ZEYNEP ŞAHİN

 

1955 Kayseri pınarbaşı Karamanlı köyünde doğdum. Ilkokul mezunuyum. Evli beş çocuk annesiyim. Şiire küçük yaşta ilgim var idi. Ama bazı nedenlerle yazmak fırsatı bulamadım. 1992 de bir şiirim TRT’2 de dereceye girdi. Ondan sonra yazmayı hızlandırdım. Ben Anadolu’yum isimli bir kitabım var. Ayrıca üç antoloji de şiirlerim yayınlandı. Yerel gazete ve dergilerde şiirlerim yayınlanmakta, İstanbul da Şair-ozan ve yazarlar kültür derneği ve Genel merkezi Kayseri de bulunan ANASAM’a üyeyim. Halen üçüncü kitabımın hazırlığındayım.

 

BİR YANIM YOKSULLUK

Bana gül diyorlar neme güleyim,

Bir yanım yoksulluk, bir yanım gurbet.

Bunca derdin hangisini söyleyim,

Bir yanım yoksulluk, bir yanım gurbet.

 

Gurbet eller bize tel duvar çekmiş,

Içerisine umut agacı dikmiş.

Kimisi sevgiyle bakmış kimi su dökmüş,

Bir yanım yoksulluk, bir yanım gurbet.

 

Anlatma derdini eller dinlemez,

Dok acın halinden niye anlamaz?

Gurbet eller yaramızı saramaz,

Bir yanım yoksulluk, bir yanım gurbet.

 

Gurbet ellerinde geçer mi günler,

Farklı degil giden günle bugünler.

Feryadımdan dağlar taşlar iniler,

Bir yanım yoksulluk bir yanım gurbet.

Kader midir kısmet midir bilmedim

Felek sıla parselinden vermedin,

Gözüm yaşı derde derman olmadın

Bir yanım yoksulluk, bir yanım gurbet.

 

İSTER

 

Kapanır mı köy okulu

Okullar öğretmen ister.

Çamurlu olsa da yolu,

Bu köyler öğretmen ister!

 

Gönderde bayraklar yaslı

Açılmıyor kilit paslı.

Kitap, kalem insan dostu,

İnsanlar öğretmen ister!

 

Kara tahtalar çürümüş,

Tebeşiri toz bürümüş,

Bu okul çok hizmet vermiş,

Çocuklar öğretmen ister!

 

Sağlam temeller kazacak,

Aydınlık harfler yazacak.

Barış planı kuracak,

Bayramlar öğretmen ister!

 

Sevgi olmalı özünde,

Korku olmasın gözünde.

Başöğretmenin izinde,

Bu ulus öğretmen ister!

 

Köyümüz hizmet bekliyor,

Bilgisiz yaşam yetmiyor.

Susmuş bülbüller ötmüyor,

Çiçekler öğretmen ister!

 

ZEYNEP ŞAHİN

 

BÜNYAMİN MANTICI

 

1955 Bünyan Karakaya kasabasında doğdu. İlkokulu Karakaya’da, liseyi Kırşehir ilköğretmen okulunda okudu. Diyarbakır ve Kayseri de çeşitli yerlerde öğretmenlik yaptıktan sonra 1980 yılında Hollanda’ya gitti. AÖF İktisat bölümünü de bitiren Mantıcı, halen Hollanda da öğretmenlik yapmaktadır. Şiirleri Türk Edebiyatı, Türkiye gazetesi, Türk Star ve Kayseri gündem gazetelerinde yayınlandı. Evli ve üç çocuk babasıdır.

 

NE YAPSAN AZ

Bir anlık bir ömür için,

Ne gerekli bilir misin?

Bunu hesaplamak için,

Ömrün yetmez bilir misin?

 

Alemler dolusu rızık,

Emrine amade senin.

İnkar ediyorsan yazık,

Cüz-i iradenden senin.

 

Herşey yerli yerincedir,

Dengeyi bozma ha sakın.

Yapılan hesap incedir,

Tesadüftür deme sakın.

 

Bir milimlik sapma dahi,

Evrenlerin sonu olur.

Sapma doğrudan vallahi,

Sonun cehennemlik olur.

 

İnsan doyumsuz varlıktır,

Şükür, sabır, hamd gerekli.

Onu doyuran topraktır,

Kullara iman gerekli.

