BÖLÜM
- 19 -

SODEP - HALKÇI PARTI BIRLEŞMESI
SONRASI ILK UYGULAMALAR

            2 Kasım Halkçı Parti ve 3 Kasım Sosyal Demokrasi Partisi kurultayları kararları sonrası birleşik parti Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) kurulmuştu.

            Şimdi bu partinin Genel Başkanı dışında (Genel Başkanın Aydın Güven Gürkan olacağı ortak protokolde yer almıştı) Genel Merkez organlarının seçimi gündemin ilk maddesini oluşturuyordu.

            Her ne kadar protokol görüşmelerinde ve her iki partinin MKYK kararlarında, geçici yönetimin oluşumu prensip kararına bağlanmış ise de;

            Erdal Inönü tarafından birleşme önerisinin açıklandığı 24 Temmuz 1985 gününden sonra SODEP içinde yoğun bir kulis çalışması ve hizip oluşumu açıkça görülmekte idi.

            Muzaffer Saraç, Cahit Angın, Tevfik Çavdar, Mustafa Gündeşlioğlu, Hızır Ekşi, Metin Şahin'in oluşturduğu bir grubun görüşmeler aşamasında Aydın Güven Gürkan ve birkaç arkadaşı ile Atlıspor Kulübü bahçesinde, Mülkiyeliler Birliği'nde sık sık toplandıkları, birleşme esasları, tüzük ve program üzerinde konuştukları bilinmekte idi.

            Bu temaslar nedeni ile MKYK da konuşmalar çoğu kez ön yargılı oluyor, birden gereksiz sert tartışmalara geçiliyordu.

            Doğal olarak bu ilişkilerden duyulan en büyük rahatsızlık birleşme olduktan sonra ilk dönemde partinin üst düzey yönetiminde görev almak girişimleri oluyordu.

            Nitekim, protokolun ilk kuruluş bölümünde Genel Başkanın HP  Genel Başkanı'nın, Genel Sekreter'in de SODEP Genel Sekreteri'nin olması, yani Hicri Fişek'in Genel Sekreter seçilmesi öngörülmüş idi.

            Yine, görüşmelerde yeni MKYK (Merkez Karar ve Yönetim Kurulu)'nun 80 kişiye çıkarılması, bunun için her iki parti yönetiminin 40'ar isim önermeleri  kararlaştırılmıştı. MKYK içinde oluşturulacak Başkanlık Divanı için de yine partilerin önerecekleri isimlere oy verilecekti. Anlaşma koşulları böyle belirlenmişti.

            Ancak SODEP içinde Muzaffer Saraç ve Cahit Angın'ın öncülük ettiği grubun buna uymak istemediği de anlaşılmıştı.

            Bu durumda HP'den gelenlerin centilmenlik kararına uymaları ilk aşamada bir güven nedeni olacaktı.

            Oysa özellikle alınan bilgilere göre Hicri Fişek yerine Cahit Angın'ın Genel Sekreterliği'nde HP ile bu grup arasında ön anlaşma söz konusu idi. Cahit Angın'ın bu girişime neden katıldığını anlamak benim için çok zordu.

            Çünkü SODEP 1. Olağan Kurultayı'ndan sonra Başkanlık divanı oluşumunda Atilla Sav'ın Genel Başkan Yardımcısı olması kararlaştırılmış ve Genel Sekreterlik boşalmıştı.

            Erdal Inönü ile bu durumu değerlendirdiğimizde:

            Ben "Ahmet Durakoğlu'nun Genel Sekreterliği kamuoyunda ve örgütte çok olumlu karşılanmıştı. Partinin CHP'li kadrolar ile bütünleşmesinde köprü görevini de üstlenmişti. Bu başarılı örneğe göre aynı şekilde eski bir CHP'li üyemizi Genel Sekreterliğe getirmemizde yarar görürüm" demiştim.

            Bu görüş uygun bulundu. Bu maksatla ben Kemal Güven ile görüşerek konuyu açtım. Bir isim önermesini istedim. Kemal Güven "Anladım, teşekkür ederim. Ancak bana yarına kadar izin verin" dedi.

            Ertesi gün bana Cahit Angın'ın ismini verdi.  Arkadaşlarım da bu ismi uygun görüyorlar dedi.

            Durumu önce Erdal Inönü'ye açıkladım. Inönü o zaman "Kendisini bir gün sonra Pembe Köşk'te saat 10.00'da bekleyeceğini"  bildirdi.

