BÖLÜM

-21-

 

CUMHURİYET HALK PARTİSİNİN YENİDEN AÇILIŞI

Kuşkusuz 12 Eylül yönetiminin en ağır ve hukuk dışı kararı ve uygulaması, tüm siyasi partilerin yargısız kapatılması olmuştur.

Özellikle Milli Güvenlik Konseyi adına o günlerde yapılan her konuşmada Atatürk'ten ve O'na bağlılıktan söz edilirken bu karar alınmıştır.

O'nun kurduğu ve ömrünün sonuna kadar Genel Başkanlığını üstlendiği CHP de kapatılmıştır.

Oysa, Gazi Mustafa Kemal 1930 yılında yaptığı bir konuşmada:

"Ben Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanıyım. Cumhuriyet Halk Fırkası Anadolu'ya ayak bastığım andan itibaren benimle çalışan Anado­lu ve Rumeli Mudafaa-ı Hukuk Cemiyeti'nden doğmuştur.

Bu teşekküle tarihen bağlıyım."(*)

Bu konuşmaya daha önce de yer verdim. Biliyorum bu bir tekrardır. Ne var ki, konuya ışık tutuyor.

Ülkemize Cumhuriyet yönetimini getiren, laik, demokratik hukuk devleti­nin öncüsü, çağdaş bir toplum olma yolundaki devrimleri yapan parti; CHP Türk Silahlı Kuvvetleri adına görev üstlenmiş bulunan beş generalin emri ile kapatılmıştı.

Şimdi Harp Okulu'nun her ders yılı yapılan geleneksel açılış günleri, tören­leri gözümün önünde, televizyon yayınlarında birçok kez izledim.

- Tören toplantı salonunda Harbiyeliler sıralarda yerlerini almışlar, bir sıra da Atatürk'ün manevi varlığı için boş bırakılmış,

(*) Mazhar Leventoğlu, Atatürk'ün Vasiyeti, S. 76.

 

 

-    Yoklamayı yapan komutan isimleri tek, tek okuyor,

-    Sıra 1983 Mustafa Kemal'e geldiğinde;

-    Salondakiler hep bir ağızdan büyük bir coşku ile "burada içimizde" di­ye yanıt veriyorlar.

Elbette bu kararı alanlar da Harp Okulu'nda bulundukları yıllarda ve daha sonra bu geleneksel yoklama törenlerinde bulunmuşlardır.

Pekiyi şimdi soruyorum.

Bu coşku dolu, inanç dolu "Mustafa Kemal burda - aramızda"yüce sesle­nişi yalnız o törenlerde söylenen ve o salonlarda kalan bir gösteri midir?

Yoksa her zaman, her yerde, özellikle ülkemizin zor koşullarında O'na ve bizlere emanet ettiği laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ne, O'nun öncü ol­duğu devrimlere ve eserlerine sahip çıkmanın bir andı mıdır?

Bütün bu düşüncelerden sonra ne söyleyeyim?

Ben Milli Güvenlik Konseyi'nin tüm siyasi partileri yargı kararı almaksızın kapatma kararının hiçbir haklı nedenini bulamadım.

Ülkemizin siyasal partiler hayatındaki bu hukuk dışı kararın kaldırılması için SHP öncü olmuştur.

12 Eylül yönetiminin bir kısım siyasilere getirmiş olduğu siyaset yasakları­nın kaldırılması için 1987 Seçimleri öncesinde yapılan referandumda SHP iç­tenlikle gayret göstermiş ve referandum sonucunda bu yasaklar kaldırılmıştır.

Bunun ardından, 1987 seçimlerinden sonra kapatılan siyasi partilerin açıl­ması girişiminde öncü olması, demokrasiye ve hukuk devletine gönül verenler için büyük güven ve takdir nedeni olmuştur.

SHP Genel Başkanı Erdal İnönü ve 44 arkadaşının 21 Mart 1990 gününde TBMM Başkanlıgı'na sundukları, kapatılmış siyasi partilerin açılması ve Hazi-ne'ye intikal eden malvarlıklarının iadesi hakkındaki kanun teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu ve SHP'nin aşağıdaki karşı oy açıklamasına önemli tarihi belgeler olarak burada yer vermek istiyorum.

"T.B.M.M.                                 (S.Sayısı: 464)

İzmir Milletvekili Erdal İnönü ve 44 Arkadaşının, Temelli Kapatılmış Siyasi Partilerin Açılması ve Hazineye İntikal Eden Mal Varlıklarının ladesi Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/206)

T.B.M.M.

Sosyaldemokrat Halkçı Parti Genel Başkanlığı   21.3.1990 Sayı: 137

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Temelli Kapatılmış Siyasi Partilerin Açılması ve Hazineye İntikal Eden Mal Varlıklarının iadesi Hakkında Kanun Teklifimiz gerekçesi ile birlikte sunulmuştur.

Gereğini arz ederiz.

Erdal İnönü İzmir Milletvekili

GEREKÇE

Devletimizin kuruluşundan bu yana "Türkiye Devleti bir Cumhuriyet­tir" ibaresi tüm Anayasalarımızın değişmez hükmüdür. Bu hüküm, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında yer aldığı gibi, bu temel ilkenin değiştiril­mesini teklif etmek bile yine Anayasalarla engellenmiştir.

Anayasalarımız Devletin şeklini değişmez, değiştirilmez biçimde "Cumhuriyet" derken, Cumhuriyetin niteliklerinde de, aynı kararlılık sür­müş Anayasalardaki ifadesi ile "Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir."diyerek Cumhuriyetin demokrasi niteliğini ve hukuk devleti özelliğini tartışmasız belirlemiştir.

Yine her üç Anayasada "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" der­ken, milletin iradesini kullanma yetkisini "Türk Milleti adına" Türkiye Bü­yük Millet Meclisi'ne vermiş ve bu yetkiyi hiç bir koşulda devredilmez kıl­mıştır. Bunu da "Egemenliğin kullanılması hiç bir surette hiç bir kişiye zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamaz" şeklinde ifade et­miştir.

Anayasalarda belirtilen "Millet egemenliğinin Büyük Millet Meclisi eliyle"demokratik biçimde hayata geçmesi için "siyasi partileri" değişmez vazgeçilmez bir araç olarak görmüş, bunu da 1981 Anayasasının 68 inci maddesinde "Siyasi partiler ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar de­mokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır" şeklinde ifadesini bul­muştur.

