EYÜPSULTAN  ŞEHRİ  VE  ESTETİK


I - Genel Manada Şehir ve Estetik

Şehirleşme, bir kente kendi özel şahsiyetini ve kimliğini kazandırmaktır. Şehirleşme, etnik fenomenin aksine rasyonel bir yapıya sahiptir. Buna ek olarak şehirleşme "açık" bir özellik gösterir ve bir çok konumda da kozmopolitandır. (Doğudan,Age, sh. 80)

Etkili bir kentselleşme ile birlikte "açık" ve çoğu zaman kozmopolit bir yönelim sergileyen şehirler kendilerini köy özelliği taşıyan kasaba ve gecekondu semtleri oluşturmaktan alıkoyamazlar.

Hammurabi zamanında, şehir tüccarlar örgütünün, ya da bu örgüt tarafından seçilmiş ticaret şeflerinin de içlerinde yer aldığı bir soylular  meclisi tarafından yönetilirdi. Belediye meclisi başkanı meclise başkanlık eder, adalet işleri bakar,kamunun mallarını idare eder, vergileri toplar, şehir arazilerini yine şehir sakinlerine kontrat karşılığı kiralardı.  (Doğudan,Age, sh. 99)

Genel olarak şehirleşmenin hayatiyetinin dört önemli durumu vardır. Birinci olarak; idari alan düşüncesi, şehir yönetimlerinin bir parçası olmalıdır. Belediye başkanı, belediye meclis üyeleri ve belediyenin memurları, şehir sakinlerini ve genel olarak tüm  halkı etkilemek zorundadırlar. İzlenen politikalar açık, anlaşılır ve doğru yöntemleri kanıtlar şekilde olmalıdır. Şu an yaşadığımız, piyasanın ve medyanın yönettiği bu çağda, iletişim ve hakın birbirleri ile olan bağlantısı, sağlıklı ve canlı bir şehirleşmenin önemli fonksiyonlarındandır. Burada belediye başkanlarına çok önemli bir görev düşüyor.

İkinci olarak; altyapıya uygun bir bölgeye sahip olunması gerekir. Canlı bir şehirleşmenin olduğu bir şehir, ticaretin sağladığı imkanlarla, endüstriye ve diğer servislere  hakim durumdadır.

Şehrin altyapısı da estetik olması da hayli önemli bir konudur. Şehir görüntü açısından belirli bir düzeyde kaliteye ihtiyaç duyar. Ayrıca şehrin caddeleri, yolları, parkları, köprüleri ve binaları göze itap etmelidir ve şehrin kaliteli ve düzeyli bir biçimde kentselleşmesine katkıda bulunmalıdır.

Üçüncü olarak; ilk iki durumla yakından ilgili olarak eğer bir şehir sosyal ve kültürel canlılığı sağlayacak düzeni kurmada gerekli önlemleri almazsa bu şehide canlı bir şehirleşme olamaz ve olsa da süreklilik arz edemez. Bir şehirde ve genellikle şehir merkezinde insanlar etrafına bakınmak ve bazen de kendilerini görmek için zaman zaman aylak aylak dolaşırlar veya gezinirler. Bunlar "honeneur" şehirlerde karşılaşılabilen tiplerdir. Bunu yanı sıra serseriler de çokça karşılaştığımız tiplerdir. Bu her iki tip te şehirleşmenin sosyal yapısı ile yakından ilgilidir. Şehirde restorantlar, barlar, alışveriş merkezleri butikler, sanat galerileri, butikler, kumarhaneler, genelevler, sinemalar da olmalıdır. Eğer bir şehirde; erdemsizlikle erdem, fazilet sair yüce insanlarla düşkün ve sefil insanlar, nezih insanlarla kaba insanlar beraber olmazsa, ve bu şehir bu durumdan etkilenmezse canlı bir kentleşme ortaya çıkmaz. Bu durumda da şehir gerçek anlamda bir şehir olmaz.

Dördüncü konu ise; şehrin politik yapısı ile ilgilidir. Kentleşmenin var olabilmesi ve sürdürebilmesi için yaşanan bir demokrasiye ihtiyaç duyulur. Şehir demokrasisinde önemli bir yeri olan  yerel parlamentoyla ilgilenen ve şehre ilişkin tartışmalarda baskın bir rol üstlenen şehir konsülü-meclisi kritik olaylarda şehir yönetimini kontrol altında tutar.

Büyükşehirlerde sosyo-kültürel  hayatın kalbi olan yerlerde yönetimler ve fonksiyonel yoğunlaşmalar, özerk ilçelerle ve şehrin sosyal ve kültürel zayıflığıyla yakından ilgilidir. Tabi olarak esaslı bir şehirleşme için gerekli olan yukarda bahsi geçen dört durum sağlıklı bir ekonomik yapı ile yakından ilgilidir. Sosyal ve kültürel hayatta ekonomik faaliyetler çok önemli bir yere sahiptir. Daha önce söylenildiği gibi güçlü bir şehir ekonomisi, esaslı bir şehirleşme  için alt tabakadır. Acak tersi de en az bunun kadar doğrudur. Şehir ekonomisinin güçlü  olması yine canlı ve güçlü bir kentleşmeye ihtiyaç duyar.

Şehirler kendi bünyelerinde vuku bulan ketleşmenin güçlü olmasından çok daha fazla şeye ihtiyaç duyarlar.

Şehirleşme bir kente kendi özel şahsiyetini ve kimliğini kazandırmaktır. Şehirleşme bir kenti insanların çalışabileceği, kendi işlerini kurabileceği, yaşayabilecekleri ve yeni şeyler üretebilecekleri bir mekan yapmaktır.

