili Tetkik Cemiyeti
1936 yılında toplanan 3. Türk Dil Kurultayı'nda adı "Türk Dil Kurumu'na
dönüştürülen kurum 15 Ocak 1940 gününde kamu yararına çalışan dernek olarak
kabul edilmiştir.
"TÜRK DİL KURUMU'NUN KAMU YARARINA ÇALIŞAN DERNEK
OLARAK KABUL EDİLİŞİYLE İLGİLİ KARARNAME
No: 2/12665
15 Ocak 1940
"Türk Dil Kurumu'nun Cemiyetler Kanunu'nun 37. maddesine tevfikan menafii
umumiyeye hâdim cemiyetler" meyanına ithali hakkında Devlet Şurası II.Dairesi
ile umumî heyetten yazılan 16.12.1939; 21.12.1939 tarih ve 3965/3663, 357/344
sayılı ilişik mazbatalar, icra Vekilleri Heyetince 15.1.1940 tarihinde
tetkik ve mütalâa edilerek tasdiki kabul olunmuştur.
15.10.1940
Reisicumhur
İsmet İnönü
Vekiller Heyetinin imzaları"
1932 yılında Atatürk'ün öncülüğünü yaptığı ve koruyucusu olduğu Türk Dil
Kurumu, 19.10.1983 gününde onu sevenlerin yeniden açılacağı umudu saklı
kalmak üzere sona ermiştir.
Son olarak 18. Kurultay'da Prof. Dr. Şerafettin Turan Başkanlığa Prof.
Dr. Bedia Akarsu ikinci başkanlığa ozan Cahit Külebi yazmanlığa seçilmişlerdi.
Türk Tarih Kurumu ve Dil Kurumu'nun Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Kanunu ile bu kurumun kuruluşuna dahil edilmesi öncesi ve yasa çıktıktan
sonra Türk Dil Kurumu'nun ve basının Atatürk'ün emanetine büyük duyarlılıkla
sahip çıkma girişimlerini ve haykırışlarını birkaç örneği ile belirtmekten
övünç duymaktayım
"Nadir Nadi
SAKIN YAPMAYIN
En çok dikkat etmemiz gereken nokta, Atatürk ilkelerini bir an olsun gözönünden
ayırmamaktır. Ne yazık ki, 30 yıldan bu yana onun yolundan sapmalar olmuş,
ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak yöntemler kuşa benzetilmiş,
oy avcılığı uğruna cumhuriyetçilik, bağımsızlık, lâiklik ilkelerinden kimi
zaman büyük ödünler verilmiştir. Oy avcılığı diye bir kaygısı olmayan,
sırası geldiğinde yönetimi halka teslim edeceğini ilk günden beri namus
sözü olarak açıklayan MGK'nin Atatürk yolunu tutmak, o yoldan şaşmamak
konusunda gelmiş geçmiş tüm iktidarlardan daha şanslı olduğu meydandadır.
Kim gerçek Atatürkçü, kim yapay Atatürkçü, sayın yöneticilerimiz bu noktalara
ne denli dikkat etmek gereğini herhalde bizden daha iyi bilirler.
Atatürk konusunda çok duyarlı olduğumuz için bağışlanmamızı dileriz. Son
günlerde gazetelere yansıyan bir haber üzerine bu yazıyı yazmak zorunda
kaldık. Bildirildiğine göre Milli Eğitim Bakanlığı'nca hazırlanan bir yasa
tasarısı MGK'ya sunulmak üzere imiş. Tasarı yasalaşırsa Atatürk'ün vasiyeti
ile kurulan Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu her türlü gelirleri,
mal varlıkları, kitaplıkları ve personel kadroları ile Türk Bilimler Akademisi
adı altında kurulacak yeni bir kuruma devredilecek, Dil ve Tarih Kurumları
lağvedilecekmiş. Türk Bilimler Akademisi yasa tasarısına göre çeşitli kuruluşların
göstereceği 99 aday arasında Devlet Başkanı 33 kişiyi Akademi üyesi olarak
saptayacak, bu sayın üyeler yaşam boyu görevlerini sürdüreceklermiş.
Kimi gerici çevrelerin uzun süredir Atatürk'ün ulusal armağanı olan
bu iki kuruma (özellikle Dil Kurumuna), nasıl diş bilediklerini hep biliriz.
İnanmak istemediğimiz haber, eğer doğru ise, Sayın MGK üyelerinden rica
ederiz. Tasarıyı olduğu gibi geri çevirin, oldum olası Atatürk'e ters düşenlerin
eline geçici de olsa bir övünme fırsatı vermeyin, tüm varlığını ulusuna
adamış o büyük adamın en doğal yurttaşlık hakkı olan vasiyetine kıymayın!..(*)
Atilla Sav;
"Her iki kurum da birer özel hukuk tüzel kişiliğidir. Özel hukuk tüzel
kişilerinin organları vardır. Tüzel kişiliği sona erdirme yetkisi bu organlarındır.