            Bu randevuyu Cahit Angın'a ilettim. Ertesi gün Pembe Köşk'te Inönü'nün önerisi üzerine Cahit Angın "Avukatlık çalışmaları nedeniyle böyle aktif bir görev üstlenemeyeceğini" söyleyerek Genel Sekreterliği kabul etmemişti.

            Şimdi ise; parti içi bir hizip ve HP ile işbirliğine girmiş Genel Sekreter olmak istiyordu.

            Bu bilgileri Erdal Inönü'ye aktardığımda; "Yok, yok merak etmeyin ben Aydın beyle görüştüm" demekte idi.

            6 Kasım günü bu seçimler yapılacaktı.

            Bir rastlantı. o gün CHP Ankara Milletvekili Alişan Canpolat'ın oğlunun Hacı Bayram Camii'nde cenaze töreni vardı. Ben de orada idim. Daha sonra Erdal Inönü ve Aydın Güven Gürkan da geldiler.

            Namaz sonrası dönüşte Inönü birlikte dönmeyi önerdi. Aydın Bey'in arabasında üçümüz beraberdik. Bu durumu iyi bir şans olarak gördüm.

            Aydın Güven Gürkan'a,

            "Bugün yapacağınız seçimler öncesi inanmak istemediğim bazı söylentiler var."

            - "Ne gibi?"

            - "Biliyorsunuz protokol ön anlaşmasına göre bizim Genel Sekreterimiz Hicri Fişek'tir. Bu anlaşma gereği bugün O'nun seçimi gerekirken başka isim, Cahit Angın ismi söyleniyor. Böyle bir sonuç ilk günden kırgınlık ve güvensizlik nedeni olur. Hicri Fişek, çok saygın bir isimdir. O da büyük üzüntü duyar" dedim.

            Gürkan;

            - "Sayın Kartay, endişenize katılmıyorum. Böyle bir girişimden haberim de yok. Hicri hoca benim de çok saygı duyduğum insandır. Biz böyle söz verdik. Onu yerine getireceğiz. Maamafih şimdi Meclis'e gidiyorum. Böyle bir yanlışlık olmasını önleyeceğim. Bir sorun olursa toplantı öncesi size bilgi vereceğim" yanıtını verdi.

            Ne var ki; o gün Aydın Güven Gürkan ne beni aradı, ne de sözü yerine geldi. Öğleden sonra seçimler yapıldı.

            Ilk günde SODEP oyuna gelmişti. Biz SODEP grubu olarak bize verilen HP listesine oy vermiştik. Bizim listemiz ise darmadağın edilmişti.

            Genel Sekreterliği 46 oyla Cahit Angın kazanırken, Hicri Fişek'e 31 oy verilmişti.

            Bizim önerdiğimiz dört Genel Başkan Yardımcısı adayımızdan Atilla Sav ve Mustafa Timisi'ye yeterli oy verilmemiş, onların yerine Uğur Batmaz ve Tevfik Çavdar seçilmişlerdi. Genel Sekreter Yardımcıları adaylarımızdan Güler Tanayolaç'a 37, Nail Gürman'a 27 oy verilmiş bunlar da seçilememiş idiler.

            Sonuçlar açıklanınca ben ve Türkan Akyol hemen çekilme kararı aldık. Bu durumu sezen Atilla Sav, Güler Tanyolaç ve Gürman yanımıza gelerek kesinlikle karşı çıktılar.

            Ama olan olmuştu. O günden itibaren SHP'nin temeline çirkin siyaset harcı konulmuş oldu.

            Birleşme kurultaylarında Genel Başkanların, Kurultay Başkanının konuşmalarında ve Bildiri Komisyonu'nun kamuoyuna yaptığı açıklamada yer alan hedefler ve el ele, gönül gönüle sosyal demokrat iktidara yürüyüş önüne bir perde inmiş, bir duvar örülmüştü.

            O duvarda "Siyasette başarılı olmak istiyorsan her yolu dene, parti içinde iktidar ol!" deniyordu.

            Bundan sonra partide dürüstlük, sadakat ve vefa hep arandı.

            Kamuoyunda ve basında birleşmenin çok olumlu yorumları yer alıyor. HP'liler de SODEP'in Konur Sokak'taki binasına yerleşiyorlardı.

            Kasım ayında idik ve birleşme protokolüne göre en geç Mayıs 1986 sonuna kadar geçici il ve ilçe örgütleri kongrelerinin ve SHP'nin ilk kurultay toplantısının da yapılması gerekiyordu.

