Siyasal Anılar ve Sosyal Demokrasinin Öyküsü  
BÖLÜM
- 18 -

SODEP - HALKÇI PARTI BIRLEŞMESI

            6 Kasım öncesi ve sonrası örnek bir demokrasi savaşı veren siyasette erdem ve dürüstlüğü savunan SODEP kamuoyunda büyük bir güven kazanmıştı.

            Parlamento dışında bırakılmasına karşın SODEP halkımızın umudu olmuş, tüm baskı ve olumsuz koşullar içinde 25 Mart 1984 seçimlerinde % 24 oranında aldığı oy ile ana muhalefet konumunu elde etmişti.

            Ilk yapılacak genel seçimlerde partinin iktidara gelmesi bekleniyor, partiye katılmalar hızla artıyor, SODEP 6 Kasım seçimlerinden sonra 6 Temmuz 1984 gününde ilk olağan kongresini yapıyor. Diğer partilere öncülük ediyor.

            Genel Merkez sağlıklı partileşme için sağlıklı üye kayıtlarına önem veriyor. Her  yeni üye için çok yönlü incelemeler yapılıyor.

            Yerel yönetimlerde ikinci parti olan SODEP Genel Merkezi yurt gezileri ile örgütümüzü bilgilendiriyor, çalışmaların başarısı için desteğini sürdürüyor.

            Yerel yönetimler bölümünde ayrıntılarına değindiğim gibi 1984-1985 kış aylarında düzenlenen gezilerde, uçak hariç, karayoluyla 60 bin kilometre yol aşılıyor.

            Edirne'den Kars'a, Şemdinli'den Muğla'ya bütün SODEP'li belediyeler ve örgütümüze konuk olunuyor. Kamuoyundaki sıcak ilgiyi korumak ve arttırmak için, partinin önündeki hukuk dışı yasak duvarları yıkıldıkça yeni eylemler planlanıyor. Ilk olarak Mayıs 1985 ayında Istanbul'da açık hava toplantısı kararlaştırılıyor. Istanbul Il Örgütü'nün Saraçhanebaşı'nda düzenlediği miting bizleri gerçekten gönülden mutlu ediyor.

            Uzun süre siyasal yasaklar içinde kalmış insanlar, miting saatinden çok önceleri akın akın yollara düşmüşlerdi. Toplantı alanında büyük coşku vardı. Yollarda güvenlik kuvvetlerimizin aramaları ve kontrollerini aşmışlar, konuşmacıları yürekten alkışlıyorlar  ve "Başbakan Inönü" sloganını tekrarlıyorlar...

            O toplantı günlerinin coşkusu bizler için de büyük bir güven ve takdir  göstergesi niteliğinde idi.

            Ankara'ya hepimiz mutlu döndük. Artık sosyal demokratların yuvası kesin olarak görülmüştü. Sosyal demokratların bütünleşerek en kısa sürede iktidara gelişlerini gerçekleştirmek hedefimizdi. Esasen tabandaki özlem ve istek de bu idi.

            Haziran ayında Erdal Inönü ile bu durumu değerlendirdiğimizde.

            Ben "Bu gelişmelere göre bütünleşme tabanda gerçekleşecektir.Halkçı Parti'nin bunu engellemesi mümkün değildir. Esasen Halkçı Parti içinde büyük kaynama ve bölünme var. Tabanda da güçleri yerel yönetim seçimlerinde görüldü. O günden bu yana kalan güçleri de erimeye devam ediyor. Ancak bu durumu görmek ve kabul etmek de  istemiyorlar.

            Biz çalışmalarımızın hızını kesmeden sürdürelim. 9 Eylül'de Izmir'de bir açık hava toplantısı düzenleyelim. Tüm Ege'yi ve yurdun diğer yörelerindeki örgütümüzü bu toplantıya çağıralım. Bu toplantı 'Demokrasiye ve Bütünleşmeye Çağrı Mitingi' olsun. Istanbul denemesi büyük umut verdi. Pek tabii ilk olduğu için çekingenlik vardı. Izmir örgütü çok başarılıdır Inanıyorum ki büyük bir miting olacak" dedim.

            Inönü "Çok güzel yalnız biraz dinlenelim. Bu arada Trabzon ilinde bölge toplantısı kararı alınmıştı. Orada bulunmak istiyorum. Sonra Ada'ya döneceğim. Bu arada siz de tatil yapın iyi olur. Ben Trabzon sonrası sizi ararım" dedi.

            O günlerde kurucu üyelerimizden Doğan Kölen beni ısrarla Burhaniye'deki yazlık evine davet ediyordu. Kendisinin Muğla ve Istanbul'da da yazlık yerleri olduğunu, esasen Burhaniye'deki evinin hoş olduğunu da söylemişti.

            Ben de bu davet üzerine Burhaniye'ye gittim. Iki gün sonra Inönü aradı. Trabzon toplantısından duyduğu memnuniyeti bildirdi. Heybeliada'da dinleneceğini tekrar etti.

            SODEP için, pek tabii ilkeleri için, demokrasi için iki yılı aşan sürede koşulların gereği olarak çok emek vermiştim.

            Şimdi güzel gelişmeler, elbet özel mutluluk  nedeni idi. Burhaniye Artur tesislerinde bu duygularla  tatilde idim.

            Partimizin kurucu üyesi ve Genel Sekreter Yardımcılığı'nda bulunmuş olan Ertuğrul Ünlüer'in yazlık evi de orada idi. Idare mesleğinde sevilen, sayılan ve iyi izlenimler bırakmış olan Ünlüer SODEP'in ilk örgüt oluşturma çalışmalarında birçok ilde görev almıştı. Konulara sempatik yaklaşımı ve inandırıcı konuşmaları ile sağlıklı örgütlenmeye büyük katkıları olmuştu. Gündüz ve gece sohbetlerimizde, birlikte yemeklerde güncel olayları değerlendiriyorduk.

            Ben Burhaniye'ye gittiğimde parti ilişkisi ve nezaketi gereği il başkanı Önder Kırlı'ya telefonla bilgi vermiştim.

            Iki gün sonra Önder Kırlı, Burhaniye örgütünden 8-10 arkadaşı ile ziyaretime geldi.

            Konuşma gündemimiz belli idi. Parti çalışmaları. Bu akşam üzeri çay ziyaretleri sıraya girdi. Her akşam üzeri bir grup geliyordu.

            Balıkesir örgütümüz ve il başkanımız çok başarılı idiler. Örgütü Mehmet Tiritoğlu kurmuş, kendi evini partiye vermiş, iyi bir örgüt kurmuş, sonra çok takdir ettiği ve güvendiği Önder Kırlı'ya devretmiş idi. Görevin devredildiği bu il kongresinde bulunmuş, tüm örgütün Tiritoğlu'na sevgisini ve Önder Kırlı'ya da güvenlerini izlemiştim.

            Gönül insanı Tiritoğlu'nu rahmetle anıyorum.

            Akşam çayı toplantılarındaki görüşmelerde ilçenin Halkçı Parti Başkanı veya Halkçı Parti'den seçlimiş Il Genel Meclis Üyeleri de bulunuyordu. Birleşme, bütünleşme Balıkesir'de gerçekleşmiş sayılıyordu.

            Bu nezaket görüşmelerine benim de bir karşılık vermeyi düşündüğümü il başkanına belirttim. Önder Kırlı;

            "Sayın Başkanım esasen sizin bu tatilinizde çok zamanınızı aldık. Haksızlık ettik. Şimdi bir de bu ziyaretlerin iadesi için yorulmanıza razı olamayız" dedi. Israrım üzerine "Şöyle bir şey düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde il merkezinde bir akşam yemeği tertip edelim. Sizi bir arkadaşımız gelip alır. O toplantıya (SODEP'li,Halkçı Partili) bütün ilçe başkanları, il genel meclisi üyeleri ve belediye başkanlarını çağıralım. Böylece bir gece beraber olalım" dedi.

            Iki gün sonra Balıkesir il merkezinde geniş ve içtenlikli bir gece yemeği düzenlenmişti. Tüm konuşmalar birliktelik ve bütünleşmeyi destekler nitelikte idi.

            Bu toplantıyı gözümün önüne getirdiğimde içimde yine mutluluk duyuyorum. Benim konuşmamdan önce il başkanı Önder Kırlı söz aldı. Esasen güzel konuşan bir arkadaşımızdı. O gece çok daha farklı coşku içinde idi. Alkışlarla sona eren konuşmasının sonunda:

            "Sayın Başkanım, aramıza katılmakla bizlere onur verdiniz.