İstanbul'un, Bursa'nın, Ankara'nın, Osmanlı devleti alanında var olan her köyün, her kasabanın her şehrin en fakir insanlarının evleri yüce mimarlık eserleriydi. Bu o insanlara bu yüce değerleri ulaştıran teknoloji alanında, tasarım alanında, sosyal ilişkiler alanında, eğitim-kültürel alanda, insanların yetiştirilmesi alanında ortak, tutarlı bir yaklaşımın ürünüydü. Şehirleri kendi başına, kendiliğinden oluşmuş, kendiliğinden mükemmelliğe varmış nesneler olarak düşünemeyiz. (Cansever, Turgut; Doğudan Batınadan Age. sh. 95)

İstanbul'un fethinden bu yana müslümanlar, ruh aleminde kopan fırtınaları dindirmek, onulmaz yaralarına dermen bulmak için Halid bir Zeyd hazlertlerinin manevi iklimine koşmuşlar ve bundan sonra da koşmaya devam edeceklerdir.

 1 - Şehrin Tanımı ve Unsurları

Şehrin tanımlamadan önce şehrin ne olmadığını belirtmek istiyorum. Şehir ne değildir? Şehir insanların yaşadığı, kentin doğası ile tarif edilen fiziksel bir şekil veya demografik bir yığın değildir.

(*) Doğudan Batıdan, İstanbul, Büyük Şehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı yayınları, İstanbul, Ekim -Mayıs, 1996, sh. 79-81

Gerçek şehir, ekonomik yönden büyük pazarların varlığı ile karakterize edilen ve çok özel bir dayanışmanın bulunduğu yerdir.

2 - Şehir Türleri

Şehirlerin gerek mimari yapıları gerek kültürel yapıları, gerek jeopolitik ve kurumsal yapıları şehrin bazı karakterlerinin veya öğelerinin öne çıkması ile karşılaşılabilir. Bu tür öğeler, din, sanayi, jeopolitik konum, tabi özellik vb. lerden kaynaklanan  özellikler olabilir ki bu özellikler şehrin kimliğini hatta adını oluşturabilir.

Farabi, şehirleri şehrin mimari öğesini kültürel öğeden ayrı olarak düşünmemiştir. Farabi'ye göre bir fazıl şehir vardır. O şehrin dışındaki şehirleri de cahil şehir, fasık şehir, değişmiş şehir, şaşkın şehir diye ayırıma tabi tutmuştur. Farabi "El Medinetül Fadıla" adlı eserinde fazıl şehir ve fazıl şehrin dışında yukarıda belirttiğim şehirler hakkında ayrıntılı olarak bahseder. (*) Ayrıntılı bilgi için bkz. FARABİ, El Medinetül Fazıla, Şark İslam Klasikleri, M.E.B. Yayınları, Ankara, 1990. Fasık şehri zaruri şehir, değiştirici (sarraf) şehir, bedbaht şehir, haysiyet şehri, tagallüb şehri, cimai şehir diye kısımlara ayırı.

Eyüpsultan şehri de özellikle Osmanlı yıllarında kimliğini dini unsurdan alan bir  nitelik taşımaktadır. Gerçi Eyüpsultan'ın Osmanlılardan önceki kimliği de yine din ağırlıkla bir yapı taşımaktadır.

2.1 - Manevi Şehir

Manevi şehirlerde şehrin manevi iklimini oluşturan unsur şehrin her yerinde baskın olarak hissedilir. Müslümanlar açısından Mekke, Medine ve Kudüs'ten sonra dördüncü derecede manevi şehir veya ziyaretgahtır.

Hristiyanlar için se Küdüs ve Roma'dan sonra karakteristik İstanbul'da yine önemli manevi şehirler hüviyetindedir.

2.2 - Sanayi Şehri

Batı'daki sanayi devrimini bir "şehirleşme devrimi" olarak yorumlayan sosyal bilimciler oldukça büyük bir çoğunluk teşkil etmektedir. Günümüzda yeni kurulan şehirler daha çok sanayi kökenli şehirler olmaktadır. Özellikle sanayi devrinden sonra gelişen ve/veya kurulan şehirlerde sanyi olgusunu oluşturan faaliyetler ve yapılar  şehrin bütün havasında teneffüs edilmektedir.

Sanayi şehirlerinde yeleşme ve mimari sanayi kuruluşu etrafında şekillenir. Şehrin gerek sosyal hayatında gerek çalışma hayatında tekdüzelik ve rutinlik hakimdir.

Buna karşılık şehir çevresi şehir için adeta can damarıdır. Bu çevre hem şehre hareket verir canlandırır, hem de şehir ekonomisindeki dönüşümü sağlar. (*)

(* GİDDENS, Antony, Sosyoloji, Eleştirel Bir Yaklaşım, Çev. Ruhi Esengül, İsmail Öğretir, İhtar Yayıncılık, İstanbul, 1993, sh. 95-115.)

Şehrin Estetik Yapısındaki Dejenerasyon

Bozulma (dejenerasyon) nun bir diğer boyutu da kent veya şehir konusundadır. Buradaki "bozulma" dan kasıt şehrin ekolojik çevresel kirlenmesinden çok manevi kirlenme ve sosyal kirlenmedir. Kötü insan eksi dışsallıklarının değeri yüksek olan insandır. Ancak etik olarak "kötü" kavramı insan üzerine ithaf edilince bir bütün olarak "o" insanın elinin değeceği ve/veya değebileceği her türlü maddi/manevi varlık da bu eksi dışsallıktan nasibini almaktadır.

Bu bağlamda, eksi dışsallıklar, ulaşabileceği her alanı, bilgiyi, insanın bizzat kendisini, kültürü kirletmektedir. Bu kirlenme de esas kirlenmenin  aysberg altında kalan kısımlardır. Bilginin, insanın, kültürün kirlenmesi kirlenmenin aysbergi altında kalan kısımlardır. (*) (*)Gürdüoğan, Nazif, Kirlenmenin Boyutları, İz Yayınları, İstanbul, 1993.

Peyzaj, şehir dekorasyonu, şehir mimarisi vb. yöntemlerle gürültü, görüntü kirliliği kaldırılmalıdır.

