Siyasal Anılar ve Sosyal Demokrasinin Öyküsü  
BÖLÜM 
- 3 - 
ATATÜRK'ÜN VASİYETNAMESİ

            CHP mal varlığı söz konusu olduğunda Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyetnamesi her zaman tartışma ve gündem konusu olmuştur. Bu tartışma son bulmuş da değildir. 

            Vasiyetname üzerinde bir görüş belirtmeye geçmeden önce Atatürk'ün mal varlığı ve vasiyetname düzenleme isteğiyle yasal uygulamalara yer vermek istiyorum. 

            Atatürk'ün mal varlığının ilk iki ana kaynağı, Hindistan'dan milli mücadeleye yardım için Atatürk'ün şahsına gönderilen 500 bin lira ile, Mısır eski Hıdivi Abbas Hilmi Paşa'nın Türk uyrukluğuna geçmesi nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi'ne bağışladığı 900 bin lira civarındaki paradır. Daha sonra Atatürk'e özel idareler, belediyeler ve şahıslar tarafından taşınmaz mallar armağan edilmiştir. 

            Atatürk büyük nutkunu okuduğu sırada yazılı konuşması dışında, 19 Ekim 1927 günü, kendisine yapılan para ve gayrimenkul bağışların harcanması hakkında bilgi verdikten sonra, "Bu mülkleri kendisinin ve kendi  mücadelesinin bir devamı olarak düşündüğünü, Cumhuriyet Halk Fırkası'na bağışladığını" açıklar(*). 
Atatürk: 

            "Ben Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Genel Başkanıyım, Cumhuriyet Halk Fırkası, Anadolu'ya ayak bastığım andan itibaren benimle çalışan Anadolu Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti'nden doğmuştur. Bu teşekküle tarihen bağlıyım" diyor  ve Anadolu Ajansı bu konuşmayı "Ulvi Bir Feragat" başlığı ile veriyor. 

            "Ulvi Bir Feragat 
            HEPSİ FIRKAMINDIR 
            Gazi, Bütün Emlakini Fırkaya Veriyor 

            Ankara, 19 (A.A) - Gazi Mustafa Kemal Paşa bugünkü nutuklarında Umumî Büyük Taarruz'dan bahisle taarruzun nasıl hazırlandığını izah etmişler ve bilmünasebe, metin haricinde olarak dokuz seneden beri kendi emirlerine isimleri malûm ve gayri malûm bazı zevat tarafından verilen para ve yapılan teberruatın hesabını vermişlerdir. 

            Müşairünileyh Hazretleri bu paranın mühim bir kısmının Büyük Taarruz için nasıl sarf  edildiğinden ve şimdiye kadar sarf olunan miktar ile elyevm mevcut kalan mebaliğden bahsettikten sonra medid alkışlar arasında şu sözleri ilâve buyurmuşlardır: 

            "Bundan başka Efendiler vaktile Ankaralı hemşehrilerim tarafından bana hediye edilmiş  elyevm ikâmet etmekte olduğum Çankaya'daki ev ile Bursa, Trabzon, Erzurum, Antalya, Konya, İzmir'de bana hediye edilen evlerle ve "Ankara'da satın aldığım bir kısım arazi vardır ki bunların hepsi fırkamındır.""

            Bu açıklamadan sonra Atatürk dilediği biçimde bir vasiyetname düzenlenmesi arzusunu açıklar. Ancak  Kanunu Medeni'nin 452. maddesinde yer alan mahfuz hisseler hükmü karşısında özel bir kanun çıkarılması zorunluluğu vardır. Bu zorunluluk karşısında 1750 sayılı Kanun Lahiyası Büyük Millet Mecilisi'ne sunulmuş ve yasalaştırılmıştır. 

            İlgililerin ve Büyük Millet Meclisi'nin olaya bakışının özelliği nedeniyle TBMM Tutanak Dergisi'nden öneri ve kararı aynen alıyorum. 

            "5- ATATÜRK'ÜN VASİYETİNİN KANUNLAŞMASI: 

            I - Kanun Lâyihası ve Gerekçesi 

            10.6.1933 günlü Başbakanlığın yazısı şöyledir: 

            " Büyük Millet Meclisi Yüksek huzurlarına 

            Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Kanunu Medeni'nin 452'nci maddesi dairesindeki tasarruflarının, mahfuz hisseler hakkındaki hükmünden müstesna olduğuna dair yapılan ve İcra Vekilleri Heyetince 10.6.1933'te Yüksek Meclise arzı kararlaştırılan kanun lâyihası esbabı mucibesile birlikte Yüksek huzurlarına sunulmuştur efendim.

Başvekil 
İsmet"
            Kanun tasarısının gerekçesi de şöyledir: 
            "Vatanın kurtulması ve istiklâline kavuşması davasının büyük timsali ve Türkiye'nin yeni bir Devlet olarak kurulması işinin başarıcısı bulunan Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin şahsiyetlerine saygı ve bağlılık nişanesi olmak üzere kendilerine hakikî ve hükmî birçok şahıslar tarafından emval ve emlâk hediye ve takdim edilmiştir. Geçirdiğimiz büyük ve tarihî devrin istisnaî hususiyetlerinden doğan bu mahiyetteki malların tabiî hallerin icabına göre tesbit edilen Kanunu Medeni'deki kayıt ve şartlar dairesinde vasiyet hükümlerine tâbi olmasını Büyük Reisimiz doğru bulmayarak bu serveti yine inkılâbın derinleşip kökleşmesinde ve millî gidişin ileri hamlelerle kuvvetlendirilmesinde tayin buyuracakları kayitler altında tasarruf edilmek üzere reisi bulundukları Cumhuriyet Halk Fırkası'na vasiyet tarikile bırakmak arzusundadırlar. 