Devletimizin temel ilkelerini alt alta sıraladığımızda görülür kü;

"Tükiye Devleti bir Cumhuriyettir."

"Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti­dir:"

"Siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.

Bütün bunlar Devletin, Cumhuriyetin devamlılığı ne kadar esas ve tartışılmazsa, demokrasinin ve siyasi partilerin devamı, devamlılığını da aynı oranda tartışılmaz yapmaktadır.

Ülkemizdeki siyasi parti geleneği, Cumhuriyetimizden de eskidir. Ta, ikinci Meşrutiyetten 1980'e gelinceye kadar siyasi partilerin olmadı-ğı.toptan kapatıldığı hiç bir dönem yaşanmamıştır. İkinci Meşrutiyet'ten Birinci Dünya Harbine, Birinci Dünya Harbinden, Ulusal Kurtuluş Savaşı­na, Ulusal Kurtuluş Savaşından, Cumhuriyete, Cumhuriyetten İkinci Dünya Harbinin en karanlık günlerinden çok partililiğe kadar iç ve dış ni­ce buhranlar, nice zorluklarda siyasi partilerin varlığı hep sürmüş, özel­likle Meclisin üstünlüğü hep önde olmuştur. Hiç bir zorluk buhran, risk si­yasi partilerin tümden kapatılma gerekçesi olmamıştır.

12 Eylül 1980 müdahalesi, Ulusal Kurtuluş Harbini, Türkiye Büyük-Millet Meclisi eliyle başaran bir ülkede gerekçesi ne olursa olsun Meclisi kapatmakla, Anayasal düzene son vermekle, Cumhuriyetin değişmez te­mel ilkesi demokrasiden vazgeçmekle ve demokrasinin değişmez aracı olan siyasi partileri kapatmakla Cumhuriyetimizin ve demokrasi gelene­ğimizin özünü derinden yaralamıştır.

Bugün bu koşullar kısmen aşılmış, Cumhuriyetin temel ilkesi demok­rasiye ulaşılmaya çalışılmaktadır. Yeni Anayasal dönemde siyasi partiler kurulurken yasaklı, kusurlu ve engelli kurulma koşullarıyla "Milli egemen­liğine" başlangıçta ipotek konulmuştur. Ancak, bugün gelinen sonuç ve önümüzdeki günlerde Millet iradesinin tam ve kesintisiz sürmesi, millet iradesi önündeki engellerin kalkmasına bağlıdır. Bu anlamda hukuk dev­letinin değişmez kuralı olan "yargısız ceza olmaz" ilkesinden hareketle yargılanmadan kapatılan, siyasi partilerin zaten Anayasal dayanaktan yoksun kapatılış kararlarını ortadan kaldırmakla mümkündür.

Bugünkü Anayasamızda kapatılan sivasi partilerin açılmasını engel­leyen hiç bir hüküm yoktur. Anayasamızda kapatılan siyasi partilere atıfta bulunan tek madde 69'ncu maddenin 7'nci paragrafında ifade bulmuş­tur. Bu da temelli kapatılan siyasi partilerin kurucuları ile her kademe yö­neticilerinin yeni bir siyasi partinin kurucusu, yöneticisi ve denetçisi ola­mayacakları gibi kapatılmış bir siyasi partinin mensuplarının üye çoğunlu­ğunu teşkil edeceği "yeni bir siyasi parti de kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir. Bu ifadede anlaşılmayacak bölüm yoktur. Buna göre kapatılan siyasi partilerin yöneticilerine "yeni bir siyasi partinin" kurucusu, yönetici­si ve denetçisi olmaları yasaklanmış, yine kapatılmış siyasi partinin men­suplarının üye çoğunluğunu oluşturacağı yeni bir siyasi parti kurulamaz derken hiç bir şekilde kapatılmış partiler açılamaz, "Kapatılan siyasi parti­lerin yönetici ya da üyeleri açılan partilerinde, görev yapamaz" denme­miştir. Kaldı ki, bu ifadelerdeki "kapatılan sivasi parti" sözcüğünden mah­keme kararı ile kapatılmış siyasi partileri anlamak gerekir.

Buna karşı, demokrasimizde saygın görevler yapmış bir çok siyasi parti yargı kararı olmaksızın ara dönemin idari kararıyla mahkum edilerek kapatılmışlardır. Bu karar hukukun özüne aykırıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Meclisteki tüm siyasi partilerin ve tüm üyelerin görevi millet iradesinin üstünlüğünü, bunun Meclis eliyle ha­yata geçtiğini, Cumhuriyetin temel ilkelerinden, demokrasinin ve demok­rasinin vazgeçilmez unsuru siyasi partilerin devamlılığını kanıtlamak du­rumundadır.

Bu yasa dışı, yasakların kalkıp Türkiye Büyük Millet Meclisi üstünlü­ğünün tartışılmazlığının yeniden hayata geçirilişinin kanıtı olacaktır.

ANAYASA KOMİSYONU RAPORU
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Anayasa Komisyonu
Esas No: 2/306             16.10.1990

Karar No: 30

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Başkanlığınızca 23.3.1990 tarihinde Komisyonumuza gönderilen, İz­mir Milletvekili Erdal İnönü ve 44 arkadaşının; Temelli Kapatılmış Siyasi Partilerin Açılması ve Hazineye intikal Eden Mal Varlıklarının ladesi Hak­kında Kanun Teklifi Komisyonumuzun 4.10.1990 tarihli toplantısında, Adalet, İçişleri Bakanlıkları temsilcileri ve teklif sahiplerinin de katılma­sıyla incelenmiştir.

Teklif, yargı kararı ile kapatılmış, feshedilmiş veya münfesih duruma düşmüş olanlar dışında hangi gerekçe ile olursa olsun temelli kapatılmış siyasi partilerin tekrar faaliyete geçebilmelerini ve hazineye intikal eden menkul ve gayrimenkul tüm mal varlıklarını geri alabilmelerini öngörmek­tedir.

Bilindiği gibi 16.10.1981 tarihinde yürürlüğe giren 2533 sayılı Siyasi Partilerin Feshine dair Kanunla, 12.9.1980 tarihine kadar kurulmuş ve si­yasi faaliyetleri Milli Güvenlik Konseyinin 7 numaralı bildirisi ile yasaklan­mış bulunan bütün siyasi partiler feshedilmiştir.