II - Eyüpsultan Şehri ve Estetik Yapısı

Şehir, insanlığın kendisi için kurduğu ve sistematize ettiği en yakın çaresidir. Şehirlere bakarak, insanlığın hayat anlayışlarını  anlamak mümkündür. (99) Şener Sami, "Sosyal Değerler ve Çevre", İnsan ve Çevre, İnsanlığa Hizmet Vakfı Yayınları İstanbul 1992 sh: 24

Türk İslam şehirleri genellikle merkezden dışa doğru genişleyen bir yapı oluşturmuş ve merkezden cami, külliye yer almış, şehir bu yapı etrafında genişlemiştir.

Eyüp ilçesi, adını Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el Ensari hazretlerinin türbesinden almış, bu türbe ve caminin çevresinde oluşan semte de yaygın olarak Eyüpsultan denilmektedir.

Hazreti Halid bin Zeyd in kabri, fetihten dört yıl sonra Akşemseddin (r.a.) tarafından bulununca Fatih Sultan Mehmed han bu kabrin üstüne bri türbe yaptırır. Karşısına da cami, medrese, han hamam, imaret ve çarşı kurdurarak semtin şekillenmesini sağlar. Ondan sonra gelen yöneticiler ve hamiyet sahibi Müslümanlar da, yaptıkları hayratlarla ve manevi siteyi geliştirmişler ve burasının İslam'ın haşmetini ve yüksek sanat ruhunu aksettiren eserler ile süslemişlerdir.

İstanbul'un diğer mümtaz beldelerinde görüldüğü gibi, Eyüpsultan' da da İslam'ın insana kazandırdığı yüksek sanat ruhunun tabiatta billurlaşmış şekilleri olan camiler, medreseler, imaretler, türbeler, çeşmeler, İslam'ın yüceliğini insanlığa belgeleyen eserlerdir.

Yahya Kemal bir yazısında burayla ilgili şu ifadeleri kullanmıştır:

".... Bütün o kabirlerin aralarından geçtiğim bir gün, Sahabi Halid'in yanında fetih askerlerinden birinin burma kavuklu taşına vecidle uzun uzun baktım; tiryaki bir ocak ihtiyarın vücudunu haber veren o metîn taş, ölümün ortasında kavuğu yıkmış, hala fetih rüyasını görüyor gibi dalgın duruyordu. Zaten Eyüb(sultan) o rüyanın toprakta mücessem bir devamı değil mi?" (*) (*) Kemal, Yahya, Aziz İstanbul, MEB. Yayınları, İstanbul, 1969.

1 - Eyüpsultan'ın Fiziki ve Jeopolitik Konumu  ve Önemi

1.1 - Eyüpsultan’ın Fiziki Konumu

1.2 - Eyüpsultan'ın Jeopolitik Konumu

1.3 - Eyüpsultan’ın Tarihi  Önemi

Tarihi kayıtlarda Eyüp'ün ilk ve orta çağlarda ormanlık olduğu, insanların buraya avlanmak için geldiği yazılıdır.Hatta Bizanslılar döneminde burada av köşeleri bile bulunurmuş. Bu özelliği için olsa gerek buraya av avcı anlamında Kiligos denirmiş. Bugünkü eyüp meydanındaki çayırlarda at araba yarışları yapılıp çeşitli eğlenceler düzenlenirmiş. (ÇÇÇ) Genç Ahmet, Belediyelerden İktidara Refah,  Cemre Yayınları, İstanbul, 1996 sh: 209

Hazreti Halid Bin Zeyd'in kabri Akşemseddin Ra. tarafından bulunacak Fatih Sultan Mehmed kabrin üzerine bir türbe yaptırdı. (1458) Karşısına da bir cami, medrese, han hamam , imaret ve çarşı kurarak semtin şenlenmesini sağladı.

Buraya Eyüpsultan'ın türbesi yapılınca, Osmanlı Padişahları Eyüpsultan' ın manevi huzurunda kılıç kuşanmaya başlamışlardır. Osmanlılar devrinde Eyüp daha da gelişmiş ve altın çağını yaşamıştır.

Eyüp beldesi da r bir sahada kurulmuş olmasına ve etrafının yüksek tepelerle çevrilmiş olmasına rağmen, engin bir tarihi eser hazinesidir. Beldenin iç kesimlerinde bulunan kıymetli, dayanıklı abidelerinden ayrı olarak, sahilleri süsleyen pek çok saraya malikti. Ne yazık ki, hepsi de ahşap olan bu nefis eserlerden günümüze intikal edeni olmamıştır.

Tarihin çeşitli dönemlerinde bu aziz, füsunkar beldede 58 cami ve mescid, 22 tekke, 11 medrese, 30 mektep, 13 namazgah, 10 kütüphane 2 imaret, 10 hamam 11 sebil ve 114 türbe inşa olunmuştur. Bu 114 türbenin hepsi kapalı olmayıp, büyük bir kısmı açık haldedir.

 

İstanbul Surlarının dışında hiçten var edilmiş olan Eyüpsultan kasabası, tamamıyla Osmanlı şehircilik anlayışının bir ürünüdür. Şehrin kuruluşundan bu yana uzunca bir zaman geçmiş olsa bile Eyüpsultan, Osmanlı şehirciliğinin özgün bir örneği olma vasfını değiştirmemiştir.

Eyüp beldesi bazı çevrelerce "ölüler diyarı" diye anılır ise de, gerçekte 600 yıllık imparatorluk döneminin büyükleri burasını "GUFRAN TOPRA?I" olarak benimsemişlerdir.

Fetih müyesser oluncaya kadar, sekiz asır İslam orduları muhtelif tarihlerde Bizans surlarını zorlamışlar ve borunda aşılmas zannedilen kaleleri aşmışlar, yıkılmaz zannedilen surları yıkmışlardır. sekiz asır sonra da olsa, halid bir Zeyd'in başlattığı mukaddes cihadı Fatih Sultan Mehmet Han zafere ulaştırmış, Bizans surlarına Halid bin Zeyd tarafından dikilemeyen İslam sancağı, Ulubatlı Hasan tarafından şehadet şerbeti içilerek dikilmiştir.

