BÖLÜM
- 13 -
ZOR GÜNLER
6 Haziran 1983 günü büyük umutlar ve coşku içinde başlayan "SODEP öyküsü"
23 Haziran gününde başta Genel Başkan Erdal Inönü olmak üzere 21 kurucu
üyenin veto edilmesi karşısında çok büyük bir sarsıntı geçirdi.
,
Ilk vetolarla ilgili olaylara daha önce yer verdim.
Yeni kurucuların önerilmesi ve benim genel başkanlığa getirilmemden sonra
yönetim kadroları oluştu. Zor günler başladı. Önce hergün insanlarla
dolup taşan parti koridorları boşaldı.
Bizi heyecanla arayanlar ise; daha önce yaptığımız vadeli demirbaş alımlarının
alacaklıları, telefon tesisatını yapan firma temsilcileri idi.
Genel Başkan olduğum gece birçok dostumdan telefonla gelen tebrik ve başarı
dilekleri yanında, bize on gün önce iki milyon bağışta bulunmuş olan bir
işadamının mali sıkıntıya düştüğü gerekçesi ile parasını geri isteyen telefonu
da vardı.
Bu şahsı tanımıyordum. Hatta böyle bir yardım yaptığını da bilmiyordum.
Inceleyeceğimi söyledim. Ertesi günü ilgililerden yaptığım soruşturmada
gerçekten o kişinin böyle bir bağışı olduğunu, ancak kendisinin Vedat Dalokay'ın
da yakını olduğunu açıkladığını, bağışta partiye olan bağlılığının neden
olduğunu, ailece CHP'li olduğunu söylediğini açıkladılar.
Bu kişi bir gün sonra yine telefonda idi. Parasını istemekte ısrarlı idi.
Ertesi gün parası iade edildi.
Esasen çok ölçülü olarak toplanan parti kasasındaki para 30.6.1983 gününde
110 bin liraya(*) düşüverdi.
Süleyman Sarıailoğlu her aşamada partiye mali destek bulmada büyük çaba
göstermiştir.
O günlerde yine bu görevi o üstlendi. Ne var ki görüştüğü kişiler hep süre
istiyorlar, muhtemelen partinin devam edip etmiyeceği kuşkusu ile yardım
etmeyi erteliyorlardı.
Benim emekli ikramiyemden kalmış olan miktar 400 bin lira(*) civarında
idi. Onu da sıfırladım. Ama alacaklılar, yine de genel başkanlığın
devamlı ziyaretçileri haline gelmişlerdi.
Genel Başkan odasını tefriş eden, binanın telefon tesisatını yapan ve büro
malzemelerini satan firmalara, iki gün sonra gelmeleri söylendi. O iki
gün içinde yine para bulunamadı. Bu üç firmanın gönderdiği adamlar
Özel Kalem odasını işgal etmiş, paralarını bekliyorlardı.
Kardeşime telefon ettim. Durumu anlattım. acele 1 milyon(**) bulup,
göndermesini istedim. Kısa bir süre sonra para geldi. Kemal Sarısoy'u
çağırdım ve "Bu parayı dışardaki üç firmanın adamlarına bölüştür. Bize
bakiye alacakları için süre versinler ve gitsinler" dedim.
Sarısoy biraz sonra geldi. "Tamam Başkanım işi halletim. Üzülmeyin" diye
sonucu bildirdi.
Esasen bütün giderleri kısmıştık. Bunun yanında Ahmet Durakoğlu ve tüm
kurucuların yardımları ile mali sorunları bir düzene koyduk. Süleyman Sarıalioğlu
da görüştüğü kişilerin arkasını bırakmıyor ve yardımları alıyordu.
Ibrahim Cevahir Ankara'ya geldiğinde partiye yardım yapmadan dönmüyordu.
Parasal kriz aşıldıktan sonra Posta Çeki ve biner liralık bağış uygulaması
ile aylık yardımlar gelmeye başladı. SODEP amblemli sigara, kül tablası,
anahtarlık, kalem ve SODEP rozeti satışları da gelir getirmeye başladı.
Ilk günlerde durumu gören idari personel ve sekreterler hiçbir ücret almadan
çalışmakta ısrar ettiler. Bu özverileri nedeni ile parti onlara şükran
borçludur.
Daha sonra pek tabii ücretleri belirlendi ve ödendi.
Parti Genel Merkezi Dinleniyor mu?
Ilk günlerin sarsıntısı; tüm kurucuların inançlı, heyecanlı yaklaşımları
ile aşıldı.
Örgütlenme ve etkinlik konusunda Başkanlık Divanı'nda sürekli toplantılar
yapıyoruz.