 

 

GURBET

 

Sıla hasretimi bağrıma bastım,

Fazla depreşerek ağlatma gurbet.

Gitmeden ahrete dünyada öldüm,

Alnıma karalar bağlatma gurbet.

 

Gurbet sokakları dikenle kaplı,

Şehirler, binalar bir hayli çaplı.

Benim memleketim olsa da farklı,

Yine de orası çok güzel gurbet.

 

Bilinçli, bilinçsiz hayat oyunu,

Gör aynada işte kendi boyunu.

Sılamın karını, buzlu suyunu,

Zehir olsa dahi içerim gurbet.

 

Çekip kendine ah, beni sızlattın,

Yedin ömrümü off, ihtiyarlattın.

Dönmeden sılama anam ağlattın,

Gül diye taşları koklattın gurbet.

 

Yıllarca yaşadım, her sende kaldım,

Birgün olsun dahi memnun kalmadım.

Niçin diye sorsan, cevap bulmadım,

Gör işte nasılım gel söyle gurbet.

 

Göz kırpıp uzaktan aklımı çalma,

Çok cilveler yapıp beni kandırma,

Şaşaalı yüzün gösterip durma,

Aslını çok iyi bilirim gurbet.

 

BÜNYAMİN MANTICI

 

Titrek ellerimle tutup kalemi,

Yazarım başıma artık geleni,

Göz yaşlarım sular beyaz defteri,

Yazdırdın bunu da sen bana gurbet.

 

Bedenim sendeyse gönlüm sılada,

Geçer iyi,kötü ömrüm burada.

Bakarsan aslına, kaldım arada,

Kavuşayım bırak sılama gurbet.

 

İçinde bir sızı, gönlümde keder,

Eyledin sen beni gurbette heder,

Tüter burcu burcu burnuma peder,

Gayrı yol ver artık döneyim gurbet.

 

“Ellerin vatanı bana yurt oldu”

istemeden başa yağdı bu dolu,

eğleşsem de sende bir ömür boyu,

nihai durağım sılamdır gurbet.

 

BÜNYAMİN MANTICI

 

DOST GİBİ GÖRÜNENLER

 

Hani sen en candan doğru idin ya,

Nerde kaldı dostluk, önde idin ya!

Düşenin elinden tutar idin ya,

Dost gibi görünüp düşman olanlar.

 

Yiyip içip keyiflere bakılır,

Ağızlar açılır, küller saçılır,

Mazlum olanlar da hakka sarılır,

Dost gibi görünüp zelil olanlar.

 

Sağlık-afiyette herkes dost olur,

Göstermelik tavır besbelli olur,

Yıkılırsan hepsi gider toz olur,

Dost gibi görünüp sahte olanlar.

 

Karşına geldi mi gülücük saçar,

Arkana geçti mi uzaktan kaçar,

Bekar çok kolayca avradın boşar,

Dost gibi görünüp sefil olanlar.

 

Nerde kaldı dostluk, kardeşlik hani?

Anne,baba idin, devası hani?

Akraba dedik ya, vefası hani,

Dost gibi görünüp garip olanlar.

 

Herkesi bir tutup eşit sevsene,

Hak ve adaletle kelam etsene,

İş başa düştü mü ciddi gelsene,

Dost gibi görünüp sapık olanlar.

 

BÜNYAMİN MANTICI

 

Başkasına karşı aslan kesilir,

Ev halkı önünde sesi kesilir.

Ağzını açtırsan bülbül kesilir,

Dost gibi görünüp ziyan olanlar.

 

Lafla peynir gemisi mi, yürümez!

Riyakarla asla yola gidilmez.

Sahte yüzler ki, hiç kahrı çekilmez,

Dost gibi görünüp kalleş olanlar.

 

Beri gelip güler yüzle söylersin,

Öte gidip ayrı-gayrı söylersin.

Neden? Neden iki dilli söylersin,

Dost gibi görünüp kaypak olanlar.

 

Hele düşmeye gör, yalnız kalırsın,

Lafla şakıyanlar er-geç utansın.

Nihayet bunlardan bir ders alınsın,

Dost gibi görünüp bomboş olanlar.

 

İyi günde herkes senin dostundur,

Kötü günde cümle alem kaybolur.

Duy bunları , onun için sağlam dur,

Dost gibi görünüp rezil olanlar.

 

BÜNYAMİN MANTICI

 

Başkasına karşı aslan kesilir,

Ev halkı önünde sesi kesilir.

