SEN
Bir şahin sürüsü
Çullanmışken can evime
Çaresiz ümitsizdim
Çeyrek varken ölüme

Tepemde bin bir bela
Dolaşırken gözü kanlı
Seni gördüm
Karanlıklar içinden

Bir bulut hüznü ile
Yağarken sonbahar
Sendin ilkbaharı yaşatan
Karakış gönlüme.
 

 

SENİ ARIYORUM
Bölük pörçük duygular
Ve sevdanın karmaşasında
Karanlık bir labirent içinde
Gire çıka çıkmaz sokaklara
Seni arıyorum.

Yerimde durmanın
Ümitsiz olmanın 
İşe yaramayacağını biliyorum
Karanlığın ortasında,görmeden
Kafamı duvarlara vura vura
Yolumu unutmadan
Ümidimi kaybetmeden
Deneye yanıla
Seni arıyorum.
 


 
 

SEVDA
İki insanın kalabalık yalnızlığında
Birlikte söylenen bir türküdür sevda
Yalansız,içten bir gülüştür
En sıkıntılı bir anda

Kıyasıya tutuşulan bir kavgadır sevda
Ölürcesine
Kırılmaz kocaman bir ümittir
Un ufak  olur dünya döndükçe

Kanayan bir yürekte
Bir avuç cam kırığıdır sevda
Mavi gözlü çocuktur
Gülümseyerek bakan
Zifiri karanlığa.
 

 

ZAMAN
Korkunç bir hızla 
Devreder eskiye yeniyi
Tarihin kum saati
Yetmez Arap çölleri
Sürer müthiş dönüşüm
Yeni eskinin omuzlarında
Ölüme doğar usulca
Solar bir tomurcuk 
Dönüşerek eskiye
Bitmiştir beklenen gün
Beklenecekler sonsuz
Gecedir günün habercisi
Bir ümit dökülür karamsarlığa
Ve bir şiir başlarken biter
 

 
 
 

SUSMA
Delikanlım
Buğulu gözlerindeki pırıltı
Yüzündeki çocuksu ifade
Binlerce kelimeden daha anlamlı
Kafanın içindeki aydınlık
Gün gibi ortada
Ama istersen yine anlat
Herkes duysun
Yüz kere bin kere anlat
Tekrar tekrar bıkmadan anlat
Yüreğini,sevdanı, inancını
Kendini ve özlemini 
Ser ortaya
Kalmasın bilinmeyen sana ait
Konuş, bağır, ağla 
Ne varsa insana dair
Tüm duygularını vur açığa
Ama ne  olur 
Düşüncelerini zincire vurma.
 

 


 
 
 

SON TREN
Hayli geç bir zamanda
Nice uğraştan sonra
Ulaştım istasyona
Son tren kalkıyordu

Toplayıp tüm gücümü
Özleyip bir düşümü
Uzattım ellerimi
Kapalı kapılara 

Bin bir güçlükle
Tutundum demirlere
Büyük bir adım attım
Giden merdivenlere

Bindim en sonunda
Son trenin 
O en son vagonuna
Biletim bile yoktu

Ödeyip cezasını
Umuda geç kalmanın
Ayakta da  olsa
Çıktım son yolculuğa
 
 
 
 

 

 

 
 

YOL
Yol ümittir
Ümitse yol
Bir yol var
Bir ümit var
Ucunda sen varsın.
Ben sana ulaşmak için
İlerliyorum bu yolda
Yağmur yağıyor ıslanıyorum
Aklıma sen gelince
Hava günlük güneşlik
Ben  ulaşmak için sana
Yürümeye kararlıyım bu yolda
Sırılsıklam olsam da
 
 

 


 
 

UMUT
Bir gün umutsuzluğa kapılırsan
Ve engeller çıkarsa karşına
Uzun,karanlık acımasız yolda
Uzaktaki belli belirsiz ışığı gör
Onu göremezsen eğer
Bir ışık yak kendine
Ama sakın ola umutsuzluğa kapılma
Uçurumun kenarında olsan da
Sıkı sıkıya sarıl yaşama
Ağlayan gözlerini kapat 
Gül delicesine,tüm gücünle
Kalbinin tüm hücreleriyle
Sev sevebildiğince
Ve ümidini,sevgini,inancını tüketme
Ekmeğin tükense de.
 


 
 

VAKİT ARTIK GEÇ
Kalmanı istesekte 
Kalamazsın biliyorum
Vakit artık geç
Ağlamanın zamanı değil
Haydi durma git
Belki seversin o şehri
Kimsenin gelmediği
Kimsenin bilmediği
O gizli bilmeceyi
Giderken hırkanı al
Üşütme kendini
Ve sevdanı bırak bize
Umudunu,direncini
İnan ki
Yeter hepimize
Haydi durma git
Vakit artık geç
Ağlamanın zamanı değil
Görüşürüz elbette
O şehirde
Er yada geç.
 


 
 

YENİDEN
Biliyorum,hiç kolay değil
Zorludur yaşamak acılarla
Çaresi yok çekilecek
Çelik gibi güçlü olmalısın
Dünyan yıkılsa bile
Çıkıp yıkıntılardan
Yeniden,en başından başlayabilmeli
Ve her şeye rağmen 
Dikilip ayaklarının üzerinde
İnadına gülümseyebilmelisin
Hayata ve insanlara

Her sabah
bir bebek gibi yeniden doğabilmeli,
Yeni günü yüreğinde duyabilmelisin.
Türkülerle,halaylarla coşabilmeli,
Çocuklarla oynayıp koşabilmelisin
Gömüp içine acıları,silip gözyaşlarını
Dolu dolu gülebilmeli
Ve Ferhat gibi,Şirin gibi
Sevebilmelisin...
 