Bir toplantımızda şu kararları aldık:
1- Parti il ve ilçe örgütleri merkezlerinin açılışları için törenler düzenlenecek,
2- Parti tüzük ve programı basında tanıtılacak, gerekli açıklamalar yapılacak,
3- Parti kurucularını tanıtacak yayınlara yer verilecek,
4- Bütün yazışmalarda parti amblemi kullanılacak,
5- Örgütün birbirini tanıması ve etkinliği için yemekli toplatılar yapılacak,
6- Bir kaç gün sonra Ramazan Bayramı geleceği için parti amblemi olan kartlar
basılacak, tebriklerde bunlar kullanılacak.
Bu konuşmalar Genel Başkan odasında 4 Temmuz günlü toplantıda yapılmıştı.
6 Temmuz günlü Milli Güvenlik Konseyi'nin 31 sayılı kararı ile kuruluşunu
tamamlamış ve tamamlamamış siyasi partiler ayrımı yapılıyor ve bu bildiri
ile onaylanmış kurucu üyesi 30'u bulmamış siyasi partilerin yukarda yer
alan hususlardan hiçbirini uygulayamacağı açıklanıyordu.
Bu bildiriyi okuyup hayret etmemek olanaksızdı.
Bastırdığımız bayram tebrik kartları da elimizde kalmıştı.
Bu genelgeye göre kuruluş ve örgütlenme durumları hakkında yayın da yapamayacaktık.
Yani, "Şu kadar il ve şu kadar ilçede örgüt kurduk. Bugüne kadar partimize
şu kadar insan üye oldu" demek dahi yasaklanmıştı. Bu bildirinin yayınlanmasından
birkaç gün sonra Ahmet Durakoğlu "Bir kişinin önemli ve özel bir konuşma
yapmak isteğinde bulunduğunu ancak gizliliği nedeni ile partideki görevliler
ayrıldıktan sonra gelmek istediğini" bildirdi.
O gün akşam üzeri çalışanlar ayrıldıktan sonra sekreteri de gönderdik.
Partide bir tek odacı, Durakoğlu, Ekşi ve ben kaldık.
Gelen şahıs, kendisinin CHP'sine gönülden bağlılığından söze başladı. Vatan-millet
sadakati ile konuşmaya devam etti:
Konuya geçti:
"Partiye gece bazı kişilerin girdiğini ve dinleme aletleri koyduklarından
şüphe ettiğini, kendisinin elektronik mühendis ve uzmanı olduğunu" söyledi.
Dinleme sistemleri üzerine bizim pek anlamadığımız teknolojiden söz etti.
Ben kendisine "Peki şimdi partide böyle gizli dinleme cihazları var mı?
Bunu anlayabilir misiniz?" diye sorduğumda. Evet "Bunu tespit benim için
kolay" dedi. Yanında getirdiği bir dinleme kontrol cihazı ile genel başkan
odasından başladık. Kontrolde alet sinyal veriyordu. En yüksek sinyali
de genel başkan yardımcısı Oktay Ekşi ve Kemal Sarısoy'un odasında vermişti.
Kurucular toplantı salonu da epey ses veriyordu.
Bu öneriyi getiren kişi "Önleme aletleri getirebileceğini, Almanya'ya
gidip son teknolojiye uygun bir sistem kuracağını, gece gizli giriş için
alarm düzeni yapabileceğini" bildirdi.
Bu konuda maliyet hesabını da içeren bir teklif getirmesini söyleyip yolcu
ettik.
Bir süre sonra üçyüz bin lira(*) karşılığında böyle bir tesisat yapabileceği
teklifini getirdi. (O günler de bu para bizim için önemli idi). Ancak
bu kişinin başvuru şekli ve davranışlarından kuşku duymuştum. Yaptığım
soruşturmada MIT ile ilişkisinin olduğunu öğrendim. Hâlâ bilemiyorum. Acaba
gece partiye girip dinleme aletlerini koyan kişi de o mu idi?
Biz sorunu pratik bir şekilde çözmüştük. Toplantılarda radyo bulunduruyor
hafif müzik yayını ile dinlemeyi engelliyorduk.
Esasen gizli bir iş yapmadığımız için biraz da yüksek sesle sataşmalarımızı
duyurmak ta bizim yanıtımız oluyordu.
Birinci vetolardan sonra sıkıntılarımızı açığa vurmamakta gösterdiğimiz
özen ve genel merkezdeki yoğun çalışmalara devam etmemiz, örgütte ve kamuoyunda
güven yenilememizi sağlamıştı.
