|
- 2 - CUMHURİYET HALK PARTİSİ (CHP)'NİN
1980 Kasım ayının ilk günlerinde bir gece telefonum çaldı. Karşı tarafta Hasan Fehmi Güneş vardı. Bana, "Önemli bir konuda görüşeceğini" bildirdi. "Kapatılan siyasi partilere kayyım atanmasını öngören yasanın çıktığını, benim CHP kayyımlığına atanmam hususunda mutabakat olduğunu, bu yolda girişimde bulunacağını, bu görevi kabul etmemi ve karar alınıncaya kadar gizli kalmasını" rica etti. Hasan Fehmi Güneş'in İçişleri Bakanı olduğu dönemde ben Gaziantep Valisiydim. Zor günlerde sorumluluk üstlenmiş, birlikte görev yapmıştık. Daha önce de değindiğim gibi Süleyman Demirel'in İkinci MC Hükümeti kurulduktan sonra Merkez Valiliği'ne üçüncü kez atanmış ve Mart 1980 ayında emekliliğimi isteyerek Valilik görevinden ayrılmıştım. Ankara Ticaret Borsası Genel Sekreterlik görevine davet edilmiş ve bu görevi üstlenmiş idim. Eğitim ve gençlik yıllarım ile tüm idare mesleğimde Atatürk ilke ve devrimlerini, lâik Türkiye Cumhuriyetini, hukuk devletini savunmuş; bu nedenle takdirin yanında haksız değerlendirme ve uygulamalarla da karşılaşmıştım. Onurlu anılarla dolu kırk yıllık meslek hayatımdan sonra emekli olarak yeni bir yaşam düzenine uyum sağlamaya çalıştığım, ülkemizin demokrasiye geçiş sürecinin uzayacağının görüldüğü o günlerde aranışım ve hatırlanmam benim için büyük heyecan nedeni oldu. Yüce Atatürk'ün kurduğu CHP'nin zor bir döneminde bu partinin idari ve mali işlerinin sorumluluğunu üstlenmeye layık görülmem, benim için onur veren bir haberdi. Aldığım bilgi sonrası, o günlerde bu görev için CHP içinde yoğun bir çalışma olduğunu izlemiştim. Birçok CHP'li bu göreve aday olmak istiyordu. Bir süre sonra, Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 24.11.1980 günlü kararı ile 2325 sayılı yasa hükümleri uyarınca CHP'ye Kayyım olarak atandığımı öğrendim. 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 24.11.1980 günlü kararıyla benimle birlikte Prof. Dr. Erzan Erzurumluoğlu ve eski Adalet Bakanı Mehmet Can da kayyım olarak atanmışlardı. Ancak Sıkıyönetim Komutanlığı bu isimlerin - 12 Eylül öncesi CHP kadrolarında aktif politika yapmış olmaları nedeniyle - atanmalarını sakıncalı saymış ve kararı uygun bulmamışlar. Bu bilgiyi, Hâkim Tahsin Küçükçapar'ın beni davet ettiği görüşmeden öğrenmiştim. Mahkemenin ilk kararı, 28.11.1980 günündeki ek bir kararla değiştirildi. Ve Prof. Dr. Vahdet Aydın ile Doç. Dr. Ural Sözen'in, - sonradan profesör oldu - seçilmeleri ile CHP Kayyım Kurulu oluşturuldu. İlk toplantıyı yaptığımızda Prof. Dr. Vahdet Aydın ve Ural Sözen'in Atatürk ilkelerini özümsemiş öğretim üyeleri olduklarını öğrendim. Kayyım Kurulu olarak bu iki erdemli, vatansever, yüksek çalışma ve düşünce üretme yeteneğine sahip öğretim üyesi ile birlikte aldığımız kararlar ve yürüttüğümüz işlemler ilk günden itibaren büyük güven ve saygı ilişkisi içinde geçmiştir. Şimdi bu anlayışı göstermiş iki seçkin insana takdir ve şükranlarımı belirtmek isterim. Kayyım Kurulu'na seçilmemizin ayrıntısı üzerinde durmak isteyişimin nedeni şudur: Sosyal Demokrat Parti (SODEP) kurulduktan sonra ve özellikle Halkçı Parti ile birleşme döneminde bazı kışkırtıcı partililer beni Konsey'in adamı olarak göstermeye çalışarak bu konuda haksız, asılsız ve insafsız eleştirilerde bulunmaktaydılar. Kurul üyelerinden Vahdet Aydın, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Öğretim Üyesi idi, Ural Sözen'i ise Bülent Ecevit önermişti. Konsey, kişilerin seçiminde yalnız geçmiş dönemde aktif politika yapıp yapmadıkları üzerinde durmuştu. Kayyım Kurulu görevleri ve çalışma koşulları 4. Kolordu ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'nın genelgesi ile saptanmış idi.