            Cumhuriyet Halk Fırkasının üçüncü kongresi huzurunda ve birçok dinleyicilerle efkârı umumiye huzurunda ifade buyurdukları bu yüksek ve asil arzularının temini için vasiyeti kanunlaştırmak icap eylemektedir. Buna göre  Müşairünileyh Hazretlerinin sırf büyük şahsiyetlerine mahsus ve munhasır bir istisna teşkil etmek üzere bağlı kanun lâyihası arz ve teklif olunmuştur" (*)

            II - Adliye Encümeni Mazbatası 

            Başbakanlık yazısından bir gün sonraki 11.6.1933 tarihini taşıyan ve Türkiye Büyük Millet  Meclisi Riyasetine yazılan Adliye Encümeni Mazbatası metni de şöyledir: 
 

            "       Yüksek Reisliğe 

            Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Kanunu Medeni'nin 452'nci maddesi dairesinde icra buyuracakları tasarruflarının bu maddedeki bazı kayitlerden istisnasına dair tanzim edilmiş olan kanun lâyihası Başvekâletin 10.6.1933 tarih ve 6/1831 numaralı tezrekesile Adliye Encümenine havale olunmakla tetkik ve müzakere olundu. 

            Esbabı mucibe lâyihasında yazıldığı üzere vatanın kurtarılması ve istiklâline kavuşması davasının büyük timsali ve Türkiye'nin yeni bir Devlet olarak kurulması işinin yegâne başarıcısı bulunan Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin büyük şahsiyetlerine karşı hakikî ve hükmî bir çok şahıslar tarafından hediye ve takdim olunan emval ve emlâkin Cumhuriyet Halk Fırkası'nın İkinci Büyük Kongresi'nde irat buyurdukları nutuklarında inkılâbın kökleşmesinde ve millî gidişin ileri hamlelerle kuvvetlendirilmesinde tayin buyuracakları kayitler altında tasarruf edilmek üzere reisi bulundukları Cumhuriyet Halk Fırkası'na vasiyet tarikiyle bırakmak arzusunda bulunduklarını ifade buyurmuş olmaları ile bu yüksek arzularının temini için bahsedilen tasarruflarının kanunu medeninin 452 nci maddesinde mevcut bulunan kayitlerden Müşairünileyh Hazretlerinin sırf büyük şahıslarına mahsus ve munhasır kalmak üzere istisna edilmesini temin için bu kanun  lâyihasının tanzim ve teklif edildiği anlaşılmıştır. 

            Cihan tarihinde benzerine pek az rastlanan ve Türklüğün çok eski ve pek şanlı varlığının yüksek asaletiyle uygun olarak yeni baştan kurulup her müşkülü yenen Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin büyük şahsiyetlerine karşı derin bir saygı nişanesi olarak kendilerine armağan edilen mal ve mülkleri Cumhuriyet Halk Fırkası'na vasiyet tarikiyle bırakmak yolunda gösterdikleri bu yüksek arzu encümenimizce büyük saygılarla karşılanmıştır. 

            Müşairünileyh Hazretlerinin gösterdikleri kayitler altında ve vasiyet hükümlerine göre bu malları tasarruf edecek olan Cumhuriyet Halk Fırkası yurdumuzda inkılâbın feyizli yollarında yüksek umdeleri içinde yürüyerek büyük ülküye ulaşmak için çalışmalarında devam edecektir. 

            Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin bütün yurt ve ulus işlerindeki görüş ve yapışları tabii hallerin üstünde nasıl bir istisna yapageldi ise bu arzularının dahi Kanunu Medeni'nin 452 nci maddesindeki mahfuz hisseler hakkındaki kayıtlardan istisnası encümenimizce muafık görülmüş ve lâyiha aynen kabul edilmiştir" (*) 
            III - Kanun Gerekçesinde 

            "BÜYÜK REİSİMİZ... BU SERVETİ yine inkılâbın derinleşip kökleşmesinde ve millî gidişin ileri hamlelerle kuvvetlendirilmesinde tayin buyuracakları kayıtlar altında tasarruf edilmek üzere REİSİ BULUNDUKLARI CUMHURİYET HALK FIRKASI'NA VASİYET TARİKİYLE BIRAKMAK ARZUSUNDADIRLAR. 

            CUMHURİYET HALK FIRKASI'NIN üçüncü kongresi huzurunda ve birçok dinleyicilerle EFKÂRI UMUMİYE HUZURUNDA İFADE BUYURDUKLARI BU YÜKSEK VE ASİL ARZULARINI TEMİN İÇİN VASİYETİ KANUNLAŞTIRMAK İCAP EYLEMEKTEDİR."; 

            Adalet Komisyonu Raporunda 

            "GAZİ MUSTAFA KEMAL HAZRETLERİNİN... KENDİLERİNE ARMAĞAN EDİLEN MAL VE MÜLKLERİ CUMHURİYET HALK FIRKASI'NA VASİYET TARİKİYLE BIRAKMAK YOLUNDA gösterdikleri bu yüksek arzu encümenimizce büyük saygılarla karşılanmıştır. 

            MÜŞARÜNİLEYH HAZRETLERİNİN GÖSTERDİKLERİ KAYITLAR ALTINDA VE VASİYET HÜKÜMLERİNE GÖRE BU MALLARI TASARRUF EDECEK OLAN CUMHURİYET HALK FIRKASI...." 

            belirlemeleri (tayinleri) yapılan 1933 yılı 2307 sayılı Kanun şöyledir: 
Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Kanunu Medeni'nin 452 nci maddesine göre olan tasarruflarının, mahfuz hisseler hakkındaki hükümden müstesna olduğuna dair Kanun: 

            12 Haziran 1933 
            Kanun No: 2307 

            Madde 1 - Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Kanunu Medeninin 452 nci maddesi dahilindeki tasarrufları, mahfuz hisseler hakkındaki hükümden müstesna olup bütün mallarında muteberdir. 

            Madde 2 - Bu kanun neşri tarihinden muteberdir. 

            Madde 3 - Bu kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur."

            Ancak Atatürk öncelikle mal varlığı içinde büyük yeri olan çiftliklerini Hazine'ye bağışlama kararı alır. 