Ikinci ve üçüncü vetolar bu nedenle büyük sarsıntı olmadan aşıldı.
Parti koridorları yine dolup taşmaya başladı. Vetolu kurucular dahil tüm
kurucular illerde ve ilçelerde örgütlenme çalışmalarına devam ediyorlar,
bu arada kuruluşunu tamamlayan illerde yasakların sınırlamaları içinde
de olsa açılış toplantıları yapılıyordu(**).
Artık adaylık için başvurular parti gündeminde ön planda yer alıyordu.
Vetolu kuruculardan bir grup, 15 Ağustos'ta Türkân Akyol'un Or-An'daki
evinde yaptıkları toplantıda aday olacakları yerler için bir öneri listesini
Erdal Inönü'ye açıklıyorlar ve Inönü de bu istekleri not ediyordu.
Buna göre;
Türkân Akyol (Çankaya), Güler Tanyolaç (Ankara Merkez , Altındağ) veya
Zonguldak (I. Bölge), Yiğit Gülöksüz (Çankaya) veya Istanbul (Kartal),
Hicri Fişek (Istanbul), Türker Alkan (Içel veya Ankara Altındağ, Çankaya),
Kazım Yenice (Çankaya veya Ankara Merkez), Muzaffer Saraç (Zonguldak II.Bölge),
Hasan Çetinkaya (Erzincan), Erdal Inönü (Malatya veya Çankaya veya Istanbul),
Halil Akyüz (Trabzon), Cahit Talas (Istanbul) Şükran Nasuhoğlu (Manisa
2. Bölge veya Balıkesir veya Ankara Merkez veya Altındağ), Kemal Inan (Istanbul
5. Bölge veya Ankara), Cevdet Selvi (Eskişehir), Kamil Karavelioğlu
(Konya Merkez), Atilla Sav (Ankara), Ibrahim Önen (Malatya), Erhan Işıl
(Istanbul), Cahit Külebi (Ankara)
Düzenlenen istek çizelgesinde siyasal ilişkilere göre seçim bölgeleri saptanmış
bulunuyordu. Birçok eski ve yasaklı olmayan parlamenter ve yeni isimler,
sıralamada öncelik almak düşüncesi ile başvuru dosyalarını tamamlama gayreti
içindeydiler.
Ancak 19 Ağustos günlü dördüncü vetoda son sekiz yeni kurucu önerimizin
sekizinin birden veto edildiği açıklanınca genel merkezde sanki yer
sarsıntısı olmuştu. Telaşlı bir kaçış görüldü. Kaçanlar daha önce seçimlerde
aday olmak için öncelik almak isteyenlerdi. Başvuru dosyalarını da alıp
götürmeyi ihmal etmemiştiler.
Bir kısmı partide dosyasının bulunmasını sakıncalı görmüş olmalı, bir kısım
ise; Halkçı Parti'den Milletvekili adayı olmak için başvurma niyetinde
oldukları için bizde kayıtlarının bulunmasını istemiyorlardı.
Sonuçta bu ince hesap sahipleri ya aday gösterilmedi veya onlar da veto
edildiler. 20 Ağustos günü parti genel merkez binası yeniden bir tatil
dönemine girdi. Binada görevliler dışında kimse görülmüyordu. Bina bir
yana, Konur Sokak bile boşalmış; derin bir sessizlik gelmişti.
Bu durumda;
Başkanlık Divanı'nda yaptığımız toplantıda önce seçime girme hakkımızın
yasal yolla aranması, kararlaştırıldı. Bu yasal arayışa vetolar bölümünde
yer vermiştim. Aldığımız ikinci önemli karar, demokratik direnişe geçilmesi
idi.
Bu amaçla ülke genelinde örgütlenmiş bulunan il başkanları ve her ilden
bir il temsilcisinin Ankara'ya davet edilmelerini kararlaştırdık. Ancak
genel merkezdeki toplantı salonu, sandalye ve masa sayısı ortak bir toplantı
için yeterli değildi. Bu nedenle 8-9-10 Eylül günlerinde üç gruba ayırdığımız
illeri Ankara'ya davet ettik.
Bu toplantılar gerçekten bizler ve SODEP için övgü nedeni oldu. Konuşmaları
banda alma olanağımız yoktu. Toplatıların amacı örgüttte doğabilecek paniği
ve dağılmayı önlemek ve örgüte moral vermekti.
Oysa, sonuçta biz kurucular, her konuşmacının yürekli, inançlı, kararlı
konuşmalarından büyük güven buluyor ve biz moral yeniliyorduk.
Önce bu toplantı davetimize bütün il başkanları ve il temsilcileri saatinde
ve eksiksiz gelmişlerdi.