            Partide bir yandan kurultay çalışmalarına, diğer yönden de  örgütte iktidar  yarışına girilmişti.

            Birleşme öncesi Halkçı Parti'nin üye sayısı 16 bin civarında idi. SODEP'in ise 213 bin üyesi vardı. Bu durumu birçok SODEP'li büyük güvence saymıştı.

            Ancak partide üye yazımı için büyük bir yarış başlamıştı. Kongreler yönetmeliğinde mahalle delegeleri  o mahalledeki üye sayısı ile orantılı olarak belirlenecekti. O halde örgütte aktif kişiler ellerinde defterler gece gündüz yeni üye yazımı yarışında idiler.

            Ocak 1986 sonlarında SHP'nin üye sayısı 750 bine yaklaşmıştı.

            Bu artışın içyüzü üzerinde durulmuyor, partinin büyük bir hızla ve başarılarla büyümekte oluşuna bu sayılar kanıt gösteriliyordu.

            Bir süre sonra özellikle kendi hesaplarının tutmadığını gören partililerden yakınmalar ve ihbarlar gelmeye başlamıştı. Bu ihbarlar içinde demokrasi tarihimiz için örnekler vardı.

            Örneğin bir boş arsaya elli yeni üye kaydı. Okul binalarının adres gösterilmesi, şehir haritasında olmayan sokak isimleri, bir avukat yazıhanesi ikamet yeri sayılıp 35 üye yazımı gibi.

            Genel Merkezde en çok tartışılan konu üye yazımı olmuştu. Bunlardan bir örneğini Istanbul Örgütü'nden vereyim.

            Geçiş döneminde Genel Başkan Yardımcıları Vecihi Ataklı ve H.Ibrahim Şahin bir hafta sonu partili dostlarının  düğününe gittiklerinde adeta pişman olurlar. Istanbul'da üye yazımı her türlü kural dışında sürüyor. O günlerin tanımlaması ile  "naylon üye" yazımı sürüyor. Özellikle, Şişli ilçesinde bir ilçe yönetim görevlisinin kongre öncesi bir gecede kendi imzası ile 3000 yeni üye yazdırdığı anlatılıyor.

            Partide tanıdığım bu iki dürüst Genel Başkan Yardımcıları, düğünde eğlenmek ve neşelenmek bir yana, sabaha kadar uyuyamıyorlar. Şikayetçilerin kendilerine verdiği dosyalarla  ertesi gün il merkezine gidiyorlar, yaptıkları inceleme ve görüşmeler sonucu, kayıtların çok büyük kısmının sahte olduğunu saptıyor ve dosyalarla Ankara'ya geliyorlar.

            Bir gün sonra benim yanıma kocaman bir dosya ile geldiler. Bir örneğini de ayrıca çıkarmışlar.

            Anlatılanları dinlerken tüylerim diken diken oldu. Çünkü Istanbul ili yönetimi de  yapılan görüşme ve eldeki  bilgi ve belgelere göre olayı kabul etmiş, ancak ilgililer hakkında hiç bir işlem yapmamıştı.

            Olayı o gün Başkanlık Divanı'na götürdük.

            Beklentimiz bilgiler ve belgeler sunulunca hemen sahte kayıtların silinmesi ve ilgililer hakkında da soruşturma açılması idi.

            Oysa hiç de düşündüğümüz gibi olmadı.

            Cahit Angın iki Genel Başkan Yardımcısını bu soruşturmaya girişlerinin Genel Sekreterin görevine karışmak şeklinde algılandığını, bu nedenle görüşme yapılmasının bile uygun olmadığını söylüyordu.

            Uzun tartışmalardan sonra benim önerdiğim soruşturma açılması ve sahte kayıtların derhal silinmesi önerim oy çokluğu ile kabul edildi.

            Fakat Genel Başkan ve Genel Sekreter her nedense bu kararın uygulanması için ilgililere gerekli talimatı vermediler.

            Böylece partinin geleceğinin çizgileri ortaya çıkıyordu.

            Nitekim Istanbul ilinde Eylül 1986'da yapılan ara seçimde defter kayıtlarına göre yüzbini aşkın üyeye gönderilen bildirgelerin çoğunun, PTT dağıtıcıları tarafından "Böyle bir adres yok veya böyle bir kişi yok" diye çuvallarla iade edildiğini bir dostum il merkezinde görmüş bana da aktarmıştı.