2533 sayılı Siyasi Partilerin Feshine dair Kanunun yürürlükte oldu­ğunu, teklifin kabulü halinde bu Kanunun getirdiği hükümlere aykırı bir neticenin doğacağını ve Anayasaya uygun bir kanuna göre iktisab edil­miş bir hakkın daha sonra çıkarılacak bir kanunla ihlal edilmesinin yine Anayasaya aykırı olacağını bu nedenle Anayasanın başlangıç hükümleri ve genel esprisini göz önüne alan komisyonumuz, teklifi benimsememiş ve tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandıktan sonra, maddelerine ge­çilmesini kabul etmeyerek teklifi reddetmiştir.

Raporumuz, Genel Kurulun onayına sunulmak üzere Yüksek Baş­kanlığa saygı ile arz olunur.

 

Başkan

Başkanvekili

Kâmil T. Coşkunoğlu

Ladin Barlas

Ankara

Adana

Sözcü

Kâtip

Mehmet Onur

Naim Ceylani

Kahramanmaraş

Hakkari

Üye

Üye

Cengiz Dağyar

ilhan Aşkın

Antalya

Bursa

Üye

Üye

Sedat Doğan

Hüdai Oral

Adana

Denizli

(Muhalifim.

(Muhalifim.

Muhalefet şerhim eklidir.)

Muhalefet şerhim eklidir.)

 

Üye                                                    Üye

Ahmet Ersin                                     H.Sabri Keskin

İzmir                                                  Kastamonu

(Muhalifim)

Üye                                                     Üye

Abdülmecit Yağan                           Alaettin Fuat

Kayseri                                               Muş"(*)

Görülüyor ki 12 Eylül yönetiminin aldığı hukuk dışı kararı 1990 yılında T.B.M.M. Anayasa Komisyonu'nda, başta Komisyon Başkanı ve Başkan Vekili olmak üzere savunan büyük çoğunluk var.

Nitekim Anayasa Komisyonu'nun 16.10.1990 günlü kararında:

"Komisyonumuz teklifi benimsememiş ve tümü üzerindeki görüşme­ler tamamlandıktan sonra, maddelere geçilmesini kabul etmeyerek teklifi reddetmiştir.

SHP Denizli Milletvekili Hüdai Oral, Adana Milletvekili Sedat Doğan ve İzmir Milletvekili Ahmet Ersin kanun  teklifi lehinde oy kullanmışlar. Anayasal ve demokratik haklar yönünden çok özlü görüşlerini de aykırı görüş olarak açıklamışlardır" deniyor.

Her ne kadar SHP'nin bu çok haklı yasal girişimi ve kanun önerisi parla-mento'gündeminde kalmış ve Meclis'in devre sonu nedeni ile (kadük) olmuş ise de;

Sosyaldemokrat Halkçı Parti, başta Genel Başkan Erdal İnönü olmak üze­re, yasa önerisini imzalayan milletvekilleri ile birlikte, demokrasiye, insan hak­larına ve CHP'ye gönül bağlarını bu öneri ve komisyondaki savunmaları ile ka­nıtlamışlardır.

1991 Genel Seçimleri parlamentonun siyasal kompozisyonunu değiştirmiş ve ANAP iktidardan düşmüştü.

Doğruyol Partisi birinci parti oldu ve SHP ile ortak hükümet kurdu.

(*) Türkiye Büyük Millet Meclisi S. Sayısı: 464

 

 

Süleyman Demirel Başbakan, Erdal İnönü Başbakan Yardımcısı oldu. 12 Eylül yönetimi ikisinin de siyaset yapmasını 1983 seçimlerinde yasaklamış ve SODEP ile Doğruyol Partisi seçim dışı bırakılmıştı.

Şimdi birlikte iktidarda idiler ve Meclis'te yasa çıkaracak çoğunluğu da el­de etmişlerdi. Kapatılan siyasi partilerin açılması, gündemin ilk maddelerini oluşturuyordu.

Bu ortamda CHP'nin 12 Eylül öncesi genel yönetim kurulu üyeleri de ken­di aralarında durum değerlendirmeleri yapıyorlar, hukuk dışı bir kararla kapa­tılan partilerinin yeniden siyasal hayata geçiş yollarını araştırıyorlardı.

Bu girişimleri için en büyük destek de kuşkusuz SHP'nin (kadük) olan ka­patılan siyasi partilerin açılması hakkındaki yasa önerisi idi.

CHP'nin son Genel Yönetim Kurulu bir durum değerlendirmesinden sonra 3 Mayıs 1992 gününde kurul adına Genel Sekreter Yardımcısı Erol Tuncer tara­fından basına şu açıklamayı yapıyor:

"16 Eylül 1981 tarihinde 2533 sayılı yasa ile siyasal partiler kapatıl­mıştır. Atatürk'ün adının dillerden düşmediği bir dönemde çıkarılan bu hu­kuk dışı yasa ile Atatürk'ün kurduğu CHP de kapatılmıştır.

Bu yasa, hukuk dışı olmasının yanında demokrasiye yeniden dönüş sürecini de büyük sıkıntılar içine sokmuştur. Bunun siyasal yelpazenin sol kanadındaki olumsuz etkileri bugün de sürmekte ve demokrasimizin dengelerini sarsmaya devam etmektedir.

2533 sayılı yasanın kalkması, sadece demokrasimizin üzerindeki bir gölgenin kaldırılması açısından değil, aynı zamanda bu dengelerin yeni­den kurulması açısından da önemlidir.

Şimdi, koalisyon ortağı partilerce Meclis'e verilen yasa önerisiyle, bu yasanın kaldırılması ve kapatılmış partilerin yeniden açılması öngörül­mektedir. Bu, sevindirici bir aşamadır. Bu aşamaya gelinmesindeki katkı­ları dolayısıyla, Başbakan ve DYP Genel Başkanı Sayın Demirel, Başba­kan Yardımcısı ve SHP Genel Başkanı Sayın İnönü ve arkadaşlarına, ko­nuya gösterdiği olumlu yaklaşım için de DSP Genel Başkanı Sayın Ece-vit'e teşekkürlerimizi sunarız.

Önerinin yasalaşması aşamasında bütün partilerin ve parlamenter­lerin desteklerine ihtiyacımız olduğu bir gerçektir, bu onuru onlarla pay­laşmak istiyoruz.