Ağzını açtırsan bülbül kesilir,

Dost gibi görünüp ziyan olanlar.

 

Lafla peynir gemisi mi, yürümez!

Riyakarla asla yola gidilmez.

Sahte yüzler ki, hiç kahrı çekilmez,

Dost gibi görünüp kalleş olanlar.

 

Beri gelip güler yüzle söylersin,

Öte gidip ayrı-gayrı söylersin.

Neden? Neden iki dilli söylersin,

Dost gibi görünüp kaypak olanlar.

 

Hele düşmeye gör, yalnız kalırsın,

Lafla şakıyanlar er-geç utansın.

Nihayet bunlardan bir ders alınsın,

Dost gibi görünüp bomboş olanlar.

 

İyi günde herkes senin dostundur,

Kötü günde cümle alem kaybolur.

Duy bunları , onun için sağlam dur,

Dost gibi görünüp rezil olanlar.

 

BÜNYAMİN MANTICI

 

PARADOKSAL DUYGULAR

 

Sana gelecektim ey sevgilim dün gece!

Kıratımın nalı düştü... bekle beni bu gece

Karışsam da kayıplara mutlak gelirim son gece!..

 

Bütün hazırlıkları yapmıştım dün gece,

Koşuyordum ayağım kırıldı bu gece!

Aksak-topal elbette gelirim bir gece!..

 

Karlı dağdan düştüm kucağına dün gece,

Ancak başımı bulup gövdemi getirdim bu gece!

Bekle, tam tekmil belki gelirim son gece!...

 

Çektim kılıcımı karanlığı yardım dün gece,

Çıktı içinden tayf tablosu astım duvara bu gece,

Kırmadan mehter marşıyla galiba gelirim bir gece!..

 

Sardı haydutlar etrafımı bırakmadılar dün gece,

Açıldı zambaklar sardı, gönlümü bu gece.

Rest çekip kanatlanarak işte gelirim son gece!

 

BÜNYAMİN MANTICI

 

Kutuplardan buz kırdım savaşarak dün gece,

Buharlaşıp ekvatorda kayboldum bu gece!

Bulup bir çaresini gerçekten gelirim bir gece.

 

Kaybettim kendimi sahralarda dün gece,

Serap sanıp atladım denize bu gece!

Vukuat çıkarmadan tıpış tıpış gelirim son gece!..

 

Yıldızlardan göktaşı bekledim dün gece,

Geldi, yalnız uzadı muhabbet bu gece.

Kısmetse yuvarlanıp gelirim bir gece!...

 

Dalıp hayallere buldum seni dün gece,

Dış ağrısından kalktım ki sen yoksun bu gece!

Başka bir hülyayla da olsa gelirim son gece!...

 

Nazlı yarden bana haber gelmiş dün gece,

Düğün, bayram, şen, şakrak... benim için bu gece

Hem gülerim, hem ağlarım onun için her gece,

Neşe, sevinç, gözyaşıyla geliyorum, bekle beni ilk gece!..

 

BÜNYAMİN MANTICI

Kutuplardan buz kırdım savaşarak dün gece,

Buharlaşıp ekvatorda kayboldum bu gece!

Bulup bir çaresini gerçekten gelirim bir gece.

 

Kaybettim kendimi sahralarda dün gece,

Serap sanıp atladım denize bu gece!

Vukuat çıkarmadan tıpış tıpış gelirim son gece!..

 

Yıldızlardan göktaşı bekledim dün gece,

Geldi, yalnız uzadı muhabbet bu gece.

Kısmetse yuvarlanıp gelirim bir gece!...

 

Dalıp hayallere buldum seni dün gece,

Dış ağrısından kalktım ki sen yoksun bu gece!

Başka bir hülyayla da olsa gelirim son gece!...

 

Nazlı yarden bana haber gelmiş dün gece,

Düğün, bayram, şen, şakrak... benim için bu gece

Hem gülerim, hem ağlarım onun için her gece,

Neşe, sevinç, gözyaşıyla geliyorum, bekle beni ilk gece!..

 

BÜNYAMİN MANTICI

 

DUA

 

Kırlarda çiçekler açar gün gibi,

Bunları sevecek ruh ver Allah’ım.

Zulüm, elem, keder... Koca dağ gibi,

Tümünü aşacak güc ver Allah’ım.