            Biz Balıkesir Ili Halkçı Partili ve SODEP'li  il başkanları, il genel meclisi üyeleri, belediye başkanları olarak, tabanda bütünleşme kararımızı size açıklıyoruz. Ülke genelinde Balıkesir ili buna öncü olmak istiyor. Bu amaçla önümüzdeki Cumartesi günü Edremit ilçesinde daha geniş bir toplantı düzenleyeceğiz.

            Bu bir tören olacak basın ve televizyona da bilgi vereceğiz. Bu törende Halkçı Partili arkadaşlarımız SODEP'e katılacaklar. Böyle mutlu bir günümüzde sizi bir kez daha yoracağız. Ama aramızda olmanızdan onur duyacağız." dedi.

            Bu konuşma sosyal demokratların bütünleşmesini aydınlatan ilk ışıktı. Balıkesir ili sosyal demokratları çözümü bulmuşlar, tabanda bu kararı özgürce almışlardı. Bu davranış örnek olmalı idi.

            Böyle bir gecede aralarında bulunmaktan, güzel konuşmalardan ve aldıkları karardan duyduğum mutluluğu Edremit toplantısına katılmaktan onur duyacağımı belirten bir yanıt  verdim.

            Umut ve güzel anılarla yazlığa döndüm.

            Günlerden Çarşamba idi. Ertesi gün Ertuğrul Ünlüer ile deniz kenarında karşılaştım. Bana sitemle;

            "Doğrusu sana şaştım. Benden gizlenecek ne vardı. Kaç gündür gece-gündüz burada beraberiz. Hiç renk vermedin. Parti için hep başka şeyler söyledin. SODEP, Halkçı Parti ile birleşme kararı almış, kendini feshedecekmiş. Bu nasıl iş?" dedi.

            Birden tepemden aşağı ter boşandı.

            "Ne söylüyorsun yok böyle bir şey" dedim.

            "Iyi ama artık saklanacak tarafı kalmadı. Haber ayrıntıları ile Cumhuriyet  Gazetesi'nde yer almış" dedi.

            Hemen gazeteyi istedim. Birinci sahifede Erdal Inönü'nün Merkez Yürütme Kurulu'nda yaptığı açıklama yer almıştı.

            Hayretimi gören Ünlüer sitemini geri aldı. "Peki senin bundan niye haberin yok?" dedi.

            Benim Inönü ile son konuşmamdan, Trabzon toplantısı sonrası telefonla arayışından da bilgisi vardı. Tekrar ettim. "Böyle bir karardan haberim yok. Ankara'ya döneceğim".

            O gün acele toparlanıp arabamla yola çıktım. Çıkış öncesi Inönü'nün Özel Kalem Müdürü Hadiye Nugay aradı. Inönü'nün görüşmek istediğini söyledi. O da şaşırmış olduğunu açıklıyordu.

            Yola çıkacağımı, saat 22.00 sıralarında Ankara'da olacağımı, geldiğimde kendisini arayacağımı söyledim.

            Eve gelişimden onbeş dakika sonra Erdal Inönü telefonla aradı.

            "Sayın Kartay, biliyorum yorgunsunuz. Fakat görüşmemiz gerekiyor. Size gelmek istiyorum".

            "Ben, geldim, hazırlanıyorum. Nezaketinize teşekkür ederim. Ben birazdan size gelirim" dedim. O gece saat 22.30'dan 00.30'a kadar aramızda çok şey konuşuldu.

            Bütün bu ayrıntılara büyük umutlarla ve özverilerle kurulmuş bulunan SODEP'in yazgısı ile ilgili gördüğüm için yer veriyorum.

            Inönü aldığı kararı ve gerekçelerini anlattı.

            Özet olarak;

            - SODEP parlamento dışındadır. Siyasal etkinlik için Meclis'te milletvekillerinin bulunması gerekir.

            - SODEP parlamento dışında olduğu için siyasi partilere yapılan Hazine yardımından yararlanamıyor.

            - SODEP Radyo-Televizyon yayınlarında propaganda konuşmaları için parlamentodaki siyasi partilere tanınan süre kadar yararlanamıyor.

            - Sosyal demoratların birlikteliği ve bütünlüğü tabanda isteniyor.

            Kararın nedenleri bunlardı.

            Ayrı ayrı yanıtladım. Şöyle ki;

            "Bu parlamentonun oluşumu demokratik hukuk kurallarına aykırıdır. Insan haklarına aykırıdır. Biz parlamento dışında kaldık  ama sosyal demokratların gönlünde yer aldık, onların güvenini kazandık. Yerel yönetim seçimleri bunu belgelemişti. Bu nedenle siyasal etkinliğimizde azalmamış, aksine artmıştır.

            Hazine yardımı için böyle bir siyasal karar alınması gerekçe olamaz.

            Esasen partinin idari ve mali sorunlarını görev bölümü nedeni ile ben yürütmekteyim.

            Sizlerin veto edildiğinizde bir toplu iğnesi bile olmayan partiyi bugünlere getirdik. Bugün için gelirlerimiz giderlerimizi karşılıyor. Duyulan güvenle ve yeni katılımlarla daha rahat olacağız.

            Parasal kaynak böyle bir birleşme için neden olmamalıdır.

            Radyo-Televizyon yayınlarında partimize haksızlık edildiği doğrudur. Ancak bu ortamda da biz başarımızı kanıtladık. Ayrıca ulusumuzun karakterinde haksızlığa karşı direniş vardır.

            Birçok parti ve seçim konuşmalarınızda bize partimize TRT'nin söz hakkı vermediğini söylediğinizde aslında bizim parti konuşmalarından daha etkili olduğunuzu düşünüyorum.

            Esasen partimizin halkımıza söyleyeceği varsa kısa sürede açıklanması basında yer alması kısıtlanamaz ve böyle olmaktadır.

            Sosyal demokratların bütünleşmesinin gündeme getirildiği doğrudur. Ancak bu bütünleşmenin kök salmış, sosyal demokratların umudu haline gelmiş bir partinin sona erdirilmesi ile değil, Balıkesir ilinde yaşandığı biçimiyle  gerçekleşmesi halinde sağlıklı ve sürekli olabilirdi.

            SODEP örgütü, 6 Kasım seçimlerine partimizin katılmamasında Halkçı Parti yöneticilerinin partimizde komünistlere, bölücülere yer verildiği iftiralarının etkili olduğunu düşünmektedir. Yine örgütümüz 6 Kasım seçimlerinde demokratik hakları yok sayıldığı için genel merkezin aldığı karara saygı duymuş, inanmış ve bu seçimlerde bir milyonu aşan geçersiz oy kullanılmasında görev üstlenmiştir.

            Şimdi bu geçersiz oy vermelerini istediğimiz ve bu yolda o günün siyasal ortamında cesaretle buna uymuş olan örgütümüze biz partimizi kapatıyor ve Halkçı Parti'ye gidiyoruz diyeceğiz. Bunu bize sorarlar. Ben yanıt veremem.

            Bir başka açıdan Halkçı Parti yöneticileri de bizim geçersiz oy propagandamızdan ve yerel yönetim seçimlerindeki başarımızdan rahatsızdırlar.

            Her  iki taraf bu geçmiş olayları  nasıl unutacak?

            Son olarak şunu söylemek istiyorum:

            Ben dişimizle tırnağımızla kurduğumuz SODEP'in, kapatılması için hiçbir haklı neden görmüyorum.

            Bir ay bile olmadı. Partimizin geleceği için ortak ve güzel düşüncelerimiz vardı.

            Bu düşüncelerimizi birlikte gerçekleştirecektik. Siz buna rağmen bir karar almışsınız. Bu durumda ben bu karara katılamam yarın da ayrılma kararımı açıklarım."

            Benim konuşmam da özet olarak böyle idi.

            Erdal Inönü;

            "Aman böyle birşey söylemeyin. Siz ayrılırsanız kesinlikle ve derhal ben de ayrılırım. Bu işe birlikte başladık. Birlikte götüreceğiz. Esasen henüz ortada kesin birşey yok. Içinde buluduğumuz iki ayrı parti durumunu çözmemiz gerekiyor. Protokol ve birleşme görüşmelerinde elbette SODEP'in ve örgütün yarınları güvence altına alınacaktır.

            Bunun yanında parti içinde bir hizip oluşturma çabaları sürdürülüyor. Bu birleşme o çabalara da çözüm getirecektir.

            Tekrar ediyorum. Bu uygulamalarda birlikte olacağız"

            - "Peki bu birliktelik sizce ne zamana kadar olacaktır?"

            -  "Sağ olduğumuz sürece.."

           Ben tekrar:

            "Düşüneceğim. Ancak yarın yapılacak ortak toplantıya katılamam" diyerek ayrıldım.