            Hasan Rıza Soyak'a bu kararını bildirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 12 Haziran 1937 günlü birleşiminde önce Başbakanlığın yazısı okunur, sonra Atatürk'ün, mektubu ile ekli liste Meclis'in bilgisine sunulur. Hasan Rıza, Atatürk'ün bu isteğini içeren mektubunu ve ekli listeyi Başvekil İsmet İnönü'ye verir. 

            ATATÜRK'ün Büyük Millet Meclisi'nde okunan mektubu şöyleydi: 
 

            "BAŞVEKALETE 
            Malûm olduğu üzere, ziraat ve ziraî iktisat sahasında fennî ve amelî tecrübeler yapmak maksadile, muhtelif zamanlarda, memleketin muhtelif mıntıkalarında müteaddit çiftlikler tesis etmiştim. 

            On üç sene devam eden çetin çalışmaları esnasında faaliyetlerini, bulundukları iklimin yetiştirdiği her çeşit mahsulâttan başka her nevi ziraat san'atlarına da teşmil eden bu müesseler, ilk senelerde başlayan bütün kazançları inkişaflarına sarfederek büyük, küçük mütetaddit fabrika ve imalâthaneler tesis etmişler, bütün ziraat makine ve âletlerini yerinde ve faydalı şekilde kullanarak bunların hepsini tamir ve mühim bir kısmını yeniden imal ederek tesisat vücuda getirmişlerdir. Yerli ve yabancı birçok hayvan ırkları üzerinde çift ve mahsul bakımından yaptıkları tetkikler neticesinde bunların muhite en elverişli ve verimli olanlarını tesbit etmişler, kooperatifler teşkili suretile veya aynı mahiyette başka suretlerle civar köylerle beraber faydalı şekilde çalışmalar, bir taraftan da iç ve dış piyasalarda daimî ve sıkı temaslarda bulunmak suretile faaliyetlerini ve istihsallerini bunların isteklerine uydurmuşlar ve bugün her  bakımdan verimli, olgun ve çok kıymetli birer varlık haline getirmişlerdir. 

            Çiftliklerin yerine göre, arazi ıslah ve tanzim etmek, muhitlerini güzelleştirmek, halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhî yerler, hilesiz ve net gıda maddeleri temin eylemek, bazı yerlerde ihtikârla fiilî ve muvaffakiyetli mücadelede bulunmak gibi hizmetleri de zikre şayandır. 

            Bünyelerinin metanetini ve muvaffakıyetlerinin temelini teşkil eden geniş çalışma ve ticarî esaslar dahilinde idare edildikleri ve memleketin diğer mıntıkalarında da mümasilleri tesis edildiği takdirde tecrübelerini müsbet iş sahasından alan bu müesseselerin, ziraat usullerini düzeltme, istihsalâtı artırma ve köyleri kalkındırma yolunda devletçe alınan ve alınacak olan tedbirlerin  hükmünü intihap ve inkişafına çok müsait birer âmil ve mesnet olacaklarına kani bulunuyorum ve bu kanaatle tasarrufum altındaki bu çiftlikleri, bütün tesisat, hayvanat ve demirbaşları ile beraber hazineye hediye ediyorum. 

            Çiftliklerin arazisi ile tesisat ve demirbaşlarını mükemmel olarak gösteren bir liste ilişiktir. 

            Muktazi kanunî muamelesinin yapılmasını dilerim. 

            K. Atatük" 

            Bu mektup ekindeki çiftlikler: Orman Çiftliği (Ankara'da, Yağmurbaba, Balgat, Macun, Güvercinlik, Etimesgut, Çakırlar Çiftlikleri), Yalova'da Millet ve Baltacı Çiftlikleri, Silifke'de Tekir ve Şövalye Çiftlikleri, Dörtyol'da Portakal Bahçesi ile Karabasamak Çiftliği Tarsus'da Piloğlu Çiftliği(*). 

"YAPILAN BİR  VAZİFEDİR 

            Başbakan İsmet İnönü'nün içten gösteriler ve sürekli alkışlarla karşılanan söylevinden sonra söz alan konuşmacılar, bu yüksek değerdeki hareket karşısında bütün ulusça duyulan en özden şükran ve bağlılık duygularını dile getirdiler. 

            Cemal Tunca ve arkadaşlarının, Kamutayın Atatürk'e minnet dolu duyguları ile derin teşekkürlerini bildirmesini isteyen önergesi oybirliğiyle kabul edildi. 

            Atatürk, 13 Haziran'da kendisine çekilen telgrafta şu yanıtı verdi: 

            "YAPILAN BİR VAZİFEDİR. BEN TÜRK MİLETİNE CANIMI VERECEĞİM "                                                                                                           K. Atatürk 

            Başbakan İsmet İnönü'nün telgrafına karşılık olarak da Atatürk şunları yazıyordu: 

            "Hatırlarsınız, Türk köylüsü Türk'ün efendisi olduğunu söylediğim zamanı. Ben o efendinin arzu ve iradesi altında senelerdenberi çalışmış bir hâdimim. Şimdi beni çok heyecana getiren hadise Türk köylüsüne nacizane olsa da ufak bir vazife yapmış olduğumdur. Milletin Yüksek Mümessiller Heyeti bunu iyi görmüş ve kabul etmişlerse benim için de unutulmaz bir saadet hatırasını bana vermişlerdir. Bundan dolayı çok yüksek zevkle millet, memleket ve Cumhuriyet Hükümetine yapmaya mecbur olduğum vazifelerden en başta, karşısında gösterilmiş olan teveccühden, takdirden ne kadar mütehassıs olduğumu ifadeye muktedir değilim. Mevzuu bahsolunan hediye Yüksek Türk Milletine benim asıl vermeyi düşündüğüm hediye karşısında hiç bir kıymeti haiz değildir. Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk Milletine canımı vereceğim. 
                                                                                                     K.Atatürk" (*).

            Bütün bu gelişmeler ve yasal düzenlemeler Atatürk'ün mal varlığının geleceğini kesin bir kararlılık içinde bir vasiyetname ile ve belirttiği koşullara uyularak yararlanılmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi'ne tevdi etmek istediğini çok açık bir şekilde kuvvetlendirmektedir. 