            Başkanlık Divanı'ndaki bu uyumsuzluktan HP kökenli arkadaşların da rahatsız oldukları görülüyordu. Bir gün özel olarak görüşürken "Sayın Kartay, biz  anlıyoruz ki, Cahit Angın'ı Genel Sekreterliğe getirmekle büyük yanlış yapmışız" dediler.

            Yeni bir durum değerlendirmesi gerekiyor. Bu konuyu arkadaşlara açtım. Angın hakkında güvensizlik oyuna gidilmesi kararlaştırıldı. Cahit Angın düşürüldü. Genel Sekreterliğe Mustafa Timisi seçildi.

            Bu kez il kongreleri sürelerini uzatarak birleşme protokolundaki 30 Mayıs gününün aşılması eğilimi görüldü.

            Kimseyi suçlamak istemiyorum. Geçici protokol ve iki Genel Başkanın birlikte karar almaları yetkisi 30 Mayıs günü sona ermekte idi.

            30 Mayıs gününden sonra tarafları bağlayıcı yazılı bir kural kalmayacaktı. Aslında protokolun geçerlik döneminde de yukarıda yer verdiğim aykırı davranışlar görülmüştü.

            Bu tartışmalar gündemde iken Erdal Inönü Ankara'ya geldi. Aydın Güven Gürkan ile görüştüler. Bu görüşmede Gürkan, kongrenin Haziran ayına ertelenmesini önermiş ve bir ön mutabakat olmuş.

            Inönü durumu bana aktardığında kesinlikle karşı çıktım. Bir kez protokol dışına çıkılırsa bunu yeni ertelemelerin izleyeceğini, bir süre sonra da seçimlerin erteleme nedeni gösterileceğini ve geçici sayılan sürenin sonunda kurultay sürelerine dönüşebileceğini, esasen bu konunun Başkanlık Divanı'nda çok tartışıldığını ve bizim görüşümüzün kongrenin Mayıs ayı içinde yapılmasının hem mümkün hem de gerekli olduğu şekilde kesinleştiğini açıkladım.

            Bunun üzerine Inönü, Genel Başkan Gürkan ile ikinci görüşmeyi yaptı. Kimseye uğramadan partiden  çıkıp Istanbul'a gitmek üzere  ayrıldı.

            Bana bir süre sonra telefonla bilgi verdi.

            "Kongre protokolde belirlenen süre içinde yapılacaktır. Aksi hiçbir kararı kabul etmeyeceğimi Sayın Başkana söyledim" dedi.

            O günkü Başkanlık Divanı toplantısı soğuk bir havada ve Başkan Gürkan'ın sitemli sözleri ile açıldı. Kongrenin 25 Mayıs gününde yapılması kararı alındı.

            Böylece SHP'nin ilk olağan kongresine gidildi. Bu kongrenin özelliği seçimlerdi.

            Genel Başkanlığa Erdal Inönü'den başka aday çıkmadı. Fakat MKYK için büyük kulis başladı.

            Halkçı Partililerin Genel Başkan Yardımcıları Vecihi Ataklı ve H.Ibrahim Şahin'i silecekleri duyuldu.

            Ben kendimi sağlam sayıyordum. Hicri Fişek'le birlikte bazı il başkanlarına; "Bu arkadaşlara haksızlık olur, onları destekleyin" şeklinde yardımcı olmaya çalışıyordum.

            Bir ara Necdet Calp ile karşılaştım. Durumu O'na da anlattım. Calp'ın yanıtı çok başka oldu.

            "Siz onlara değil, kendinize yardım arayın. Aleyhinizde yoğun bir kampanya var. Esas sizi silecekler" dedi.

            Inanmak istemedim. Fakat Calp'in gözlemi ve uyarısı doğru çıktı.

            Halkçı Partililer 6 Kasım öncesini unutmamışlar. Birleşme döneminde partiye sızan aşırı  uçlar ve bölücülerle  büyük işbirliği içine girmişler.

            Sonuçta ben ve Hicri Fişek'le, kendilerine yardımı düşündüğümüz Vecihi Ataklı ve H.Ibrahim Şahin, seçilmek için yeterli oyu alamadık.

            Bu kongreden sonra benim partide yerel yönetimler bölümünde değindiğim Kamu Yönetimi Komisyonu'ndaki görevim dışında aktif bir görevim olmadı.

            Hiç kimse de bu boşluğu (tabii benim değerlendirmeme göre) doldurma girişiminde olmadı.

            SHP'li yıllara böyle geçildi.