CHP Genel Yönetim Kurulu olarak kamuoyuna açıklamak istiyoruz ki; Amacımız sosyal demokrat ve demokratik sol kesimde mevcut iki par­tiye ek olarak üçüncü bir partiyi gündeme getirmek değildir. Amacımız, CHP geleneğinden ve kadrolarından gelen veya siyasal hayata CHP'nin kapatılmasından sonra katılarak demokratik siyasal yelpazenin sol kana­dında yer alan arkadaşlarımızla aynı çatı altında toplanmaktır.

CHP'nin Türk siyasal hayatına katkısı, Ulusal Kurtuluş Savaşı ile bir­likte başlamış ve Türkiye'nin laik, demokrat, çağdaş bir üniter devlet ha­lindeki gelişmesinin tüm aşamalarında yoğun bir şekilde devam etmiştir. CHP Genel Yönetim Kurulu, CHP'nin şimdiki birleştirici ve bütünleştirici konumunun da, aynı doğrultudaki gelişmelere büyük katkıda bulunacağı inancındadır.

CHP Genel Yönetim Kurulu, geçmiş deneyimlerden ders almış, kişi­sel çekişme anlayışından uzak, kişisel tırmanış yöntemlerine kapalı, çağ­daş sosyaldemokrasiyi de içine alan, ama ondan daha büyük ve geniş amaçları olan bir "Siyasal Hareket'in savunucusudur.

Dünya da, Türkiye de, 1980'lerde kalmamıştır. CHP bu gelişme çiz­gisinde bugünlerin ve yarınların politikasını, geçmişinin ve misyonunun zenginliği ile yorumlayarak oluşturacaktır. Kendisini sürekli yenileme özelliğinin gereğini halkımızla birlikte yerine getirecektir.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Yönetim Kurulu, bu anlayışı sağla­mak doğrultusundaki öneri ve eleştirileri saygıyla izlemektedir.

Erol Tuncer    Hayrettin Uysal     Altan Öymen     Metin Somuncu
Metin Tüzün   Erdoğan Bakkalbaşı      Coşkun Karagözoğlu
Orhan Akbulut Avni Gürsoy   Güler Gürpınar   Mehmet Gümüşlü
Hayri Öner                      Celal Doğan    Nebil Oktay   Nail Atlı

Mehmet Dedeoğlu      Çetin Bozkurt      Hüseyin Doğan

İlyas Kılıç                    İsmet Atalay           Orhan Vural"

Bu açıklamadan sonra kurul çalışmalarını Erol Tuncer'den özet olarak di elim:

"Bilindiği gibi, CHP 12 Eylül yönetimince 16 Ekim 1981 tarihinde çı­karılan 2533 sayılı yasayla kapatılmıştı.

 

CHP'li taban, partinin kapatılmış olmasını bir türlü içine sindireme-mişti. O nedenle CHP'nin yeniden açılması umudunu, inancını ve isteğini hep içimizde yaşattık. CHP'nin devamı olarak desteklediğimiz SHP, 1991 seçimlerinde % 20.8 oy oranıyla 3. sıraya düşmüştü. Bu, CHP ve SHP'nin 12 Eylül öncesi ve sonrası aldığı en düşük oy oranı idi. Ayrıca parti 3. sıraya düşerek yine ilk defa 'Ana Muhalefet Partisi' konumunu da kaybetmiş oluyordu. Bugünkü CHP için artık hayal olan bu konum ve oy oranı, o günün koşullarında 'hezimet' olarak nitelendirilmişti. Parti taba­nında bir kaynaşma başlamıştı. Tepkiler dile getirilip, çözümler aranıyor­du.

Bu koşullarda CHP'nin açılışı önemli bir çare, çözüm olarak yeniden dile getirilmeye başlanmıştı. Bu yoldaki tartışmalar, 1992 Mart ayına doğ­ru yoğunlaştı. Sonunda konunun parti hiyerarşisi içinde çözümü benim­sendi.Son Genel Yönetim Kurulu olarak bizler göreve çağırıldık. Sağdu­yunun eseri olan bu yöntem, uygulamanın başarısı için önemli bir temel taşı oluşturmuştur.

21 Mart 1992 günü, partinin hayatta kalan son Genel Yönetim Kuru­lu üyeleri olarak toplandık. İki gün süren yoğun müzakereler sonucunda - tabandan gelen isteklere kulak vererek - 'CHP'nin yeniden açılmasının gerekli olduğuna ve bu amaçla çalışmaların başlatılmasına' oybirliğiyle karar verildi. Bu karara yol açan saptamalar ve alınan ilke kararları şöyle idi:

-    Sosyal demokrat hareket tıkanmış, bugüne kadar CHP'nin yeri doldurulamamıştır. Bu boşluğu doldurmak, tıkanıklığı açmak için CHP ye­niden açılmalıdır. Buna olanak verecek yasal düzenlemeye ilişkin girişim­ler yoğun bir biçimde sürdürülmelidir.

-    CHP açılırken, DSP ve SHP'ye ek olarak üçüncü parti konumunda olmamalıdır. CHP, şimdiye kadar biraraya gelemeyen iki parti için bütün­leştirme platformu oluşturmalıdır. Bütünleşme, CHP ilkeleri etrafında ve CHP çatısı altında gerçekleştirilmelidir.

-    Bütün girişimler partinin hiyerarşik düzeni içinde ve GYK'nin öncü­lüğünde yapılmalıdır. Bütünleşme ortamını güçlendirecek bir tavır benim­senmelidir. O nedenle GYK olarak, DSP ve SHP ile parti içi gruplara eşit mesafede durulmalıdır.

-    Hiçbir kişi veya kurum kendini dışlanmış saymamalıdır.

-    Partinin açılması hedefi her türlü kaygının önünde yer almalıdır.

Görüldüğü gibi, partinin açılışında, bir tarihi ve hukuki ayıbın düzeltil­mesiyle birlikte, 'solda birleşme' vazgeçilemeyecek ilke olarak belirlen­miş, benimsenmişti. Sonuna kadar bu ilkeleri koruduk.

Kararlarımızı bir bildiriyle kamuoyuna açıkladık. Parti tabanından ge­len tepkiler son derece olumlu idi. Bütün CHP'liler büyük bir heyecanla çalışmalarımızı destekliyorlardı.

CHP'nin son Genel Başkanı Sayın Ecevit ve SHP Genel Başkanı Sayın İnönü'yü ziyaret ederek kararlarımızı kendilerine sunduk. Gerek partinin - ve CHP'yle beraber diğer partilerin - açılmasını sağlayacak yasanın çıkarılması, gerekse merkez solda CHP çatısı altında birleşme­nin sağlanması için yardımlarını istediğimizi belirttik. Ziyaretleri bütün GYK üyeleri toplu olarak yapıyorduk.