Ikincisi, bütün konuşmacılar demokrasi kavgasına devamı savunuyorlar,
bizlerin de asla yılgınlık göstermemizi çok net bir uslupla dile getiriyorlardı.
Toplantılar benim açış konuşmamdan sonra alkışlarla başlıyor, bitiminde
yine alkışlarla kapanıyordu. O günlerin o yürekli il başkanlarını
ve il temsilcilerini gönülden takdirler, sevgiler ve saygılarla anmak istiyorum.
Bir anı olarak isimlerine burada yer veriyorum. Ne yazık ki il temsilcilerinin
isimlerini bendeki dosyalar içinde bulamadım, kendilerinden özür diliyorum.
Ölümleri nedeniyle aramızdan ayrılanları rahmetle anıyorum.
1- Adana
Dr. Muhittin Yalçın
2- Adıyaman
Hüseyin Özbilgin
3- Afyon
Ziya Tiryakioğlu
4- Ağrı
Cemil Özmen
5- Amasya
Zeki Gönenç
6- Ankara
Suphi Karaman
7- Antalya
Mustafa Sözen
8- Artvin
Ayhan Arifağaoğlu
9- Aydın
Nihad Akdemir
10- Balıkesir
Mehmet Tiritoğlu
11- Bilecik
Akın Olcay
12- Bingöl
Prof. Hikmet Yurtsever
13, Bitlis
Behçet Taşdelen
14- Bolu
Ahmet Özcan
15- Burdur
Ibrahim Şahin
16- Bursa
Nurettin Aşan
17- Çanakkale
Izzet Melih Dilmaç
18- Çankırı
Hasan Aydınlı
19- Çorum
Fevzi Bilen
20- Denizli
Mehmet Korkutalp
21- Diyarbakır Talat Inanç
22- Edirne
Mehmet Fuat Erçetin
23- Elazığ
Mustafa Kutluğ
24- Erzincan Baha
Aydın
25- Erzurum Kenan Gürel
26- Eskişehir Mehmet Cemal Medin
27- Gaziantep Mehmet Arıca
28- Giresun Kutay
Larçın
29- Gümüşhane Irfan Çiftçi
30- Hakkari Sabri
Ümit
31- Hatay
Güvenç Esmer
32- Isparta Ayavar
Cankara
33- Içel
Savaş Hayırlıoğlu
34- Istanbul Algan Hacaloğlu
35- Izmir Ekrem
Bulgun
36- Kars
Faik Dereci
37- Kastamonu Mehmet Yıldırım
38- Kayseri Ali Ihsan Alçı
39- Kırklareli Kadir Gökçe
40- Kırşehir Yaşar Yükselen
41- Kocaeli Suavi Evin
42- Konya Adnan Ertanık
43- Kütahya Osman Ertokuş
44- Malatya Ahmet Ragıp Özalp
45- Manisa Kemal Karık
46- K.Maraş Alaattin Gültekin Yazıcıoğlu
47- Mardin Yavuz Şatana
48- Muğla Orhan Çakır
49- Muş Adnan
Tuzcu
50- Nevşehir Sait Selvi
51- Niğde Ismail Güven
52- Ordu Osman Hilmi
Memecan
53- Rize Mehmet
Ekrem Bayraktar
54- Sakarya Mustafa Raşit Abasıyanık
55- Samsun Cemal Altay
56- Siirt Tahir
Ayşit
57- Sinop Yalçın Oğuz
58- Sivas Yaşar Yakın
59- Tekirdağ Doğan Cangil
60- Tokat Hayrettin Koyuncu
61- T rabzon Muhammet Durukal Çulha
62- Tunceli Abdullah Pala
63- Uşak Süleyman Ağaoğlu
65- Van Mustafa Timurhan
66- Yozgat Muhlis Adıbelli
67- Zonguldak Kamil Papila
Bu danışma toplantıları sonucunda kamuoyuna aşağıdaki açıklama yapıldı.
"Sosyal Demokrasi Partisi, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk'ün ilkelerine
içtenlikle inananların, ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine yükseltmek isteyenlerin
inançları ve dinamizminden güç alarak kurulmuştur.
Bu ilkelere gönülden bağlı olanlarla çok kısa sürede 65 il ve 487 ilçede
örgütlenilmiştir.
Amacımız, toplumumuzun layık olduğu hukukun üstünlüğü ilkesinin uygulanmasına,
Anayasa ve yasalarda yeralan özgürlükçü Demokrasinin kurulmasına ve sağlıklı
bir biçimde işlemesine hizmet etmektir.
