Siyasal Anılar ve Sosyal Demokrasinin Öyküsü  
BÖLÜM
- 16 -

6 KASIM SEÇIMLERI SONRASI
DURAKOĞLU'NUN BEKLENMEYEN ÖLÜMÜ,
ERDAL INÖNÜ'NÜN YENIDEN GENEL BAŞKAN OLUŞU

            Ben ve arkadaşlarım, SODEP'in kuruluş günlerinde siyasetin bir maraton olduğunu kabul etmiştik.

            Bu nedenle 6 Kasım seçimleri bizler için bir son değildi. Bu seçimlerde milletvekili olabilmek ve parlamentoya girmek de amaç değildi.

            Biz ülkemizde özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı bir demokrasinin yerleşmesini, lâik, demokratik hukuk devletinin işleyişini, sosyal adaletin gerçekleşmesini amaç biliyorduk.

            Böyle düşündük, böyle karar verdik ve böyle davrandık.

            Bunun sonucu 6 Kasım seçimleri sonrası SODEP kamuoyunun güveninikazandı.

            Artık gündemimizi; partinin daha güçlü olması, örgütlenmesine hız verilmesi, eğitim çalışmalarına daha çok zaman ayırmamız, insan haklarını yok sayarak alınmış kararların günü geldiğinde kaldırılması  oluşturuyordu.

            Bu nedenle örgüt  bölge toplantılarının yapılması kararlaştırıldı.

            Ilk toplantı, 11 Aralık günü Bolu il örgütü tarafından Koru Motel'de düzenlendi.

            O gün Ismail Hakkı Zarakol'un otosunda Ahmet Durakoğlu ve ben güzel söyleşiler ile Bolu'ya gittik. Mevsim kış olmasına karşın  güneşli bir günde partimizin ilerde yapacağı etkinliklerden de sözettik.

            Bolu Il Başkanı Ahmet Özcan ve yönetim arkadaşları çok dikkatli ve düzenli bir bölge toplantısı hazırlamışlardı.

            Toplantının açış konuşmasını ben yaptım. Büyük ilgi ve coşku vardı.

            Durakoğlu söz aldı. O güzel ortamda konuştukça coşuyor ve dinleyenleri de coşturuyordu. Bir ara terlediğini gördüm. Konuşmasını yürekten alkışlar arasında bitirdi.

            Kâmil Karavelioğlu söz aldı. Benim ve Durakoğlu'nun konuşmalarına övgü ile konuya girdi.

            Durakoğlu, karşımda oturuyordu. Terlemesi devam ediyordu, benzi de sararmıştı.  Bir ay önce partide beraberken yine böyle bir durum olmuş ve hemen doktor ve hastahane muayenesi yaptırmıştık.

            Hiçbir şeyi yok denmişti. Fakat durumu iyi görmedim. Yanımda bulunan Genel Başkan Yardımcısı Kemal Sarısoy'a acele Durakoğlu ile ilgilenmesini söyledim. Doktor arkadaşlarımız da koşuştu. 

            Acı son önlenemedi.
            Gülerek güzel şeyler düşünerek gittiğimiz Bolu yolculuğundan dönüşte gönül dostu Durakoğlu'nu hayatı son bulmuş olarak, ambulans ile Ankara'ya getiriyorduk.

            13 Aralık günü saat 11.00'de parti genel merkezi önünde yapılan bir tören sonrası uğurlandı.

            O gün o büyük insanı yolcu ederken aşağıdaki konuşmayı yaptım.

           "Aziz arkadaşlarım,
            Ömrünü ülkemizin ve ulusumuzun yücelmesine ve mutluluğuna adamış değerli insan Ahmet Durakoğlu'nu ebedi yaşam evresine, içimize sığdıramadığımız acılarla yolcu ediyoruz.

            Acımız çok büyüktür.
            Gerçek yaşamında yılmadan yorulmadan savunduğu kişi özgürlüğü ve insan onuru uğruna sürdürdüğü çalışmalarının ardından kuruluşundan bu yana Sosyal Demokrasi Partisi Genel Sekreteri görevini büyük bir özveri içinde yürütmüş, soylu ve örnek davranışları ile Partimizin bugünkü aşamaya ulaşmasına büyük katkıları olmuştur.

            Ölümünden çok kısa bir süre önce yaptığı konuşmada, yüce ulusumuzun mutluluğunun her makamın ötesinde amaç olduğunu, yalnız Türk ulusu için değil bütün dünya insanlarının barış ve özgürlük içinde mutlu olacaklarına olan inancını, son atışlarını sürdüren kalbinin sesi olarak dile getirmiştir.