Kurulumuz 12.12.1980 gününde CHP Araştırma Merkezi olan Çankaya-Köroğlu
Sokak 14/6 numaralı dairede ilk toplantısını yaptı ve aynı gün 1 Sayılı
Kararı'nı aldı.
"Karar Sayısı : 1
"Cumhuriyet Halk PartisiAdres: Köroğlu Sokak 14/6 Çankaya/ANKARA Telefon: 260056" Kısa bir süre içinde bu genelgenin CHP taşra örgütünde çok olumlu karşılandığı mesajları gelmeye başladı. CHP'liler özellikle Bülent Ecevit'in ani bir kararla istifası sonrası büyük bir tedirginlik içindeyken partiye sahip çıkacak, idari ve mali işlerini üstlenecek güvenilir bir kurulun varlığını bu genelgeyle öğrenmiş idiler. O günlerde siyasal nitelik ve anlam içeren her konuşma ve yazışmanın nasıl değerlendirilmekte olduğu bilinmekteydi. Bülent Ecevit bu genelge nedeniyle örgütten aldığı mesajları da değerlendirirerek takdirlerini özel olarak iletmişti. Böylece aktif politikaya ben de bir kenarından girdiğimi hissetmiştim. Daha sonra ayrıntılarına yer vereceğim aktif siyaset günlerim de demek ki, böylece başlamış bulunuyordu. Göreve başlama gününden itibaren kutlamalar, ziyaretler büyük yoğunluk kazanmıştı. Bu arada Bülent Ecevit eşi ile birlikte iki kez geldi. Partideki kişisel eşyalarının tespitinde ve kendisine göndermemizde yardımcı oldu. Parti ile olan ilişkilerimizde Mustafa Üstündağ Genel Sekreter ve Genel Başkan Vekili olarak yetkili idi. Gerçek bir Atatürkçü, vatansever ve dürüst insan olan Üstündağ'ı bu ilişkiler içinde daha yakından tanıma olanağını da bulmuştum. Partilerin siyasal faaliyetlerinin durdurulmasına rağmen, yoğun bir çalışma temposuna girmiştik. Öncelikle partinin taşınır ve taşınmaz mal varlığının, 12 Eylül öncesinden kalan borçlarının, bankalardaki nakit durumunun, 12 Eylül öncesi parti hizmetlerini yürüten personelinin, özel ve tüzel kişilerle olan bağlantılarının ve taşra örgütünün sorunlarının bilinmesi gerekiyordu. Büro hizmetleri için yeterli sayıda kadro oluşturuldu ve aşağıda isimleri ve görevleri yazılı kişiler görevlendirildi. 1- Büro Müdürü : Selahattin Kaynar (Eğitimci ve emekli olarak CHP Genel Merkezi'nde danışman idi). 2- İdare Müdürü : Kemalettin Ungan (Orman Bakanlığı Müşavirliği'nden emekli CHP Genel Merkezi'nde Genel Müdür).
3- Muhasebe Müdürü :
Cavit Altan (Başbakanlık Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarlık Müşavirliği'nden
emekli CHP Muhasebe Müdürü).