Bu amaç, Türk toplumunun özlemlerinden kaynaklanan bir olgudur.
Kuruluşundan bu yana bu Anayasal ve yasal kurallara içtenlikle saygı göstermiş
ve yüce ulusumuza bu doğrultuda görev vermek üzere, yine yasaların öngördüğü
bütün koşulları yerine getirmiş olmasına rağmen, Yüksek Seçim Kurulu'nun
hukuka ve Anayasa ile siyasi partiler yasası'na uymayan bir kararı ile
seçim dışı bırakılmıştır.
Yüksek Seçim Kurulu'nun bu kararı ile seçim dışı bırakılmamız karşısında
Türk siyasal yaşamında ortaya çıkan olgular, bugünden herkesin saptayacağı
bir açıklık kazanmıştır.
Sosyal Demokrasi Partisi'nin, seçime girmemesi büyük bir siyasal boşluk
doğurmuştur.
Bütün bu olumsuz koşullar içinde dahi Genel merkezde Il başkanları ve Il
Temsilcilerinden oluşan gruplarla yaptığımız toplantıların yalnız bizim
partimiz için değil, demokrasiye gönül vermiş yüce ulusumuzun her bireyi
için övgü ile izleyeceği olgunluk ve güven içinde geçmiştir. Bunu yarınlar
için bir müjde ve güvence olarak belirtmek isterim.
Bundan vatansever tüm yurttaşlarımızın kıvanç duyacağından kuşkumuz yoktur.
Sosyal Demokrasi Partisi
Genel Başkanı
Cezmi KARTAY"
Partimizin 6 Kasım seçimleri dışında bırakılmasının uyandırdığı tepkiler
gündemde iken, hukuk dışı ikinci bir seçim tasarısının (Yerel yönetimler
seçim tasarısının) gündeme geldiği görüldü.
Milli Güvenlik Konseyi Üyesi Oramiral Nejat Tümer'in 2820 sayılı Siyasi
Partiler Yasası'na geçici bir ek madde ilavesi önerdiği ve bu öneri ile
6 Kasım sonrası ilk yapılacak yerel yönetim seçimlerine, ancak genel seçimlere
katılan partilerin girebilecekleri önerilmekte idi.
Anlaşılan ilahlar için o güne kadarki siyasal kurbanlar yeterli olmamıştı.
Bir sonraki seçimleri de hukuk dışı uygulamalarla yürütmek niyetinde idiler.
Bu durumda partimizin görüşünü 7 Eylül 1983 günü kamuoyuna açıkladım.
"Siyasi Partilerin yapılacak ilk yerel yönetim seçimlerine katılabilmeleri
için, 6 Kasım Milletvekili Seçimine katılmış olmaları gereğini öngören
yasa önerisinin amacı açıktır.
Amaç, yasal koşulları yerine getirmiş ve yurt düzeyinde örgütlenmiş olmasına
rağmen, Yüksek Seçim Kurulu kararıyla 6 Kasım seçimlerine katılma hakkı
tanınmayan Sosyal Demokrasi Partisi'nin, Yerel Seçimlere de katılmasını
önlemektir.
Büyük ulusumuz, bu amacı takdir edecek ve değerlendirecektir.
Önce bir noktayı açıklamak istiyorum: O da, seçim yasasında yapılacak değişiklik
için Danışma Meclisi'nden karar istenmesi gereğinin kabul edilmesidir.
Bu olay partimizin Yüksek Seçim Kurulu'na "seçimlere katılma hakkı bulunduğu"
gerekçesiyle yaptığı başvuruda, üzerinde durulan hukuki dayanaklardan birisi
idi. Yüksek Seçim Kurulu'nca reddedilen bu görüşümüzün doğruluğu, yukarıda
değindiğim tutumla tescil edilmektedir. Bu sonucu, "ülke yönetiminin
gerekleri ve özelliklerini gözönünde bulundurma" gerekçesiyle partimizin
seçimlere katılmasını uygun görmeyen Yüksek Seçim Kurulu'nun değerli üyelerinin
dikkatlerine kamuoyu önünde özellikle sunmak isterim.
Öte yandan, Anayasa'nın başlangıç bölümünde, "millet iradesinin mutlak
üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve bunu
millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi veya kuruluşun, bu
Anayasada gösterilen Hürriyetçi Demokrasi ve bunun icapları ile birleşmiş
hukuk düzeni dışına çıkamayacağı" yer almıştır.
Öneriyi bu ilkeler ışığında anlamak güç hatta olanaksızdır.