            Eve dönerken bu gelişmelere bir türlü inanamıyordum.

            Inönü böyle çok büyük sorumluluk ve önem içeren kararı bir günde veremezdi. Bana hiç bir şey söylememiş, son konuşmamızdaki Izmir'de 9 Eylül'de yapılacak çağrı mitingini uygun görmüş, Trabzon toplantısı sonrası telefonla arayıp olumlu izlenimlerini aktarmıştı.

            O'na  bu fikri kim verdi, öğrenebilmiş değilim.

            Süleyman Coşkun'un "SHP Bir Oluşumun Perde Arkası" ismi ile yayınladığı kitapta Inönü'nün bu fikri Almanya'da Muzaffer Saraç'a açtığı, ancak ayrıntılarının konuşulmadığı, bu kez Halkçı Parti kurultayı sonrası genel başkanlığa Aydın Güven Gürkan'ın seçilmesi nedeni ile yeniden durum değerlendirmesi yaptığı ve özel bir yemekte Muzaffer Saraç'a, "Biliyor musun Saraç, yarın Halkçı Partililere birlişme konusunda çok somut bir öneri götürmeyi düşünüyorum. Halkçı Partililer tüzel kişiliklerini muhafaza etsinler. Ama bizim de benimseyebileceğimiz, bizim ilkelerimize de uygun bir yapısal değşimi getirsinler, bizde onlara katılalım" dediği anlaşılıyor
 

            "Inönü Istanbul'dan her hafta başı yaptığı gibi Ankara'ya dönerken her karşılaştığının küçük dilini yutacağını galiba pek de fazla düşünmemişti. Uzunca sayılacak bir dinlenmeden sonra Ankara'da Kızılay'ın göbeğindeki bir lokantada Muzaffer Saraç'la birlikte yaptıkları Avrupa gezisi sırasında da zaman zaman aynı konuya değinmişler ama öyle pek ayrıntı üzerinde durmamışlardı. Inönü, Saraç'ın gözlerinin içine bakıp son derece doğal bir şey söylüyormuş gibi "Biliyor musun Sayın Saraç, yarın HP'lilere birleşme konusunda çok somut bir öneri götürmeyi düşünüyorum" diyordu. Ve hemen sanki garsondan bir dilim daha ekmek ister gibi büyük bir rahatlıkla "Bu öyle birşey olmalı ki hem yasal engeller aşılmalı hem de HP'lilerce kabul edilebilir olmalı. Öyleyse sanırım şöyle bir formülle gidersek, Sayın Gürkan ve arkadaşlarının pek fazla diyeceği bir şey kalmaz, ne dersin?"

            Saraç'ın meraktan açılmış gözlerine bir kez daha baktıktan sonra, her zamanki tebessümü ile "HP'liler tüzel kişiliklerini muhafaza etsinler. Ama bizim de benimseyebileceğimiz, bizim ilkelerimize de uygun bir yapısal değişim göstersinler biz de onlara katılalım."

 
            Muzaffer Saraç küçük dilini yutacaktı neredeyse bu öneriyi duyunca... Önce biraz duraladı. Sonra düşünmeye ve öneri üzerinde görüşlerini belirtmeye başladı. Saraç'ın önerilen formülün işleyip işlemeyeceği yolunda deneyimli sendikacılıktan kalma pratiklikle nasıl daha çabuk başarıya ulaşabileceği, SODEP'lilere nasıl kabul ettirebileceği yönündeydi. Inönü günlerdir kafasında oluşturduğu formülü ilk kez açıklıyordu. Ardından ertesi sabah toplanan Başkanlık Divanı'nda da bir gece öncesi yaşanan olaya yakın bir başka olay daha yaşanıyordu. Konuklar gelmezden önce biraraya gelen Başkanlık Divanı üyelerine, Inönü kafasındaki formülü açıklamış, onların hayretten açılmış gözlerine baka baka şunları söylemişti:

            "Bu birleşme sadece sosyal demokratlar için değil Türkiye'deki demokrasi için de yararlı olacaktır. Türkiye'de rejim halkoyu ile gelmiş bir hükümetin varlığına bağlıdır. Bu hükümet de şu anda aşağı doğru düşen bir prestije sahiptir. Başarısızlıkları halk yığınlarını her gün fazlalaşan biçimde rahatsız etmekte. Yarın öbür gün demokrasiden rahatsız olan çevreler (Yeter! Biz Türkiye'de zaten demokrasiyi beceremiyoruz, başaramıyoruz) dediği zaman, halkın karşısında yapısı ne olursa olsun sadece ANAP kalacaktır. Halbuki sosyal demokratlar bütünleşirse bu durumda önemli bir güç halinde ortaya çıkabilirler.

            HP'nin kaygılarını karşılayabilir, gerçekleştirilebilir mi bilmiyorum. HP tüzel kişiliğini korusun ama yeniden yapılansın. Yani tüzel kişiliği aynı kalsın ama, bir tür kimlik değiştirsin. Bizim, yani SODEP'in ilkelerini de içeren bir kimliğe bürünsün. Biz de ona katılalım."

            Inönü ne diyordu gerçekten? O güne kadar birleşme sözü hep ortaya atılır ama bu birleşme için gerekli olan formüllerden sadece HP'nin SODEP'e katılması üzerinde kafa yorulur, daha doğrusu gönüllerden öylesi geçirilirdi. Iki partinin birleşmesi konusu Merkez Karar ve Yönetim Kurulu toplantılarında, Başkanlık Divanında veya ikili üçlü sohbetlerde hep ele alınmıştı. Iki partinin birleşebilmesi için üç somut yol vardı. Bunlar:

            1. HP'nin SODEP'e katılması,

            2. SODEP'inHP'ye katılması,

            3. HP ve SODEP'in bir üçüncü partide birleşmeleri.

            O güne kadar hiç kimse Inönü'nün söylediklerini, ciddi ciddi gündeme getirdiği formülü ne düşünmüş, ne de aklının ucundan geçirmişti. Türk solunun şu anda en güçlü legal örgütlenmesi olan ve seçmenlerin hızlı bir biçimde yöneldiği parti kapatılacak, icazetli olduğu sürekli olarak vurgulanan, oy kaybeden, yok olma aşamasına gelmiş bir partiye katılacaktı!

            Oysa SODEP'liler "Olmaz ya, olsun olsun da iki partinin kendilerini feshedip bir üçüncü partide birleşmeleri olsun" diyorlardı. Inönü daha önce yapılmış tartışmaları da bildiği için bu konuya da açıklık getiriyor. "En doğrusu aslında yeni bir parti kurup iki partinin de bu yeni partide birleşmeleridir. Ama bugünkü koşullarda, Anayasa'nın 84. maddesi engeli varken, siyasi partilere yapılan yardım sorunu varken bunu HP'lilere kabul ettirmek mümkün olmaz" diyordu. Inönü'ye göre zaten yapılacak olan da bir üçüncü partinin oluşturulmasıydı. HP'nin yasal olarak tüzel kişiliği kalacaktı, ama programıyla, tüzüğüyle, kadrolarıyla yepyeni bir örgüt haline gelecekti.

            Bir gün öncesinde Rahşan Ecevit'le yaptığı görüşmeden herkesin tahmininin aksine beklediğine yakın sonuç alamayan Gürkan da bir gün sonraki görüşmeden öyle fazla umutlu değildi. Hatta işin hakçası Inönü'den öyle büyük bir yakınlık da beklemiyordu. SODEP çevrelerinden gelen haberlere göre, Inönü ve arkadaşları Gürkan'ı somut cevap vermeye zorlayacaklar, sonra da "bakın işte yaklaşmıyorlar" diyeceklerdi. Hani Anadolu'da bir söz vardır "gönülsüz ata binen çabuk iner" diye. Görünürde SODEP'lilerin de birleşmeye öyle fazla gönüllü oldukları sanılmıyordu. Gürkan MKYK'da alınan karar gereği SODEP'i ziyaret edecek, somut bir öneri yerine birlikte çalışmalar yapmayı önereceklerdi. Hatta kurulabilecek çeşitli komisyonları bile üç aşağı beş yukarı belirlemişlerdi.

            Rahşan Ecevit'le görüşmesinden sonra durumu yakın arkadaşlarıyla değerlendiren Gürkan, gecenin geç saatlerinde Barış Can, Erdoğan Erman ve bir iki yakın dostu ile otururken arkadaşlarına sanki içine doğmuş gibi, "ister misiniz yarın Inönü biz HP'ye katılıyoruz desin" diyecek, bu sözüne kendisi de dahil salonda bulunanların hepsi gülecekti. Olacak iş değildi bu..