            Sosyal Demokrasi Partisi mensupları, insan sevgisiyle dolu bu büyük insanı yitirmenin acısı içindedir.

            Sadece SODEP alemi için değil, Durakoğlu'nu uzaktan yakından tanıyan herkes için bu acı büyüktür. O'nun dürüst bir hukukcu sıfatıyla verdiği hizmetleri bilenler Durakoğlu'nun bıraktığı boşluğun büyüklüğünü tanımlamakta güçlük çekmektedirler.

            Durakoğlu'nun Belediye Başkanı sıfatıyla Sıvas'lı hemşehrilerine verdiği  hizmetler ve bu görevini sürdürürken yaptığı çalışmalar her türlü övgünün üstündedir.

            O'nun parlamento hayatındaki hizmetleri de onur vericidir. Dürüst, saygın bir politikacı kimliği ile siyasal hayatımıza katkılarını bilenler, Durakoğlu'nu siyasal yaşamında doruğa erişmiş bir politikacı olarak tanımlamaktadırlar.

            Durakoğlu, hukuk devleti kavramını ülkemize yerleştirmek isteyen gerçek bir hukuk savaşçısıydı.

            Insan sevgisini ve özgürlükçü demokrasiye bağlılığını kişiliğinde somutlaştıran bir politikacıydı. O'nun için sosyal demokrasi, insan sevgisiyle özgürlükçü demokrasinin senteziydi. Bu sentezin ülkemizde bir gün gerçekleşmesi için var gücüyle çalışmakta ve siyasal yaşamının meşakkatli yolculuğunda ne büyük bir azim ve ne büyük bir idealizme ihtiyaç olduğunu herkese göstermekteydi.

            Biliyor ve inanıyoruz ki, O, yüce ulusumuza ve vatanımıza büyük hizmetler vererek kendisini yetiştirmiş ender insanlardan biriydi.

            Durakoğlu, onurlu yaşamı, o yaşamın anlamına uygun bir ortamda ve kader arkadaşlarının kolları arasında noktalandı. Yaşamının en verimli çağında bizleri vakitsiz yalnız bıraktı. Ardında dayanılması çok zor bir acı ve unutulması imkansız bir dostluk bıraktı. Bu acıyı dindirmenin ve dostluğa layık olmanın tek yolu O'nunla paylaştığımız ideallere daha büyük bir gayretle hizmet etmektir.

            Merhum Durakoğlu'nun örnek kişiliği ve aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyorum.

            Ruhu şadolsun."

            Durakoğlu'nun bu beklenmeyen bir zamanda sonsuz kaybı elbette önce o'nun eşi, çocukları ve tüm sevenleri için onarılmaz bir acı ve bu yeri asla dolmayacak bir boşluk nedeni olmuştu.

            Aynı zamanda SODEP için de hatta demokrasimiz için de onarılmaz kayıp olmuştu.

            O, SODEP'de ortadirekti. Bu partide daha sonraki aylar ve yıllarda onun yokluğunu hep hissettim...

            6 Kasım seçimleri sonuçlarının kesinleşmesi ve TBMM Başkanlık Divanı'nın oluşması ile Anayasa'nın Geçici 3. Maddesi gereği Milli Güvenlik Konseyi'nin yasama ve yürütme yetkisi de sona erdi.

            Konsey'in bazı kararlarının yürürlükten kalkması ile yeni siyasal ve hukuksal durum doğdu.

            Artık veto kararı alınamayacaktı. Eski vetoların da geçerliliği sona ermişti.

            Vetolar hakkındaki düşüncelerimi ve verdiğimiz mücadeleyi, vetolar bölümünde açıkladım. 1 Ağustos konuşmamızın ayrıntılarını siyasal hakların geri verilmesi için yapılan referandum öncesi kamuoyuna yaptığım açıklama da o bölümde yer aldı.

            Bütün bu açıkamalarda benim görüşüm kesin olarak belli idi. "Vetolar, insan haklarına, demokrasiye, hukuka aykırıdır".

            Erdal Inönü Genel Başkanlıktan, veto edildiği için ayrılmıştı. Ben O veto edildikten sonra Genel Başkan olmuştum.

            Erdal Inönü ayrıldığında 16 Kurucu üye ve içi boş kiralık bir genel merkez binamız vardı. Devir aldığım parti bu durumda idi.