            5 Eylül 1938 günlü vasiyetname kararı bu düşünce ile kendi el yazısı ile yazılmıştır. 
 

            ATATÜRK'ÜN VASİYETNAMESİ 
 
 

KENDİ EL YAZISIYLA YAZILACAK. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

            Bu vasiyetnamenin kişilerle ilgili hükümlerinin uygulanmasında kayda değer bir sorun olmamıştır. 

            Ancak bu vasiyatname ile Atatürk'ün malik olduğu bütün taşınır ve taşınmaz mallarını Cumhuriyet Halk Partisi'ne bağışlamış olması; 

            Özellikle Türkiye İş Bankası'nda bulunan nakit ve hisse senetlerinin nemalarının  dağıtımı ile aidiyeti sürekli tartışılmış ve zaman zaman yargıya başvurular olmuştur. 

            Hatta 1953 yılı Aralık ayında kabul edilen 6195 sayılı yasa ile Cumhuriyet Halk Partisi'nin halen malik olduğu bütün menkul ve gayrı menkul mallarla para ve haklar vesair kıymetler Hazine'ye intikal ettirilmiştir. 

            Bu yasada vasiyetnameden doğan haklar da yok sayılmıştır. 

            Tasarı görüşülürken İnönü'nün 14 Aralık 1953 günlü oturumda yaptığı konuşma bir hukuk savaşı olarak müstesna bir örnektir. 

            "Bu kanun tasarısı, ruhuyla, metniyle, her türlü usulu ile Anayasaya aykırıdır. Bu tasarı insan haklarına, Cumhuriyetin itibarına kastetmek hareketidir... 

            ... Biz hukuk dışı bir rejimin kurulmakta olmasıyla karşı karşıyayız. 

            Tarih kürsüsünden halinizi seyrediyorum. Suçluların telaşı içindesiniz. 

            Vasiyet ve tesis hakları ve tasarufları ilga olunmaktadır. Tamamiyle hukuk dışına çıkmak yolunda olan bir iktidara karşı sığınma yeri olan Büyük Millet Meclisi adaletsizliğin vasıtası haline getirilmek isteniyor. 

            ... Sizi Türk milletine karşı baş başa bırakıyoruz... Tarihi şanlı hizmetlerle dolu olan Cumhuriyet Halk Partisi, bugün uğrayacağı muamele ile, yüksek bir şeref yolunda vatanda her şeyden evvel hukuk devleti kurmak için çalışma yoluna girmiştir. 

            ... Işıktan korkuyorsunuz."

            Ne var ki kanun tasarısı kabul edilmiştir. 

            1961 Anayasası'nda Anayasa Mahkemesi yer almış ve CHP'nin 11.10.1963 günlü başvurusu üzerine bu mahkeme kararı ile 6195 sayılı kanun iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin Kararı:  

         "... Sözü geçen kanun Cumhuriyet Halk Partisi'nin gerek kamu idare ve kurumlarından gerekse özel kişilerden ve bu arada  Atatürk'ten vasiyet yolu ile iktisap ettiği bütün malları, para, hak ve alacakları hiçbir ayırma yapmaksızın ve bedelini peşin  ödemeksizin toptan Hazineye geçirtmekle mülkiyet hakkını tamamiyle yok eden bir durum yaratmış ve Atatürk'ün vasiyetini iptal  etmiştir. Vasiyet de mülkiyet ve miras haklarının tabiî sonucu olmak itibariyle bu hal Anayasanın 36. ve 11. maddelerine açıkça aykırılık teşkil eder. Her ne kadar kanunda Atatürk'ün vasiyetinin iptaline dair bir hüküm yer almamış ise de, kanunun kabulünden önce Atatürk'ün vasiyeti ile Cumhuriyet Halk Partisi'nin mülkiyetine geçmiş olan mallar hakkında kanunda bir ayırma yapılmayarak Partinin o zaman malik olduğu bütün taşınır ve taşınmaz mallar ve haklar dahi bu arada Hazineye geçmiş ve bu mallarla Partinin ilişiği kesildiği gibi vasiyet hükümleri uyarınca gelirden bazı gerçek ve tüzel kişilere verilmesi gereken para ve hakların Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yerine getirilmesine imkân kalmamıştır. Bunun da vasiyetin iptalinden başka anlam taşımadığı açıktır." (*).
            Bu karardan sonra CHP ile Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu arasında vasiyetname uygulaması, nemaların dağıtımı anlaşmazlığı sürüp gitmiştir. Önce kurumlar, 1969 yılında CHP aleyhine dava açmışlar;. sonra 1973 yılında CHP, kurumlara karşı davacı olmuştur. 

            Özellikle bankanın sermaye arttırımına gittiğinde yeni pay edinme ve bu yeni paylar karşılığı nemalardan yararlanma hususu tartışılmıştır. 

            Yine kurumlar, yıl sonu kâr payından elde edilecek nemalardan kurumlara ayrılacak tutarların İş Bankası tarafından doğrudan kurumlara ödenmesini istemişlerdir. 

            Kayyım Kurulu olarak bizler de aynı isteklerle karşılaştık. Oysa bu konuda Yargıtay Genel Kurulu Kararı olaya açıklık getirmiştir. 

            Bu karara göre; CHP mansup mirasçı, İş Bankası'nın vasiyetnamenin tenfiz memuru (uygulama yetkilisi), kurumların ise (lehine belli mal vasiyet edilmiş kişiler) durumunda olduğu 22.6.1977 günlü kararda açıklanmıştır. 