            Ama olacaktı... Inönü Başkanlık Divanı'nda bir tasarı olarak ortaya attığı görüşü o gün HP'lere açacağını bile söylememişti; yalnız hissettirmişti..." (*).


            Demek bu fikir Inönü'de varmış ve benim katılmayacağımı düşünerek açıklamamış olabilirdi.

            O gece bütün bunları düşündüm.

            Ertesi gün örgütün olaya nasıl baktığını öğrenmek istedim. Izmir il örgütü güçlü ve uyum içinde idi. Il Başkanı Şeref Bakşık'ı aradım. Duyduğum kaygıyı da belirttim. Ummadığım bir yanıt aldım. "Biz Izmir örgütü olarak dün gece toplandık. Durumu görüştük. Tamamen destekleme kararı aldık. Genel Merkeze de bildirdik. Artık yapılacak başka bir şey yok."

            Kocaeli'den Erol Köse'yi aradım. Yerinde yoktu. Not bıraktım. Kurt politikacı beni aramadı. Konuyu anlamış olmalı idi.

            Gaziantep'ten Zihni Kutlar'ı aradım. "Sürpriz olarak değerlendirdi. Ancak iyi bir uygulama ile sorunların aşılabileceğini yine de gelişmeleri izlemek, sonra kesin karar vermek gerektiği"' görüşünde olduğunu bildirdi.

            Aynı gün Halkçı Parti Genel Merkezi'ne Inönü ile birlikte giden Atilla Sav, toplantı sonrası yanıma geldi.  O'na sordum."Bu karar nereden çıktı? Niçin bu kadar  acele edildi. Siz ne düşünüyorsunuz".

            Atilla Sav partinin kuruluşunda çekirdek kadrodaki beş kişiden biri idi. Genel Sekreterlik yapmıştı ve Genel Başkan Yardımcısı idi.

            Yanıtı çok kısa oldu.

            "Öyle bir kamuoyu oluştu ki , karşı koyanın siyasal hayatı sona erer."

            Durum bir hayli aydınlanmıştı.

            Erdal Inönü görüşmek istediğini bildirdi.

            Kısaca Halkçı Parti Genel Merkezi'ndeki görüşme hakkında bilgi verdi. "Yardımlarınızı, katkılarınızı bekliyorum" dedi.

            Benim için iki seçenek kalmıştı.

            Çekilmek, gerekçelerimi açıklamak.

            Böylece kamuoyunda birden oluşan bütünleşme desteğine karşı olarak

            gösterilip tartışmalara ve eleştirilere taraf olmak.

            Ikincisi, büyük emekler verdiğim partinin ve örgütün hukukunu bu yeni ortamda savunmak.

            Bir süre sonra benim gibi düşünenlerin var olduklarını gördüm, ama çok yalnız kalmıştım.

            Erdal Inönü'ye, "Çalışmalara katılabileceğim, ancak partinin hukukunu savunmak için ön görüşmelerde aldığınız bazı kararların değişmesi gerekebilir. Bu sonuçları da kabul etmelisiniz. Daha açık bir ifade ile Halkçı Parti çok büyük avans almış görünüyor. Bu avansın kısılması halinde bu iş yarım kalabilir. Bunu da kabul etmeniz gerekir" dedim.

            Görüşmeler bu anlayışla sürdürüldü.

            Ancak her geçen gün tartışmalar artıyor. Birleşme protokolunun ortak şeklinde anlaşma güçleşiyordu.

            Halkçı Parti Kurultay sonrası bölünmüştü. Necdet  Calp taraftarları birleşmenin gerçekleşmesini istemiyorlardı.

            Calp, 26 milletvekili ve iki kurucu üyenin imzaladığı bildiriyi kamu oyuna açıklıyor. Süleyman Coşkun'un "SHP Bir Oluşumun Perde Arkası" isimli kitabından:

 
            "Öncelikle son aylarda giderek tırmandırılan tehlikeli bir eğilimi vurgulamak isteriz, Türkiye'yi 12 Eylül öncesinin sosyo-ekonomik bunalım ve kargaşasından kurtararak, ülkeyi bölünmenin eşiğinden döndüren Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Cumhurbaşkanı Sayın Kenan Evren'in şahsında çeşitli gerekçeler yaratılarak yıpratılmak istendiği görülmektedir. Türk ulusu, Cumhurbaşkanı Sayın Kenan Evren'i Devlet Başkanı seçerken aynı zamanda ülkeyi felaketten kurtaran 12 Eylül Harekatı'nın özünü,1982 Anayasası'nı yüzde 92.5 gibi ezici bir oy çokluğu ile kabul ederek, devletimizin temeli yapmıştır. Şimdi bu temel,  Türkiye'nin geçmişini ve bugününü tüm gerçekleri ile değerlendirmekten, dünyanın çağımız içinde bulunduğu dramatik olayları kavramaktan aciz ve geleceği göremeyen bir takım deneyimsiz, acemi ve kısır görüşlü siyaset heveslilerince yıkılmak istenmektedir.

            Bu durum Evren'i, Türk Silahlı Kuvvetlerini ve Anayasa'ya evet demiş yurttaşlarımızı rencide etmektedir. Türkiye'nin gerçeklerine ve halkın çıkarına ters düşen gösterişçi bir ilericilik yarışına girerek, insanımızın, ulusumuzun ve devletimizin tehlikeye düşürülmesini, felaketin kucağına atılmasını kabul edemeyiz." (*).


            Halkçı Parti'nin önerdiği protokol de SODEP yönetimi tarafından eleştiriliyor. Tartışmalar sürüyordu.

            Bir ara gerginlik artıyor. Inönü ortalığı yatıştırmak için, kendisine duyulan saygıyı kullanıyor.

            Inönü'nün bu gerginliğin aşılmasında SODEP MKYK üyelerinden başta Cahit Angın olmak üzere, Mustafa Gündeşlioğlu, Hızır Ekşi, Tevfik Çavdar'ın kesin desteklerinden de yararlanıyordu. Özkal Yici gibi kişisel görüşle destek verenler de vardı.

            Böylece 25 Temmuz günü Erdal Inönü'nün şok açıklaması ile başlayan SODEP'in kendini feshetmesi ve Halkçı Parti'ye katılması görüşmelerinin en önemli bölümü  olan birleşme ve bütünleşme ortak protokolu, 26 Eylül 1985 gününde imzalanmaya hazır olmuştu.

            Bu geçen süredeki olayları ve görüşme tutanakları ile yapılan açıklamalar ayrı bir kitap  oluşturacak genişliktedir.

            Nitekim o günlerde SODEP'in bütün çalışmalarını geceli-gündüzlü izleyen basın üyesi Süleyman Coşkun olaylar ve bildirilerle görüşmelere birçok ayrıntıları ile "SHP Bir Oluşumun Perde Arkası" kitabında yer vermişti.

            Bu kitaptan, katılmadığım bazı kişisel değerlendirmeleri bulunmakla birlikte, ben de yararlandım.

            Imzaya sunulan protokol hakkında yapılan son M.K.Y.K. toplantısındaki görüşmelerinden bir kaçına bu kitaptan alıntılar ile yer vermek istiyorum.
 

            "Suphi Karaman, kamuoyunun oluştuğu, yapacak artık birşey olmadığı inancındaydı. Ancak yine de porotokolde örgütün hiçbir teminatı yok" diyerek muhalefetini belirtmekten geri kalmıyordu. Birgen Keleş zaten başından beri çeşitli itirazları olan bir MKYK üyesiydi. Protokolün örgütü çok sahipsiz bıraktığı inancında olduğunu belirtiyor, protokolün bu şekliyle onaylanmaması gerektiğini söylüyor ve kurulda örgütün avukatlığını yapacağını, yapmayı sürdüreceğini kaydediyordu. Birleşme görüşmeleri başlayalı beri genellikle konuşmamayı yeğleyen Nail Gürman da protokol toplantısında görüşlerini açıklamak gereğini duyuyordu. Hoş konuşsa da konuşmasa da MKYK içinde tutumu en açık seçik olanlardan biriydi zaten Gürman.

