BÖLÜM

-22-

SHP VE CHP BİRLEŞME VE BÜTÜNLEŞMESİ İLE CHP'DE SON DURUM

16.10.1981 gün ve 2533 sayılı yasa ile kapatılan CHP 3821 sayılı yasanın yayınlandığı 19.6.1992 gününden üç ay bile dolmadan bütün çalışmalarını ve yasal düzenlemeleri tamamlamış ve ilk kuruluş günü olan ayrıca Ulusal Kurtu­luş Savaşı'nın zafer günlerinden 9 Eylül 1992 gününde yeniden ülkemiz siyasi partileri arasında onurlu yerini almıştı.

Deniz Baykal kurultayda çok coşkulu, güzel ve yarınlar için umutlar veren konuşmasında yakın bir geleceğin iktidarı sözünü veriyor, CHP'nin iktidara ke­sinlikle geleceğini, hatta bu gelişin "Gümbür, gümbür"olacağını söylüyordu.

Deniz Baykal her zaman izlediğim güzel konuşmalarından birini de böyle tamamlamıştı.

Evet CHP kapatılmış, büyük haksızlığa uğramıştı. Demokrasimiz ve CHP'ye güvenen insanlarımız haksızlığa uğramıştı.

Şimdi gönül ve dava birliği ile kaybolan yıllar ve özellikle CHP'den laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin özlemi ve beklentisi içinde olanlar için umut kapısı açılmış sayılıyordu.

Ne var ki, kısa bir süre sonra bu umut içinde olanlar için partide bu yolda bir adım atılması ve ilerleyiş görülemez oldu.

SHP'den ayrılan Deniz Baykal ve 22 arkadaşı tarafından umutlar bir yana bırakıldı.

CHP dar kadroculuk hareketinin kıskacına girdi.

iki parti arasında güç gösterisi öncelikli programlara dönüştü.

SHP iktidar ortağı olmak bir yana 1989 yerel yönetim seçimleri sonucu bi­rinci parti olduğu görüşünde, büyük çöküş içinde olduğunu görmekten uzak.

Sayısal üye çokluğunu da bir güç olarak görüyor.

CHP tüm sosyal demokrat partilerin, partilerine gelmesini istiyor.

Bana göre bu istek ve bekleyiş haklı.

Çünkü bu kitapta her yeri geldiğinde vurguladığım ve açıkladığım gibi;

Eğer CHP kapatılmamış olsa idi. Ne SODEP kurulurdu, ne Halkçı Parti ve ne de DSP. O halde yuvaya dönüşü beklemek doğaldır.

Ancak CHP yönetimini alanlar bu geçiş için parti kapılarını ve gönüllerini ne kadar açık tutuyorlardı? Bunu sağlıklı görebilmiş değilim.

Esasen SHP ve Genel Başkanı Erdal İnönü ve SHP'nin milletvekilleri ile SHP yönetimi CHP açılışına yürekten gerek duymuş ve içtenlikle davranmışlar, yasanın çıkışında büyük etkinlikleri olmuştu.

Ne var ki, açılış sonrası için ortak bir görüş birliği içinde değillerdi.

Erdal İnönü siyasi partilerin açılışı aşamasındaki insiyatifi yasanın kabülün­den sonra bırakmış, seyirci locasına geçmişti.

Oysa O'nun SODEP genel Başkanlığı'na ısrarla davet edilmesi, CHP'li kad­rolar tarafından kendisine büyük destek verilmesinin sonucu idi. Bu nedenle üstlendiği bir misyon vardı. Günü geldiğinde CHP'de birleşmek.

Erdal İnönü de siyasete geçiş nedenini böyle tanımlıyordu.

Bu nedenle, SODEP, Halkçı Parti birleşmesi için gösterdiği çok kararlı ve ısrarlı tutumu CHP'nin yeniden açılış çalışmaları sırasında göstermesi kendisi­nin öncü olması benim kendisinden umduğum bir davranış idi.

Böylece SHP tarihi yanılgıya birlikte son verebilir. Kurultaya ortak kararla gidilebilirdi.

Erdal İnönü CHP Genel Başkanlığı'na da gelebilirdi. Bundan sonra çekil­miş olsa, misyonunu da yerine getirmiş, sonra ayrılmış olurdu.

Oysa Erdal İnönü daha önce ayrıntılarına da değindiğim ortamda 6 Hazi­ran 1993 gününde Genel Başkanlıktan çekilmişti. Birliktelik bir yana partide yeni bir kurultay ve genel başkan sorunu doğdu.

SHP bu sorunun çözümüne yöneldi. 9 Eylül 1993'te Murat Karayalçın'ın Genel Başkanlığa seçilmesinden sonra gündem yine birleşme ve bütünleşme­ye döndü.

Ne var ki, SHP'li kadrolar kararsızdı. İşte sorun da bu idi.

Birçok SHP'li CHP'lilerin partilerine katılmaları için ısrarlı görüş içinde idiler.

CHP yönetimi de "Onlar bize gelmeye mecburlar" şeklinde düşünüyorlar­dı.

Kamuoyunun beklentisi ise, en kısa sürede birleşme ve bütünleşmeyi gör­mek idi.

Bu konu basında hemen hemen her gün yer almakta idi.

Ben bu yayınların çok yoğunlaştığı Ekim ve Kasım 1993 ayları basın haber­lerinden bir kısmına yorum yapmadan kronolojik olarak yer vermek istiyorum.

1  EKİM 1993: Ertuğrul Günay - "Özellikle İSKİ Skandali sonrasında artık SHP kimliği ile toplum önüne çıkılamaz. SHP'nin bunca yıpranmışlı-ğından sonra ancak CHP kimliği altında gidilebilir yerel seçimlere". (Sa­bah Gazetesi).

2  EKİM 1993: Ertuğrul Günay - "Artık Sayın Baykal SHP'den, şizof-renik parti diye bahsetmeyecek. Ben de koltuğumu Karayalçın'a verme­ye hazırım". (Cumhuriyet Gazetesi)

3  EKİM 1993: Deniz Baykal - "CHP'yi biz dayatmasak bile halk da­yatıyor. Birlik kararı alınsın. CHP'yi birlikte ayaklandıralım." (Cumhuriyet Gazetesi)

4  EKİM 1993: Murat Karayalçın - "SHP PM solda birlik kararı aldı. Birleşme görüşmelerinde tek koşulumuz, ön koşulsuz yaklaşım." (Milliyet Gazetesi)

5  EKİM 1993: Deniz Baykal - "Birleşmenin hangi siyasal partiler ara­sında ortaya çıkacağı biran önce kararlaştırılmalıdır."(Sabah Gazetesi)

Ertuğrul Günay - "SHP'nin fikri hazılığı olmadığı kanaatine vardım." (Milliyet Gazetesi)

Murat Karayalçın - "Birleşmenin nasıl yürütüleceği, hangi süre içinde bitirileceği gibi unsurları birlikte saptamak istiyoruz." (Cumhuriyet Gaze­tesi)

6   EKİM 1993: Uluç Gürkan - "Solda birleşme için şart değil önerileri­
miz var. CHP'nin varlığını korumak istiyoruz. CHP'nin cazibe merkezi ol­
ma özelliği
var."(Cumhuriyet Gazetesi)

8  EKİM 1993  İrfan Gürpınar (CHP Gen. Sek. Yard.) - "Birleşme için yer bellidir, adres bellidir. Gerisi kolay, her şey düşünülüp konuşulur." (Cumhuriyet Gazetesi)

9  EKİM 1993: Bülent Ecevit - "DSP, sosyal demokrat olarak değil, demokratik sol parti olarak nitelendirir kendisini.... SHP'nin çıkar çevreleri ile ilişkileri sosyal demokratlıkla veya genel olarak solculukla bağdaş­mayacak niteliktedir... Aramızda ahlâki değerler açısından da derin ayrı­lıklar vardır... CHP yöneticilerinin SHP'den ayrılmalarına ideolojik farklılık­lardan çok, hizipçilikler, kişisel uyumsuzluklar etken olmuştur." (Milliyet Gazetesi)

Cevdet Selvi - "Sayın Ecevit manevi genel başkan olabilir." (Sabah Gazetesi)

Istemihan Talay - "Sayın Ecevit herkesin kabulüne, saygısına baş­tan sahip olarak bu işte yerini alacaktır." (Sabah Gazetesi)