İstanbulun fethini gerçekleştiren Fatih Sultan Mehmed, Hz. Muhammed'in tebciline nail olmuş, İstanbul'un Türkleşmesi ve İslamlaşmasına önce Eyüpsultan' da başlamıştır.

Fatih Akşemseddin tarafından keşfedilen kabrin üzerinde bir KUBBE-İ LATİF inşa ettirmiş, civarına yaptırdığı cami, medrese imaret hamam ve çeşme ile de ilk Eyüp Külliyesinin temellerini atmıştır.

Diğer müslüman büyükleri de yaptıkları hayratlarla bu 'manevi site' yi geliştirmişler  ve burasını İslam'ın haşmetini ve yüksek sanat ruhunu aksettiren eserler ile süslemişlerdir.

İnce ve narin minarelerle İslam'ın vahdet fikrini, çil  çil dağılan kubbelerde yer alan kilit taşlarıyla da kesretten vahdete doğru yükselişi ve vahdette birleşmeyi ifade etmiştir.

İstanbul'un diğer mümtaz beldelerinde görüldüğü gibi, Eyüpsultan'da da İslam'ın insana kazandırdığı yüksek sanat ruhunun tabiatta billurlaşmış şekilde olan camiler, medreseler, imaretler, türbeler, çeşmeler, İslam'ın yüceliğini insanlara belgeleyen eserlerdir.

 

1.4 - Eyüpsultan'ın Mimari Dokusu

1.5 - Bizans Devrinde Eyüpsultan

Eyüpsultan dediğimiz şehir o tarihte Kozmidyon olarak anılıyordu. C.E. Arseven in Eski İstanbul adlı eserinde "Black Harnae Sarayı cihetinde ve Haliç sahilinde Cozmidion isminde bir köy vardı. Kozmidyon semtindeki başlıca kiliseler, Aya Fontini, Ayios Pantelemon, Ayios Anargyras, Ayios Mamas ve en meşhuru olan Ayios Kozma-Damianos idi.

Hz. Halid Türbesi'nin yer ve civarı servi ağaçları ile kaplı olup, Bizanslılar avcı manasına gelen Kinigos derlerdi.

Bostan iskelesi civarında ve Bahariye tarafındaki sahil şeridinde küçük bir liman ile devlet gemilerini yapmaya mahsus bir tersane bulunuyordu. Liman kağıthane deresinin getirdiği çamurlarla dolmuştu.Fakat impartor Kantakuzen (1347- 1354) bir hayli para sarf ederek limanı dolduran çamurları temizlemişti.

Eyüpsultan Osmanlı Türkleri zamanında altın devrini yaşamış,  ve ünlü mimarlarımız bu gün de gördüğümüz eserleri eserleri meydana getirmiştir.

Bizanslılar zamanında, bugünkü Eyüpsultan meydanındaki çayırlıklarda at, araba yarışları yapılıp, çeşitli eğlenceler düzenlenmiştir.

2 - Eyüpsultan'ın Karakteristikleri

2.1- Misafir-i Aziz-i Eba Eyyüb Halid bin Zeyd el Ensari Hz.

"Ashabımdan birisi eceliyle her hangi bir beldede vefat eder ve o beldeye defnedilirse, yarın kıyamet günü, o beldede yaşayanların önderi, sancaktarı, rehberi olarak haşrolunur"

Kendisine "Mihmandar-ı Rasül, Alemdar-ı Rasül, Vahiy Katibi Eba Eyyüb El Ensari, Muhafız-ı rasül vb. lakabları vardı. (*) (*)Akıncı, Ahmet Cemil,  Eyüp Sultan Hazretleri, Merve Yayınları, İstanbul, 1985, sh: 00

O, halkımızın "Eyüp Sultan" diye gönül tahtını açtığı mücahid sahabi

Hz. Muhammed'in mihmandarı (ev sahibi)

İstanbul'un aziz misafiri

Ebu Eyyub Halid bin Zeyd el Ensari Hazretleri

Eyüb Sultan hazretlerinin esas ismi, Ebu Eyyub Halid bin Zeyd (el, Ensari) dir. Halkımızın gönlünde Eyüb Sultan olarak taht kurmuştur.

Halid bin Zeyd (r.a) Hazrec kabilesinden ve neccar oğullarındandır. Şeceresi incelendiğinde görüleceği üzere, soyu bir kaç göbek yukarda hem baba hem da ana tarafından Hz. Peygamber'in nesebi ile birleşmektedir. Babasının adı Zeyd, annesinin adı Hind'dir.En son vefat eden sahabbilerdendir. Hicretten iki yıl önce Hz. Muhammed'le Akabede görümüş ve İslam 'la müşerref olmutur.Bu açıdan Hz.  Halid bin Zeyd, Medineli ilk müslümanlardandır.Hz. Peygamber'in  vahiy katipleri arasında yer almıştır.

Hicret esnasında her bir Medineli 'nin muhteşem ve yüce insanı ağırlamak özlemi ve iştiyakı içinde çırpınırken, Hz. Muhammed, devesinin yularını dahiyane bir düşünce ile serbest bırakmış ve kendisini ilahi emre amade kılmıştır. Beklenen dakikaların heyecanlı ateşiyle tüm nefeslerin tutulduğu asnada, Haz. Muhammed'in devesi, Halid bin Zeyd'in evinin önüne çökmüştür.Bu saniyelerde Medine'nin, Arabistan'ın ve dünyanın kaderini değiştirecek tarih yazılmıştır. İki cihan serveri, Halid bin Zeyd hazretlerinin evinde 7-8 ay misafir olmuştur.Böylece Eyyub el-ensari hazretleri, kendinden başka hiçbir müşlümanın ulaşamadığı mihmandarlık mertebesine yükselmiş ve seçkin sa habeler arasında yüksek yerini almıştır.