Organların en geniş yetkilisi olan genel kuruldur.
Özel hukuk tüzel kişileri de bir hukuk özverisidir. Bu bakımdan mirasçıları
da dernek tüzüklerinde yazılıdır. Bu tüzükler değiştirilmeden kurumların
mal varlığına el konulamaz. Türk hukuk sistemine göre böyle bir el koyma
düşünülemez, geçerli de olamaz" (**).
Mümtaz Soysal;
"Olumlu katkılarını unutup kusurlarına bakarak Türk Dil Kurumu ile Türk
Tarih Kurumu'nun sevmeyebilirsiniz.
Bu kurumları bir yana itip onların alanına giren konularda devlet parası
ile çalışacak resmi kurumlar kurmak da isteyebilirsiniz. Siyasal
iktidarlara bağlı, yasa gücüne dayalı, amirli, memurlu kurumlar.
Anayasa, bir "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu" kurulmasını öngörmüştür.
Dil Kurumu ile Tarih Kurumu'ndan vazgeçmemiştir. yüksek Kurumu oluşturacak
kuruluşlar arasında bunlar da var. Oysa, o kurumları Anayasa konusu yapmayıp
aynı alanlarda çalışacak başka kurumlar yaratmak yoluna pek ala gidilebilirdi.
Ama galiba bütün sorun da vasiyet çerçevesinde dönüyor"*(***).
Danışma Meclisi'ne mektup:
1983 yılı başlarında Milli Güvenlik Konseyi Üyesi Org. Tahsin Şahinkaya,
Danışma Meclisine, "Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu" yasa
tasarısını göndermiştir. Tasarı, Danışma Meclisinde görüşülmeye başlanmadan
önce ve görüşüldüğü sırada, Atatürk'ün vasiyetinin bozulmaması için hem
TDK Yönetim Kurulu, hem de hukukçularla kimi aydınlar ve kurum üyeleri
büyük bir çaba harcamışlardır.
TDK Yönetim Kurulu, 15 Ocak 1983 günü, konuya ilişkin olarak hazırladığı
mektubu, bir sunuş yazısı ve üyelerinin imzasıyla Danışma meclisi üyelerinin
hepsine göndermiştir. Tarihsel bir belge olan bu mektup da şöyledir:
"Türk Dil Kurumu, Büyük Atatürk'ün kurduğu, amacını belirlediği, vasiyetnamesiyle
gelir bağlayarak yaşamasını sağladığı bir kuruluştur.
Türk dilinde özleşme hareketi yüzyıllar boyunca süregelmiş ve Atatürk'ün
dil devrimi ile ve bilinçle hızlandırılarak ulusal bağımsızlığımızın temel
ilkelerinden biri olmuştur.
Türk Dil Kurumu özerk ve bağımsız bir özel hukuk tüzel kişisi olarak politik
çalkantıların dışında kalabilmiş ve Atatürk'ün gösterdiği yolda başarılı
çalışmalar gerçekleştirmiştir.
Tasarının, Anayasa açısından değerlendirilmesi; Hazırlanan "Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu" tasarısı ile Türk Dil Kurumu'na yöneltilen
tasarruflar aşağıdaki nedenlerle Anayasa'ya aykırıdır.
1- Türk Dil Kurumu, bugün, yasalara uygun biçimde kurulmuş bir özel hukuk
tüzel kişisidir ve varlığını sürdürmektedir.
Anayasanın 19. maddesine göre herkes gibi Türk Dil Kurumu tüzel kişiliği
de Anayasanın ve devletin güvencesi altındadır.
Böyle iken tasarıyla Türk Dil Kurumuna el konularak "Atatürk Kültür, Dil
ve Tarih Yüksek Kurumu"nun içinde eritilmesi varlığını yadsıyarak onu yok
saymaktır.
2. Bu tutum Anayasanın 35. maddesinde yer alan "Herkes mülkiyet ve miras
haklarına sahiptir" ilkesine aykırıdır. Madde hükmüne göre bir kimsenin
mallarını ve onun gelirini dilediği gerçek veya tüzel kişiye bırakması
Anayasanın koruması altındadır.
Büyük Atatürk ölümünden çok kısa bir süre önce düzenlediği vasiyetname
ile malvarlığı gelirinin bir bölümünü Türk Dil Kurumu'na bağışlamış
ve Kurumun "ilelebet" yaşaması yolunda iradesini açıkça belirtmiştir.