10     EKİM 1993: Deniz Baykal - "İlk temas iyi. Genel Başkanlık soru­
nunu hiç birimiz kafamızdan geçirmiyoruz."
(Hürriyet Gazetesi)

Deniz Baykal - "Sosyal demokratlar CHP'de toplanacak. Anlaşarak olmazsa, çatışarak olacaktır. CHP'de biraraya gelelim." (Cumhuriyet Ga­zetesi)

Murat Karayalçın - "Üç partiden biri olmazsa bunun adı solda birlik olmaz sosyal demokrat harekette birlik olur." (Cumhuriyet Gazetesi)

Sosyal Demokrat Belediye Başkanları - "Bölünmüşlüğe seyirci kala­mayız, samimiyetsiz her oluşumu sergileyeceğiz. 30 Ekim tarihine kadar birleşme sağlanmazsa tekrar toplanacak ve durum değerlendirilecek, toplu istifa gündemde." (Cumhuriyet Gazetesi)

11 EKİM 1993: İsmail Cem - "Birleşme olacaksa adres CHP'dir." (Milliyet Gazetesi)

12 EKİM 1993: Ertuğrul Günay - "Yeni siyasal kimlik CHP'dir. SHP, DYP ve ANAP'a yakın bir siyasal çizgi izliyor." (Cumhuriyet Gazetesi)

13 EKİM 1993: Bülent Ecevit - "Ben birlikteliği DSP dışında görüyo­rum. Biz bu oluşumun dışındayız". (Hürriyet Gazetesi)

Bülent Ecevit - "Ben Türk milleti diyemeyenlerle aynı çatı altında ol­mam. Sivas olayları sırasında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde bazı kişiler ezan okunurken, yuh çektiler."(Milliyet Gazetesi)

14     EKİM 1993: Murat Karayalçın - "Üç partiden birinin yer almaya­
cağı bir birlik kamuoyuna solda birlik olarak sunulamaz. Ama SHP ile
CHP'nin birleşmesi çok önemli bir adımdır. Solda birlik değildir, ama öne­
mi olan, ağırlığı olan bir gelişmedir."
(Cumhuriyet Gazetesi)

Deniz Baykal - "Bu işten kaçanın yakası bırakılmamalı, Sayın Kara-yalçın'ın benimle konuşması ve son konuşması çelişiyor." (Hürriyet Ga­zetesi)

Ertuğrul Günay - "Karayalçın'ın sözlerini siyasal nezaketle ve zera-fetle bağdaştıramıyorum. Biz zorlayıcı olacağız." (Cumhuriyet Gazetesi)

Vamık Tekin (SHP Gen. Sek. Yard.) - \ki partinin birleşmesinde en pratik yöntem CHP'nin SHP'ye katılması ve SHP'nin adını CHP olarak değiştirmesidir."(Cumhuriyet Gazetesi)

Halil Çulhaoğlu - "CHP adını almaya hazırız. En mantıklı seçenek budur." (Cumhuriyet Gazetesi)

15     EKİM 1993: Deniz Baykal - "Sosyal demokratları yolsuzluk aç­
mazından CHP kurtaracaktır."
(Hürriyet Gazetesi)

Deniz Baykal - "Kararsız insanlar oyları bölmek için birleşmeye ya­naşmıyorlar. Sizler seçimlerde CHP çatısı altında oylarınızı birleştirin. SHP son günlerini yaşıyor." (Milliyet Gazetesi)

Murat Karayalçın - "Genel Başkanlık makamının pazarlığı olmaz. Önemli olan halkın bu birliğe bakışı ve yaratacağı coşkudur." (Cumhuri­yet Gazetesi).

16     EKİM 1993: Murat Karayalçın - "SHP ve CHP bir değerlendirme
yapacak. O değerlendirmelerden çıkacak sonuca göre, eğer öyle bir ge­
reklilik ortaya çıkarsa, temas imkanını arayacağız."
(Milliyet Gazetesi)

Murat Karayalçın - "MYKda SHP çatısı altında birleşilmesi gerektiği sonucuna vardık. Bunun maddi temelleri ve gerekçeleri var." (Cumhuri­yet Gazetesi)

Deniz Baykal - "Somut bir sonuç sağlama olanağı gözükmüyorsa, herhangi bir çalışma yapılması söz konusu olmayacaktır." (Milliyet Gaze­tesi)

Deniz Baykal - "Sorun ismin şuraya buraya verilmesi değildir. Sizin öneriniz CHP'nin kapatılması demektir. Bunu Kenan Evren yaptı, ama halkımız 12 Eylül'ün kapattığı CHP'yiaçtı." (Cumhuriyet Gazetesi)

Deniz Baykal - "Karayalçın'ın anlaşılmaz tavrı yüzünden umutla baş­layan görüşmeler bitti. CHP yoluna devam edecek, birleşmeyi engelle­yenler bunun hesabını verecek." (Hürriyet Gazetesi)

17     EKİM 1993: Deniz Baykal - "Solda birlik için çırpınıyoruz. Sağa
kiralanmamış sosyal demokratlara ihtiyaç var. Karayalçın ile beni bir
odaya kapatsınlar, ikimiz de aynı dili konuşuyoruz."
(Hürriyet Gazetesi)

Cumhuriyet Gazetesi - "İki lider solda birliği çıkmaza sürükleyen zir­vede birleşmenin çatısı üzerinde anlaşamadılar. CHP yöneticileri; SHP'liler ipe un sermenin .kaçmanın yollarını arıyorlar, 70 yıllık geçmişi olan CHP'yi teslim almak istiyorlar."

Celal Doğan - "Sorun parti kimliği ve temsil oranlarındadır. Özellikle temsil sorununu çözülebilir buluyorum. Üslup sorununa dikkat edilme­li. Birbirini yaralayıcı üslupla seçime gidilmesi ileriki birleşme umutlarına büyük zarar getirir". (Sabah Gazetesi)

19 EKİM 1993: Deniz Baykal - "Solda birlik gündemden düştü. MYK toplantısına solda birlik konusuna değinmeden başlamaktan memnuni­yet duyuyorum." (Cumhuriyet Gazetesi)

27     EKİM 1993: Cumhuriyet - "Murat Karayalçın, Deniz Baykal'a sol­
da birlik için PM oluşumunda % 70 - 30 oranı uygulansın, kimlik sorunu
aşılır önerisini götürürken, Baykal eşit temsilde ısrarlı oldu."

Deniz Baykal - "Baykal'dan birleşme fedakarlığı... Genel Başkanlık­tan özveride bulunacağım."

28     EKİM 1993: Ercan Karakaş - "Grubumuzun ve örgütlerin görüşü
birleşmede oran eşitliği yönünde. Eşit oranın sorun yaratacağını söyle­
yenler bunların neler olabileceğini de açıklamalıdırlar."
(Hürriyet Gazete­
si)

Aydın Güven Gürkan - "Birleşme için oran aranmaz."(Sabah Gaze­tesi)

29 EKİM 1993: Cevdet Selvi - "Biz partiyi kapatıp gidiyoruz, niçin eşit temsili kabul edelim." (Cumhuriyet Gazetesi)

30 EKİM 1993: Murat Karayalçın - "Sayın Baykal, telefon görüşme­mizde, eğer eşitlik olmazsa görüşmemize gerek yok, dedi. Deniz Bey'in böyle kestirip atması birleşmeyi tıkadı. Gerekçesi olmayan bu görüş, ne yazık ki dayatmacılıktan öteye gitmiyor." (Milliyet Gazetesi)

31 EKİM 1993: Deniz Baykal - "Bütünleşme için kendi adıma her şe­yi feda edebilirim. Ama CHP'nin onurundan en ufak bir fedakarlığa izin vermem." (Cumhuriyet Gazetesi)

Deniz Baykal - "SHP ile birleşme olursa Genel Başkanlığı Karayal­çın'a bırakacağım. Ama birleşme çıkmazsa ortaya koyacağımız mücade­le için bizi bağışlayın. Bu ülkeyi de, mücadeleyi de Çiller'e ve O'nun orta­ğına teslim etmeyeceğiz."(Hürriyet Gazetesi)

Deniz Baykal - "29 Ekim son demiştik, 3 gün daha süre istediler. Şimdi 1 Kasım oldu. Bekleyelim, SHP'den ne tür bir görüş gelecek." (Sa­bah Gazetesi)

1  KASIM 1993: Deniz Baykal - "SHP oran mantığı içinde olursa, bu bir kapalı çarşı mantığıdır. Birleşmek istemiyoruz demektir." (Hürriyet Gazetesi)

2  KASIM 1993: Murat Karayalçın - "Yeni bir gelişme sağlanabilir umuduyla son sözü 8 Kasım'a bıraktık. Gelinen nokta önemli bir nokta. Konuyu burada noktalamamak, konuyu biraz daha araştırmak istedik. Ben hızlı çalışacak bir yapı oluşturmak konusunda ısrarlıyım. Ama % 50 -50'nin gerekçesini anlayabilmiş değilim. Bu bir onur sorunu değil."