Ebu Eyyub el-Ensari hazretlerinin hanımı da Hacreç kabilesinden Ümmü Eyyub Fatıma-i hazreciyye olarak anılar. Onun da nesebi berkaç batın yukardan Hz. Muhammed'in soyuyla birleşir.

Hz. Halid bin Zeyd, İslam'ı kabul etteği günden itibaren kendisini bu dine adamış ve hayatı boyunca Hz. Peygamber'in yanından hiç ayrılmamıştır. Hz. Muhammed tarafından yapılan bütün savaşlara (Mısır,Suriye,Filistin, Kıbrıs, İstanbul vb.)  iştirak etmiş, yaygın bir görüşe göre de Hz. Muhammed 'in alemdarlığını yapmıştır. Bu sebeptendir ki o, "Alemdar-ı Rasulullah" olarak yad edilir. Halid bin Zeyd hazretlerine böyle bir ünvanın verilmesinin diğer ve asıl bir sebebi de, Tirmizi 'de yer alan bir hadis-i şerife göre "Ashabından birisi, eceli ile herhangi bir beldede vefat eder ve o beldeye gömülürse, yarın kıyamet günü o belde halkının önderi, sancaktarı ve rehberi olarak haşr olunur." şeklindeki müjdesidir.

Hz. Halid bin Zeyd, ilk halifeler devrinde de itibarını muhafaza etmiş Hz. Ali Kufe'yi başkent  yapınca, onu Medine'ye yönetici olarak bırakmıştır.

Emevilerin, Roma İmparatorluğu'nun merkezi olan Konstantiniyye-i Kübra'ya karşı düzenledikleri büyük gazaya katılmış, bu gazada Hicri 668 (bir rivayete göre 672) senesinde şehid olmuştur.

Halid bin Zeyd hazretleri, Kur'an-ı Kerim'i tamamen hıfzetmiş, Hz.Peygamber'den 400 civarınde hadis-i şerif rivayet etmiştir.(*) (*) Akakuş, Recep; Eyüp Sultan ve Mukaddes Emanetler, Sahaflar Kitap Sarayı Yayınları, III. Baskı, İstanbul, 1991, sh. 50.

İstanbul Muhasarasından Bir Menkıbe:

İslam'ın dinamizmini muhafaza edebilem için, 80 yaşında olmasına rağmen çöller, vadiler, dereler, ıssız dağlar, uçsuz bucaksız ovalar aşarak İstanbul surlarının önüne gelen Hz. Halid bin Zeyd, muhasara esnasında hastalanmışve yatağa düşmüştür. Vasiyetinin olup olmadığını sorduran başkumandan Yezid'e cevaben, "sizler için önem arz eden hususların artık benim için hiç bir kimsenin defnolacağını işitmiştim. Umarım ki o salih kimse ben olayım. Bu sebeple, öldükten sonra beni gaslediniz, naaşımı da İslam ordusunun ilerleyeceği en ileri noktaya götürüp defnediniz" demiştir.

Vasiyeti aynen yerine getirilmiş, yıkandıktan sonra, naaşı bu gün kendi adıyla anılan türbesinin bulunduğu yere defnedilmiştir. (Bir rivayete göre yine vasiyeti icabı mezarının üzerine süvari atları dolaştırılmak suretiyle kabri gizlenmiştir.)

Latinlerin İstanbul'u istila edip tahrip edişlerin kadar Ebu Eyyub el Ensari'nin türbe ve mezarı Bizanslarca korunmuş, ziyaret edilmiş, kıtlık ve darlık zamanlarında iltica edilen kutsi bir mahal olmuştur. Ancak Latinler İstanbul'u istila edince, Hristiyanlara ait bir çok kilise ve benzeri kutsal yerleri yıktıkları gibi, Eyyub el Ensari'nin mezarını ve türbesini de muhtemelen tahrip etmişler, iz ve işaretini ortadan kaldırmışlardır.

İzi ve eseri tamamen silinen Halid bin Zeyd'in kabri, İstanbul'un manevi fatihi Akşemseddin Ra. tarafından keşfen tayin edilmiştir. Fatih Sultan Mehmed de hemen buraya bir türbe ve cami yaptırdı. (Miladi 1453)

Ebu Eyyub Halid bin Zeyd el-Ensari hazretleri, ilçenin maddi ve manevi destekçisi olmuş, sadece Eyüpsultan ilçesinin değil, İstanbul'un Türkiye'nin ve tüm inanaların feyzve ilham kaynağı olmuştur.

Peygamber'i evine konuk eden Ebu Eyyub el Ensari'yi bağırlarında besleyip onun davasına bağlanarak kendilerine misafir yapan Eyüpsultanlılar ve İsatanbullulara ne mutlu.

2.2 - Eyüpsultan Camii ve Çevresi

2.3- Piyerloti

1850-1923 yılları arasında yaşayan Pierre Loti'nin asıl adı Julien Viaud' dur. Loti, görevi gereği bir çok ülkede bulunmuş fakat bu ülkeler arasında kendisini en çok çeken Türkiye'dir. Öyle'ki, Loti Türkiye'ye ikinci vatanım diye haykırmıştır.

İstanbul'a gelmeden evvel buraya ait eserleri gözden geçiren Fransa Büyükelçiliği maiyet gemisinde ve bilahare elçilik Deniz ateşesi olarak vazife gören Pierre Loti, eşsiz Haliç manzarasının büyüsüne kapılarak sık sık müşterisi olduğu Rabia Kadın Kahvesi'ni mekan tutmuş ve sonradan kahvenin kendi ismiyle anılmasına yol açmıştır. Şarkta her gittiği memlekette, yerli bir kadınla evlenmeyi adet edinen ve sonra da o kadınla ilgili bir roman yazan Pierre Loti, İstanbulda'da Kafkasya'lı Aziyade isimli bir kız ile evlenmiştir. Ölünce Kasımpaşa sırtlarına gömülen bu kızı, sonradan Eyüp Sultan'ın bu çevresine naklettirmiştir.