            Aynı konuda Prof. Dr.Baki Kuru'dan alınan hukuki görüş te bu karar doğrultusundadır. Baki Kuru hukuki görüşü genel sonuç bölümü: 

            "VI. GENEL SONUÇ: 

            Yukarda açıklanan nedenlerden dolayı; 

            1- Türkiye İş Bankası'nın yapmış olduğu sermaye artırımları dolayısıyle çıkardığı bedava hisse senetleri temettülerinin vasiyetnamedeki hisseleri nispetinde Kurumlara ait olduğu hususunda kesin hüküm (veya kesin delil) bulunduğu, 

            2- Mahkemenin 21.4.1975 ve 26.4.1976 günlü kararlarının "Hüküm" fıkrasının 3/A bölümündeki "mutlak ve tam mülkiyet  hakkı" ibaresinin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulmuş (kesinleşmemiş) olduğu, 

            3- Ölen ve ölecek olan musalehlerin aylıklarının CHP'ne geçeceğinin ilke olarak benimsendiği, fakat Mahkemenin bunun geçiş  (intikal) biçimi hakkında bu davada bir karar veremeyeceği, 

            4- Mahkemenin 21.4.1975 ve 26.4.1976 günlü kararlarının aşağıdaki hüküm fıkralarının 

          " 3/Ç) İsmet İnönünün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardımın doğduğu 5 milyon liralık sermayedeki hisse senetleri ile bundan doğan bedava hisse senetlerinin mülkiyetinin CHP'ye geçmiş, 

            3/D) Sabiha Gökçen'e alınan evin karşılığı parayı oluşturan 5 milyon liralık sermayedeki hisse senetleri ile bunların doğurduğu bedava hisse senetlerinin mülkiyetinin CHP'ye geçmiş, 

            3/E) Türkiye İş Bankası'nın 5 milyon liralık sermayesi içinde Atatürk'ün 119125 adet adi ve 569 adet kurucu hisse senedi 

            bulunduğunun TESPİTİNE" 

            ilişkin bölümlerinin bozma kararının kapsamı dışında kaldıkları için kesinleşmiş olduğu ve bu bölümler hakkında CHP lehine usulî kazanılmış hak doğmuş bulunduğu, 

            5- Anılan kararların hüküm fıkrasının 1. bendindeki "Kurumlara ilişkin tespit istemlerini hedef tutan açılmış bir dava olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına" şeklindeki kararın kesinleştiği, yani CHP'nin "Kurumların artık Atatürk'çe bilinen ve Atatürk'ün vasiyetnamesine yansıyan Kurumlar olmaktan çıktıklarının tespiti" talebi hakkında verilmiş bir mahkeme hükmü bulunmadığı, CHP'nin ilerde bu konuda açacağı bir tespit davasına karşı kesin hüküm itirazı yapılamayacağı kanısındayım. 24.3.1980. 

            Prof. Dr. Baki KURU 
            Ankara Hukuk Fakültesi 
            Medenî Usul ve İcra-İflâs 
            Hukuku Profesörü"

            Şimdi de CHP ile Hazine arasında yine vasiyetname nedeni ile dava devam etmektedir. Konunun karar aşamasında olduğu söylenmektedir. Görülüyor ki konu güncelliğini korumaktadır. 

            Bu nedenle özet olarak görüşlerimi belirtmek istiyorum. 

            1- CHP, Atatürk'ün mansup mirasçısıdır. 

            Taşınmaz mallar yanında Türkiye İş Bankası'ndaki nakit ve hisse senetlerinin de malikidir. 

            2- CHP'nin  vasiyetnamenin 1. maddesine göre maliki olduğu nakit ve hisse senetlerinin İş Bankası tarafından nemalandırılacağı, yani bunların İş Bankası'nda kalacağı açık bir ifade ile belirlenmiştir. 

            3- Vasiyetnamede nakit ve hisse senetleri nemalarının kişilere ve kurumlara dağıtım şekli de açıkça saptanmıştır. 

            Yukarıda yer verdiğim yargı kararları da bunu tespit etmiş bulunmaktadır. Bütün bu kesin yargıya karşın kamuoyunda hatta bazı 

            CHP'lilerde çok yanlış bir görüşün veya yorumun hâlâ var olduğunu bilmekteyim. 

            Özellikle CHP'nin siyasal rakipleri, vasiyetnameden kaynaklanan İş Bankası kâr paylarını CHP'nin aldığı ve bu nedenle çok zengin bir parti olduğu savını söylemiş ve yazmışlardır. 

            12 Eylül sonrası CHP'nin de yargı kararı alınmadan kapatılmasını oluşturan düşüncelere bu varsayımların etken olduğu da söylenebilir. Oysa, vasiyetnamenin her kelimesi büyük ve ince bir düşünce sonrası yazılmıştır. Yıllar geçmiş olmasına karşın mantık ve hukuk açısından hiçbir eksiği bulunamamıştır. 

            Açıkça söylemek isterim ki, CHP'nin İş Bankası nemalarından bir kuruş dahi kendi kasasına aktarması söz konusu değildir. Esasen bugüne kadar böyle bir uygulama olmamıştır ve de olamazdı. 

            CHP'nin vasiyetname dışında İş Bankası'ndaki pay ve hesabı doğal olarak bu tespit dışındadır. 

            Atatürk'ün vasiyetnamesinin ve uygulama şeklinin değiştirilmesi: 

            Siyasi Partilerin Feshi Hakkındaki 2533 sayılı yasanın 3. maddesi; 

            "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kurucusu Atatürk'ün düzenlediği vasiyetnameye göre, maliki olduğu bütün para ve hisse senetleriyle Çankaya'daki taşınır ve taşınmaz mallarının, o tarihte mevcut tek parti olan Cumhuriyet Halk Partisi'ne belirttiği şartlarla tevdi ettiği, idaresi, görevi bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren vasiyetname uyarınca tam ve noksansız olarak Devlet Başkanlığı Genel Sekreterliği'nce ifa olunur." hükmünü getirmiştir. 

            Bu değişikliği tartışmadan önce CHP'nin kapatılması kararına yönelik düşüncelerimi çok özet olarak açıklamak istiyorum. 

            Atatürk CHP üyesi ve ölümüne kadar Genel Başkanı idi. 

            Kurtuluş Savaşımızda Kuva-i Milliye ruhu ile yetişmiş Halk Fırkası kadroları ile inanç ve dava beraberliği içinde olmuştu. 

            Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışında, laik Türkiye Cumhuriyetinin kabulu ve ilanında yine beraberdi. 