3 KASIM 1993: Deniz Baykal - "SHP'nin üye sayısı yapay ve şişkin. Karayalçın'ın oran anlayışı ise taşralı şirket yöneticisi gibi." (Hürriyet Ga­zetesi)

5  KASIM 1993: Aydın Güven Gürkan - "PM'inde oluşturulan son uz­laşma formüllerini Grup bu konuda varılabilecek son özveri ve gerçeklik noktaları olarak görmektedir. Bundan sonra atılacak adımların, adalet duygusu ve parti işbirliği ile bağdaştırılması olanaksızdır." (Hürriyet Ga­zetesi)

6  KASIM 1993: Ertuğrul Günay - "Bizim eşitlik koşulu içinde birleş­meden söz etmemiz CHP'nin SHP'ye karşı özverisidir. Bu konudan top­lum da, örgütlerimiz de, biz de bıktık." (Cumhuriyet Gazetesi)

7  KASIM 1993: Murat Karayalçın - "Bir milyona yakın üyesi olan, üs­telik hükümette olan SHP'nin CHP çatısı altında yer almayı gündeme ge­tirmesi çok büyük bir özveridir." (Hürriyet Gazetesi)

Deniz Baykal - "Karayalçın kişisel güvensizliği ve kişisel hesapları nedeniyle birleşmeyi engelliyor." (Hürriyet Gazetesi)

8  KASIM 1993: Deniz Baykal - "Birleşmezsek çok sertleşiriz." (Sa­bah Gazetesi)

9  KASIM 1993: Murat Karayalçın - "SHP'nin feshedilmesi kararını da yazılı olarak iletmedik. CHP Genel Başkanı'nin genel başkanlığı bıra­kacağı önerisini de yazılı olarak almadık.

Dünyayı, ulusumuzu, halkımızı aynı doğrultuda yorumladığımız kişi­leri sertlikle tehdit etmeyi siyasi erdemle bağdaştıramayız." (Sabah Ga­zetesi)

12KASIM 1993: Ali Topuz - "60-60+10 önerisi kabul edilemez."

13KASIM 1993: Murat Karayalçın - "Biz kardeşleri aynı çatı altında toplamak istiyoruz. Bu nedenle de hiç birine kötü söz söylenmesine izin vermeyeceğiz. Solda birlik için SHP'yi feshetmeyi bile göze aldık. Ancak temsilde anlaşılamadı. CHP bunu tartışmaya bile almadı. Bizden ayrılan­lara sesleniyorum, geri gelin. Gelin bu düzeni birlikte değiştirelim." (Milli­yet Gazetesi)

SON NOKTA

SHP'nin hükümetten ayrılma anlamını da taşıyan kendini fesh kararı, PM'nin her iki partiden 60 kişinin ve Genel Başkanın belirleyeceği sosyal demokrat kesimde saygınlığa sahip artı 10 kişiden oluşması önerisi (Bu kişilerin isimlerinin de açıklanmasına karşın) yeterli görülmedi ve CHP ta­rafından kabul edilmedi....

 

Son söz Deniz Baykal'dan :

Bu işten kaçanın yakası bırakılmamalı...

Deniz Baykal (14.10.1993)

Birleşme ve bütünleşme doruk noktasına yaklaşmış iken yukarıda da gö­rüldüğü gibi açılanmak istenmeyen tarafların beklentileri nedeni ile görüşmele­re zorunlu ara verildi.

Anlaşılan taraflar çözüm için 1994 Yerel Yönetim Seçimlerini bekleme ka­rarını vermişlerdi.

Bu bir oranda belki de her iki parti arasında bir kamuoyu değerlendirmesi olarak düşünülmüştü.

Farklı sonuç alan "Artık yeter/ İşte toplumumuzun gösterdiği adres" diye­cekti.

Ne yazık ki 1994 yerel yönetim seçimleri sonuçları her iki partiye de böyle bir fırsat ve şans vermedi.

1989 yerel yönetim seçimlerinde % 28.7 oy olarak birinci parti konumuna gelmiş olan SHP'nin oyu % 13.6'ya düştü. CHP ise % 4.6 oranında oy alabildi.

Oyların bölünmesi bir yana toplam oylar da düştü. 1989'da SHP ve DSP'nin oy toplamı % 37.7 iken 1994 seçimleri sonucunda soldaki üç partinin oy toplamı % 27'de kaldı.

Murat Karayalçın 27.5.1994 günü basın toplantısında sonucu şöyle yorum­luyor:

"Sosyal demokratlar solda birliğin 27 Marttan önce sağlanamaması­nın getirmiş olduğu sıkıntıları yoğun bir biçimde tartışmaktadır.

Damdan düşmeden de, damdan düşmenin nasıl bir şey olacağının bilinmesi gerektiğini söyledik, olmadı. Hep birlikte damdan düştük. Yine inatla bir kez daha damdan düşelim demenin anlamı ne?

DSP ve CHP yöneticilerinin diretmelerini sol tabana yapılan büyük haksızlık olarak görüyorum. Sonuç olarak bu yaklaşım "ben kazanamı-yorsam, öteki sol parti de kazanmasın, sonuç ne olursa benden sonrası tufan" demektir diyor.

İşte birleşme ve bütünleşmenin ertelenmesinin gerçekçi bir değerlendir­mesi.

Evet SHP ve CHP'nin 27 Mart Yerel Yönetim Seçimleri öncesi birleşme ve bütünleşme için çatıda sürdürdükleri çatışma ve çekişme sonucu 27 Mart 1994 gecesi ikisinin de damdan düşmesi ile sonuçlandı.

Bu sonucun bir yararı oldu.

Artık birleşme yeniden tek gündem oldu.

12.6.1994 gününde Murat Karayalçın Hacı Bektaş'ta şu konuşmayı yapıyor:

"Anadolu bugün zor günler yaşamakta. Bu zor günlerde menzile ulaşmanın çeşitli yolları var. Her zaman düz yolda gidemiyoruz. Uzun, karanlık bir tünelin içindeyiz, ışık arıyoruz. Bulacağız. Aslında bu ışık ara­mada önemli olan, yanınızda kimin olduğu. Yanınızda elini tuttuğunuz ki­şi ya da kişiler .sizinle aynı düşünceyi paylaşmak durumunda değiller ise, işiniz zorlaşıyor. Ama tüm bu zorluklara karşı biz bu tüneli geçerek ışığa varacağız. Ama ben diyorum ki, böyle bir durumda yanınızda dostu­nuz, omuz omuza vereceğiniz kişiler olursa ışığa daha kolay ulaşırsınız, istiyoruz ki, öbür elimizle de sosyal demokrat kardeşlerimizin elini sıka­lım, ışığa daha kolay ulaşalım."

Daha sonra SHP ve CHP'H milletvekillerinden oluşan ortak komisyonun çalışmaları görüldü.

Bu komisyonun düzenlediği protokol 31 Ekim 1994 gününde her iki parti­nin Parti Meclisleri tarafından onaylandıktan sonra 6 Kasım "1994'te parti genel başkanları bu protokolü imzaladılar.

"SHP - CHP BÜTÜNLEŞME PROTOKOLÜ

12 Eylül 1980'de demokrasimize ve sivil toplum yapımıza yapılan müdahale ile önüne engeller kurulan ve yapay bölünme sürecine soku­lan sosyal demokrat hareketin, kurumsal bütünleşmesi sağlanarak doğal potansiyeline kavuşturulması, ülkemizin ve demokrasimizin ivedilikle aşılması gereken temel sorunudur.