4- Muhasip : Davut Kayıran (CHP Genel Merkezi'nde Sayman). Raportör : Hüseyin Bektaş (CHP Genel Sekreteri Mustafa Üstündağ'ın Özel Kalem Müdürü). Sekreter : Filiz Güven (CHP Genel Merkezi'nde Sekreter). Sekreter : Fadime Boz (CHP Genel Merkezi'nde Sekreter). Şoför : Yalçın Bozkurt (CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in makam şoförü). Şoför : Mehmet Çengelci (CHP Genel Merkezi'nde şoför). Hizmetli : Nurettin Uluçay (CHP Genel Merkezi'nde görevli). Hizmetli : Necip Utku (CHP Genel Merkezi'nde görevli). Bekçi : Ali Rıza Bozdağ - Namık Süzmeli, Hasan Atasayan,(CHP Genel Merkezi'inde görevli). Burada bu isimlere yer vermemin başlıca nedeni bu insanların CHP'ne ne denli sadakat içinde bulunduklarını görev süresinde müşahade etmiş olmamdır. CHP'nin Çevre Sokak'taki CHP Genel Merkez binasına bir kısım demirbaş eşya ve birkaç dosyayı almak için gittiğimde ilginç bir manzara ile karşılaştım. Dondurucu bir kış gününde parti binası bekçisi Necip Utku yırtık paltosu içinde büzülmüş parti önündeki kulübede titreyerek bekliyordu. Tek isteği, o bina önünden ayrılmaya zorlanmaması idi. Bizden ve güvenlik kuvvetlerinden yalvararak bunu istiyordu. O yürekten gelen isteği unutmak mümkün mü? Yine bu insanlar SODEP kurulduktan sonra topluca bana gelerek partide hemen görev almak istediklerini ve SODEP'in kuruluş günlerindeki parasal sıkıntısını bildiklerini, hiçbir maddi karşılık beklemediklerini bildirdiler. Yıllar sonra da bu erdemli davranışları nemli gözlerle anımsıyorum. Bu kadrodan ikisi partileri kapatıldığında başka görev almışlardı. Diğerleri partide görevlendirildi ve büyük özveriyle görev yaptılar. CHP'nin 12 Eylül öncesi çalışanlarının bile paylaştığı ve özümsediği bu sadakat ve özveri duyguları şimdi ne durumda? Bu soru yanıt istiyor.. CHP İl Başkanlarına gönderilen ikinci genelgede: Yurt genelinde CHP örgütünden gelen istekler ve bunlara getirilecek çözümlerin planlanabilmesi için ön bilgiye gerek duyuldu.
Genelge aşağıda:
"CHP İL BAŞKANLIĞINA
Cumhuriyet Halk Partisi'nin mal varlığı kamuyounda sürekli olarak yer almıştır. Kayyım Kurulu olarak çalışmaya başladığımızda partinin taşınır ve taşınmaz mallarına ait sağlıklı bilgi edinmek ilk işimiz olmuştu. Demirbaş ve taşınmaz malları gösteren bir kayıt devir almamıştık. Yoğun bir çalışmadan sonra saptadığımız mal varlığını kayıtlara aldık. CHP mal varlığı, çoğu kez basınında ilgilendiği konu olmuş, elde edilen bilgiler kapsamında yanıt verilmişti. CHP'nin yeniden açılışında da parti yetkililerine bu listeler sunulmuştur. Kayyım Kurulumuzun göreve başlaması ile birlikte il ve ilçe örgütlerinden kira giderleri, telefon faturaları, başlanmış bina yapımlarının inşaat giderleri gibi giderler karşılığı olan istekler sözlü ve yazılı olarak artan bir yoğunlukla gelmeye başladı. İstanbul ili 1979 Senato Ara Seçimlerinde propaganda ilanları için basın kuruluşlarına o günlerin değerleriyle önemli ölçüde borçlanmış idi. Konya ili ve İstanbul ilinin telefon giderleri de büyük yekûnlara yükselmişti. Genel Merkez'in de önemli tutarlarda borçları vardı. Alacaklılar da beklemenin endişesi içindeydiler. Genel Merkez, partide yenileşme için bilgisayar kuruluşu ile anlaşmış ve tüm üyelerin kayıtlarının disketlere geçilmesi işlemi 12 Eylül öncesi tamamlanmış, karşılığı henüz ödenmemişti. Genel Başkan Bülent Ecevit tarafından yazılmış bulunan tanıtma kitabı kolileri 10 Eylül 1980 gününde iki kamyon içinde Genel Merkeze gönderilmiş, dağıtımına zaman ve fırsat olmadığı için Çevre Sokak'taki Genel Merkez binasının giriş katında bulunan toplantı salonuna alınmış, ilgili matbaaya ödeme yapılamamıştı. Diğer günlük giderlerin alacaklıları da bir an önce ödeme bekliyorlardı. CHP'nin Aralık 1980 ayındaki Tahvil, Hisse Senedi ve Bonolar toplamı 50.534.750.