           "Dostlarınızı kaybetmek istemiyorsanız onlardan şüphe ediniz" diyen septisizmin ilginç bir örneğini vererek başlıyor ve şöyle sürdürüyordu konuşmasını:

            "Protokol HP Kurultayında onaylanmalıdır. Bu bizim kurultayımızın kararıyla da ilintilidir. Protokoldeki örgütlerin kendi aralarında anlaşmaları ilkesinden herhangi bir yarar sağlanacağına inanmıyorum. Bu konuda örgütlerden herhangi bir sonuç beklenmemelidir. Ayrıca birleşme gerçekleştikten sonra HP'nin il örgütleri hemen feshedilmelidir. Bu noktada da önemli bir boşluk görüyorum. Geçici tüzük tadilleri detaylı olarak yapılmalıdır. Ayrıca protokolde belirtilen SHP Olağanüstü Kurultayı'nın Mayıs 1986'ya kadar yetişmesi protokoldeki ifadeye göre mümkün değildir. Partimiz açısından mahalle delegelerinin yeniden seçiminin önemi de büyüktür. Bunun için de bir zaman dilimi yapılmasını gerekli ve zorunlu görüyorum. Protokolle ilgili olarak kamuoyunun gözü üzerimizde. Bu nedenle protokolle ilgili kararımız oybirliğiyle çıkmalıdır."

            Güler Tanyolaç da protokolün bütünlük taşımadığı inancında olduğunu belirterek konuşmasına başlıyor, "Protokolde katılma anlayışının ön plana alındığını, üçüncü parti konusunun bulunmadığını söylüyordu."

            Çekimser oy verenlerden Erol Köse  ise;

            "Ben SODEP'in kurucu üyesiyim. SODEP'in kuruluş gerekçesine uygun ilkeler doğrultusunda Sosyal demokrasinin iktidarı için uğraş veriyorum. Iktidar olmak için de tüm Sosyal Demokratların bir araya gelmelerinin zorunluluğuna inanıyorum.

            Ancak, SODEP-HP bileşmesi için oluşturulan protokolün bu amaca ulaşmada bir çok sorunu beraberinde getireceği kaygısını taşıyorum.

            Hazırlanan protokolün birleşme ilkeleri, tüm sosyal demokratları biraraya getirecek içerikten yoksun olduğu gibi, yeni örgütlerin kurulması için somut bir model oluşturamaması yüzünden her iki partide de kargaşa yaratacak SODEP üyelerinin ve SODEP örgütünün yeni partide yer almaması sonucunu doğuracaktır. Bu protokolle sadece SODEP açısından MKYK üyeleri güvenceye alınmaktadır.

            Demokratik ilkeler bakımından tutarlı, örgütlenme modelleri açısından eksiksiz ve güven verici kadrolarla halkın karşısına çıkamamaktan dolayı yeni oluşumdan çok şey bekleyen halkımızın bu beklentilerine cevap veremeyeceğimiz endişesiyle hazırlanan protokole çekimser oy verdim. Aslında bu protokole oyum red'dir. Ancak MKYK'da yapılan görüşmeler sırasında bazı arkadaşlarımızın protokole red oyu vermenin birleşmeye hayır oyu anlamına geleceğini belirtmelerinden, bu mantığa katılmamakla birlikte, bu aşamada birleşmeyi engelliyen bir  üye görüntüsünde olmak istemediğimden çekimser oy verdim."

            SODEP Basın Bürosuna bırakılan Cemal Seymen'in açıklaması ise aynen şöyleydi:

            "Sağlıklı bir demokrasiye süratle geçmek, demokrasimizi sarsılmaz bir biçimde yerleştirmek, halkımızın içinde bulunduğu sıkıntılara, çektiği acılara son vermek amacıyla bir an önce iktidar olmak için halkımızın arzusuna uyarak tüm sosyaldemokratların birleşmesi baştan beri savunduğumuz, kurultayımızın da emrettiği bir ödevdir.

            Ancak,

            Hazırlanan birleşme protokolü SODEP örgütünün varlığını, gücünü ve haklarını teminat altına almaktan uzaktır. SODEP'in Genel Başkanı özveride bulunuyor, il ve ilçe örgütlerinden özveri isteniyor ama MKYK tümüyle varlığını koruyor. Bu durum örgüte yapılan haksızlıktır.

            HP'nin milletvekileri var ama SODEP'in de güçlü bir örgütü ve 200 bini aşkın üyesi var. HP-SODEP örgütlerinin varlığından ve gücünden hiç eksiksiz yararlanmalıdır.SODEP örgütünü HP örgütü düzeyine indirgemek, "eşitlik" sağlamak değildir.

            Olayı SODEP'in HP'ye katılması şeklinde algılamak yanlıştır. Iki partinin yoğrulması ile yepyeni bir parti yaratmak amaçtır. Oysa protokol federatif bir anlayış taşıyor.

            Biz dışa dönük bir mücadele için birleşiyoruz. Parti içi sürtüşmeleri ve mücadeleleri geride bırakmak için işin başında gereken önlemleri almak zorundayız. Bu anlayışla protokolü eleştirdik. Ayrıca SODEP'in 12 Eylül yönetiminin siyaset anlayışından bağımsız kurulmuş bir parti olduğu da hiçbir zaman unutulmamalıdır.

            Fakat azınlıkta da olsa, küçük bir grup arkadaşımız,protokolü eleştirenleri birleşmeye karşı gelen kimseler gibi takdim etmeye çalışmaktadır. Açıklıkla söylüyorum, SODEP'de birleşmeye karşı bir tek MKYK üyesi yoktur. Ilkesizliğe, belirsizliğe, SODEP örgütünü gözardı etmeye karşı olanlar vardır.

            O nedenle, eleştirilerimizi zabıtlara geçirdik, ama istismarı engellemek için de oy kullanmadık. Davranışımız "çekimser oy" demek değildir. Içeriği ve amacı saptırılmış bir oylamaya katılmamak anlamınadır. Herşeye  rağmen, sürekli savunduğum, "Sosyal Demokratların  birlikteliği"nin ilk aşamasına ulaştığımız için de şahsen mutluluk ve gurur duyuyorum(*).


            Bütün tartışmalar geride kalmıştı. 26 Eylül Perşembe günü Anadolu Kulübü 5. katında yapılan bir törenle protokol Erdal Inönü ve Aydın Güven Gürkan tarafından imzalandı. Süleyman Coşkun töreni şöyle anlatıyor:
 

            "Imza masası arkasındaki duvara iki partinin yan yana asılmış bayrakları ve çiçeklerle süslü bir masanın bir yanına SODEP, öbür yanına da HP'li Başkanlık Divanı üyeleri sıralanmışlardı. MKYK üyeleri içinde ayrı ayrı iki tarafa masalar konmuştu. Salon basın mensupları ile CHP'li eski milletvekilleri tarafından hınca hınç doldurulmuştu. HP ve SODEP'li partililer de salona bir "şölen" havası veriyorlardı. Gelenler uzun süredir birbirlerini görmemişcesine sarılıp öpüşüyorlar, uzun uzun sohbet ediyorlardı. Hasan Esat Işık, Hasan Fehmi Güneş, Deniz Baykal ve Erol Çevikçe ile Ahmet Şener CHP'li eski bakanlardan törene katılanlardı.TBMM eski Başkanı Kemal Güven, Mustafa Gazalcı, Mustafa Şentürk, Ferhat Aslantaş, Doğan Araslı, Neccar Türkcan, Yücel Akıncı ve Celal Paydaş da yüze yakın eski parlamenterlerden bazılarıydı. DYP'nin devasa bir çiçeği ile MDP'den Genel Sekreter Yardımcısı Asım Enhoş da imza töreninde sağ kanat partilerin temsilcisi olarak hazır bulunuyorlardı.

            Bunlar gelenlerdi. Bir de gelmeyenler vardı. Davet edildikleri halde Rahşan ve Bülent Ecevit'lerle HP'nin eski Genel Başkanı Necdet Calp, eski Genel Başkan Yardımcıları Reşit Ülker ve Günseli Özkaya, Genel Sekreter Yılmaz Hastürk başta olmak üzere HP'nin Calpçı milletvekillerinin büyük çoğunluğu salonda yoktular. Milletvekili olarak Calpçı Genel Başkan Yardımcısı Özer Gürbüz tek başına gelmiş, öbür HP'li milletvekilleri ile birlikte oturmuştu. HP'nin eski yönetiminden olup da salonda bulunanlar arasında Cemal Saltık ve Yüksel Işbilen göze çarpıyordu. Işbilen bir de büyük boy bir çiçek göndermişti. Çiçeğin üzerinde de anlamlı bir yazı göze çarpıyordu: "Iktidara doğru".

            SODEP MKYK ve HP MKYK üyelerinden Saim Kendir, Vedat Dalokay, Mustafa Günaydın ile Nuri Korkmaz da imza törenine itibar etmeyenler arasında yer alıyorlardı.