Bu iradenin hiçe sayılması ve 35. maddenin açık hükmünün bozulması ileride
miras ile ilgili her türlü hakkın çiğnenmesine yol açacak bir örnek olabilecektir.
3. Tasarı, Anayasanın 134. maddesine de uygun değildir. Bu maddenin 1.
fıkrasında Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu'nun adları belirtilerek
anılması tüzel kişiliklerinin ve varlıklarının tanınması ve benimsenmesi
anlamına gelir.
Kaldı ki 134. maddenin ikinci fıkrasında her iki Kurumun Atatürk vasiyetinden
doğan mali menfaatlerinin korunacağı kaydı açıkça yer almıştır.
Bir kurumun hem tüzel varlığını kabul etmek, hem de onun varlığının dayanağı
olan tüzüğü dışında tasarruflarda bulunmanın hukuk düzeni ile bağdaşabileceği
kanısında değiliz.
Kuşkusuz yasama organınca Anayasanın 134. maddesine göre bir "Yüksek Kurum"
oluşturulacaktır. Bu kuruluş Türk Dil Kurumu'nun tüzel varlığını ortadan
kaldırmayacaktır. Türk Dil Kurumu tüzüğü ile saptanan kuruluş ve örgütlenmesi,
amaç, görev ve çalışma yöntemi esasları saklı kalmak üzere varlığını koruyarak
bu Yüksek Kurumla bağlantı kurulabilecektir.
4. Anayasanın "başlangıç" bölümünün 5. paragrafında "bu Anayasada gösterilen
hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni" dışına
çıkılamayacağı açıkça belirtilmiştir. Bu noktadan da Türk Dil Kurumu'nun
tüzel kişiliğine yönelen ve varlığını ortadan kaldıran düzenlemenin Anayasaya
aykırı olduğu açıktır.
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle bu "tasarı"nın tarihsel gerçekler
ve Anayasaya aykırılığını belirtmeyi tarihsel sorumluluğumuzun bir gereği
sayarak bilgilerinize sunarız.
Saygılarımızla, 15 Ocak 1983
Başkan
Genel Yazman
Prof. Dr. Şerafettin Turan
Cahit Külebi
Doç. Dr. Türker Alkan
Prof. Dr. Doğan Aksan
Doç. Dr. Mustafa Canpolat
Necati Cumalı
Oktay Akbal
Prof. Dr.Sadettin Buluç
Sami Karaören
Kemal Demiray
Hikmet İlaydın
Y.Doç. Dr. Kâmile İmer
Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu
Doç. Dr. Tuğrul İnal
Prof. Dr. Ruşen Keleş
Doç. Dr. Ahmet Kocaman
Doç. Dr. Aydın Köksal
Prof. Dr. Özdemir Nutku
Emin Özdemir
Prof. Dr.Bahri Savcı
Doç. Dr. Özer Soysal
Necdet Uğur
Doç. Dr. Semih Tezcan
Emel Vardarlı
Prof. Dr. Vecihe Hatiboğlu
Prof. Dr. Bedia Akarsu"(*).
Ne var ki bütün bu girişimlerden olumlu bir yanıt alınamamıştır. Bu konuda
Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şerafettin Turan'ı ve kendisi ile beraber
gerçek Atatürkçüleri yılmadan sürdürdükleri hak arayışını saygı ile anmak
istiyorum.
Bütün bu haksız kararlar ve yasal düzenlemeler karşısında Türk Dil Kurumu
başkan ve üyelerinin kavgalarında yalnız kalmalarını da bir üzüntü nedeni
saymaktayım.
Konu, kapatılan siyasi partilerin yeniden açılışlarına olanak veren 3821
sayılı yasanın görüşmeleri sırasında CHP'liler tarafından ele alınabilirdi.
Böylece yukarıda hukuki değerlendirmelerine ayrıntılı olarak yer verdiğim
Atatürk'ün vasiyetnamesi üzerindeki hukuk dışı uygulamalara son verilmesi
sağlanabilirdi. Bugün insan hakları ve temel hukuk kurallarına aykırı olarak
yürürlükte olan duruma yine son verme olanağı vardır. Hatta hukuka inananlar
için bu, vazgeçilemez bir görevdir.
Türk Dil Kurumu eski üyelerinin, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nun
konu ile ilgili maddelerinin değiştirilmesi konusundaki yeni bir yasa düzenleme
girişimleri desteklenmelidir.
Özet olarak Atatürk'ün vasiyetnamesini değiştiren yeni hükümler getiren
2533 sayılı yasanın 3. maddesi ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu kuruluşunu getiren 2876 sayılı yasanın vasiyetnamenin esaslarına
aykırı hükümlerin (keenlemyekûn) yok sayılmasını öngören bir yasanın
çıkarılması ile bu tarihi yanılgıya son verilmelidir. |