            Hilafetin ve şeriat düzeninin sona erdirilmesi, devrim yasalarının çıkarılması, yine onun liderliğinde CHP kadroları ile gerçekleşmişti. 

            Ve nihayet bir kez daha Atatürk'ün büyük nutku okunurken 17 Ekim 1927 gününde sözlü olarak açıkladığı, "Ben Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Genel Başkanıyım, Cumhuriyet Halk Fırkası, Anadolu'ya ayak bastığı andan itibaren benimle çalışan Anadolu ve Rumeli Mudafaayı Hukuk Cemiyetlerinden doğmuştur. Bu teşekküle tarihen bağlıyım" sözlerini anımsatmak istiyorum bu bir tekrar olsa bile. 

            Bu kararla birlikte Atatürk'ün vasiyetnamesinin geçersiz kılınmasını ise; tüm insanların değiştirilemez ve vazgeçilemez olan doğal hakkı, vasiyet düzenleme ve bunu uygulaması hakkı da çok ağır bir şekilde çiğnenmiş ve yok sayılmıştır. 

            Büyük siyasal hata olan partilerin kapatılması kararı yıllar sonra çıkarılan yasa ile ortadan kaldırılmış ve CHP ülkemizde siyasal hayatına yeniden kavuşmuştur. Ne var ki, Atatürk'ün vasiyetnamesinin değiştirilmesi yasası, hukuk dışı hali ile halen yürürlüktedir. 

            Ne yazık ki, gerek CHP'nin kapatılma kararını ve gerekse Atatürk'ün vasiyetnamesini  yok sayan kararı verenler, özellikle 12 Eylül günleri konuşmalarında ve açıklamalarında sürekli olarak Atatürk'e saygı ve bağlılıklarını söyleyen beş general olmuştur. 

            Burada vasiyetnamenin değiştirilmesi ve daha sonra çıkarılan (Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanunu) ve uygulamaları hakkındaki görüşlerimi de açıklamak istiyorum. 

            Siyasi partilerin feshine dair 2533 sayılı yasanın 3 maddesi; 

            "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Atatürk'ün düzenlediği vasiyetnameye göre, maliki olduğu bütün para ve hisse senetleri ile Çankaya'daki taşınır, taşınmaz mallarının, o tarihte tek parti olan Cumhuriyet Halk Partisi'ne belirttiği şartlarla tevdi ettiği idaresi görevi; bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren vasiyetname uyarınca tam ve noksansız olarak Devlet Başkanlığı Genel Sekreterliği'nce ifa olunur." hükmünü getirmiştir.
            Bu hüküm vasiyetnamenin açıkça uygulanma şeklini ve Atatürk'ün ölüme bağlı irade beyanını değiştirmektedir. Oysa vasiyetname sahibinin arzu ettiği ve düşündüğü şey yalnız vasiyetnamede belirlenen esaslar ve şekiller içinde uygulanmakla hukuki değer taşır. Bu bölümün başında Atatürk'ün kendi el yazısı ile yazdığı vasiyetnamenin örneği vardır. Her noktasına kadar düşünülmüş ve öyle imza edilmiştir. 

            Böyle bir yasa ile medeni kanunda var olan, ayrıca özel kanunla güçlendirilmiş bulunan vasiyetin uygulama şeklinin değiştirilmesine hiçbir gerekçe bulunamaz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kapatılmış olması gerekçe değildir. Kayyım Kurulu oluşturulur, vasiyatname değişmeden uygulanabilirdi.. 

            Devlet Başkanlığı Genel Sekreterliği'nin 30 Kasım 1981 günlü emirleri ile de vasiyetnameye el konulmuş, uygulaması değiştirilmiştir. 

"T.C. 
DEVLET BAŞKANLIĞI 
GENEL SEKRETERLİĞİ 
ANKARA
30 Kasım 1981
           Sayı: 4-912 
           Konu: Atatürk'ün İş Bankası'ndaki  hisselerinin idaresi Hk. 

            İŞ BANKASI İDARE MECLİSİ BAŞKANLIĞINA 

            16 Ekim 1981 gün ve 2533 sayılı kanunun 3'ncü maddesine dayanılarak, 

            1. Afet İnan, Sabiha Gökçen, Ülkü Bensu ve Rükiye Erkin hanımlara her ay ödenen aylıkların, Kasım 1981 ve müteakip aylarda da önceden mukarrer miktarlarıyla ödenmesine devam edilmesini, 

            2. Atatürk hisse senetlerinden hamiline muharrer  olanlarının Bankalar Kanunu gereğince nama yazılı hisse senedine tebdil edilmesini ve tamamının Şirketin kütük defterine, "16.10.1981 gün ve 2533 sayılı kanun uyarınca ATATÜRK'ün vasiyetnamesindeki kayıtlarla idaresi Devlet Başkanılğı Genel Sekreterliğince ifa olunmak üzere Hazine adına kaydolmuştur" ibaresiyle geçirilmesini, 

            3. Bankanız Esas Mukavelenamesinin 44, 45, ve 46 ncı maddelerine uygun olarak Fevkalâde Umumi Heyetin, 15-30 Aralık 1981 tarihleri arasında, uygun göreceğiniz bir günde, toplantıya davet edilmesini, 

            4. Fevkalâde Umumi Heyet toplantısı gündeminde, Banka Sermayesinin arttırılması ve İdare Meclisi azaları ile murakıplar seçimlerinin yenilenmesi maddelerine yer verilmesini, rica ederim. 

            Necdet ÜRUĞ 
            Orgeneral 
            Genel Sekreter"

            Olaya karar verenler önyargı ile hareket etmişlerdir. Nitekim, 11.8.1983 gününde 2876 sayılı yasa ile "Atatürk Kültür, Dil Tarih Yüksek Kurumu" kuruluşu hükümleri getirilmiştir. 

            Böylece Atatürk'ün vasiyetnamesiyle birlikte  onun öncülüğünde kurulan Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'nun vasiyatnameden kaynaklanan  hukuku yok sayılmıştır. 