 

TREN
Bir demir yığını geçer önümden
Kıvrıla büküle
Bir yürek sesi gibi rayların sesi
Dokunur insana 

Bir demir yığını geçer önümden
Ağlamak geçer
Direnir göz bebeklerim
Nereye gider bu tren
Böyle çığlık çığlığa
 
 

 

CAM KIRIĞI
İçinden çok derinden
En acıyan yerinden
Yavaşça  toplayın
sevgi kırıklarınızı yüreğimden

Ne olur canımı yakmayın
Basıp geçmeyin üzerinden
Usul usul toplayın
Kırık sevdalarınızı yüreğimden
 

İNCEDEN
Bir kadın için için ağlardı
Tüm şehir susardı
Bir yıldız kayardı
Karanlığa benim kanım akardı 
İnceden

Yer yarıldı bir haber yok geceden
Sen yoksun ya içim buruk niceden
Bir kadın için için ağlardı
Tüm şehir susardı
Bir yıldız kayardı
Karanlığa benim kanım akardı
İnceden
 
 

 

OLURUM
Güneşli şafaklar olurum
Kar tutan gecelerde
Kör akşamlarda
Mavi gözlü sabahlar olurum

Sular seller olurum
Çöl iklimlerinde 
Ölüm denizlerinde
Suya sevdalı balık olurum

Dost gülüşlü yarınlar ararım
Gri havalarda
Kuytu yalnızlığımda
Birden kalabalık olurum
 

 


AY IŞIGINDA
insanlar yürüyor
Dağ başlarında
Namlular parlıyor ay ışığında

Silahlar birden patlıyor
Sanki kurşun yağıyor
Bir anne ağlıyor  ay ışığında

Bir tomurcuk usulca
Düşüyor toprağa
Bir yıldız kayıyor ay ışığında

Bir yerlerde 
Yine sabah oluyor
Bir bebek doğuyor ay ışığında

Çok uzaklarda 
Hiçbir şeyden habersiz
İnsanlar uyuyor ay ışığında

Sussun artık silahlar
Tomurcuklar solmasın
Anneler ağlamasın ay ışığında
 

 

ESKİ SANDIK
İhtiyar bir sandıkta
Bana ait eskiler buldum
Çatı katında
Çoktandır unutmuştum

Kapağını açınca
Tıka basa doldurulmuş
İmkansız hayaller buldum
Arasında kırık dökük umutlar
Kenarında naftalinli sevdalar
Bir köşede çocukluğum

Eski sandıkta ne varsa
Çıkardım yavaşça
Hepsini kokladım
Usulca okşadım

Sonra özenle
Tekrar doldurdum içine
Sığdıramadım
Nasıl sığmışlar anlayamadım

Sandığı güçlükle kapadım
Hayallerim arasına sıkıştı
Umutlarım dışarıda kaldı

 

BİLEBİLSEYDİM
Ömrümün yaprakları sararıp
Bir bir dökülürken önüme
Ben baktım 
Ve sadece güldüm ölüme

Gülebilseydim keşke
Ölebilseydim
Bilebilseydim
Başka bahar var mıdır
Yoksa bu sonbahar mıdır.

 


 
 
 

SAAT
Eski bir saatte
Bir akrep ve yelkovan yaşardı
Zaman ve mekandan habersiz
Dar zamanlarda
Yelkovan hep akrebi arardı

Ve akrebi buldukça
Ona kavuştukça
Bulmanın sihri kayboldukça
Çocukça
Hep bulmaya koşardı
Eski bir saatte
Bir akrep ve yelkovan yaşardı
Zaman ve mekandan habersiz

 

GÖRDÜM
Amansız zamanların,sonsuz anlarında
Zamansız sonlar gördüm
Yağlı urganları ben ördüm

Karanlık zindanların,dar hücrelerinde
İdamlık umutlar gördüm
Demir sürgüleri tek tek ben sürdüm

Hayatın ortasında
Cellatların yüzünü gördüm
Ölümün sırlarını onlara sordum

Çorak tarlalarda
Yeşeren ümitler gördüm
O tarlaları bende sürdüm.

Sevdasız yürekler
Ve yüreksiz sevdalar gördüm
İçlerinde bende vardım
 


 
 
 
 
 

DİP DALGALARI
Kayıp bir balıkçının
saçını okşar
dip dalgaları

ve biraz uzakta
annelerini arar
yitik bir balığın yavruları
 
 

GAR SAATİ
Ben bir gar saatiyim
küçük bir istasyonda
bekleme salonunda

eğer bir kaç yolcu varsa
ve gün aşırı gelen posta
hiç rötar yapmazsa
değmeyin mutluluğuma

Ben bir gar saatiyim
küçük bir istasyonda
bekleme salonunda
hiç yolcu olmasada
zamanının dolmasını bekleyen.
 

OLTA
Bu gece 
Attık oltamızı seninle
Gecenin derinlerine
Bir kaç yıldız umuyorduk
Yada bir parça bulut
Birazcık ay bekliyorduk
Ne yıldız bulduk
Ne de umut
Hüzün takıldı iğnemize
Yayıldı gecemize
 
DÖNGÜ
Kalıba dökülmeden paslanır
Kor ateşlerde eriyen demir
Hırçınlaştıkça uslanır.

Ölüme yaslanır
Binbir güçlükle yaşanan ömür
Başladıkça sonlanır.