Atatürk'ün kurduğu laik, demokratik Cumhuriyetimizin temel ilke ve değerlerine yönelik saldırıların yoğunlaştığı, ulusal bütünlük ve can gü­venliğine yönelik tehditlerin arttığı, insan onurunu ve haklarını koruyabil­menin, demokrasiyi yaşatabilmenin zor koşullarla karşı karşıya kaldığı, emeğin değerlendirilemediği, üretimin ve sanayileşmenin yeterince geliş-tirilemediği, bölüşümün iyileştirilemediği günümüz Türkiye'sinde, sosyal demokratların, solun bütünlüğünün sağlanması, sorunların aşılabilmesi­nin temel güvencesidir.

Kendi içinde bütünleşen, ulusal birikim ve değerlerden kopmadan sosyal demokrasinin evrensel ilkelerini kucaklayan, çağı aşmayı hedefle­yerek kendini yenileyen bir sol hareket; ülkemizde bireyin özgürlüğünün, toplumsal yararın, emeğin üstünlüğünün, eşitlik ve dayanışma içinde ge­lişmenin sağlanmasının, farklı kültür ve kimliklerinin korunması ve gelişti­rilmesinin, Güneydoğu'da akmakta olan kardeş kanının durdurulmasının, iç barışın sağlanmasının, Kürt sorununun ülke bütünlüğü ve çoğulcu de­mokrasi kuralları içinde çözümlenmesinin, dürüst yönetim-açık toplum il­kesinin yaşama geçirilmesinin, örgütlü sivil toplum yapısının geliştirilme­sinin vazgeçlimez koşuludur.

Bu gerçeklerin tarihsel sorumluluğunun bilinciyle, aynı amaç, hedef ve görüşü paylaşan Sosyaldemokrat Halkçı Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi, kendi aralarında kurumsal bütünleşmeyi gerçekleştirerek Türki­ye'nin önünü açmayı görev bilmektedir.

Bu amaçla: Solda bütünleşmenin modeli, ilkeleri ve takvimi ile ilgili olarak; milletvekilleri insiyatifi, bütünleşme ortak kurulunun 30 Eylül 1994 ve 13 Ekim 1994 tarihli protokolları, her iki partinin parti meclisi kararları ve yazışmalar esas alınarak;

1. iki partinin birbirine duyduğu güvenden güç alarak ve eşitilk ilkesi­ne dayanarak yan yana gelmelerini ve bütünleşmelerini,

2. Birinci aşamada, bu bütünleşme protokolü çerçevesinde alınacak bütünleşme kararının her iki parti kurultayının onayına sunulmasını,

 

3.   İkinci aşamada, her iki partinin parti meclislerince onaylanmış olan, 30 Eylül 1994 tarihli bütünleşme ön protokolünün ikinci maddesinin (a) bendinde belirtilen eşit temsil esasına göre oluşacak bütünleşme ge­nel kurulunda, bütünleşilecek partinin belirlenmesi ve genel başkan adaylarının tek adaya indirilmesi, bunun ardından, her iki partinin kurul­taylarının ayrı ayrı toplanarak, gereken kararları alması ve bütünleşmenin gerçekleştirilmesini,

4.   Birinci aşama kurultayların 24 Aralık 1994 tarihinde, bütünleşme genel kurulu ile ikinci aşama kurultaylarının 28 Ocak 1995 tarihinde top­lanmasını,

5.   Bütünleşme protokolünün, 8 Kasım 1994 tarihinden önce Parti Meclislerine ve 24 Aralık 1994 tarihinde toplanacak olan Kurultaylara onaylanmak üzere sunulmasını ve bunun gerçekleştirilmesi için gereken çabanın sarfedileceğini taahhüt ederek, bu protokolü yaşama geçirmeye karar veriyor ve bunu onurlu bir görev sayıyoruz.

Soldaki bütünleşmenin ülkemize ve halkımıza yepyeni ufuklar aça­cağı inancıyla, bütünleşme kararımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.

06.11.1994

Deniz BAYKAL                               Murat KARAYALÇIN

CHP Genel Başkanı                      SHP Genel Başkanı"

Böylece. Bütünleşme ve Uygulama Protokolü yürürlüğe girdi. 28 Ocakta Birleşme Genel Kurulu'na gidilme karan alındı. 8.1.1995 gününde Murat Kara-yalçın il başkanları toplantısında şu açıklamayı yapıyordu.

"Sosyal demokrat hareketin güç kaybı, laik cumhuriyeti tehdit eden çeşitli gelişmelerle karşı karşıya kalmamıza neden oldu. Güç kaybı özel­likle demokratik yapılanmamız için çok ciddi tehditlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Türkiye'nin sosyal demokratları olarak önümüzdeki tabloyu değerlendirip, sosyal demokrat harekette bütünleşme ülkemizin ve halkı­mızın karşı karşıya olduğu çeşitli tehditlerin ortadan kaldırılabilmesi için, bir gereklilik biçiminde ortaya çıkmıştır. Bunu inşallah 28 Ocaktaki Birleş­me Genel Kurulu'nda aşacağız.

Türkiye'ye siyasi açıdan bir istikrar kazandıracağız. Ülkemizin ve halkımızın güzel geleceğini bu projemiz ile güvence altına alacağız. 1995 yılında siyasi ve ekonomik istikrar bu bağlamda çok büyük bir önem taşı­maktadır. Sosyal demokratların bütünleşmeleri, gerek siyasi istikrar açı­sından gerekse ekonomik istikrar açısından bu ülkenin güvencesi ola­caktır. Birleşik sol, halkımızın ve ülkemizin karşı karşıya olduğu sorunla­rın aşılmasında temel araç olacaktır."

Evet 28 Ocak 1995. İki Genel Başkan arasında imzalanan protokolde belir­lenmişti. Ama güvensizlik son bulmamıştı. Gün yaklaştıkça güvensizlik artıyor­du. Nitekim 28 Ocak toplantısı gerçekleşmedi. Taraflar yine birbirlerini suçlu göstermeye yöneldiler.

Deniz Baykal ağır bir dille "kaçtılar"diyordu.

Fakat görmek istemedikleri bir durum vardı. Bir kez dönüşü olmayan yola girilmişti. Yavaş da olsa ilerlemek zorunlu idi.

Sonunda ilk kurultaya kadar geçiş dönemi için yeni bir uzlaşma yapıldı.

Hikmet Çetin Genel Başkan olacak, her iki partiden eşit olarak 60 kişi toplam 120 kişilik Parti Meclisi'ni oluşturacak.

Bu ikinci ek anlaşma sonrası 18 Şubat 1995 günü önce iki parti kurultayı ve onu izleyerek bütünleşme genel kuruluna gidilecek.

O gün SHP'nin 9. ve son olağanüstü kurultayında Genel Başkan Murat Ka-rayalçın'ın yaptığı açış - bir bağlamda kapanış- konuşmasından bir kaç satır başını aktarmak istiyorum.

"Değerli arkadaşlarım,

Gerçekten Türkiye siyasi tarihi için önemli bir gün yaşamaktayız. Bugün Türkiye siyasi tarihinin çok önemli bir sayfasını hep birlikte CHP'li kardeşlerimizle birlikte yazacağız. Duygu dolu, düşünce dolu, ümit dolu bir günün içindeyiz.

Değerli arkadaşlarım, Sevgili Kurultay Delegeleri,

Bugün akşam saatlerinde yaşamım boyunca taşıdığım en onurlu sı­fat olan SHP Genel Başkanlığını bırakacağım. Bir seçim için değil, Genel Başkanlığa adaylığımı koymayacağımı önceden açıkladığım için değil, si­yaseti bırakacağımdan hiç değil. 17 ay önce oylarınızla seçildiğim SHP Genel Başkanlığı'nı Türkiye'nin, insanlarımızın en önemli siyasi projesi olarak gördüğüm solda birlik projesinin gerçekleşmesine katkıda bulun­mak amacıyla bırakıyorum.

Değerli arkadaşlarım,

Solda Birlik Uygulama Programı uyarınca 28 Ocak tarihinde yapa­madığımızı bugün yapıyoruz.

Neden Birleşme Protokolünde öngörülen çalışma o tarihte yapıla­madı?