            Bütün bu nedenlerle; bu kararın onarılmaz tarihi bir yanılgı olduğuna; 

            Özellikle bu kararı imza edenlerin ne yaptıklarını, yaşadıkları sürece düşünmeleri gerektiğine inanıyorum. 

            Türkiye İş Bankası ile İlişkiler 

            Cumhuriyet Halk Partisi'nin İş Bankası ile ilişkileri, ayrıntıları üzerinde durduğum Atatürk'ün vasiyetnamesinden kaynaklanmaktadır. 

            Kayyım Kurulu olarak görev almamızdan bir süre sonra, ilk olarak 1981 Mart ayı olağan genel kurulunda, bankanın yönetim kuruluna yapılacak seçimlerde CHP'yi temsil edecek üye isimlerinin saptanması gündemimize geldi. 

            İş Bankası sermayesinde Hazine, CHP ve İş Bankası Emekli Sandığı üç büyük pay sahibi olarak 1963 yılında aralarında yaptıkları bir centilmenlik anlaşması ile Yönetim Kurulu üye sayılarını 3 Hazine, 3 CHP ve  4 Banka Emekli Sandığı  temsilcisi olarak belirlemişlerdi. 

            Bu şekilde Anonim Şirket statüsünde bulunan banka yönetiminin oluşumunda taraflar bu anlaşmaya sürekli olarak uymuşlardı. 

            Gündemimize bu konu geldiğinde, Kayyım Kurulu olarak siyasi kişi ve kadrolar ile uzun süre görmediğimiz birçok eski ve yeni dostların yoğun istekleriyle karşılaştık. 

            Önce konunun kuralı ve prensibini saptamak gereğini kabul ettik. Çalışma statümüz nedeniyle Sıkıyönetim Komutanlığı ile konuyu görüştük. 

            Bu görüşmede ilk konuşmayı ben yaptım: "Banka yönetimine seçilmek üzere CHP'yi temsilen üç kişinin ismini belirleyeceğimizi, önereceğimiz isimlerin önce Atatürkçü olmasına, temsil yeteneğinin bulunmasına özen göstereceğimizi, bu nitelikte olanlarda, evvelce siyasal kadrolarda bulunanların da önerileceğini"  bildirdim 

            Korgeneral Recep Ergun, "Yalnız siyasi kişilerden önereceklerinizin uygun bulunacağını sanmıyorum" dedi. 

            Bunun üzerine ben tekrar, "İyi ama Paşam bir ay kadar önce Ziraat Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı'na eski siyasi Ahmet İhsan Birincioğlu seçildi. Bu engel yalnızca CHP'li siyasiler için mi geçerli" şeklinde yanıt verdim. 

            Komutan büyük anlayış gösterdi: "Bu durumu hatırlamamıştım. Peki önerinizi getiriniz. Yalnız listeniz on kişilik olsun" dedi. 

            Bu ön mutabakat üzerine Kayyım Kurulu olarak konuyu aramızda değerlendirdik. Benim yorumum ve önerim şöyle oldu: 

            "Bize güven duyularak verilen bu geçici görevimizde CHP'yi temsil etme tam yetkisine sahibiz. 

            İş Bankası Yönetim Kurulu Üyeliği gibi  onurlu bir göreve seçilmek için halen yüzlerce istekli karşısındayız. Bu sayı bir varsayım olarak bine yaklaşacaktır. Biz bunlardan üçünü veya en çok onunu önereceğiz. Seçilenler kendileri için bu seçimi bir hak sayacaklar, seçilemeyen bine yakın insan bize kırgınlık duyacak. Aldığımız karar çeşitli eleştirilere neden olacak. 

            Bu nedenlerle şöyle düşünüyorum. Konuyu CHP Genel Sekreteri Mustafa Üstündağ'a  Genel Başkan Vekili sıfatı ile aktaralım. Bu hak CHP yönetimine ait olduğu için bize on isim vermelerini isteyelim. Böylece bu önemli konu karşısında biz tarafsız kalalım". 

            Bu önerimi arkadaşlarım memnuniyetle onayladılar. 

            Mustafa Üstündağ, Bülent Ecevit'in istifa ederek ayrılmasından sonra büyük bir sorumluluk içinde kriz dönemini yanlış yapmadan aşmak için çok büyük özen ve dikkat göstermekteydi. 

            Kayyım Kurulu olarak bizlerle de sürekli haberleşme ve ilişki içindeydi. Görüşme isteğimizi bildirdiğimizde kurulumuza geldi. Kararımızı açıkladık. "Büyük memnuniyet duyduğunu, en kısa zamanda bilgi vereceğini" belirtti. 

            O günlerde Bülent Ecevit de özellikle bir isim üzerinde duruyor, kurul arkadaşımız Ural Sözen üzerinde baskı yapıyordu. 

            Mustafa Üstündağ, bir gün sonra, CHP Genel İdare Kurulu'nun belirlediği on isim listesini getirdi. Bu listede Bülent Ecevit'in önerdiği isim yoktu. 

            Aynı günün gecesi Bülent Ecevit telefonla beni aradı. Önerdiği ismin listeye alınmasını istedi. 

            Ben kendilerine; "Ben bütün uygulamalarda meşruiyete bağlı kalmaktayım. İş Bankası Yönetim Kurulu'na seçilecek isimler için CHP bizce bu aşamada yetkili organı Genel İdare Kurulu'dur. Bu kurulun belirleyeceği isimleri Sıkıyönetim Komutanlığı'na önermek hususunda karar aldığımızı, bu nedenle Genel İdare Kurulu listesini değiştirmeyi kabul edemeeceğimizi, bu isteğin Genel Sekreter'e bildirilmesini, listenin sunuluşundan önce parti yetkili kurulu kararı olursa memnuniyetle uyacağımızı bildirdim". 

            Ecevit'in bu yanıtımdan memnun olmadığını biliyorum. 