Daha sonra yasal süreç için yardımlarını sağlamak üzere Başbakan Sayın Süleyman Demirel, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz'a ziyaretlerde bulunduk.

Bir yandan da 11 Eylül 1980'deki CHP örgütüyle düzenil ilişkiler kur­maya başlamıştık. Partinin 12 yıl önceki il ve ilçe başkanları, parti hiç ka­patılmamış gibi, büyük bir disiplin anlayışı içinde, yanımızda yer aldılar ve sonuna kadar içtenlikle desteklerini sürdürdüler.

Yasa önerisine göre açılış kararını parti kapatılmadan önceki son ku­rultay delegeleri verecekti. Bu delegelere ulaşmak önemli bir sorun oldu. Çünkü aradan 12 yıl geçmişti ve partinin evrakı maalesef, 12 Eylül yöne­timince SEKA'ya gönderilerek kağıt malzemesi yapılmıştı.

Bizim kararlı ve sabırlı davranışımız, partililerimizin desteği ve yardı­mıyla halen hayatta kalmış olan 1337 delegeden 7'si hariç, hepsine ulaş­tık ve kurultaya katılmalarını sağladık. Bu zor koşullarda ortaya çıkardığı­mız delege listesine en ufak bir itiraz gelmediğini belirtmek isterim. Bu, son GYK üyeleri olarak bizim onurumuzdur.

Partinin açılış çalışmalarını örgüte yaymak üzere, önce Ankara'da 'İl Başkanları' toplantısı yaptık. 12 yıl öncesinin il başkanlarıyla yaptığımız bu ilk toplantı görkemli ve heyecanlı oldu. Ardından 13 yerde bölge top­lantısı yaptık. İstanbul'dan başlayarak Konya, Kayseri, Samsun, Trab­zon, Erzurum, Gaziantep, Adana, Antalya, Bursa, İzmir, Trakya (Lüle­burgaz) ve Ankara'da yapılan toplantılara, kapatılmadan önce CHP'de görevli olan il, ilçe başkanları, gençlik ve kadın kolu başkanları, kurultay delegeleri çağırılıyordu. Bölge toplantılarında Genel Yönetim Kurulu'nun ilke kararları sunularak tartışmaya açılıyordu. Son derece coşkulu olarak geçen bu toplantıların sonucunda kararlarımız 'oybirliğiyle' onaylandı ve kamuoyuna açıklandı. Yalnızca Kayseri'de karar 1'e karşı oy çokluğuyla alınmıştı.

Bu toplantılarda aldığımız izlenimleri aktarmak ve solda birleşme ko­nusunda yardımlarını istemek üzere Sayın Ecevit ve Sayın İnönü'yü 3'er kez daha ziyaret ettik. Sonunda, yasa Meclis'ten geçti ve CHP ile birlikte 12 Eylül'de kapatılmış oları partilerin yeniden açılması ve yasayla parti kapatmak gibi bir tarihi yanlışın düzeltilmesine öncülük etmenin onurunu da biz CHP'liler olarak taşımış olduk.

Kurultay tarihini CHP'nin kuruluş tarihi olan 9 Eylül olarak belirlemiş­tik. Bu tarih bizim için büyük anlam taşıyordu. Düzenli, sabırlı, zahmetli, ama zevkli ve heyecanlı çalışmalardan sonra açılış kurultayına ulaştık.

Genel Yönetim Kurulu olarak Genel Başkanlık sorununu aramızda hiç konuşmamıştık. Böyle çetrefilli bir sorunun kurulu çatlatabileceği ve bunun açılış çalışmalarına zarar vereceğini biliyorduk. Ancak kurultay yaklaştıkça bu konu da, kurul üyeleri ve partililer arasında konuşulmaya başlanmıştı. Parti tabanının önemli bir bölümü Sayın Bülent Ecevit'in Ge­nel Başkan olmasını istiyordu. Bir bölümü Deniz Baykal'ın genel başkan­lığı için -açılış çalışmalarıyla birlikte- kolları sıvamıştı.

Kurultaya kısa bir süre kala Sayın Bülent Ecevit'e, yine toplu bir zi­yaret yaparak, CHP'nin Genel Başkanlığı önerisini götürdük. Kendisi bi­ze birkaç gün içinde cevap vereceğini bildirdi. Sonra da cevabını açıkla­dı: CHP Genel Başkanlığını kabul etmiyor ve bizleri DSP'de birleşmeye . çağırıyordu.

Kurultay yaklaşırken tarafsız ve birleştirici tutumumdan ötürü partili­lerin bir bölümü de benim adaylığımı önermeye başladılar.

Kurultaya iki değişik stratejiyi savunan adaylar olarak girdik:

-     Ben ve arkadaşlarım, CHP'nin mutlaka merkez solda birleşme platformu olmasını ve birleşme sağlanıncaya kadar bu yolda uğraş ver­memiz gerektiğini savunuyorduk.

-     Deniz Baykal ve arkadaşları, bizim tavrımızı yumuşak ve teslimi­yetçi buluyordu. Baykal'a göre birleşme böyle sağlanmazdı. CHP, tek başına siyasal platformda yerini almalı ve kendi deyimiyle 'gümbür güm­bür siyaset yapmalıydı. CHP'nin bu kararlı tavrı, SHP ve DSP'yi - gönül­süz de olsa- kendisiyle birleşmeye mecbur edecekti.

CHP'nin 9 Eylül 1992'deki kurultayı, kapatılışından 12 yıl sonra bü­yük bir coşkuyla toplandı. Gözyaşlarıyla ve oybirliğiyle partinin açılma ka­rarı alındı. Genel Başkanlık seçimlerini Deniz Baykal kazandı ve doğal olarak kendi stratejisini uygulamaya koyuldu.

Ne var ki, bu stratejinin yanlışlığı kısa sürede ortaya çıktı. Parti geli­şemedi ve CHP'nin ilk katıldığı 1994 Yerel Seçimlerinde parti yurt düze­yinde % 4.46 oranında oy alabildi."

Bu girişimler yanında başta Süleyman Demirel ve Erdal İnönü olmak üzere

Doğruyol Partili, SHP'li milletvekillerinin ortak gayretleri ve kararlı tutumları sonunda 12 Eylül yönetiminin büyük haksız kararına 19.6.1992 gün ve 3821 sayılı yasa ile son verildi.