Kendisini Eyüpsultan'da Arif Efendi diye tanıtan Türk Dostu Pierre Loti'nin en sevdiği yer, Evliya Çelebi'nin İdris Köşkü mesiresi diye sözünü ettiği yer İstanbul'un yedi tepesinden en güzeli olan Gümüşsuyu tepesidir.

Yazar (Loti) bu çevreyi neden sevdiğini ve nasıl değerlendirdiğini kendi cümlelerinden ifade etmek daha isabetli olur.

"Bu yukarıdan nezaret güzeldir. Haliç'in nihayetinde, Eyüp'ün muzlim peyzajı çok eski ağaçlardan mürekkep bir ormandan, mermer beyazlığı ile çıkan mukaddes Cami ve sonra muzlim renkler taşıyan ve içine mermer parçları serpilmiş cesim mezarlıkları ile hakiki bir ölüm şehri olan hazin tepeler. Sağda üzerinde binlerce yaldızlı kayıklı Haliç, küçültülmüş bir şekilde bütün İstanbul, kubbe ve minanerelirini  birbirine karıştıran camiler, (...) Eyüp'ten saray'a (Topkapı Sarayına) kadar bütün Haliç boyunca kubbeler, minareler berrak pembe yahut alaimi-semaya ait renkler halinde irtisam ediyorlar. Hoş görünen yolcular, örtülü kadınlar taşıyan yüzlerce kayık, gidip gelmeye başlıyor."(*) (*) Nalit Sırrı Çevirmesinden, Zikr. Koman, M. Mesut, Eyüpsultan Loti Kahvesi ve Çevresi, İkinci baskı 1986, sh. 10.

Loti kahvesi özellikle yabancı misafirler için şehirin ekonomik bir damarıdır. Eyüpsultan şehrine gelenler burayı ziyaret etmeden geri dönmemektedirler.

2.4 - Şark Kahvesi

Çoğunlukla gündelik hayatın hayhuyu içinde bakıp ta göremediğimiz bir yığın mekanla dolu çevremiz. Eyüpsultan Camii'nin tam karşısında bulunan Tarihi Şark Kahvesi de bunlardan biri.

Çağdaş kent hayatının bir zımpara gibi aşındırdığı insan ruhunu yenileyecek kadar  ilginç bir yer burası. Nostalji denilen şey halt etmiş.

Eyüp'e yalnız düştüğünde, Şark Kahvesine uğrayın ve Metin Dede'nin (Heper) elli yıllık deneyiminden süzülen "tavşan kanı" bir çayını ya da, artık köz ateşinde pişirmiyor  olsa da, tadına doyamayıp üçüncü fincanı devireceğiniz o nefis Türk kahvesinden mutlaka için... O kahve ki kırk yıl hatır bırakacak sizde... Bir kez gelen turist bir daha unutamamış, Şark kahvesini ve nice ünlü insanımız gelip geçmiş mermer üstlü ahşap masalarından, bir kahvenin kırk yıl hatırını yaşayacaksınız.

 

Yerli ve yabancı basında çıkan kahveyle ilgili yazıların da arasında bulunduğu onca yıllık gazete kupürlerinin bir tür kolaj ustalığıyla dizildiği duvarlar, çok şey anlatıyor dünden bugüne, Sözün gümüş sükutun altın olduğu bu mekanda ne oyun oynanıyor ne televizyon izleniyor.

Kahve eski yeni bir yığın orjinal objenin sergilendiği bir müze sanki, ama gösterişsiz doğal, kişiliksiz bir müze... Az sayıdaki müşteriler ya bir köşeye çekilip tarihten nostaljik duyarlılıklar imbikliyor ya da merak ve şaşkınlık içinde kahveyi dolaşıyorlar.

Dört duvar yetmemiş masaların üstleri camlar tarihin türlü belgeleriyle adeta bir kronoloji oluşturmuş.

Metin Dede'nin bütün o geçmişe yıpranan objelere rağmen belki yüzyıla varan bir zamana adeta direnen siması çevresine karşı aldırışsız tavırları da unutulmaz bir renk Eyüpsultan'dan.

3 - Eyüp Sultan'daki Önemli Şahsiyetler

a) Eyüpsultan civarında bulunan Sahabeler ve kabirleri:

1 - Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el Ensari'nin kabri malum.

2 - Ebu Şeybetül Hudrv

3 - Hamdullah el Ensâ rî

Sahabenin kabri Ayvansaray'da Toklu Dede Haziresinde ve Toklu İbrahim Dede ye ait mezarın yakınında

4 - Ahmedül Ensâ rî

Sahabenin kabri Ayvansaray'da Beylik Değirmeninin güneyinde ve Ayvansaray Caddesi Üzerinde

5 - Hazreti Cabir

Sahabenin kabri Ayvansaray Caddesi Lonca mevkiine, kiliseden muhavvel camiinin iç inde,

6 - Ebû Zer el-Gıfarî

Sahabenin kabri Ayvansaray Lonca mevkiinde ve Marul Sokağı ile Ağaçlı Çeşme Sokağınnın birliştiği köşede küçük bir hazerede bulunmaktadır.

7 - Abdullah el Ensarî

Sahabenin kabri Eğrikapı'dan içeri girilip sağda Şişhane Caddesinde kaim hazirede bulunmaktadır.

8 - Hazreti Hâfir

Sahabenin kabri Eğrikapı'nın dışında ve kapının sol kenarında surun bitişiğindedir.

9 - Abdüssâ dık bin  Âmir bin Şâme

Sahabenin kabri Eğrikapının dışında Hz. Hafir Türbesinin elli metre açığında ve yolun solundadır.

10 - Hazreti Kâ'b

Sahabenin kabri Ayvansaray Caddesi ile Savaklar Caddesinin kesiştiği noktanın yüz metre güney doğusunda ve surun yakınındadır.