- TL(*) bankalardaki nakit toplamı ise 11.132.989 TL. idi(**). Kayyım Kurulu olarak durumu değerlendirdik harcamaların akışına uyulması halinde bir süre sonra bu mevcudu tüketmiş olacağımızı gördük. Önce genel giderlerde tasarrufu düşündük. Kayyım Kurulu olarak bizlere ödenmesi öngörülen aylık ödentileri almama kararına vardık. İkinci olarak 50 milyon değerli tahvilleri nakte dönüştürüp Ziraat Bankası, İş Bankası ve Vakıflar Bankası ile görüşme yapılarak en yüksek faizi öneren Vakıflar Bankası'na yatırdık. Bu ivedi çözümün yanında Ulus İş Hanı kira sözleşmelerinin yenilenmesi ve tahsili gecikmiş alacakların en kısa zamanda parti kasasına girişi çalışmaları yürütüldü. Sürekli çözüm olarak da Sıkıyönetim Komutanlığı'na 13 Ocak 1981 günlü önerinin yazılması kararlaştırıldı. Bu öneriyi aynen alıyorum. "CUMHURİYET HALK PARTİSİ KAYYIM KURULU
Böyle bir çözüm bizleri de gerçekten sevindirdi. CHP faaliyetlerinin yeniden yürütülmesinin serbest bırakılmasına kadar tüm parasal ve diğer maddi sorunlar kesin çözüme ulaştırılmış olacaktı. Ne var ki 12 Eylül Harekâtı'nı yapanların ilk günlerdeki basın yolu ile kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda siyasal faaliyetleri durdurulan siyasi partilerin bir süre sonra siyasal çalışmalarına geçileceği söylenmiş, söz verilmiş ise de; nedenleri ve gelişmeleri ayrı bir değerlendirme ve tartışma konusu olan bu sözler yerine getirilmemiş ve bilindiği gibi sonunda siyasi partiler kapatılmıştır. Bu nedenle baştan Konsey tarafından da çok olumlu karşılanan önerimiz dosyalar arasında kalmıştır. 1983 yılında yeni siyasi partilerin kuruluşu ve parlamenter sisteme dönüşten sonra bütçelerden siyasi partilere yardım yapılması yeniden gündeme gelmiş ve uygulamalara geçilmiştir. Bütün zor koşullara karşın bir hususu açıklamak istiyorum. Kayyım Kurulu olarak Genel Merkez'in yanında İstanbul ilinin durumunu ayrı olarak yazışımın nedeni, 1979 Senato Ara Seçimleri sırasında seçim propaganda çalışmalarında siyasal yoğunluğun İstanbul ilinde olması gazetelerdeki ilanlar ve telefon giderlerinin kendi gelirleri ile karşılanması olanaksız boyutlara varmış olmasıdır. Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet gazetelerinin ilan ücretlerini ve telefon faturalarının ödeme çeklerini İl Başkanı Fikret Gündoğan'a verdiğimizde inanmakta kuşku duyduğunu hâlâ anımsıyorum. Bunun gibi Genel Merkez ve taşra örgütünün bütün borçları ödendi. Düşünmediğimiz ve beklemediğimiz biçimde siyasi partilerin kapatılma günü geldiğinde CHP'nin taşınmaz mallarının tümü - onarımı gerekenlerin eksiklikleri de giderilmiş olarak - devre hazırdı. Banka ve kıymetli evrak toplamı olarak göreve başladığımızda 61 milyon TL devir almışken, devir günündeki mevcudumuz 90 milyon TL'sına(*) ulaşmış idi. Yıllar sonra kabul edilen Hazine yardımı yasası uyarınca milyarları alan CHP yönetiminin borçlarını ödeme güçlüğüne düştüğünü ve Ulus İş Hanı veya SHP'nin Genel Merkez binasını satışa çıkarma düşüncesini basından öğrenince duyduğum üzüntü nedeniyle bu ayrıntıya yer vermek zorunda kaldım. CHP'nin malvarlığı ile ilgili bu bölümde bir konuya daha açıklık getirmek istiyorum. 