Böylece hukuk dışı demokrasi ayıbı, "16.10.1981 gün ve 2533 sayılı Siyasi Partilerin Feshine Dair Kanunun" Yürürlükten Kaldırılmasına ve 2820 Sayılı Si­yasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla, siyasal arşivin raflarına kaldırıldı.

Bu değişikliği getiren 3821 sayılı yasayı tarihsel önemi nedeni ile aynen alıyorum:

"16.10.1981 Tarih ve 2533 Sayılı Siyasî Partilerin Feshine Dair Ka­nunun Yürürlükten Kaldırılmasına ve 2820 Sayılı Siyasî Partiler Kanu­nunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun

Kanun No: 3821                                  Kabul Tarihi: 19.6.1992

Madde 1. - 16.10.1981 tarih ve "2533 Sayılı Siyasi Partilerin Feshi­ne Dair Kanun" yürürlükten kaldırılmıştır.

Anayasa Mahkemesi dışında başka mahkeme veya kurullarca kapa­tılan siyasi partiler hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Madde 2. - 2533 sayılı Siyasi Partilerin Feshine Dair Kanuna göre kapatılmış olan siyasi partiler ile Anayasa Mahkemesi dışında başka mahkeme veya kurullarca kapatılan siyasi partiler, son büyük kongre ve­ya kurultay üyelerinin hayatta kalanlarınca alınacak kararla, aynı ad, ru­muz, amblem, rozet ve benzeri işaretleri kullanarak yeniden açılabilirler.

Bu durumda 2533 sayılı Siyasi Partilerin Feshine Dair Kanunla fes­hedilen partiler ile Anayasa Mahkemesi dışında başka mahkeme veya kurullarca kapatılan siyasi partilerin Hazineye intikal eden taşınmaz mal­ları, iade tarihindeki durumlarına veya değerlerine göre; para faizsiz ola­rak, hisse senetleri ise Hazineye intikal tarihindeki nominal değerlerine göre işlem görerek, siyasi partinin açılmasına karar verildiği tarihten iti­baren en geç üç ay içinde geri verilir.

Feshedilen siyasi partilerin yeniden açılmasına karar verilmediği tak­dirde, aynı üyeler yukarıdaki fıkrada gösterilen malvarlığının Hazinede kalmasına karar verebilecekleri gibi, aynı esaslara göre bir partiye veya belirli oranlar içinde bir kaç partiye devri kararı da verebilirler.

Madde 3. - 2533 sayılı Siyasi Partilerin Feshine Dair Kanuna göre

 

feshedilmiş siyasi parti ile Anayasa Mahkemesi dışında başka mahkeme veya kurullarca kapatılan siyasi partinin son büyük kongre veya kurultay üyelerini toplantıya çağırmak ve toplantı işlemlerini yürütmek üzere An­kara Çankaya 1 Numaralı İlçe Seçim Kurulu Başkanlığınca feshedilen si­yasi partinin son merkez karar ve yönetim kurulu veya genel idare kuru­lu üyelerinin, yedek üyeler dışında, sağ kalanları ile bir Toplantı Yürütme Kurulu oluşturulur. Bu kurul, siyasi partinin 16.10.1981 tarihinde geçerili olan tüzük ve yönetmelikleri ile son büyük kongre veya kurultay üyeleri­nin adlarını, soyadlarını, baba adlarını, doğum yeri ve tarihlerini ve son adreslerini gösterir bir üye listesi düzenleyerek Çankaya 1 Numaralı İlçe Seçim Kurulu Başkanına verir.

Üye listeleri Çankaya 1 Numaralı İlçe Seçim Kurulu Başkanı tarafın­dan Resmi Gazete'de ilan edilir ve Çankaya 1 Numaralı İlçe Seçim Kuru­lu binasında onbeş gün süre ile askıya çıkarılır. Listelerin kesinleşmesi hakkında "2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu"nun 21 inci maddesinin bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.

Listenin kesinleştiği tarihten itibaren, en geç bir ay içinde yapılacak toplantının günü, saati, yeri, gündemi ve toplantıya ilişkin başka husus­lar, Çankaya 1 Numaralı İlçe Seçim Kurulu Başkanı tarafından Toplantı Yürütme Kurulunun görüşü alınarak belirlenir ve toplantının yapılacağı ta­rihten en geç onbeş gün önce, liste ile birlikte Resmi Gazete'de ilan olu­nur. İlanda ayrıca toplantı için gerekli olan salt çoğunluğun sağlanama­ması durumunda ikinci toplantıya ilişkin hususlar da belirtilir ikinci top­lantıda salt çoğunluk aranmaz. Toplantıda kararlar oy kullananların ço­ğunluğu ile alınır.

Listede yer alan üyelerin başka bir siyasi partiye üye olmaları, top­lantıya katılmalarına engel değildir.

Madde 4. - Kapatılmış olan siyasi partilerin son büyük kongre veya kurultay üyelerinin hayatta kalanlarınca yapılacak toplantı, 2820 sayılı Si­yasi Partiler Kanunu hükümleri uyarınca Çankaya 1 Numaralı İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının denetiminde yapılır.

Toplantı, Toplantı Yürütme Kurulunun en yaşlı üyesi tarafından açılır ve derhal Toplantı Başkanlık Divanı için seçime geçilir. Kapatılmış siyasi partinin tüzel kişiliği, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 8 inci madde­sindeki koşullar aranmaksızın, Toplantı Başkanlık Divanının seçilmesiyle birlikte yeniden oluşmuş sayılır. Ancak toplantıda partinin feshine karar verilmişse, malvarlığı konusunda alınacak karardan sonra tüzel kişilik so­na erer.

Toplantıda partinin devamına karar verilirse, eksikleri toplantıda ta­mamlanmak ve ilk olağan genel kongreye kadar görev yapmak üzere,kapatılan partinin son merkez organları geçici olarak görevlendirilebile­ceği gibi 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun hükümleri uyarınca geçici yeni merkez organları da seçilebilir. Bundan sonraki işlemler, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu hükümleri uyarınca geçici genel başkan ve geçici merkez karar ve yürütme kurulu tarafından yerine getirilir.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 14 üncü maddesinin yedinci fıkrası uyarınca yapılması gereken büyük kongre veya kurultayın tüzel ki­şiliğin kazanılmasından itibaren en geç altı ay içinde yapılması zorunlu­dur.