Yasa önerisi anlayamadığımız bir durumu da yansıtmaktadır. Anlayamıyoruz,
çünkü 6 Kasım seçimlerine giren partiler eğer yeterince güçlü ise, bu seçimlerden
kısa bir süre sonra yapılacak yerel seçimlerde de güçleri oranında başarılı
olmaları tabiidir. O takdirde iktidar ile yerel yönetimler arasında istenen
uyum, kendiliğinden doğar.
Yok eğer, 6 Kasım seçimlerine katılmasına izin verilmeyen partilerin daha
sonra yapılacak yerel yönetim seçimlerinde başarılı olacaklarından çekiniliyorsa,
bugünkü durumun açıklanması gerekmez mi?
Bu gerçekler ve Anayasa hükümleri karşısında, Yüksek Seçim Kurulu'nca 6
Kasım seçimlerine katılacakları açıklanan siyasi partiler 6 Kasım'dan sonra
da aynı özel koşulları Anayasa ile ne ölçüde uyumlu gördüklerini Türk halkına
anlatmaya mecburdurlar. Bunu bilmek ulusumuzun hakkıdır. Çünkü demokratik
siyasal yaşamın vazgeçilmez unsuru, bazı partiler değil, tüm siyasi partilerdir".
Burada yerel yönetim seçimleri ile ilgili olarak Siyasi Partiler Yasası'nın
ek bir madde önerisi hakkındaki Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu kararında
siyasal tarihimiz için bir başka hukuk dışı isteğin örneğini ve isteğe
verilen yanıtın 6 Kasım seçimlerinin de Anayasa'ya aykırılığını tartışmaya
getirmesi yönünden aynen alıyorum.
"DANIŞMA MECLISI BAŞKANLIĞI'NA
22.4.1983 tarih ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'na Bir Ek Geçici
Madde Eklenmesine Dair Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Milli Güvenlik Konseyi
Üyesi Oramiral Nejat Tümer'in kanun teklifi Komisyonumuza havale edilmiş
olmakla, Komisyonumuz bünyesinde üç kişilik geçici bir alt komisyon kurulmuş,
bu komisyon Milli Savunma, Içişleri ve Dışişleri Komisyonu'nun görüşünü
aldıktan sonra hazırlamış bulunduğu rapor Komisyonumuzun 29.9.1983 tarihli
birleşiminde görüşülerek aşağıdaki karar tesbit olundu.
Siyasi Partiler Kanununa Bir Ek Madde eklenmesine dair Milli Güvenlik Konseyi
Üyesi Oramiral Nejat Tümer'in teklifi, 6 Kasım 1983 tarihinde yapılacak
olan genel seçimlerden sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk toplantısını
izleyen bir yıl içinde, Anayasanın geçici 10 uncu maddesi hüküm uyarınca
yapılması gereken mahalli idare seçimlerine, sadece 6 Kasım seçimlerine
giren partilerin katılmalarını öngörmektedir.
Gerekçe olarak, Anayasanın 123 üncü maddesine göre ,idarenin kuruluş ve
görevleri ile bir bütün olduğu; il, belediye ve köy idarelerinin hızlı
kalkınma ihtiyacında bulunduğu; büyük şehirlerin kendi imkanları ile mevcut
problemlerini çözemeyeceği; ulaşım kanalizasyon, çevre sorunları gibi hususların
kalkınma planları ile topyekün ele alınması gerektiği, bunun için, merkezi
ve mahalli teşkilatın uyum içinde çalışmasının uygun olacağı gösterilmektedir.
Teklif, Anayasanın 177 nci ve 11 inci maddeleri ile Danışma Meclisi Içtüğüzünün
37 nci maddesi hükümlerine göre, Alt Komisyonumuzca incelenmiştir:
1- 176 ncı maddeye göre Anayasa metnine dahil olan Anayasanın Başlangıç
kısmının 5 inci fıkrasında: "Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin
kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya
yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi
demokrasi ve bunun icapları ile belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamıyacağı"
öngörülmüş; Anayasanın 2 nci maddesinde de Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik bir hukuk devleti olduğu ifade
edilmiştir.
Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve millet iradesinin
mutlak üstünlüğü ilkeleri, Cumhuriyetimizi ve çok partili rejimimizi şekillendiren
ilkelerdir. Millet egemenlik hakkını, her alanda kendisini yönetecekleri
serbestçe seçmek suretiyle kullanacaktır. Bu seçim, çok partili rejimlerde,
Anayasanın çizdiği sınırlar içerisinde kurulan ve faaliyet gösteren siyasi
partiler vasıtasiyle gerçekleşmekte ve siyasi anlamını bu şekilde kazanmaktadır.