Sosyal demokratlar, SHP'liler kimilerinin iddia ettiği gibi, o toplantı­dan kaçtılar mı? Anımsarsanız, 27 Ocak tarihinde ilçe ve il başkanları­mızla DSİ salonunda bir araya gelmiştik. Sizlere 27 Ocak tarihinde bir­leşme sorununun çözüldüğünü ve böyle bir karara varıldığı için, sokakta­ki insanından SHP'nin en genç, en yeni üyesine kadar hepsinin talep et­tiği, "bir yarışma, çatışma olmasın, iki genel başkan çekilsin, anlaşarak birini göreve getirsinler" şeklindeki talebi yaşama geçirme olanağını elde ettiğimizi söyleyerek 28 Ocak tarihli Kurultayda adaylığımı koymayacağı­mı ifade etmiştim. Genel Başkanlığı bıraktığımı ilçe ve il başkanlarımın önünde tüm Türkiye'ye duyurduktan sonra ne benim, ne de SHP'lilerin

Birleşme Kurultayına katılmaması için bir neden vardı. Bununla birlikte gelişmeler maalesef bizim o gergin ortamda Kurultaya katılmamız duru­munda oradan bir birleşme çıkmayacağı noktasına bi i taşıdığı için Bir­leşme Protokolü uyarınca bu toplantının yapılamayacağını ifade ettik. Ya­pılmaması gerektiğini söyledik. Solda birlikte daha ileri, daha olumlu so­nuçların elde edilmesi için saptanacak bir başka tarihte bir araya gelme­nin daha yararlı olacağını ifade ettik. SHP kuşkusuz kaçmadı. Ama eğer SHP için illa o sözcük kullanılmak isteniyorsa, evet SHP kardeşlerin ça­tışmasından kaçtı, SHP kardeşlerin kavgasından kaçtı.

Sevgili Kurultay Delegeleri,

Aslında hangi parti çatısı altında toplanacağı, ne benim söylememle, ne birilerinin telkini ile, ne de yükseklerden gelen talimatlarla, yüksekler­den esen rüzgarlarla belirlenecektir. Birleşmenin çatısını siz belirleyecek­siniz. Birleşmenin çatısına siz karar vereceksiniz.

Değerli Arkadaşlarım,

Bir milyon üyesi, 12 yıldır Türkiye'nin hemen her yerde örgütlenme­sini sağlamış, 50 milletvekili olan, demokratik mücadelenin her yerinde, her aşamasında üyeleriyle birlikte yer almış olan SHP, birleşme çatısı ol-malıdır.SHP daha büyüktür. SHP daha örgütlüdür. Kaldı ki, önümüzde göz ardı edemeyeceğimiz, etmememiz gereken kimi yasalar, yönetme­likler var. Bunlar uyarınca da SHP'nin birleşme çatısı olması bir zorunlu­luk haline gelmektedir. Seçim kurullarına temsilci gönderebilmemiz için, 1996 yılında ya da erken yapılacak seçimler için seçim kurullarında tem­silci bulundurabilmemiz için bizim mutlaka SHP çatısında toplanmamız gerekmektedir. Seçim kurullarında yeterince temsilci bulundurmamamı­zın neye mal olduğunu çok iyi biliyoruz. Oylarımızı çöplükten toplama­mak için mutlaka seçim kurullarında, sandıklarda yer almak zorundayız. Bunun yolu da SHP çatısında toplanmaktan geçmektedir. CHP'yi seviyo­ruz. CHP, bizim onurumuzdur. CHP, bizim tarihimizdir. CHP büyüktür. Ama gelin bu büyük ismi büyük çatıya taşıyalım. O büyük isim, bu büyük çatıda yer alsın. Büyük çatıda toplanalım, sonra adımızı da hep birlikte CHP yapalım.

Sevgili yol arkadaşlarım,

Amacımız belli. Güçlü bir sosyal demokrat hareketi yaşama geçir­mek için, Türkiye'nin gelecek on yıllarını tek başımıza yönlendirmek için yola çıkıyoruz. Sosyal demokrasiyi hak ettiği yere taşımak için yola çıkı­yoruz. Çatışmak için değil, çalışmak için yola çıkıyoruz. Üreten, zengin­likleri hakça paylaşan, demokratik toplum ve özgür birey için yola çıkıyoruz. Aydınlık Türkiye'yi kurmak için yola çıkıyoruz. Yolumuz açık olsun sevgili kardeşlerim."

Aynı gün Deniz Baykal'da önce CHP kurultayında sonra bütünleşme ku­rultayında güzel birer konuşma yaptı.

Bu güzel ve uzun konuşmadan birkaç bölüme de yer vermek istiyorum.

"BUGÜN PARTİYE SAHİP ÇIKMA GÜNÜDÜR

Ne oluyor? Umutsuzluk çanlarını çalmadan gerçeği görelim. Şikaye­tin, umutsuzluğun zamanını iyi seçelim. Gelin, ayağa kalktığı anda, Cum­huriyet Halk Partisi bilincinin patladığı anda şikayet etme eğiliminden kendimizi biraz olsun uzak tutalım.

Bugün partiye sahip çıkmanın günüdür. CHP'lilikle iftihar etmenin günüdür. Bütünleşme projesinde bütün bu olumsuzlukların altında yatan anahtar, Türkiye siyaset kilidini açan, siyaset düğümünü çözen bu bü­tünleşme altın anahtarını küçümsemenin değil, onu övmenin, ona sahip çıkmanın günüdür.

Değerli arkadaşlarım,

Ne oluyor? Hepimiz iyi biliyoruz ki, çok iyi bir noktada değiliz. Haket-tiğimiz noktada, olmamız gereken noktada değiliz.

Halkımız partimize biraz uzak duruyor. Halkımız partimizi bu nokta­da görmekten mutlu değil, bunu her fırsatta ortaya koyuyor. Bunu biliyo­ruz. Asıl değiştirilmesi gereken bu.

Niçin halkımız CHP'ye içtenlikle sahip çıkmıyor? Bu soruyu sorduğu­muz zaman vereceğimiz cevabın, bizim sorumluluğumuzu gerektiren yönleri de vardır, bizim sorumluluğumuzun dışında olan yönleri de vardır. Şimdi işimiz kendi içimizde sorumluluk araştırma işi değildir. Onlar geri­de kalmıştır, onlar bitmiştir.

CHP HALKIN PARTİSİ OLACAKTIR

CHP, Türkiye'nin organik, tarihsel gelişiminin bir ürünüdür.Dünyada örneği olmayan bir siyasal partidir. Devlet olmadan önce kurulmuş bir partidir. Partiler, devletin içinde doğarlar. Ama CHP önce kendisi oldu, sonra devleti doğurdu.

Sayın Karayalçın haklı olarak işaret etti. Müdafa-i Hukuk Örgütleri, evet odur. Müdafa-i Hukuk Örgütleri, ilk siyasal örgütlenme girişimi Ana­dolu coğrafyasında CHP Müdafa-i Hukuk anlayışı etrafında, tekemmül etti, şekillendi, gelişti. CHP, hiçbir noktada bir önceki noktasının aynısı değildi. Başlangıçta, bir devlet partisi olarak ortaya çıktı. Ama CHP on yıllardır, bir devlet partisi olmaktan çıkmıştır, bir toplum partisi haline dö­nüşmüştür. Bu yönde yapılması gereken daha çok şey vardır. Onları da yapacağız. CHP'yi halkın partisi toplumun partisi haline getireceğiz. CHP, resmiyetin hiyerarşinin değil, halkın, toplumun ve katılımın siyasal partisi olacaktır.

CHP TÜRKİYE'NİN SİYASAL YAŞAMINI YÖNLENDİRİYOR

Sadece CHP kendi sorununu çözmüyor. Bana öyle geliyor ki bugün burada alacağınız kararlarla Türkiye'de hükümet sorununu yepyeni bir noktaya getiriyorsunuz. Hükümet sorununu çözüyorsunuz, seçim konu­sunu çözüyorsunuz. Türkiye'de hükümet ve seçim birden bire siyasal gündeme CHP kurultayının bu kararı ile geliyor. CHP, artık insiyatifi eline geçirdi. Türkiye'nin siyasal yaşamında kararlılıkla yürüyor.

Yolunuz açık olsun CHP'liler."

Ben de kendisine aşağıdaki kutlama mesajını gönderdim.

"Ankara, 20 Şubat 1993

Sayın Deniz Baykal

CHP Dördüncü Genel Başkanı

ANKARA

Sosyal Demokrat Halkçı Parti ile CHP'nin bütünleşmesi için göster­diğiniz büyük basiret ve özveri nedenleri ile sizi yürekten kutuyorum.

Yüce Atatürk ve dava arkadaşlarının emanetine sahip çıktınız. Şimdi CHP'nin yeniden güçlenmesi ve ülkemizin yarınlarının altı ok ışıkları ile aydınlanmasına büyük katkılarınız olacağına inanıyorum.