Parti tüzük ve programının, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununa uyumlu duruma getirilmesiyle geçici genel başkan ve geçici merkez ka­rar ve yürütme kurulu yetkilidir.

Madde 5. - Kapatılmış olan siyasi partinin tüzel kişilik kazanmasına karar verilmesi durumunda toplantıya katılanlar, o siyasi partinin geçici üyesi sayılmalarını isteyebilirler ve haklarında 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 6' ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü, karar tarihinden başla­yarak dört ay süre ile uygulanmaz.

İlk olağan kongreye kadar yeni bir toplantı zorunlu görüldüğünde, toplantı yeter sayısı yeniden açılan partide kalmış olan ilk toplantı üyeleri­nin salt çoğunluğudur.

Madde 6. - Kapatılan siyasi partilerin devamına karar verilmesi du­rumunda, bu siyasi partilere ait ad, rumuz, amblem, rozet ve benzeri işa­retler kullanılarak başka bir siyasi parti kurulamaz.

Bu Kanun gereğince, siyasi parti malvarlığının birden fazla partiye devredilmesine ilişkin kararda malvarlığının hangi partilere, hangi oran­larda devredileceği ve ad, rumuz, amblem, rozet ve benzeri işaretlerin de hangi parti tarafından kullanılabileceği açıkça belirtilir.

İşaretleri kullanma hakkı verlien parti, ad, rumuz, amblem, rozet ve benzeri işaretleri altı ay içinde kullanmadığı takdirde bunların herhangi bir siyasi parti tarafından kullanılması serbesttir.

Bu Kanunun, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde, kapatı­lan siyasi partinin devamına veya malvarlığının bir siyasi partiye devrine ilişkin bir karar alınmazsa, parti kendini feshetmiş sayılır ve malvarlığı üzerindeki Hazine mülkiyeti devam eder. Bu durumda feshedilmiş sayı­lan siyasi partinin ad, rumuz, amblem, rozet ve benzeri işaretleri herhan­gi bir siyasi parti tarafından kullanılabilir.

Madde 7. - Çankaya 1 Numaralı İlçe Seçim Kurulu Başkanlığınca yukarıdaki madde hükümlerine göre yerine getirilecek işlemler için ge­rekli harcamalar 298 sayılı Seçimlerin temel hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 181 inci maddesindeki ödenekten aynı mad­dedeki usul ve esaslar çerçevesinde karşılanır. Maliye ve Gümrük Ba­kanlığı bu işler için yeterli ödeneği ilgili programına aktarmaya yetkilidir.

Madde 8. - 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 96 ncı maddesi­nin birinci ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri başka bir siyasi partice kullanılmayacağı gibi, daha önce kurulmuş Türk devletlerine ait topluma mal olmuş bayrak amblem ve flamalar da siyasi partilerce kullanılmaz.

Kurulacak siyasi partiler, Anayasa Mahkemesince kapatılan siyasi partilerin devamı olduklarını beyan edemez ve böyle bir iddiada buluna­mazlar.

Geçici Madde 1. - 2533 sayılı Kanun gerekçe gösterilerek açılan da­valardan devam edenler düşer, taşınmazlarla ilgili davalarda, kesinleşen hükme karşı yargılamanın iadesi yolu, bu Kanunun yayımı tarihinden iti­baren altı ay için açık sayılır, hak düşürücü süreler ve zaman aşımı işle­miş sayılmaz. (*)

Bu yasanın çıkışında büyük gayretleri ve katkıları olan CHP'nin son Genel Yönetim Kurulu üyeleri, elde edilen siyasal sonucun mutluluğu içinde bu kez CHP açılış gününün heyecanı ile çalışmalarını sürdürdüler.

9 Eylül 1992 günü (yeniden doğuş ve açılış) kurultayına gidildi.

Toplantıya ben de çağırdı idim. Atatürk Spor Salonu'nda inanılmaz bir coş­ku ve mutluluk vardı.

Erol Köse kurultay başkanlığına seçildi.

Kurultayı açış konuşmasında kapanış yıllarından o güne yüreğindeki acı­nın son buluşunu, gönül sesi ve coşkusu ile alkışlar içinde dile getirdi.

Partinin açılış çalışmalarını üstlenen grup adına Erol Tuncer kürsüye geldi.

O da çok özlü, içeriği Atatürk sevgisi, CHP inancı ile dolu ve coşkulu bir konuşma yaptı. Bu güzel konuşmanın giriş bölümüne yer vermek istiyorum.

"Bugün, 9 Eylül 1992 tarihi, Cumhuriyet Halk Partisi'nin açılışının 69. yıldönümüdür. "iradei Milliyeyi hakim ve Kuvayi Milliyeyi amil kılarak"

(*) Resmi Gazete. 3 Temmuz 1992, S. 21273, s. 17. 18. 19-

 

başlatılan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın 9 Eylül 1922'de zaferle sonuçlandı­ğı günden tam bir yıl sonra Cumhuriyet Partisi kurulmuştu. Partimiz bü­yük Atatürk'ün ve kahraman Kuvayi Milliyecilerin önderliğinde, ulusca ka­zanılan bağımsızlık zaferinin coşkulu yıllarında ve Cumhuriyet'in ilan edi­leceği sevinçli günlerin arifesinde kurulmuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin kuruluş aşamasında herkesin kafasında kan ve ateşten, barut kokusundan arındırılmış, emperyalist bir işgalden henüz kurtarılmış bir ülkenin yeniden imar edilmesi düşüncesi ve ezilmiş, perişan düşmüş mazlum bir halkın mutluluğa kavuşturulması özlemi yatı­yordu. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kuruluşu harcında Amasya Tami-mi'nden, Erzurum ve Sivas Kongreleri'nden süzülerek Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yankılanan Kuvayi Milliye inancı ve istenci yatı­yordu. Bu inanç ve istençle kalkınmanın ve mutluluğa ulaşmanın altyapı­sını oluşturacak olan devrimler yapılıyordu. Laik cumhuriyetle devlete ve topluma çağdaş bir içerik kazandırılıyordu.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yokluklar içerisinde elde edilen göz kamaştırıcı toplumsal atılımlar önce Cumhuriyet Halk Partisi potasında oluşturulmuş düşüncelerle geliştirilerek eyleme konuyordu.