 

Her geçen gün yeni bir engel daha,

Eklenir eksilmez artar çok daha.

Sırtlarım hepsini var mı bir daha?

Bunları çözecek feyz ver Allah’ım.

 

Hayatın gayesi yatmak mı sanki?

Yat, uyu, kalk, ye, iç Yaşarsın belki!

Ancak boş geçirme zamanı sev ki,

İlmini yayacak us ver Allah’ım.

 

İşi yarayacak dünya mal’için,

Bütün insanlığa hizmet Aşk’için,

Ebedi ahiret hayatı için,

Yolunda koşacak hız ver Allah’ım.

 

Cansız varlıkların fizik yapısı,

Bitki-hayvanların güdü dünyası,

İnsanların akıl, fikir... Yapısı,

Sırrını çözecek il’m ver Allah’ım.

 

BÜNYAMİN MANTICI

 

İÇİMDEKİ FIRTINA

 

Bendeki sarp dağlar, o fırtınalar

En derin kuyular, uzun ırmaklar.

Bir bilsen bunları ne müthiş çağlar,

Sanki bir hiç dünyadaki dostları...

 

Karanlıksa bana gece ne yazar,

Aydınlığım güneş gibi parıldar.

Düşerim kuyuya her şeyim batar,

Kalmaz hiçbir şeyim, sil baştan başlar.

 

Yağar yağmur akar sel olur gider,

Açar güneş sonra kurutur gider,

Öyl’anlarım var ki, toz olur gider,

Bir de bakmışım ki her şey yerinde!...

 

Atom gürültüsü o da ne imiş,

Öyle yatlarım ki kimse bilmezmiş.

Yıkımı-hasarı hesap edilmezmiş,

Edilemez çünkü, o cinsten değil...

 

Kutuplar soğuktur, ekvator sıcak,

Sabittir yerleri öyle duracak,

Bendeki kutuplar nasıl olacak?

Yanarım-donarım yaşar giderim.

 

BÜNYAMİN MANTICI

 

 

SERZENİŞ

 

Gönülden gönüle yol var, tozan toprağımdan anla,

Sevgim gizli, kalbim açık, bakan gözlerimden anla!..

 

Çok zamanımı harcadım, biraz kıymetini anla,

Ne istedimse hep sana, az-çok yaptığımdan anla.

 

Riyakârlık yapmadım hiç, kızarmaz simamdan anla,

Eğri değil doğru yolda, doğru gidişimden anla!..

 

Hatasız kul olmaz imiş, beni her halimle anla,

Maksadım gizli olsa da, çaldığım havadan anla!..

 

Her halimle sana koştum, esen rüzgarımdan anla,

Hiçbir şeyi bilmiyorsan, akan gözyaşımdan anla!..

 

Hem önün, hem sonun için, yuvarlandığımdan anla.

İleri gitmen’istedim, erken kalktığımdan anla!..

 

Ne verdiysem hep es geçtin, n’olur son anımı anla,

Emelim, maksadım sendin, artık büyüyünce anla!...

 

Anlamadın beni bari, yazdığım şiiri anla,

Gider hayat böyle gayri, hiç olmazsa özü kavra!..

 

OSMAN ÇAMUR

 

1965 yılında Kayseri’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Kayseri’de okudu. Halen A.Ü. İşletme fakültesinde okumaktadır. 1982 yılından beri şiir ve çeşitli konularda köşe yazıları yazmaktadır. Kayseri Büyükşehir Belediye konservatuarında uygulamalı Türk Sanat Müziği ve ney üfleme dersleri almaktadır. 15 yıldır devlet memuru olarak çalışmakta olan şair, Anasam üyesidir. Evli ve üç çocuk babasıdır. Yazmayı sevdiği kadar, okumayı, konuştuğu kadar da dinlemeyi seven Çamur, okuma ve yazmanın kendisi için bir hayat tarzı olduğunu söylemektedir. Şiirlerinde dini, sosyal,sevgi ve aşk konularını tema olarak işlemektedir.

 

RÜBAİ

 

Gecelerin karanlığında bir ışıltı,

Sunuversen gönlüme, ey bilinmez!

Karanlıklarımı aydınlık etsen,

Bir çırpıda, ey gönülden silinmez.

 

GÜL-İ RUHSARIM

 

Bir gül-i ruhsar-ı cemileye aşık oldum,

Aşık oldum da onun aşkından böyle soldum.