            O günden sonra bir yandan vetolar ve soruşturmalar karşısında dava arkadaşlarımla uğraş verilmiş, bir yandan da ülke genelinde 67 il, 508 ilçede inançlı ve sağlıklı bir parti örgütlenmesi sağlanmıştı.

            6 Kasım öncesi ve sonrası yaptığımız demokrasi mücadelesi nedeni ile kamuoyunda SODEP büyük güven kazanmıştı.

            Işte bu ortamda bana ulaşmayan bir sorunun varlığını hissediyordum. Erdal Inönü Genel Başkanlığa dönecek mi?

            Benim kararım kesindi. Ancak yasal engeller kalkmadan açıklamayı doğru bulmamıştım.

            Aslında bunu ilk kez Istanbul il örgütünün Çakıl Gazinosu'nda düzenlediği örgüt tanışma ve dayanışma yemeğinde örtülü bir şekilde açıklamıştım.

            Konuşmamın bir yerinde:

            "Günü geldiğinde Konsey'in partimiz için ve vetolarla kişiler için aldığı tüm kararlar sona erecek, yapılan haksız uygulamalar kalkacak herkes kendi yerini alacaktır" sözleri vardı.

            Erdal Inönü de o toplantıya Paris dönüşü gelmişti. O'nu ve beni birlikte coşku ile alkışlamışlardı. Partide bu düşüncemi Ahmet Durakoğlu'na açmıştım.

            "Tabii başarılı oldunuz, ama size yakışan bu karar olur" demişti.

            Işte böylece beklenen gün gelmişti.

            Konuyu önce Erdal Inönü'ye bildirmem doğaldı.

            Konuşmamız şöyle geçti:

            Özel bir yemekte; 

            -"Kurucular Kurulu'nu toplantıya davet ettim. Genel Başkanlıktan çekileceğim. Sizin tekrar genel başkanlığa getirilmeniz için karar alacağım".

             Inönü, birden "Kesinlikle böyle bir şey olmaz. Siz partiyi bugünlere başarı ile getirdiniz. Devam etmelisiniz. Ben bunu kabul edemem. Siz devam edin. Ben de yardımcı olurum".

            -" Bu mümkün değil. Ben sizin veto edilmeniz sonucu genel başkan oldum. Artık vetolar geçersizdir. Bundan sonra o koltukta oturmayı haksızlığı onaylamak sayarım".

            - "Yok, yok siz devam edin. Ben kabul etmem."

            - "O zaman ben kararımı bildireyim. Yarın Kurucular Kurulu toplantısında önce ben genel başkanlıktan istifamı açıklarım. Daha sonra sizi aday gösteririm. Genel Başkanlığa seçilirsiniz. Ondan sonra karar sizin olur."

            Inönü,

            - "Sayın Kartay, bu kadar kararlı iseniz karşı çıkamayacağım. Ancak veto edilenlerden 10 arkadaşımın da yeniden Kurucular arasına alınması şartım olur".

            Bu öneriden arkadaşlarımız rahatsız oldular. "Biz ona güveniyoruz. Ama Inönü bizlere güvenmiyor mu?" diye itirazlarını söylediler. Böyle düşünmemelerini rica ettim.

            Türkân Akyol, Muzaffer Saraç, Atilla Sav, Ibrahim Önen, Kazım Yenice, Enis Tütüncü, Şerafettin Uzuner, Selahattin Canbay, Yaşar Alıçlı, Dr. Ziya Tinel yeniden seçildiler.

            17 Aralık 1983 günü Kurucular Kurulu toplantısında aşağıdaki konuşmayı yaparak Genel Başkanlıktan ayrıldım.

            "Sosyal Demokrasi Partisi Kurucular Kurulu Değerli Üyeleri,

            Yüce ulusumuza özgürlükçü demokrasi yolu ile görev verme toplumumuzu Atatürk ilkeleri doğrultusunda çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırma amacında inanç ve gönül birliğinde kurulan partimiz, 6 Haziran 1983 gününde tüzel kişilik kazanmıştır.

            Ülkemizin yeniden demokrasiye geçiş aşamasında özgürlükçü demokrasi ile bağdaştıramadığımız yasal kısıtlamaların getirdiği uygulamalar sonucu, bu amaca gönül veren ve başta kurucu Genel Başkanımız olmak üzere 21 kurucu üyemiz veto edilmiştir.

            O günün ortam ve koşullarında yapılan durum değerlendirmesi sonucu, toplumumuza Atatürk ilkeleri doğrultusunda hizmet verme bilincinde olan kurucular davaya devam kararı almışlardır. Genel Başkanlık yüce görevi bu koşullarda bana emanet edilmiştir.