2533 sayılı yasa ile siyasi partiler kapatıldıktan sonra taşınır ve taşınmaz mallarının Hazine'ye devir işlemi de bu yasada yer aldı. Yasa yayımlandığında Çevre Sokak'taki Genel Merkez binası Sıkıyönetim Makamı mühürü ile 12 Eylül'den beri kapalı bulunuyordu. Kayyım Kurulu Köroğlu Caddesi'ndeki Araştırma Merkezi olarak kiralanmış dairede görev yapıyordu. Partilerin kapatılmasına ait yasa ile kayyımların da yetki ve görevlerine son verilmiş idi. Yasa gereği CHP'nin tüm mal varlığına el konuldu. Bir süre sonra taşınır malların götürüldüğünü biz de öğrendik. Aylar geçti, basında CHP'li iki parlamenterin taşınır mallar ile ilgili bir açıklaması yer aldı. Bu açıklamada; "Devir sırasında CHP tarihi arşivinin iki kamyon içinde SEKA'ya götürüldüğü ve yakıldığı iddia ediliyor. Kayyım olarak benim buna engel olmadığım" belirtiliyordu. Açıklamayı yapan Trabzon eski Milletvekili Rahmi Kumaş ile Adana eski Senatörü Hayri Öner idi. Burada olayın gerçek yönünü açıklamak ve aydınlatmak istiyorum. Önce şunu belirtmek isterim. Kayyım Kurulu olarak göreve başladığımızda Genel Merkez binasında böyle bir arşiv yoktu. Çalışmalarımız sırasında, partinin Kurtuluş Savaşı yıllarında ve Cumhuriyetin ilanı günlerinde, devrim kanunlarının çıkarılmasındaki grup görüşmeleri ve tutanakları hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla araştırmalar yaptık. Bu sırada, TBMM eski Başkanlarından Ferruh Bozbeyli'nin bir konuda bilgi sahibi olduğunu öğrendik. Ve görüşme yaptık. Ferruh Bozbeyli: "Meclis Başkanı olduğu yıllarda T.B.M.M. kuruluş yılları ve Cumhuriyetin kabulü, Hilafetin İlgası, Medeni Kanun'un kabulü gibi ulusal tarihimizin çok önemli kararlarının görüşme tutanaklarını ve o dönemdeki CHP 'nin grup toplantı görüşmelerini incelemek istediğini açıkladı. Bu maksatla CHP eski tutanaklarını araştırdığını, ancak bunların Meclis arşivinde bulunmadığını, 1953 yılında çıkarılan yasa ile CHP mal varlığına el konulduğunu, Halkevlerinin de kapatılması günlerinde bu tutanakların da Maliye Bakanlığı arşivine nakledilmiş olduğunu saptadığını, Bu tarihi belgelerin diğer resmi yazışma evrakı ile birlikte kaybolması ihtimalini gözönünde bulundurarak Meclis arşivine naklini sağladığını bildirdi. Bu tutanaklar ve dosyaların Ulus'taki Meclis arşivinde olduğunu" söyledi. İlgimizden duyduğu "memnuniyeti" ilave etti. Bu açıklama üzerine önce eski yazı ve Osmanlıcayı iyi bilen iki bilirkişi çalışması ile bu tutanakları inceleme ve bu tarihi kaynakları koruma altına almayı düşündük. Ancak o günlerin gergin siyasal ortamında böyle bir girişim sonucu, bu belgelerin yok olmalarına sebep olabileceğimizi de düşünerek bu girişimimizi erteledik. Parti kapadıldıktan sonra iki kamyon içinde götürüldüğü söylenen evrak bu tutanaklar olamaz. Bu taşıma sırasında benim görevime de son verilmişti. Orada bulunmam ve bilgi sahibi olmam söz konusu değildi. Gidenlerin büyük kısmı daha önce de değindiğim gibi 10 Eylül 1980 gününde genel merkeze iki kamyon içinde gelen Genel Başkan Bülent Ecevit'in yazdığı tanıtma kitapları ile partinin yazışmaları, karar defterleri olmalıdır. Partinin son Genel Sekreter Yardımcılarından Erol Tuncer'in verdiği bilgiye göre: "Bu kitapların yanında - tartışma konusu tarihi belgelerin dışındaki - bütün parti arşivi ve bu arada yazışma ve benzeri evrakı da çuvallar içinde kamyonlarla götürülmüştü. Parti arşivinin bu suretle yok edilmesinden sonra, parti ile ilgili olarak sıkıyönetimce başlatılan soruşturmalarda, bu belgelere ihtiyaç duyulmuş, belge yokluğundan ötürü parti yönetimi sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştı". Bir devre ışık tutacak, araştırmalara kaynaklık edebilecek bu arşivin yok edilmesi bile büyük bir hataydı. Grup toplantılarına, kurultaylara ve meclis çalışmalarına ait bilgiler ve görüşmeler ise; esasen kamuoyuna açıklanmıştı. Bu haksız eleştirinin nedenini öğrenebilmiş değilim. Adı geçen milletvekilleri basın açıklaması öncesinde bana başvurma gereğini duysalardı, böyle dayanaksız bir eleştiri yapma durumunda kalmazlardı. Ancak bu yanlış tespit, konuya ilgi duyanlar için bir uyarı niteliğindedir. Böylece TBMM'nin Ulus'taki arşivinde bulunduğu söylenen dosyaların araştırılması ve aydınlatılması ile yararlı bir çalışmaya yardımcı olunmasını ummak isterim. |