Başarılarınız için en içten iyi dileklerimi sunuyorum.

Saygılarımla.

Sosyal Demokrasi Partisi

SODEP Eski Genel Başkanı

Cezmi Kartay"

18 Şubat 1995 gününde Türkiye siyasal tarihinde bir parti daha kendi partisine son verme kararı aldı.

SODEP'in kendini feshetmesi ile kurulan SHP şimdi onun yanında yer aldı. Kısa bir süre sonra bir kez daha görüldü ki aynı siyasal görüşü paylaşmış olsalar da iki partinin birleşme ve bütünleşmesi için iki partimeclisi üyelerinin biraraya getirilmesi yeterli olmuyor. Önce gönülden istemek ve örgütlerde bü­tünleşmek gerekiyor.

Nitekim kurultaya gidilirken ciddi parti içi sorunların ortaya çıktığı görül­dü.

En önemlisi iki parti için üye belirleme yöntemi idi. SHP kökenli üyeler için 31.12.1994 gününe kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş bulunan üye listeleri esas alınmışken, CHP kökenli üyeler için 31.12.1994 gününe kadar parti defterine yapılan kayıtların esas alı­nacağı belirlenmişti.

Doğal olarak gözden kaçan bu önemli fark CHP böyle bir uygulama sonu­cu için yeni kayıtlara açık kapı bırakmıştı.

Kongrelerden önce siyasi partilerde üye yazımının sonuçları nasıl etkileye­ceğini biraz siyaset yapanlar da bilir. Kongreye böyle gidildi. Tabii en önemli karar Genel Başkan seçimi idi.

Hikmet Çetin geçiş döneminde tarafların ortak önerileri ile genel başkan seçilmişti.

Her iki tarafı iyi idare ettiği varsayımı yanında, yine SHP kökenli bir aday ile CHP kökenli ki bu herhalde Deniz Baykal'dı tartışması olursa yine bir fırsat doğacağını düşünüyor.Kesin kararını açıklamıyordu.

SHP'den Aydın Güven Gürkan, Mümtaz Soysal, Onur Kumbaraeıbaşı, Er­can Karakaş isimleri basında yer aldı. Tabii yine en kuvvetli aday Murat Kara-yalçın idi.

Nitekim sonunda Deniz Baykal ve Murat Karayalçın karşılaştılar. 1083 delegenin katıldığı oylamada Deniz Baykal 681, Murat Karayalçın 309, Metin Oktay 8 oy aldılar,

Baykal büyük oy farkı ile ikinci kez genel başkanlığı kazandı.

CHP'de ikinci Baykal dönemi başladı.

Bütün yeni beklentilerin boş olduğunun anlaşılması gecikmedi.

Partinin büyümesi, güçlenmesi yine gündem dışı kaldı'.

Küçük olsun benim olsun düşüncesi değişmedi.

Gönlü ve umudu CHP'nin güçlenmesinde, iktidarında olanlar bu durum­dan üzgündü. Basın da, uyarı görevine gerek duyuyordu.

Nitekim   15  Haziran  1995  günlü  Hürriyet Gazetesi'nde  Emin Çölaşan (CHP'ye Bir Uyarı) başlıklı yazısında:

"Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu parti­dir. Bu nedenle de, Atatürk yolunun her açıdan izleyicisi olmakla yüküm­lüdür. CHP, bazı marjinal kesimlerin değil, Cumhuriyet'in ve halkın partisi olmak zorundadır.

CHP yetkililerinden sık sık güzel sözler işitiriz... Laiklik kavramından söz ederler. Ancak Türk devleti-, özellikle koalisyon ortağı DYP tarafın­dan şeriatçılara teslim edilirken, sadece göstermelik tepki verirler. Örne­ğin, Milli Eğitim Bakanlığı'nda neler olup bittiğini görmezden gelirler.

Sokaklarda sarıklı, takkeli, cüppeli adamlar gezer. Adalet Bakanlığı, 1991 yılından bu yana CHP'nin elindedir. Cumhuriyet savcıları, bu ba­kanlığa bağlıdır. Ama ne ilginçtir, bunlara ses çıkarılmaz. Bunlar gazete­lerde, televizyonlarda laik düzene ana avrat söver, bizim CHP'de tık yok­tur!

Bölücü örgüt militanları İstanbul'da CHP binasını işgal eder. Ercan Karakaş adındaki hükümet üyesi, bunu kendisine soran gazeteciyi azar­lar ve işgalcilerin hak aradığını söyler!

CHP, kendi tabanını tanımıyor. O yurtsever. Atatürkçü. laik, demok­rat kitleleri gözardı edip, marjinal kesimlerle ilişki kuruyor. Dikkat ediniz!..

Yurtsever, laik ve Atatürkçü kesim,bu partiden giderek uzaklaşıyor. En son yerel ara seçimde aldıkları yenilgi de, bu yazdıklarımın en son göstergesi.

Bir CHP düşünün ki, devletin güvenlik güçlerini karşısına alıyor. Ne pahasına alıyor?.. Marjinal kesimlerin desteği ve "demokratik" gösterisi uğruna!.. Acaba değer mi?

Bir hükümet ortağı düşünün ki, Türkiye'deki inanılmaz soygun, vur­gun ve yolsuzulk olayları konusunda bir gün olsun tavır koyamıyor, ses veremiyor. Yolsuzluk, hırsızlık, devletin ve milletin soyulması, bu partiyi hiç ilgilendirmiyor.

Yürürlükte olan devrim yasalarını   tamamen unutmuşlar. Bunların çiğnenmesine göz yumuyorlar ve ondan sonra da "Biz Atatürk'ün partisi­yiz.Biz laiklikten ödün vermeyiz" gibi nutuklar atıyorlar.

Ve tekrar söylüyorum, CHP'yi uyarıyorum.. Bu iş böyle gitmez.

Siz, partinize yürekten bağlı insanları kendinizden koparıyorsu-nuz.Siz, tabanınızın sesine kulak vermiyorsunuz. Onları temsil etmiyor­sunuz. Bu yüzden de, giderek yıpranıyorsunuz. Saygınlığınız kalmıyor.

Kitleler size olan güvenini yitiriyor.

Siz ne biçim iktidarsınız ki, devrim yasalarını böylesine açıktan çiğ­neyenlere karşı bile, cumhuriyet savcılarını harekete geçiremiyorsunuz.

Siz ne biçim hükümet ortağısınız ki, halktan tümüyle kopmuşsunuz, Meclis'in gizemli ortamında bu düzenin adamı olmuşsunuz.

Siz ne biçim sosyal demokratsınız ki, bu milleti sosyal demokrasi­den soğutmuşsunuz. Memleketin güvenlik güçlerini karşınıza almışsınız, askeri, polisi öldürenlerle bağlantı kurma, onlara hoş görünme çabasına girişmişsiniz.

Ey CHP yönetimi:

Sizi dostça uyarıyorum. Bu kafayla siz bir yere varamazsınız. Vara­madığınızı da görüyoruz. Tam tersine, o koskoca partiyi eritip bitiriyorsu­nuz.

Tabanınız giderek kayıyor. DSP'ye, diğer partilere ve hatta, Türki­ye'nin şu ortamında MHP'ye bile kayıyor.

Bunun sorumlusu sizsiniz. Bu partiyi yönetenlersiniz.

Lütfen, tabanınızı tanıyın. Kime yakın duracağınıza, kimin partisi ol­duğunuza karar verin. Ya vatanını ve milletini gerçekten seven laik, de­mokrat, Atatürkçü kesimlerle omuz omuza olup onların sesini dile getirin, ya da asker ve polis katillerine şirin görünmeye çalışın.

Tercih sizindir.

Ancak, bir şey daha söylemek isterim... Bu tercih size bırakılacak kadar da ucuz ve kolay değildir. Milletimiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partiyi, başka amaçlarla kullanmanıza izin vermez."

Bu ortamda ömürlerinin en verimli yıllarını CHP içinde siyaset yapmakla geçirmiş veya kamu görevinde Atatürk ilkelerine yürekli bir şekilde savunmuş bir grup CHP'li kurultaya giderken bir uyarıyı bir çağrıyı görev saydılar ve be­nim de beraber olduğum bu grup aşağıdaki bildiriyi basın yolu ile kamuoyuna açıkladılar.