            28 Haziran 1983 gününde alınan kurucular kurulunun bu kararı, Cumhuriyetin kurucusu büyük Atatürk'ün ve O'nun dava arkadaşı Ismet Inönü'nün, bu günlere ışık tutan ilkeleri doğrultusunda,ulusumuza ve vatanımıza görev verme benim için ömrümün eşsiz değerdeki bir onuru olmuştur.

            Bu kadar  yüce ve tarihi görevi, sizlerin her türlü güven uyarılarınızla bütün gücümle yürütmeye özen gösterdim.

            Bugün bütün bu duygular ve çabaların ortak sonucu, Sosyal Demokrasi Partisi Türk toplumu için bir umut ve bir güven kaynağı olmuş, yalnız iç dünyamızda değil, bütün uygar ülkeler kamuoyunda da kendini tanıtma ve kabul ettirme düzeyine ulaşmıştır.

            Yurt genelinde, 66 il ve 530 ilçede örgütü ile mutlu yarınların umudu, yüce ulusumuzun çok güçlü güvencesi olmuştur.

            Yaşadığımız dönemin siyasal ve sosyal koşulları içinde bu olay elbette kendine özgü bir başarıdır. Bu başarı benim değil, siz değerli kurucu arkadaşlarımızın ve Sosyal Demokrasi davasına gönül veren aramızda olmayan diğer çok sayın kurucularımız ile bu fikirlere gönül verenlerin ortak başarısıdır.

            Sosyal Demokrasi Partisi, kuruluşundan bugüne kadar sorunlara sürekli olarak ilkeleri açısından bakmıştır. Temel ilke olarak da her sosyal davranışın, insanın yücelmesi ve insan onuru olduğuna inanmıştır.

            6 Kasım Milletvekili seçimleri sonrası, demokrasiye geçiş sürecinde yeni bir değerlendirme ortamının oluştuğu kanaatindeyim. Bu süreç içinde bize düşen görev insan onuruna yönelik ve nedenleri bilinmeyen olayların izlerini silmek, bu olayları tarihin değerlendirmesine bırakmaktır. Bunun için Sosyal Demokrasiye inanmış, insan onuruna içtenlikle saygı duyan bir kişi sıfatıyla, yeni demokratik aşamada doğan yasal olanaklar içinde sizlerin yeniden düşünme ve düzenleyici karar almanız için, Sosyal Demokrasi Partisi Genel Başkanlığından çekilme kararı aldım.

           Ömrümün bu ölçüde onurlu bir görevi kapsayacağını da görmeninbeni sonsuz mutlu ettiğini, bu nedenle çekilmemin bir inanç gereği olduğunu belirtmek isterim.

            Sosyal Demokrasi Partisi Genel Başkanı sıfatı ile, içinde bulunduğumuz olağanüstü koşullarda ortak inançlarımıza hizmet etmeye çalıştığım aylar içinde bana gösterdiğiniz güven ve her uygulamanın daha iyi, daha güzel olmasına yönelik uyarı ve kararlarınız için gönülden şükran duygularım sonsuzdur.

            Hepinize en içten teşekkürlerimle gönül dolusu sevgi ve saygılar sunarım."

            Böylece Erdal Inönü ikinci kez Genel  Başkanlığa getirildi. Parti çalışmalarına daha geniş bir kadro ile geçildi.

            Erdal Inönü, Hürriyet Gazetesi'nin 18 Aralık Pazar günlü nüshasında "Inönü yine Genel Başkan" başlığıyla yer alan yazısında şu kısa konuşmayı yaptı:

            "SODEP Genel Başkanlığı'na getirlmem onurlu bir görevdir. Bu onura layık olmaya çalışacağım. SODEP'te kişiler önemli değildir. Ilkeler önemlidir. Bir saat önce Sayın Cezmi Kartay Genel Başkan'dı, durup dururken ayrıldı. Şimdi ben genel Başkanım. hepinize gönülden teşekkürler ediyorum"
            Ben ayrılma nedenini Inönü'ye ayrıntılı olarak bildirmiş ve yukarıda yer alan yazılı açıklamamda da açıkça belirtmiştim.

            Inönü'nün bu kısa konuşmasında "Durup dururken ayrıldı" şeklinde kısaltması kendi uslubu idi. Yorumunu açık bırakmıştı. 

            Bu konuşmalardan sonra Oktay Ekşi de Genel Başkan Yardımcılığı'ndan çekilme isteğini incelikle düzenlediği kısa konuşmasında açıkladı.