11 - Ebudderdâ Hazretleri

Sahabenin kabri Eyüp Akarçeşme mevkii, Zal Mahmid Paşa Caddesi üzerinde bulunan üstü açık bir türbede medfundur.

12 - Hazreti Edhem

Sahabenin kabri Cezeri Kasım Mahallesi Arpacı Hayrettin Mescidi karşısında üstü örtülü bir türbede bulunmaktadır.

a) Eyüp Sultan'ın Yakın Civarında Bulunan Türk ve İslam Büyükleri ve Bunlara Ait Türbeler:(*) (*) Akakuş, Recep; Eyüpsultan ve Mukaddes Emanetler, Sahaflar Kitap Sarayı Yayınları İstanbul, 1991.

Abdurrahman Ağa Türbesi,

— Ali Kuşçu Türbesi,

— Ebussuud Efendi Türbesi,

— Ferhat Paşa Türbesi,

— Gazi Ethem Paşa Türbesi,

— Hüsrev Paşa Türbesi,

— Lala Mustafa Paşa Türbesi,

— Mustafa Rakım Efendi Türbesi,

— Mehmet Pertev Paşa Türbesi,

— Siyavuş Paşa Türbesi,

— Sokullu Mehmet Paşa Türbesi,

— Sultan reşat  Türbesi,

— Fevzi Çakmak Türbesi,

— Necip Fazıl Kısakürek'in Kabri

— Fevzi Çakmak

4 - Eyüpsultan'daki Önemli Mimari Yapılar

 

CAMİLER VE MESCİTLER (Alfabe sırasına göre)(*)

(*) Haskan, M. Nermi, Eyüpsultan Tarihi, Eyüpsultan Vakfı Yayınları, İstanbul, 1996, sh. 11-17.

Abdülkadir Efendi Mescidi, Ahmet Dede Mescidi, Alibey Köyü Mescidi, Ali Paşa Mescidi, Arpacı Hayredin Mescidi, Aşcıbaşı Mescidi, Baba Haydar Mescidi, Bali Hoca Mescidi, Bey Cami, Büyük İskele Cami, Kaptan Paşa Camii, Çayırbaşı Mescidi, Cezeri Kasım Paşa camii, Darül-hadis Medresesi Mescidi, Dar'üs-sa'ade Ağası Mustafa Ağa Camii, Davut Ağa Cami, Dede Mescidi, Defterdar Camii, Demirciler Mescidi, Dökmeciler, Camii,      Edirnekapı Mezarlığı Mescidi, Edirnekapı Şehitliği Mescidi, Emir Buhari Tekkesi Camii, Eyüp Sultan Camii, Hacı Ali Rıza Paşa Camii, Hacı Ali Tekkesi Mescidi, İslam Bey Cami, İzzet Paşa Tekkesi Mescidi, Kalenderhane Tekkesi Mescidi, Kasım Çavuş Mescidi, Kızıl Mescid, Mehmet Bey Mescidi, Murtaza Efendi Tekkesi Mescidi, Musa ÇavuşMescidi, Mustafa Paşa  Tekkesi Camii, Müzevvir Mescidi, Nişancılar Camii, Otakcılar Camii, Savaklar Mescidi Tekkesi, Servi Mahallesi Mescidi, Silahtarağa Elektrik Santrali Camii, Sofular Mescidi, Sultan Camii, Sultan Reşadın Okul Camii, Şeyh Murad Efendi Tekkesi Mescidi, Şeyhülislam Tekkesi Mescidi, Tahta Minare Mescidi, Takkeci Mescidi, Tantavi-Zade Camii, Topcular Mescidi, Uluca Baba Mescidi, Üç Şehitler Camii, Yanık Minare Mescidi, Yenimahalle Mescidi, Zal Mahmut Paşa Camii, Zeynep Hatun Mesici.

TEKKELER (Alfabe sırasına göre)

Afife Hatun Tekkesi, Bahariye Mevlevihanesi, Balçık Tekkesi, Cafer Paşa Tekkesi, Çadırcı Tekkesi, Çolak Hasan Bali Efendi Tekkesi, Dolancı Derviş Mehmet Efendi Mevlevihanesi, Emin Baba Tekkesi, Haki Baba Tekkesi, Hüsrev Paşa Tekkesi, Kara mezak Ahmed Ağa Mevlevihanesi, Karyağdı Tekkesi, Kolancı Şeyh Emin Efendi Tekkesi, Lagari Tekkesi, Molla Çelebi Tekkesi, Selami Tekkesi, Sertarik-Zade Tekkesi, Ser Tekke-Sırtekke, Seydi Bey Tekkesi, Sipahi Dede Tekkesi, Sivasi  Tekkesi, Şah Sultan Tekkesi, Şazeli Tekkesi, Şeyh Aşık Tekkesi, Ümmi Sinan Tekkesi, Yahya-Zade Tekkesi,

TÜRBELER (Alfabe sırasına göre)