Aşk öyle bir deryaymış ki, daldım da boğuldum,

Gel ne olur, gül-i ruhsarım, sevgili yarim.

 

Her görüşümde feryad, figan ederim yâri,

Görmesem özleminden ağlarım zari, zari,

Ben de bilmiyorum nasıl atarım bu hali,

Gel ne olur, gül-i ruhsarım, sevgili yarim.

 

Seni sevip de, saramadan ölürsem eğer,

Bana acıyıpta ağlama, bir dua gönder.

Kişi eğer kalpten vurulursa bu kadar sever,

Gel ne olur, gül-i ruhsarım, sevgili yarim.

 

Senin yok mu şu çakır gözlerin, cihan değer,

Dağlar eğilmez ama, deli gönül baş eğer.

Bu yolda bütün diller susar, gönüller söyler,

Gel ne olur, gül-i ruhsarım, sevgili yarım.

                                   1984 Kayseri

 

 

 

ÖZLEM

 

Akşamlarda hep gizli bir hüzün var,

Sensiz olunca yeryüzü bana dar,

Gurbete atma beni, n’olur gel sar,

Saçlarının teline hasret kaldım...

 

Gurbet elde tek sadık dostum yârim,

Dostum, can-ı cananım ne de nârin,

Ayrı olsak da buluşuruz yârin,

Seni düşünerek hayale daldım...

 

Kara saçlarını, yeşil gözünü,

Neşâ€™e verip sevindiren sözünü,

Ocağındaki küllenmiş közünü,

Hayal ederek acılarla doldum...

 

Yardan ayrılık bitirir insanı,

Gül’süz hazetmez ki bülbül’ün canı,

Bekleyenin kurur damarda kanı,

Seni beklerken hazan olup soldum...

 

Sevgilim dert kalemle anlatılmaz,

Sevenler yalanlarla aldatılmaz,

Her zamanda garipler ağlatılmaz,

Ağlayıp beklemekten deli oldum...

7.6.1987 Manisa

 

 

VEFALI ADAM

-Babacığım Arif Çamur’a ithaf-

 

Bal akıtır dilleri,

Sarar müşfik elleri,

Çalar gönül telleri,

              O bir vefalı adam,

Benim cennetlik babam.

Çocukluğumdan beri,

Sevdim o güzel eri.

Var bende çok eseri,

              O bir vefalı adam,

Benim cennetlik babam.

Çocuktum ufacıktım,

Susadım, hem acıktım,

Ruhumla sıcacıktım,

              O bir vefalı adam,

Benim cennetlik babam.

Hem babaydı hem ana,

Hiç doyamadım O’na,

Seyretsem kana, kana,

              O bir vefalı adam,

Benim cennetlik babam.

Yaş geldi yetmiş beşe,

İş düştü şimdi başa,

Sırat geç koşa, koşa,       

              O bir vefalı adam,

Benim cennetlik babam.

12.10.2000 Kayseri

 

GÖR HALİMİ

 

Ne kapımı çalan olur, ne halimi soran,

Hep bakıp, güler geçer beni efkârlı gören.

Eğer görmek istersen çile çekerek ölen,

Haydi gel bana, gör şu halimi vefasızım.

 

Kendi kendini kahreden, içini kemiren,

Irmak gibi coşup, derya misali köpüren,

Eğer görmek istersen gazel gibi dökülen,

Haydi gel bana, gör şu halimi vefasızım.

 

Sevgili hasretiyle, mahzun mükedder giden,

Aşk ateşi ile yanıp duman gibi tüten,

Eğer görmek istersen, yanan mum gibi biten,

Haydi gel bana, gör şu halimi vefasızım.

                                      1983 Kayseri

 

YEĞENLERİME

 

Fırtına gibi soğuk esme,

Babasının küçüğü besme,

Amcandan selamını kesme,

Benim gül gonca yeğenlerim.

 

Fatma’cığım polis karısı,

Benim ciğerimin yarısı.

Başınıza olsun darısı,

Benim gül gonca yeğenlerim.

 

Diğerinin adı da Hikmet,

Ahlakı pek güzel, sözü mert.

Orta halli ama çok cömert,

Benim gül gonca yeğenlerim.

 

Evin göz ağrısısın Selma,

Allah yolundan geri kalma

Sakın namazdan gafil olma,

Benim gül gonca yeğenlerim.

 

17.10.1997 Kayseri