 

CUMHURİYET HALK PARTİLİLERE ÇAĞRI

03.08.1995

Ülkemiz toplumsal,ekonomik ve siyasal bir bunalımdan geçmekte, içeride ve dışarıda yaşamsal sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Ulus ve ülke bütünlüğü ve laik-demokratik cumhuriyetimizin temel nitelik­leri tehdit altındadır.

Ekonomik sorunlar ve terör kitleleri ezmekte, toplumun refah düzeyi gerilemekte, gelişmiş ülkelerle aramızda, ekonomide ve teknolojide esa­sen varolan büyük fark, daha da artmaktadır. Öte yandan, gelir dağılı­mındaki bozulmanın, bölgeler ve toplum kesimleri arasında keskinleştir-diği dengesizlikler, toplumu ayakta tutan temel değerleri aşındırmakta ve toplumsal dengeleri temelinden sarsmaktadır.

Siyasal yaşamda tam bir istikrarsızlık egemendir. 12 Eylül yöneti­mince topluma çizilmiş olan kısıtlı çerçevenin siyasal süreçte yolaçtığı olumsuzluklar etkisini sürdürmektedir. Seçmenlerle partiler arasında cid­di bir güven bunalımı yaşanmaktadır. Siyaset, idealleri gerçekleştirmek­ten çok, kişisel rant ya da statü edinme aracı olmaya dönüşmüş, siyaset kurumu toplum gözündeki saygınlığını önemli ölçüde yitirmiştir.

Bu tablo karşısında ülkemizin ve siyasal dengeleri bozulmuş olan demokrasimizin; çağdaş, güçlü, güven veren bir merkez soi harekete her zamankinden fazla ihtiyacı vardır.

Bu bağlamda en büyük sorumluluk, Devleti ve Cumhuriyeti kurmuş ve ülkemizde demokrasiye geçişi sağlamış olan CHP'ye düşmektedir.

Ne var ki, onurlu geçmişine ve ülkedeki sosyal demokrat potansiye­le karşın, CHP bugün kendisinden beklenen işlevi yerine getirecek du­rumda gözükmemektedir.

1980 sonrasında, CHP'li tabanın büyük umutları ve oy desteği ile yo­la çıkmış olan sosyal demokrat hareket sürekli olarak gerilemiş ve bu­günkü durumuna gelmiştir. Kamuoyu yoklamaları, 1983 seçimlerindeki % 30'luk oy potansiyelinin, bugün maalesef % 5- 10'lar arasına sıkışmış olduğunu göstermektedir.

Büyük beklentilerle gerçekleştirilen SHP - CHP birleşmesi de, bü­tünleşmeye dönüştürülememiş ve oylardaki düşüş önlenememiştir. Öyle ki, CHP'nin - bugünkü konumuyla - ilk genel seçimde parlamentoya gire­bilmesi bile tartışılır hale gelmiştir.

Yönetim kadrolarının ufku, parti içi çekişmelerle sınırlı kalmış, büyümeye yönelik olmayan, içe dönük, dar kadrocu bir particilik anlayışı, top­lumdan soyutlanmış bir parti örgütlenmesi yaratmıştır. Nitelikli kadroları dışlayan, demokratik yarışa kapalı olan bu siyaset anlayışı, partinin gele­ceğine ilişkin kaygılarımızı daha da arttırmaktadır.

Partimiz, aydın kesimle ve gençlikle ilişkisini kesmiş, ülke ve dünya gerçeklerinden uzaklaşmış, ideoloji ve program çalışmalarını gözardı et­miş, işçi, memur, emekli, esnaf ve küçük üretici, küçük çiftçi gibi, sosyal demokrasinin doğal tabanını oluşturan kitlelerden kopmuştur.

Temel konulardaki kavram kargaşası nedeniyle içine düşülen kimlik bunalımı aşılamamış, partinin görüntüsü netleştirilmemiştir.

Oysa CHP, kendini sürekli yenileme geleneğini sürdürebilseydi, Partinin temel ilkeleri ve sosyal demokrasinin evrensel değerleri ile çağ­daş dünyanın gerçekleri arasında sağlıklı bir senteze ulaşmak, böylece toplumun istem ve beklentilerini karşılamak mümkün olurdu. 1980 önce­sinde CHP içinde yer alan kadrolarla birlikte, 1980 sonrasında sosyal de­mokrat hareket içinde yer almış olanlar, gönülden destekleriyle partimize her aşamada büyük güç vermiş bulunmaktadırlar. Buna karşın, partiye egemen olan siyaset ve yönetim anlayışının doğal sonucu olarak, bu kadroların azımsanmayacak bir bölümü parti yönetimlerince dışlanmış, harekete küsmüş ya da hareketten kopmuş bulunmaktadır.

Partinin, içine düştüğü bu durumdan, bugünkü siyaset ve yönetim anlayışı ve siyaset yapma biçimiyle kurtulabilme ümidi, büyük ölçüde yiti­rilmiştir.

Bugün Türk toplumu, geçmişteki yaşamında devletin ve laik demok­ratik cumhuriyetin güvencesi olan, muhalefette olduğu zamanlarda bile ülkenin gündemini belirleyen CHP'nin arayışı ve özlemi içerisindedir.

CHP'nin ve Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e, O'nun CHP eliyle gerçekleştirdiği devrim ve ilkelerine, CHP'nin onurlu geçmişi­ne ve ülkedeki sosyal demokrat potansiyele layık bir CHP'yi şimdi yeni­den canlandırmak zorundayız. Ulusun ve ülkenin çıkarlarını ve parti ilke­lerini; kişilerden, kişisel hesap ve çıkarlardan önde tutan, siyaseti kişisel rant ya da statü edinme aracı olarak görmeyen, siyasal erdemin onurun ve temiz toplumun savunucusu olan bir Cumhuriyet Halk Partisi'ne, ülke­mizin büyük gereksinimi vardır.

Önümüzde, partimizin geleceği açısından yaşamsal önem taşıyan bir kurultay var.

CHP'li olmayı, bir onur ve erdem sayan ve siyaseti ülkeye hizmet aracı olarak kabul eden CHP'liler, bugün böyle bir CHP'yi siyasal yaşa­ma kazandırmak üzere, bu kurultayda varlıklarını göstermek ve seslerini duyurmak fırsatını, çok duyarlı olarak, değerlendirme sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar.

CHP, bu kurultaydan, dipten doğruğa, tabandan tavana yenilenmek azmiyle çıkmalı ve -Altıok'unun devrimcilik ilkesi ışığında- çağın gerekle­rini, çağdaş kurumları ve kavramları özümseyerek, sürekli yenilenmenin kaynağı ve toplumun öncüsü olmalıdır.

CHP'nin gerçek yapısına ve siyasal yaşamımızda kendisinden bek­lenen işlevine nasıl kavuşturulabileceği hususu, şimdi her zamankinden daha büyük bir önem ve öncelik kazanmıştır. Bir başka söyleyişle, kişisel yarış hevesleri, partimizi içinde bulunduğu durumdan kurtarma gereği yanında önemini ve anlamını yitirmiştir.

Bu çağrı metnindeki - bize de büyük üzüntü veren - saptamalar, eleştiriden çok gerçeğe olan saygımız, ülkemize ve partimize olan sevgi­miz, ülkenin ve partinin geleceğine ilişkin kaygılarımız nedeniyle ortaya konmuştur. Amacımız, özlemini duyduğumuz güçlü ve güven verici bir CHP'nin, ülkenin siyasal yaşamında layık olduğu yeri almasına katkıda bulunabilmektir.

CHP'yi güçlendirmek, partimize eski coşkusunu ve gerçek işlevini kazandırmak için, partimiz ve ülkemizin geleceğini kendi çıkarlarının önünde tutan tüm CHP'lileri - halen parti içinde aktif konumunu koruyan partililerle birlikte, değişik nedenler sonucu kendini dışlanmış hisseden kadroları - Partinin kişisel amaçlar uğruna kullanılmasını önlemek üzere, Cumhuriyet Halk Partisi'ne sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Partinin geleceği için bir dönüm noktası ve yaşamsal önemi olan bu kurultayda en büyük sorumluluk, hiç kuşkusuz, bütün ağırlığı ile kurultay delegelerinin omuzunda olacaktır.