            Inönü şöyle diyordu:

            "Halkçı Parti'nin Sayın Genel Başkanı,

            Sayın Milletvekilleri,

            Halkçı Partinin ve Sosyal Demokrasi Partisinin Merkez Karar Yönetim ve Merkez Disiplin Kurullarının değerli üyeleri,

            Her iki Partinin Sayın Kurucuları,

            Yakın geçmişte ülkemizde sosyal demokrat politikaların benimsenmesi ve uygulanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinde unutulmaz çabalar sarfetmiş, saygıdeğer eski parlamenterlerimiz,

            TRT'nin ve Basının yorulmaz temsilcileri,

            Türkiye'de bugün varolan iki sosyal demokrat partinin birleşerek tek bir parti haline gelmeleri sürecini belirleyecek olan protokolün imza törenine hoş geldiniz. Hepinizi saygı ile selamlıyorum. Bu tarihi olayda hazır bulunarak bir görev yapmanın sorumluluğunu ve kıvancını sizlerle paylaşmaktan ayrı bir mutluluk duyuyorum.

            Bir an için iki yıllık gelişmeyi hatırlayalım.

            SODEP Kurultayında sosyal demokrat hareketin bütünlüğünü sağlamak için girişimlerde bulunma kararının alınması Temmuz 1984'de, Halkçı Parti Kurultayında da benzer kararın alınması Haziran 1985'de olmuştur. Iki partinin başkanlık divanlarının birleşme konusunu görüşmek üzere bir araya gelişlerinden beri iki ay geçti. Imzalayacağımız belgeye göre bütünleşme sürecinin tamamlanması, ilçe ve il kongrelerinin ve sonunda Büyük Kongrenin yapılmasıyla Mayıs 1986'yı bulacak. Böylece iki partinin birleşmesi ilk Kurultay kararından itibaren iki yıla yakın bir süre gerektirmiş olacak. Sadece bu gözlem, içinde yaşadığımız olayın ne kadar geniş kapsamlı, önemli ve zor bir hareket olduğunu ve aynı zamanda da gerçekleştirilmesini isteyen ne kadar güçlü,sürekli ve etkili bir halk desteği bulunduğunu açığa koyar. Son haftalarda bu gerçek hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirdi. Halkımız, partilerimizin birleşmesini kesinlikle istiyor. Vatandaşlar, fikirlerimiz, ilkelerimiz arasında fark görmüyorlar. Seçimlerde karşılarına tek parti olarak çıkmamızı, iktidarı kazanarak bugünkü sıkıntılara, geçim derdine çare bulmamızı, demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla yerleştirmemizi, ekonomiyi, enflasyondan ve durgunluktan kurtarıp yeniden dengeli, planlı bir kalkınma dönemine girmemizi, gelir dağılımını düzeltmemizi işsizliği azaltıp, sonunda ortadan kaldırmamızı bekliyor. Birleşmemizin temel nedeni, bu beklentilere bu özlemlere karşılık vermektir. Ama bu hareketimizin ülkede yeniden kurulan demokrasinin yerleşmesine ve gelişmesine, Atatürk ilkelerinin korunmasına da en büyük katkıyı yapacağına inandığımı ve bu katkıyı herşeyden önemli gördüğümü eklemek isterim.

            Hazırladığımız protokol birleşme sürecinin ayrıntılarını belirleyerek bir bütünün birbirinden ayrılmaz parçaları halinde genel merkezlerin, örgütlerin uygulamasına ve Kurutayların kararına sunmaktadır. Iki Partinin birleşmesinde en güç aşamanın örgütlerin birleşmesi olacağı açıktır. Ben, tahmin edilebilecek bütün güçlükleri örgütlerimizin geniş deneyimlerinden kaynaklanacak bilinçli ve gerçekçi çabalarıyla çözeceklerine inanıyorum. Birleşmeden önce genel merkezlerin ve birleşmeden sonra tek genel merkezin Sosyal Demokrat Halkçı Parti örgütünün en etkin ve demokratik şekilde kurulması için en büyük dikkati ve özeni göstereceğine güveniyorum.

            Birleşme ve bütünleşmenin ülkemize, ulusumuza, ve partilerimize hayırlı olmasını, Sosyaldemokrat Halkçı Parti'nin ülkeye ve halka hizmet yolunda en büyük başarıları kazanmasını dileyerek protokol metnini imzalayacağım."

            Gerek Inönü konuşurken ve gerekse kendi konuşması başlamazdan önce Gürkan salona girdiği zamanki heyecanını taşıyordu. Yanıbaşında oturan Genel Sekreteri Şahin, sürekli olarak kağıt mendiller çıkartıp yardımcı oluyordu. Inönü konuşmasını daha önceden hazırlamıştı ama Gürkan doğrudan doğruya konuşmayı tercih etmişti. Bu da bir liderin kendine güvende önemli bir yönüydü kuşkusuz.

            Gürkan heyecanlı sesle başladı konuşmaya:

            "Sayın Genel Başkan,

            Sayın Parlamenter arkadaşlarım,

            Her iki partinin Sayın MKYK üyeleri,

            Sosyal Demokrasiye gönül vermiş örgütlerimizin sayın temsilcileri, Sayın Basın mensupları ve Sayın konuklarımız,

            Iki buçuk ayı aşkın bir zaman içerisinde zaman zaman büyük umutlara kapılarak, zaman zaman karamsarlık içine düşerek ama hiçbir aşamada sosyal demokratların birlik ve bütünlüğünü sağlama konusundaki kararlılığımızdan, bunu sağlayacağımız konusundaki inancımızdan kayıplara uğramaksızın bugüne gelebilmiş olabilmemizi, kişiliğim adına, partim adına ve bu birleşmede katkıları bulunan Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeleri adına sevinçle karşılıyorum.

            Biliyorum ki, bugün yarınlara yönelik daha büyük sevinçlerin başlangıcı olacaktır. HP ve SODEP'in birleşmesini bir olayın bitiş noktası olarak görmüyorum. Aksine bu olayı daha büyük mutlulukların ve daha büyük sorumlulukların başlangıcı sayıyorum.

            Bu birleşmenin pek çok gerekçesi vardır. Ama bence asıl önemil olan on yılları aşkın bir süredenberi bir arada çalışmış olan sosyal demokratların, 6 ilkeye bağlı olanların 6 kasım koşullarının neden olduğu bölünmüşlüğünü, yabancılaşmasını önlememizdir. Ama bence en önemli gerekçesi, on yılları aşkın bir mücadele içinde oluşmuş, 6 ilkeye bağlı kadroların 6 Kasım'ın özel koşulları nedeniyle dağınıklık, savrukluk, birbirinden kopartılmış ve hatta bir ölçüde birbirine yabancılaşmış durumundan çıkartılıp yeniden, özellikle de bu tarihi binada bir araya gelmiş olmalarını sağlamış olmasıdır.

            Birleşme ve bütünleşmeye bu kadar içtenlikle ve her türlü özveriye hazır bir vaziyette başladığımızda inanıyorum ki, 6 ilkenin etrafındaki kadroların dağınıklığı ve savrukluğu yenilemezse, Türkiye'nin geleceği istediğimiz ölçüde aydınlık olamayacaktır.

            Bu protokolün her noktasında hiç kuşkusuz eksiklik, noksanlık vardır. Iki genel başkan ve merkez karar ve yönetim kurulu üyeleri her zaman ve her noktada her çevreye uygun olan formülleri bulmada zaman zaman acze düşmüş olabilirler. Ama inanıyorumki bugüne kadar her iki partinin gösteridği iyi niyet, olgunluk, fedakarlık ve sorumluluk duygusu bundan böyle de devam edecek ve ileride çıkabilecek sorunları da bugüne kadar olduğu gibi karşılıklı anlayış özgürlüğü içinde rahatlıkla aşacaktır.

            Bu birleşme bana sorarsanız salt sosyal demokratların birleşme ve bütünleşmesi değildir. Bundan da ötede önemli bir anlama sahiptir. Ben inanıyorum ki Türkiye'de demokrasinin serpilmesi ve güçlenmesi ancak ve yalnızca sosyal demokratların eliyle gerçekleştirilebilir. Geçmiş 35 yıllık deneyimimiz bize göstermiştir ki, Türkiye'nin azgelişmiş bir ülke olarak içinde bulunduğu koşullar, özellikle azgelişmiş, ekonomisinin önemli ölçüde önlenemez hale gelen savurganlığı, sağ düşüncede olan insanların liberal kalmalarını, sağ düşüncede olan insanların laik kalabilmelerini ve sağ düşüncede olan insanların kendilerini otoriter eğilimlerin dışında tutabilmeleri bugüne kadar mümkün olamamıştır. Bu ekonomik düzeni, bu savurgan bir biçimde işleyen ekonomik düzeni savunarak, otoriter eğilimleri yoketmek, dinci eğilimlere eğilim göstermemek ne yazık ki sağ için mümkün olmuyor. Bu nedenle bu birleşme ayrıca, aynı zamanda umuyor ve diliyorum ki, Türkiye'de demokrasinin artık kalıcı bir biçimde ve hiçbir biçimde gölgelenmeden 10 yıllar boyu işlemesi için çok önemli bir görev ve işlevi yerine getirecektir.