Uygar bir toplum yaratmak üzere uygulanan devrimlerin son halkası olarak, 1945'den sonra, çok partili demokratik yaşama geçişi sağlamayı da CHP yapmıştır. Dürüst bir seçimle 1950'de ilk kez demokratik yolla ik­tidar değişikliğini gerçekleştiren de yine Cumhuriyet Halk Partisi olmuş­tu.

Cumhuriyet Halk Partisi bunalım dönemlerinde de Atatürk devrimle­rine ve demokrasiye sahip çıkmış, demokratik geleneklerin oluşmasına katkıda bulunmuştur.

Devlet ve siyasal yaşantımızda bunca ağırlıklı bir konuma sahip olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin en önemli özelliklerinden birisi de kendisini sürekli yenileyebilme özelliğidir.

1960 sonrasında geliştirilen hukuk devletinin ve sosyal devletin oluşmasında, işçi haklarının, bağımsız yargının sağlanmasında CHP'nin sürekli ileriye dönük davranışının etkin olduğu herkesce bilinmektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi son kurultayının sayın delegeleri,

CHP için anlamlı olan bugünün yıldönümünde, 12 yıllık bir aradan sonra, yeniden biraraya gelmiş bulunuyoruz. Partimizin kurucusu büyük Atatürk'ü ve O'nun en yakın ideal ve silah arkadaşı büyük devlet adamı İsmet İnönü'yü rahmetle anarak, bu anlamlı günde partimizin ilk kurulu­şunun yıldönümünü kutluyoruz. Fakat 12 yıllık bir aranın burukluğunu da içimizde taşıyoruz .12 Eylül uygulamaları ve bu 12 yıllık aranın vebali çok ağırdır. Bu konudaki tarihin kesin yargısı, demokratik yaşam geliştikçe gelecek kuşaklar için ibret dolu örnekler sergileyecektir."

Erol Tuncer, CHP'nin yeniden açılışı çalışmalarını ve 12 Eylül yönetiminin siyasal partilerin kapatılmasına yönelik, hukuk dışı kararın eleştirilerini yaptık­tan sonra yeniden başlama döneminde "Merkez soldaki bütünleşme" hakkın­daki görüşlerini de anlattı. Alkışlarla konuşmalarını tamamladı.

Divan Başkanı, yeni kabul edilen yasa gereği CHP'nin açılışını, partinin son kurultay üyelerinden hayatta olup bu kurultaya katılanların oylarına suna­cağını açıkladı.

Bütün delegeler oylarını ayakta açıkladılar. O kadar özlemle beklenen bir oylama idi ki, delegelerin dışında da elini kaldırıp evet diyenler de büyük bir çoğunluk oluşturuyorlardı.

Divan Başkanı sonucu açıkladı. Alkıştan salonun sanki çatısı ve duvarları sallanıyordu.

"Dağ başını duman almış" marşını hep bir ağızdan söylemeye geçildi.

Bir çok insan, mutluluktan göz yaşlarını tutamıyordu.

Bir ara düşündüm. Ben yine bir kurultayda (SODEP'in kapatılma kararının alındığı kurultay) aynı marşın söylendiğini ve göz yaşlarını izlemiştim.

Ne var ki, o toplantıda bu marş söylenirken içimde mutluluk yerine buruk­luk vardı. Yıllar sonra bu marşı bu kez büyük mutluluk ile ben de söylüyor­dum.

Genel Başkan seçimine geçildi.

İki aday vardı.

Erol Tuncer yukarıda belirttiğim gibi CHP'nin yeniden açılışı çalışmaların­da CHP'nin son Genel Yönetim Kurulu arkadaşları ile birlikte ve aralarındaki sözlü anlaşma uyarınca onlar adına çok yoğun, disiplinli ve başarılı çalışmalar içinde bulunmuştu.

Kapatılan siyasi partilerin açılmaları yolunda siyasi partilerle yapılan görüş­melere katılmıştı.

Siyasi partilerin üzerindeki yasakların 3821 sayılı yasa ile sona erdirilmesi ve yeniden açılabilmeleri kabul edildikten sonra da bu çalışmaları sürdürmüş­tü.

Bir kez daha vurgulamak isterim ki, benim için CHP'nin ülkemiz siyasal hayatında yeniden yerini alması bir özlem, bir tutku idi. Bu nedenle bu yolda atılan her adımı izlemekte ve gücüm yettiği kadar katkıda bulunmakta idim.

Bu nedenle Erol Tuncer ve arkadaşlarının çalışmalarını yakından izlemek­te idim.

Esasen, Toplumsal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TESAV)'nın kuru­cu üyeleri olarak bu vakfın çalışmalarında birlikte idik. Bilgi almamda kolaylık vardı.

Erol Tuncer Ankara'da, Anadolu'da düzenlenen toplantılarla CHP'nin yeni­den açılış kurultay çalışmalarına öncülük etmişti.

Bütün bu koşullarda beraber olduğu arkadaşlarının da önerileri ile Genel Başkan adayı idi.

İkinci aday pek tabii Deniz Baykal'dı.

Kendisi partinin yeniden açılış çalışmaları içinde olmasa da yakın ilgi gös­teriyordu. Zaten SODEP kuruluş günlerinden beri birlikte siyaset yaptığı kadro açılış çalışmalarını yakından izliyor ve her vesile ile Deniz Baykal'ın açılışta Ge­nel Başkanlığa seçilmesini gerçekleştirme çabalarını sürdürüyorlardı.

Kurultay günü yaklaşatıkça Genel Başkanlık propagandası da yoğunlaştı.

Son günlerde Erol Tuncer'in yanından bazı arkadaşların da ayrılıp Deniz Baykal'ı destekleme kararı aldıkları görüldü.

Ve de Deniz Baykal 1987 yılında başlayan Genel Başkanlık yarışında Erol Tuncer karşısında yarışı kazandı.

Atatürk, İnönü ve Bülent Ecevit'ten sonra CHP Genel Başkanı oldu.

Başarılar diledim.

Böylece 12 Eylül yönetimi tarafından kapatılan, Atatürk'ün kurduğu CHP 12 yıllık bir aradan sonra yeniden siyasal hayata dönmüş oldu.

Umarım bu sonuç birçok insan için de bir uyarı olur ve CHP, demokrasi içinde yıllarca ve sürekli olarak ülkemizin çağdaş uygarlık düzeyinin üstündeki yerini alır. Bu amaca ulaşmak için siyasal davasını gerçekleştirme yolunda gü­venle ve başarılarla yürür.