Siyasi partilerin kuruluşlarının ve faaliyetlerinin amacı olan seçimlere
girme haklarının, Anayasanın açıkça cevaz verdiği haller dışında sınırlandırılması,
milli egemenlik ve milli iradenin mutlak üstünlüğünü benimseyen Anayasa
ilkeleri ile bağdaştırılamaz.
Temel haklar kısmında yer alan siyasi haklar, Anayasamızın 13'ncü maddesinde
belirtildiği gibi demokratik toplum gereklerine aykırı olmamak kaydı ile,
ancak Anayasada gösterilen hallerde ve o oranda sınırlandırılabilir. Anayasamızda
ise, herhangi bir durumda, teklifte öngörüldüğü şekilde sınırlandırmaya
izin veren bir hüküm mevcut değildir. Herşeyden evvel bu nedenle teklif
Anayasamıza aykırı bulunmaktadır.
2- Anayasamızın 2'nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir "hukuk
devleti" olduğu ifade edilmiştir. Hukuk devleti olabilmenin belli başlı
kurallarından birisi de "kanunların genelliği" ilkesidir. Hukuk devletinde,
kanunlar bütün milletin menfaati, başka bir deyimle bütünüyle kamu yararı
gözönünde tutularak çıkarılır; yalnızca belli partilerin veya kişilerin
yararına olarak bir kanun çıkarılamaz.
Şu halde, teklif, Cumhuriyetin niteliklerinden birisini teşkil eden ve
Anayasanın 4 üncü maddesi gereğince değiştirilmesinin önerilmesi dahi mümkün
olmayan "hukuk devleti" ilkesiyle de bağdaştırılamaz niteliktedir.
3- Anayasamızın 10 uncu maddesi, herkesin kanun önünde eşit olduğunu, hiçbir
kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamıyacağını;devlet organlarının
kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduklarını
hükme bağlamıştır.
Eşitlik ilkesi, aynı statü içinde bulunan özel veya tüzel kişilerin herhangi
bir konuda farklı muameleye tabi tutulmamasını gerektirir.
Tüzel kişilik kazanmış ve yürürlükteki kanunların öngördüğü şartları tamamlamış
bulunan her partinin, çok partili rejimin icabı olarak, Anayasanın ve kanunların
güvencesi altında eşit şartlarla, seçimlere girme hakları vardır.
Sonradan çıkarılacak bir kanunla bazı partilerin bu haktan yoksun bırakılması,
seçime giren diğer partileri imtiyazlı duruma getireceği için, açık bir
eşitsizlik yaratacaktır.
Hukukun üstünlüğü temeli üzerinde duran hukuk devletinin en esaslı unsurlarından
birisi olan kanun önünde eşitlik ilkesi, her çeşit imtiyazı reddeder.
Bu sebeple de teklif Anayasanın 10'ncu maddesine aykırı bulunmaktadır.
4- Siyasi partiler önceden izin almadan devamlı olarak faaliyette
bulunmak ve seçimlere katılmak için kurulurlar. Anayasa ve kanun hükümleri
içinde faaliyetlerini sürdürürler. Anayasanın 68 inci maddesi bunu açıkca
amir bulunmaktadır. Bu madde siyasi partileri demokratik siyasi hayatın
vazgeçilmez unsurları saymıştır.
Vazgeçilmezlik unsurunun, her siyasi parti için aynı derecede ve aynı ölçüde
geçerli sayılması gerekeceği tabiidir.
Belirli bir süre ile de olsa, partilerden bir kısmının elinden seçimlere
girme hakkının kanunla alınması, bu partileri, demokratik siyasi hayattan
uzaklaştırmak ve vazgeçilmezlik unsurunu bu partiler bakımından ortadan
kaldırmak anlamına gelir. Bu nedenle de teklif, Anayasamızın 68 inci maddesine
aykırı bulunmaktadır.
5- Mahalli idarelerin görev, yetki ve kuruluşlarını düzenleyen Anayasamızın
127. maddesi, mahalli idarelerin seçimlerinin, Anayasanın 67. maddesindeki
esaslara göre yapılacağını öngörmektedir.
67. maddedeki esasların başında seçimlerin "serbest" yapılması ilkesi gelmektedir.Bu
ilke, milli iradenin her türlü maddi ve manevi baskıdan uzak olarak tecellisini;
seçmenin, kendi inanç ve düşüncesine en yakın gördüğü siyasi partiye oy
verme hak ve yetkisini ifade eder.