            Örgütlü halk desteklerinin sağlanamadığı bir anayasal ortamda bir sosyal demokrat partide görev alan değerli yöneticilerin yükü her zamankinden daha fazladır. Çalışan insanların örgütlenerek siyasete ağırlıklarını koyamadıkları bir ortamda sosyal demokrat bir partinin yöneticiliğini yüklenmiş insanlar bu örgütlü denetimin yerine ikame olabilecek ve partiyi halkın denetiminin ve onun parçası olmanın uzağına düşürmeyecek özel siyasal yöntemleri, özel siyasal sorumlulukları,sezileri yüklenmek zorunlulukları vardır. Aksi takdirde, büyük emeklerle ve büyük umutlarla ve iyi niyetle başlatılan bu büyük sosyal demokrat hareket hiç dilemediğimiz halde yarın halkın beklentilerinin uzağına düşebilir. Çünkü bugünkü anayasal ortamda bu ayrı düşmeyi ve bu uzak düşmeyi engelleyebilecek güvenceler ne yazık ki mevcut değildir. Bu nedenle Sosyal Demokrat Halkçı Parti'de yarın yönetim görevi yüklenecek insanlara gerçekten yürekten başarılar diliyorum ve bu güç işi başarabilmeleri konusunda her türlü yardımı vaadediyorum.

            Her iki partinin, birleşme müzakereleri arasında büyük yardımlar gösteren, büyük katkılar sağlayan yöneticilerine, başta Sayın Erdal Inönü olmak üzere, örgütlerimizdeki değerli mücadele arkadaşlarımıza ve bu işin olması konusunda hiç bir an güvenini ve kararlılığını eksiltmemiş halkımıza teşekkür ediyor, bu birleşme ve bütünleşmenin, hepimiz için, halkımız için, ülkemiz için, demokrasi için hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Teşekkür ederim."

            Evet imza töreninden sonra artık uygulama dönemine geçilmişti. ancak yine de sıkıntılar sona ermemişti.

            Tüzük ve program çalışmaları tamamlandı.

            Alınan kararların, tüzük ve program taslaklarının önce Halkçı Parti Kurutayı'nda, sonrada SODEP Kurultayı'nda onaylanması gerekiyordu.

            2 Kasım 1985 günü Halkçı Parti Kurultayı'nda önerilen program ve tüzük onaylanıyor. Tüzükte yer alan geçici madde gereği M.K.Y.K. seçimi yapılıyor. SHP'nin ilk merkez kuruluşu oluşturuluyor. HP'den 40, SODEP'ten 40 üyenin katıldığı 80 kişilik MKYK da aşağıdaki isimler yer alıyor.

            "Aydın Güven Gürkan, Vecihi Ataklı, Halil Ibrahim Şahin, Cüneyt Canver, Barış Can, Sırrı Özbek, Sururi Baykal, Enver Özcan, Kadir Narin, Aşkın Toktaş, Kenan Nehrozoğlu, Ibrahim Taşdemir, Yılmaz Demir, Muhteşem Vasıf Yücel, Tülay Öney, Turan Beyazıt, Ali Ihsan Elgin, Durcan Elirbayer, Ismet Turhangil, Ayhan Fırat, Tevfik Bilal, Münir Sevinç, Sahir Koçak, Yılmaz Çarkgil, Turhan Özgül, Doğan Sönmez, Sermet Sıvacı, Ufuk Büyükkırkık, Ibrahim Yılmaz, Sabri Koç, Hüseyin Durakcan, Veli Baz, Ismail Cem, Erdoğan Erman, Fermani Altun, Halil Ibrahim Karal, Hüseyin Avni Güler, Salih Alcan, Halil Goral, Cezmi Kartay, Türkan Akyol, Muzaffer Saraç, Atila Sav, Hicri Fişek, Ibrahim Önen, Güler Tanyolaç, Nail Gürman, Uğur Batmaz, Halil Akyüz, Cahit Angın ,Turgut Atalay, Tevfik Çavdar, Hasan Çetinkaya, Vedat Dalokay, Servet Devrimci, Hızır Ekşi, Kamer Genç, Mustafa Günaydın, Mustafa Gündeşlioğlu, Yiğit Gülöksüz, Erhan Işıl, Suphi Karaman, Algan Hacaloğlu, Kamil Karavelioğlu, Birgen Keleş, Saim Kendir, Cahit Külebi, Erol Köse, Mehmet Moğoltay, Süleyman Sarıalioğlu, Cemal Seymen, Metin Şahin, Cahit Talas, Mustafa Timisi, Enis Tütüncü, Fikret Ünlü, Kazım Yenice, Özkal Yici, Ekrem Yurdakoş, Bilal Şişman ve Arif Toprak, SHP'nin Merkez Disiplin Kurulu Üyeleri ise şu isimlerden oluşmuştu: Rafet Tüzün, Refik Oral, Olcay Mis, Sabiha Çaycı, Nevin Dağlı, Adil Esmer, Suavi Evin, Doğan Könel, Baki Kuru, Faruk Marşan, Yalçın Milli, Ali Rıza Akaydın, Hayrettin Ozansoy, Turgut Altunkaya, Neriman Elgin, Cevdet Karslı, Metin Üstünel, Ali Bacak, Nihat Eruysal, Mehmet Kara, Muhittin Yıldırım ve Veysel Varol" (*).


            3 Kasım Pazar sabahı ise Ses Sineması salonunda Sosyal Demokrasi Partisi'nin son kurultayında; Erdal Inönü de SODEP Genel Başkanı olarak son konuşmasını yapıyor. Yaklaşık yarım saat süren ve alkışlarla tamamlanan bu konuşmanın son bölümüne yer vermek istiyorum.
 

            "Değerli Delegeler,

            Sizlere, hepinize de ayrı ayrı teşekkür borçluyum. SODEP'i birlikte kurduk ve geliştirdik, bütün güçlükleri birlikte aştık, seçimleri birlikte kazandık,birlikte kaybettik. Bugün de daha büyük bir parti haline gelmek için SHP'ye birlikte katılmayı öneriyorum. Parti kurucularının pek çoğu benim gibi, siyaseti bilmeyen, bizden beklenen bir görevi yapmak amacıyla siyasete atılmış insanlardı. Buna karşılık aranızdan bir çok arkadaşımız da siyasetin, particiliğin ne olduğunu bilen deneyimli kişilerdiniz. Acemiliğime aldırmadan beni aranıza kabul ettiniz, başkan olarak benimsediniz ve particiliği,siyaseti öğretmeye çalıştınız. Bunun için hepinize yürekten minnettarım. Yalnız herhalde particiliği iyice öğrenemedim ki, birleşme için partiyi kapatmaya götüren bir yol seçtim. Ama bu kimsenin kabahati değil, öğrenmek için yeteri kadar zaman olmadı.

            Tarihi kararınız siyasal hayatımıza yön verecek, sosyal demokratlara iktidar yolunu açacaktır. Başarılarınız sürekli olsun, diyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum." (**).
            Evet Erdal Inönü Boğaziçi Üniversitesi'ndeki kürsüsünde görev yaparken, Ankara'da CHP'li milletvekilleri, il başkanları, belediye başkanları, meclis ve senato başkanları aylarca uğraş vermişler, sonunda CHP ve Atatürk ilkelerini savunacak yeni bir partinin kurucu kadrosunu oluşturmuşlardı.

            Inönü işte bu oluşumdan sonra Ankara'ya davet edilmiş ve görev alması istenmişti.

            Görevi kabul ettiği gecenin sabahında ise, fiilen Genel Başkan olmuştu.

            Vetolar nedeni ile ayrıldığında kalan 15 vefakâr ve inançlı kurucu üye SODEP'in kuruluş ve örgütlenmesini gerçekleştirdikten sonra O'nu yeniden Genel Başkanlığa davet etmişlerdi.

            Ama O, bu konuşması ile Genel Başkanlıktan ayrılıyor. Dişle, tırnakla oluşan SODEP'in de feshini istiyordu.

            Demek ki, kolay elde edilen kazançların kaybı da kolay oluyor.

            Delegelerin konuşmalarında;

            Saim Kendir, Inönü'yü çok ağır bir dille eleştiriyor. Konuşmasında "Gün gelecek pişman olacaksınız. Ama iş işten geçmiş olacak" diyor ve kesinlikle karşı olduğunu açıklıyordu.