1. Zeki Akkan (Avukat, SHP Çankaya İlçe eski Başkanı)

2. Neşet Akmandor (CHP Bolu eski Senatörü, Milli Savunma eski Bakanı)

3. Önal Alpago (CHP MYK üyesi, Devlet eski Bakanı)

4. Ayhan Altuğ (CHP istanbul eski Milletvekili, CHP PM. eski üyesi)

5. Zeynep Arat (Planlamacı, Çevre Sorunları Uzmanı)

6.      Erdoğan Bakkalbaşı (CHP Konya eski Senatörü, Senato eski
Grup Bşk. Vek.)

7.  Kaya Bengisu (CHP İzmir eski Milletvekili)

8.  Icen Börtücene (Plancı, İstanbul Büyükşehir Bld. eski Gen. Sek. Yrd.)

9.      Vahit Çalın (CHP İstanbul eski Milletvekili)

10.Ilhami Çetin (CHP Yozgat eski Milletvekili)

11.Mehmet Dedeoğlu (CHP Kırklareli eski Milletvekili, eski GYK üyesi)

12.İhsan Delilbaşı (Yönetici)

13.Yaşar Demirbulak (Em. Gen., Ankara Büyükşehir Bld. CHP Grup Bşk.)

14.Ali Dinçer (CHP Ankara Milletvekili)

15.Mustafa Durmuş (Dr., Ekonomist)

16.Hasan Basri Eler (CHP Edirne Milletvekili)

17.Teoman Evren (Türkiye Barolar Birliği eski Bşk.)

18.Ayhan Fırat (HP Malatya eski Milletvekili, SHP eski Gen. Sek. Yrd.)

19.Fikri Gökçeer (Mahalli İdareler eski Gen. Müd.)

20.Sabri Erdal Güngör (Avukat)

21.Güler Gürpınar (CHP Kadın Kolları eski Gen. Bşk.)

22.Yunus Murat Güztoklusu (Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimcisi)

23.İlhan Işık (CHP Edirne eski Milletvekili)

24.Nurettin Karsu (CHP Erzincan eski Milletvekili)

25.Cezmi Kartay (Em. Vali, SODEP eski Genel Başkanı)

26.Mehmet Kıcıman (Prof. Dr., SODEP Kurucu Üyesi)

27.İlyas Kılıç (CHP Samsun eski Milletvekili, eski GYK üyesi)

28. Mustafa Tevfik Kızgınkaya (Ziraat Y. Müh., SHP İzmir eski İl Yön. Krl. Üyesi)

29. Şahin Mengü (Avukat)

30. Ziya Müezzinoğlu (CHP Kayseri eski Senatörü, Maliye eski Ba­kanı)

31. Mete Orer (Y.Müh., Ulaştırma Bak. eski Müsteşar Vek.)

32. Kasım Parlar (CHP Çorum eski Milletvekili, eski GYK üyesi)

33. Muzaffer Saraç (SODEP Kurucu Üyesi)

34. Metin Somuncu, (CHP Tokat eski Senatörü, eski Gen. Sek. Yrd.)

35. Halil İbrahim Şahin (HP Denizli eski Milletvekili, eski Gen. Sek. Yrd.)

36.Erdoğan Şengezer (Türkiye Barolar Birliği Bşk. Yrd.)

37.Ermukan Şengezer (Ekonomist)

38.Ziya Tinel (Dr. SODEP Kurucu Üyesi)

39.Erol Tuncer (CHP Gümüşhane eski Milletvekili, eski Gen. Sek. Yrd.)

40.Metin Tüzün (CHP İstanbul eski Milletvekili, M.Meclisi eski Grup Bşk. Vek.)

41.İbrahim Ural (HP Kocaeli eski Milletvekili)

42.Engin Unsal (CHP'jstanbul eski Milletvekili)

43.Kazım Yenice (SODEP Kurucu Üyesi)

44.Ertuğrul Yolsal (CHP İstanbul eski Milletvekili)

45.Mehmet Yüceler (CHP Kayseri eski Milletvekili, Tarım eski Ba­kanı)

46.Yaşar Kemal Yüksekli (CHP Nevşehir eski Milletvekili)

47.   Selahattin Yüksel (CHP Uşak eski Milletvekili)
Not: Soyadı alfabetik sırasına göre düzenlenmiştir."

Bu çağrıda, CHP'nin ilk genel seçimlerde oyunun % 10'un altına düşebile­ceği endişesi, duyulan çok ciddi kaygılar nedeniyle belirtilmişti.

Korkulan husus, 25 Aralık 1995 seçimlerinde az kalsın doğrulanacaktı. Se­çim gecesi CHP'liler, TV'lerin karşısında seçim sonuçlarını soğuk terler döke­rek izlediler. Geç saatlerde % 10 barajı - çok az farkla da olsa - aşıldığında buna da sevinmek durumunda kaldılar.

Deniz Baykal'ın arkadaş grubu parlamentoya girebildikleri için mutlu ol­dular.

Kasım 1996 ayında yapılan 13 Belediye Başkanlığı ve Belediye Meclisi Üyeliği seçimlerinde de durumun değişmediği görüldü.

Bu seçimlere DSP katılmamış, CHP solda tek parti olarak seçim yarışına girdiği halde, ancak % 9.1 oranında oy alabilmişti.

Hey gidi koca Cumhuriyet Halk Partisi..

Laik, demokratik Cumhuriyeti kuran, hilafeti kaldıran, şeriat hukukuna son veren, devrimleri yapan, çağdaş, modern Türkiye'nin temellerini atan CHP;

Çok partili demokrasiye geçişin öncüsü CHP;

Kuruluşundan sonra 12 Eylül yönetimi tarafından sorgusuz, yargısız kapa-tılıncaya kadar tüm genel seçimlerde ya birinci parti veya ikinci parti konumu­nu korumuş, ya iktidarda ya da ana muhalefette olmuş CHP;

Halkımızın umudu, laik demokratik Cumhuriyetimizin güveni olmuş CHP;

Şimdi seçim barajlarını aşabilme çabasında...

Ve beşinci parti sırasında iken - DSP'nin seçime katılmadığı - Kasım 1996 ayında yapılan 13 Belediye Başkanlığı seçiminde % 9.1 oranında oyla dördün­cü parti durumuna geçince bunu bir başarı olarak gösterme gayretindeki yöne­ticilerin elinde kalan CHP...

Oysa 12 Eylül yönetimi tarafından CHP'nin kapatılması sonrası, onun de­vamı olduğunu söyleyen, aslında ülke genelinde örgütlenmesini bile tamamla­madan seçime giren Halkçı Parti bile CHP taraftarlarından % 30'un üzerinde oy almıştı.

Yine CHP'li kadroların öncülüğünde kurulan SODEP, ilk girdiği yerel yö­netim seçimlerinde % 24 düzeyinde oy oranına ulaşmıştı.

Bu iki partinin bütünleşmesiyle oluşan SHP ise; 1989 seçimlerinde % 28,7 oyla birinci parti olmuştu.

CHP'nin yeniden açılışı bütün CHP'liler için bir özlem, bir umut idi. Daha sonra Sosyaldemokrat Halkçı Partililer partilerini kapatıp CHP'ye katıldılar.

Kamuoyu bu birleşmeden çok şey bekliyordu.

Ne var ki, CHP'nin yeniden açılışında "gümbür, gümbür" iktidara gelme sözü verenler parti yönetimindeler ama hâlâ seçim barajını aşıp, aşamayacakla­rının hesabı içindeler..

Çevre Sokak'taki Genel Merkez binası bir şatoya dönüşmüş. Genel Mer-kez'e gelen partililerin sayısı her gün azalıyor.

İçerdekiler ise bu durumdan rahatsız görünmüyorlar.

24 Aralık 1995 Genel Seçimlerinde yapılan aşırı seçim harcamaları nedeni ile parti büyük bir borç altında kalmış; akılcı, ciddi bir gelir gider hesabı yapıl­mamış; şimdi SHP'den devir alınan Genel Merkez binası ile Ulus Işhanı'ndaki işyerlerinin satışı ile borçların karşılanması yoluna gidiliyor.

İçinde bulunduğumuz durum endişe vericidir. Bütün bu olumsuz sonuçla­rın elbette nedenleri vardır.

Partinin bu dönemde yönetimini üstlenenler buna bir çözüm getirmek zo­runda olduklarını görmelidirler.

Bu bölümü şöyle bitirmek istiyorum.

Uyanın CHP yöneticileri; uyanın, halkın sesini dinleyin.

Ülkemiz ve demokrasimiz sizlerden başarı istiyor. Gerekçe değil .sorunlara çözüm bekliyor.

Başarı istiyor, başarı...