Anayasanın çizdiği sınırlar içinde kurulmuş olan partilerden, bazılarını
tercih etmek veya etmemek milli irade ile yakından ilgisi bulunan ve tartışmasız
olarak seçmenlere aidiyetinin kabul edilmesi gereken bir haktır.
Bir işlem veya eylemin serbest oy ilkesini zedelemesi için, bunların, mutlaka
fiili ve maddi olması da gerekmez. Serbestlik ilkesi, aynı zamanda seçmen
iradesine dolaylı yollarla müdahalede bulunacak veya etki yapacak bir engel
ve tedbirin seçmen karşısına çıkarılmasını da zaruri kılar.
Teklif, bu bakımdan da Anayasamızın 67 nci maddesine aykırı bulunmaktadır.
6- Teklifin gerekçesinde ileri sürülen görüşlerin Anayasal bir dayanağı
yoktur.
Gerekçe, 6 Kasım 1983 tarihindeki genel seçimlerde iktidar olacak siyasi
partinin, mahalli seçimlerde yenilgiye uğrayabileceği varsayımına göre
hazırlanmıştır. Böyle bir varsayımı geçerli kabul edip yukarıda açıklanan
Anayasa hükümlerine aykırılığı mazur görmek mümkün değildir.
Anayasamızın 127 nci maddesinde, merkezi idarenin, mahalli idareler üzerinde,
mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi,
kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli
ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas
ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahip olduğu ifade edilmiştir.
Mahalli idarelerle merkezi idare arasında kamu hizmetleri bakımından gerekli
uyumun sağlanması için merkezi idarenin bu yetkisini kullanabileceği tabiidir.
Anayasa koyucu, merkezi idare ile mahalli idareler arasında siyasi görüş
bakımından bir uyumu, hizmetin iyi yürütülmesi için gerekli görmemiştir.
Esasen böyle bir görüş,ne Anayasamızın benimsediği çok partili demokratik
sistemle, ne de milli iradenin mutlak üstünlüğü ilkesi ile bağdaştırılamaz.
Bu haliyle gerekçenin Anayasal dayanaktan yoksun olduğu ve teklifin bu
sebeple de Anayasanın 127'nci maddesine aykırı bulunduğu görülmektedir.
Yukarıda belirtilen sebeplerle, 22.4.1983 tarihli ve 2820 sayılı SiyasiPartiler
Kanunu'na bir Ek Gecici Madde eklenmesine dair kanun teklifi, Anayasaya
aykırı görüldüğünden, Meclis Içtüzüğü'nün 37 nci maddesi hükmü gereğince
maddelerin görüşülmesine geçilmeden reddedilmesi gerektiğine oybirliği
ile karar verilmiştir. Saygı ile sunulur.
Kemal DAL Akif ERGINAY
Şener AKYOL Abbas GÖKÇE
Başkan Başkan
Vekili Sözcü
Katip
Fuat AZGUR
Azmi ERYILMAZ
Halil Ibrahim KARAL
Üye
Üye
Üye
Mümin KAVALALI Feridun
Şakir ÖĞÜNÇ Isa VARDAL
Üye
Üye
Üye
Muammer YAZAR
Üye"
SODEP'in bu inançlı ve kararlı tutumu, haksızlık içinde veya haksızlığın
yanında olanları rahatsız ediyordu. Seçim dışı kalmış olsak bile Halkçı
Parti'den bazı kişilerin SODEP'i komünistlere, bölücülere yer vermekle
suçlamaları devam ediyordu.
O günlerde 79 sayılı Milli Güvenlik Konseyi kararı ile CHP ve Adalet
Partili seçkin isimler Zincirbozan'a sürgün edilmişlerdi.
Parti genel merkezinde bana açılan telefonlarda sesini değiştiren,
adını ve soyadını açıklamaktan kaçan bazı ahlaktan yoksun kişiler;
"Zincirbozan'dan ders almadın mı? Şimdi sıra sizde, birkaç arkadaşınızla
gidiyorsunuz. Sizlere Van'da yer hazırlanıyor. Pek yakında yolcusun. Bu
işi bırak evine dön" diyorlar.
Doğal olarak yanıtlarını da alıyorlardı.
Üzerimizdeki baskı artıyor. Ama bizim demokrasi kavgamız da daha büyük
güçle ve inançla sürüyordu.
Vetolar bölümünde partinin devamından yana olmadığını, kamuoyuna yapılacak
bir açıklama ile fesih kararı alınmasını büyük bir inatla ileri süren ve
partiden ayrılan Prof. Saim Kendir bile yeniden partiye gelmiş, örgütlenme
çalışmalarında görev almıştı.
Zor günler , bizler için artık heyecan ve yeni güçlenme nedeni olmuştu. |