            Listeyi Sıkıyönetim Komutanlığı'na sunduk. İki gün sonra Komutanlığa çağrıldık. Komutan gerekli incelemenin yapıldığını Sırrı Atalay, İlyas Kılıç ve Hv. Orgeneral Muhsin Batur'un üyeliklerinin uygun görüldüğünü bildirdi. Ben söz alarak "Üçüncü isim bizim öneri listemizde yoktu. Hv. Orgeneral İrfan Özaydınlı önerilmiş idi. Her iki komutanı şahsen tanıdığımı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin seçkin komutanları olduklarını, ancak önermediğimiz bir ismi kabul etmemizin olanaksız bulunduğunu" açıkladım. 

            Israr karşısında ise; "O zaman öneriyi siz hazırlar  ve genel kurula gönderirsiniz" yanıtını verdim. 

            Tabii bu konuşmalar sırasında odaya derin bir sessizlik girdi. 

            Komutan son çözüm olarak "O zaman ikisi de kalsın, daha önce siyasi kadrolar dışında belirlenen isimlerden Siyasal Bilgiler Fakültesi Ekonomi Bölümü'nden Prof. Dr. Yüksel Uzel'i üçüncü isim olarak belirleyelim" şeklinde bir öneri getirdi. 

            Durum böyle sonuçlandı. 

            Bu konunun ayrıntılarına yer vermemin nedeni, Yalçın Doğan'ın "Dar Sokakta Siyaset" kitabındaki bu seçimle ilgili açıklamaların gerçeklere uymamasıdır. Yeri gelmişken, kendilerini tanımaktan onur duyduğum iki saygıdeğer Orgeneral'in bu seçimle ilgili  yanlış bilgilerden doğma izlenimlerinin düzeltilmesine yardımcı olmayı da amaçladım. 

            Kayyım Kurulu olarak İş Bankası ile olan ilişkilerimizde ikinci önemli konu, bankanın sermaye artırma girişimi oldu. 

            İş Bankası'nın 2 Şubat 1981 gününde yapacağı toplantı gündeminde banka sermayesinin artırılmasının gündemde yer aldığı öğrenilmiş ve ivedi olarak aşağıdaki karar alınmıştır. 

"CUMHURİYET HALK PARTİSİ 
KAYYIM KURULU
 Karar Sayısı            : 61 
 Karar Günü             : 28.1981 
 Toplantı günü           : 28.1981 
 Toplantıya 
 Katılanlar                 : Emekli Vali Cezmi Kartay, Prof. Dr. Vahdet  Aydın, 
                                  Doç. Dr. Ural Sözen
            KARAR 

            Kurulumuzun haricen aldığı bilgilere göre İş Bankası Yönetim Kurulu'nun 2 Şubat 1981 gününde yapacağı toplantı gündeminde banka sermaye artırılmasının da yer aldığı öğrenilmiştir. 

            2325 sayılı yasa uyarınca 12.12.1980 tarihinde göreve başlayan ve büyük bir sorumluluk yüklenen Kurulumuz, Cumhuriyet 

            Halk Partisi'nin, Atatürk'ün 4 Eylül 1938 günlü vasiyetnamesi ile ilişkisi olduğu İş Bankası'ndaki hak ve çıkarlarının korunması bakımından çok yönlü ve karmaşık sorunların bulunduğunu saptamıştır. 

            Bu cümleden olmak üzere Kurulumuz konuyu değerlendirme içinde olup, maddi yönden olduğu kadar  manevi yönden de büyük önem arzeden mezkûr konunun üzerinde çalışmaktadır. 

            Henüz Kurulumuza resmen bildirilmemiş olan ve Yönetim Kurulunuzun 2 Şubat 1981 günlü toplantı gündeminde bulunduğu öğrenilen banka sermayesinin artırılması hususunun, Kurulumuz görüşünün belirlenmesine kadar bekletilmesine ve konunun Cumhuriyet Halk Partisi temsilci üyeleri ile Banka Yönetim Kurulu Başkanına bildirilmesine, 

            Karar verildi. 

            Cumhuriyet Halk Partisi Kayyım Kurulu Üyeleri 

  Emekli Vali                            Prof. Dr.                                 Doç.Dr. 
Cezmi KARTAY                  Vahdet Aydın                       Ural SÖZEN 
      (imza)                                 (imza)                                     (imza)"

            Bu girişimimiz üzerine bu maddenin görüşülmesi, 17.6.1981 gününe ertelenmiştir. 

            Ancak banka sermayesinin artırılması önerisinin kabulü halinde, CHP'nin mahfuz hisseler üzerindeki hakkını kullanabilmesi için mali kaynak yükümlülüğünü karşılama olanağı yoktu. 

            Böyle bir karara karşı çıkmamış olsa idik, CHP'nin banka sermayesinin %27.56 oranında olan payları % 2.5 oranına düşmüş olacaktı. Bunun üzerine içinde bulunulan olağanüstü koşullar göz önünde bulundurulmuş, sermaye arırımı için bu dönemde yeniden değerlendirme, ihtiyatlara başvurulması olanakları düşünülmüştür. 

            Olağanüstü genel kurulda da kararın Atatürk'ün vasiyetnamesini de etkileyeceği göz önünde bulundurularak karşı çıkılmış, Ana Statü ve Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili maddelerinin bize tanıdığı haklar ileri sürülmüş ve karar engellenmiştir. CHP'nin vasiyetnameden doğan hakları korunmuştur. 

            Zaman insanlara çok deneyler kazandırıyor. Olumlu, olumsuz anılar oluşuyor. Gerek Kayyımlık döneminde, gerekse onu izleyen yıllarda CHP'nin İş Bankası'ndaki hukukunu savunmuş olmam çok doğal  bir davranıştır. 

            Ne var ki, yıllar sonra ben İş Bankası Yönetim Kurulu Üyeliği'ne üç yıl için seçilmişken yeniden açılışına büyük özlemle katkılarım bulunan CHP yönetimi,  seçilme süremi tamamlamak için açık isteklerimi de reddederek bir yıl önceden bu görevden ayrılmamı uygun bulmuştur. 

            Bu konuda bilmem başka açıklamalar gerekir mi?