            Önder Kırlı da, üzüntülerini içeren çok duygusal bir konuşma yapıyor, siyasete artık son vereceğini de ilave ediyordu.

            Delegelerin konuşmaları sona erdikten sonra oylamaya geçiliyor.

            Divan Başkanı Şeref Bakşık Sosyal Demokrasi Partisi'nin kendisini feshedip SHP'ye katılmasını oya sunuyor.

            Toplam 784 delegeden 478'inin katıldığı bu oylamada 457 kabul 18 delege red, 3 delegenin çekimser oy verdiğini açıklıyor.

            Sonucu alkışlar ve gözyaşları arasında açıklayan Bakşık "Biz cenaze kaldırma duygusu taşımıyoruz. Bu olay bir ölüm değil, yeniden doğuş hareketidir. Yüce sosyal demokrat Atatürk, Anıtkabir'den birleşme kararı alan kurultayımıza sevgiyle el uzatıyor" diyordu.

            Bu oylama sonucu da SODEP'in ömrüne son verilmesi kararının ne kadar zor olduğunu kanıtlıyordu.

            Daha sonra kürsüye gelen Bildiri Komisyonu Başkanı Önder Kırlı siyasal tarihimize karışan SODEP'in son bildirisini okuyor.
 

            "SODEP, tüm olumsuz koşullara karşın özgürlükçü ve katılımcı bir demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla yapılandırılması için kuruldu. Tam bağımsız, dünyada saygınılğı olan, insanları temel hak ve özgürlüklere sahip bir Türkiye ana hedefimizdi. Bu inançla gerekçeleri açıklanmayan "veto"larla gerçekleri açıklanamayan, yurttaş olmanın en doğal sonucu olan seçilme hakkından yoksun bırakılmasına karşın dimdik ayakta kaldı. Yurt düzeyinde verdiği kavgayla, demokrasi savaşının onurlu bir eri oldu. Halkımız üzerinde yoğunlaştırılan baskı, korku ve yılgınlığı meydanlara sığmayan onbinlerle aştı. Bu demokratik savaşımıyla SODEP, bütün siyasal partilere örnek oldu, önderlik etti.

            Kısa yaşamına siyasal kavgaların en onurlularını sığdıran SODEP, gücünü, Türkiye sosyal demokratlarının, ulusal kurtuluş savaşından bu yana gelen tarihsel birikiminde, demokrasi inancında, bağımsızlık tutkusu ve özgürlük aşkında bulmuştur.

            Türkiye'nin sosyal demokratları, sosyal demokrat iktidarı bir an önce gerçekleştirebilmek, zengini daha zengin eden yoksulluk ve fukaralığı kader sayan bu bezirgan iktidarını yıkmak için SHP'yi kuruyor. Hedef, insanın insanı ezmediği, hakça bir düzen içinde sorunların süratle çözüldüğü,ülkenin sanayileşerek hızla kalkındığı, tam bağımsızlığın özenle korunduğu, dünyada haklarını koruyabilen ve saygın bir yeri olan Türkiye'yi yaratmaktır.

            Elele, yürek yüreğe bu özlemi gerçekleştireceğiz.

            Selam olsun sosyal demokratların birliğini yaratanlara,

            Selam olsun bu birliğin içinde geleceğe köprü kuranlara,

            Selam olsun zeytin dalına, güneşe ve altı ok'a."


            Süleyman Coşkun kitabında devam ediyor.

            "Kırlı'nın heyecanlı sesi bildirinin son kelimesini okuyunca herkes artık sonuca ulaşıldığını biliyor ama bunu kendisi için bile söylemek istemiyordu. Bunu yapacak tek kişi o anda Inönü idi.

            Toplantı bitmezden önce SODEP Genel Başkanı olarak son kez kürsüye geldi. Ön sırada oturan Türkan Akyol, Güler Tanyolaç'tan en arkada oturan herhangi bir konuğa kadar hemen herkes hıçkırıklar arasında Inönü'yü dinliyordu. Inönü de, o güne kadar belki ilk kez yüzünde bir tebessümle değil gözlerinde ha desen boşalacak göz yaşlarıyla konuşuyordu:

            "SHP'nin ülkemize, halkımıza, hepimize hayırlı olmasını candan diliyorum. 2,5 yıldır birlikte yürüttüğümüz SODEP şu andan itibaren tarihe kavuştu. SODEP birçok bakımdan eşi bulunmayacak bir partiydi. Yeni kurulan SHP'yi en büyük başarılara götürmek yine bizlerin görevidir. Artık SODEP'li HP'li kalmadı. Hepimiz SHP'liyiz. Ben de yarın SHP'ye katılacağım.

            SODEP'in bir başka partiye katılması kendi irademizle oldu. Bütün üyelerimizin SHP'de toplanmalarını diliyorum."

            Inönü konuşmasını bitirip yerine dönerken o güne kadar dikkatle politikanın dışında kalan eşi Sevinç Inönü'nün de gözlerini sildiği görülüyordu.

            SODEP Olağanüstü Kurultayı'nda son sözleri söylemek de Bakşık'ın göreviydi. O da birkaç sözle SODEP'i bitiriyordu:

            "Aldığımız tarihsel kararla, SODEP'in hukuksal varlığını sona erdirmiş oluyorsunuz. Siyasal Partiler Yasası'nın anlatımıyla SODEP'in Büyük Kongre'ce kapanması, anılan yasanın aradığı yeter sayıya uygun biçimde gerçekleşmiştir. Aynı yasa gereğince SODEP'in tüzel kişiliği kararınızın alındığı tarihte, yani bugün sona ermiş oluyor.

            Tarih pek çok siyasi partiye mezar olmuştur. Ama daha çok siyasal işlevini yitirmiş, tükenmiş, sosyolojik olarak yok olmuş partiler gömülüdür tarihin toprağında. Tükenmedikleri halde sadece hukukca yok edilebilmiş, yaşamlarına dıştan son verilmiş olan siyasi parti örnekleri vardır. Demokrat Parti, Adalet Partisi ve nihayet yüce kurucu ve devrimci parti sevgili Cumhuriyet Halk Partisi, buna örnektir. Ama bunlar, dıştan sadece hukukça yok edilebilmişlerdir. Sosyolojik varlıklarını sürdürmeleri önlenememiştir.

            Bir de SODEP türü vardır, sevgili üyeler: Bu, kendine özgü bir örnektir. Çünkü bunda, tarihsel işlev bitmemiştir. Seçmen ölçeğinde kendini kanıtlamış büyük SODEP'in dıştan, resmi yoldan ,hukukça sona erdirilmesi de söz konusu değildir. Buna karşın bu güçlü parti, hukuksal varlığına, kendi iradesiyle son vermiş oluyor. Bu yönü ile olay, tarihte belki de tek örnektir.Öyle ise SODEP 1. Olağanüstü Kurultayının kararı ile sizler,sadece Türkiye'de değil, büyük olasılıkla dünyada da benzersiz, en azından pek az rastlanır bir olayın yaratıcısı oluyorsunuz.

            Olağanüstü zor koşullar altında kurduğumuz ve birbirinden ağır engelleri aşarak varlığını sürdürebildiğimiz büyük başarılarla dolu sevgili partimizi, kendi ellerimizle hukukça yok etmenin kuşkusuz zorluğu vardır.

            Bunu bir sona eriş sanmak da yanlıştır. Çünkü bu olay bir ölüm değildir, bir doğumdur. Boğulmak istenen bir toplumsal akımın canlandırılmasıdır bu!"


            Şeref Bakşık'ın konuşması da bittiğinde; bir an sessizlik oldu. Sonra hep birlikte "Dağ başını duman almış" marşı söylenmeye başlandı.

            Hep ayakta idik. Yanımda Ibrahim Önen duruyordu. Başlangıçta bu marşa titrek sesle katılıyordu. Ancak birden göz yaşları boşandı sessiz kaldı.

            Herkes bir ikilem içinde idi. Söylenen zafer marşı mıdır? Yoksa Chopın'ın ünlü marşı mı?

           Gerçek şu idi ki bir sel gelmiş, bizi önüne katmış, gidiyorduk.

           Nereye?

           Işte esas soru bu idi. Bu yolculuk bizleri başarılara, mutluluğa mı götürecekti?

           Yoksa pişman mı olacaktık?

            Bu satırları yazdığım Eylül 1996'da yanıt alınmıştı. Ne Halkçı Parti vardı, Ne SODEP, ne SHP... Ve en önemlisi bu partilerin kurulurken amaç bildikleri bir CHP iktidarı da söz konusu değil artık... Iktidar olmak bir yana, çok acıdır ki CHP şimdi  ana muhalefet partisi konumunu da yitirmiş bulunmakta..