Abdullah Paşa Aile Sofası, Abdül Gani Efendi Türbesi, Adile Sultan Türbesi, Ahmet Bican Paşa Türbesi, Ahmet Dede Türbesi, Ahmet Efendi Türbesi, Ak Türbe, Ayaz Paşa Türbesi, Ayşe Bahri Kadın Türbesi, Babüssade Ağası Baba Mustafa Ağa Türbesi, Bahaiye Mevlevihanesi, Bahariye Mevlevihanesi Türbes i, Balçık Tekkesi Türbesi, Bayburtlular Türbesi, Bekteş Efendi Türbesi, Beşir Ağa Türbesi, Bıçakçı Baba Türbesi, Buhuri Şeyh Yakup Efendi Türbesi, Canan Hanım  Türbesi, Çengeloğlu Tahir Paşa  Türbesi, Çallı Ali Efendi Türbesi, Çifte Gelinler Türbesi, Daye Hatun Türbesi, Defterdar Nalı Mahmut Efendi Türbesi, Dukakin Zade Mahmut Paşa Türbesi, Ebu'derda  Türbesi, Ethem Baba Türbesi, Evrenus Dede  Türbesi, Eyüp Sultan Türbesi, Fatma Şerife Hanım Türbesi, Ferhat Paşa Türbesi, Feridun Paşa Türbesi, Ferruh Baba Türbesi, Gözoğlu  Şeyh Hüseyin Efendi Türbesi, Gülbaba Türbesi, Gülşirin Hatun Türbesi, Hafız Mehmet Efendi Türbesi, Halil Rıfat Paşa ve Mahmut Paşa Türbeleri, Hançerli Sultan Türbesi, Hasan Hüsnü Paşa Türbesi, Hayali Saadet Efendi Haziresi, Haydar Mirza  Türbesi, Hazreti Abdussadık Amir Türbesi, Horasani Baba Türbesi, Hz. Hafir Türbesi, Hubbi Ayşe Hatun Türbesi, Hulusi Ahmet Paşa Haziresi, Hüma Hatun Validesi Türbesi, Hüseyin Hasib Bey Türbesi, Hüsrev Paşa Türbesi, İbni Kemal Türbesi, İsimsiz  Türbei, Ka'b Ra. Türbesi, Kapıağası Kayğş Muustafa Ağa Türbesi, Kazasker Ak Mahmut Efendi Türbesi, Kırımi Hüseyin Efendi Türbesi, Kiremitçi Süleyman Çelebi Türbesi, Küçük Emir Efendi Türbesi, Lala Hüseyin Paşa Türbesi, Lalizade Abdülbaki Efendi Türbesi, Mahmut Ağa Türbesi, Mehmet Çelebi Türbesi, Mehmet Emin Paşa Aile Sofası, Mehmet Musuli Efendi Türbesi, Mihri Şah Valide Sultan Türbesi, Mirahuri Evvel Mehmet Ağa Ailesi Türbesi, Miri Viran Mehmet Paşa Türbesi, Molla Lülütfi Türbesi, Muhammed ül Ensari  Türbesi, Muhsin Zade Mehmet Paşa Türbesi, Mustafa Ağa Türbesi, Mustafa Çelebinin İbrahim Paşa Türbesi, Mustafa Fazıl Paşa Türbesi, Müzevvir Kardeşler Türbesi, Nakilbend Hasan Ağa Türbesi, Nakkaş Hasan Paşa Türbesi, Nişancı Mir Ahmet Çelebi Türbesi, Pertev Paşa Türbesi, Pervane Mustafa Dede Türbesi, Perviz Efendi Türbesi, Pir Ahmet Edirnevi Türbesi, Plak Mustafa Paşa Türbesi, Posta ve Telgraf Nazırı İzzet Efendi Türbesi, Sadrazam Hayrettin Paşa Türbesi, Sadrazam Mehmet Emin Ra Türbesi, Saka  Baba Türbesi, Saka Mustafa Türbesi, Salih Baba Türbesi, Silahi Mehmet Bey Türbesi, Siyavuş Paşa Türbesi, Sokullu Mehmet Paşa Türbesi, Sultan Mehmet Reşat Türbesi, Süleyman Ağa Türbesi, Süleyman Çavuş Türbesi, Şah Sultan Türbesi, Şehzadeler Türbesi, Şeker Pare Kadın Türbesi, Şeyh Abdullah Kaşgari Türbesi, Şeyh Abdülhamid Nuri Efendi Türbesi, Şeyh Abdülkadir Efendi Türbesi, Şeyh Abdülmecid Sivasi Türbesi, Şeyh Ahmet Nakşibedi Efendi Türbesi, Şeyh Cemaleddin Uşşaki Efendi Türbesi,  Şeyh Kaşgari İsa Geylani Efendi Türbesi, Şeyh Murad Efendi Türbesi, Şeyhül İslam Alaeddin Ali Efendi Türbesi, Şeyhülislam Mehemet Arif Efeni Türbesi, Şeyhülislam Tekkesi Türbesi, Türk Ahmet Paşa Türbesi, Ümmi Sinan Efendi  Türbesi, Uryani Zade Ahmed Esad Efendi Türbesi, Yakub Ağa Türbesi, Yavedüd Hazretleri Türbesi, ZalMahmut Paşa-Şahsultan  Türbesi, Zeynep Hatun Türbesi,

MEZARLIKLAR (Alfabe sırasına göre)

 Bahariye-Şehitlik Mezarlığı, Beybaba sokağı Mezarlığı, Edirnekapı Mezarlığı, Karay Mezarlığı, Kırk Merdivenler Mezarlığı, Otakçılar Mezarlığı, Sakızağacı Mezarlığı, Tokmaktepe Mezarlığı ve diğer türbe, tekke ve cami civarındaki mezarlıklar

MEDRESELER (Alfabe sırasına göre)

Behram Kethüda Medresesi, Beşir Ağa Medresesi, Cafer Paşa Medresesi, Cezeri Kasım Paşa  Medresesi, Defterdar Nazlı Mahmut  Efendi Medresesi, Fatih Medresesi, İsmi- Han Sultan Medresesi, Kangırılı Mustafa Efendi Medresesi, Kazasker Arif Efendi Medresesi, Sokullu Mehmet Paşa, Medresesi,Taşköprü-Zade Medresesi, Zal Mahmut Paşa  Medresesi.

MEKTEPLER (Alfabe sırasına göre)

Balçık Tekkesi, Darül Hadise, Beşir Ağa Mektebi, Cezeri Kasım Paşa Mektebi, Damat İbrahim Paşa Mektebi, Daye Hatun Mektebi, Defterdar Nazlı Mahmut Efendi Mektebi, Ebussuud Efendi Sıbyan Mektebi ve Haziresi, Eyüp Askeri Rüştiyesi, Eyüp Lisesi, Eyüp Reşadiye Mektebi, Eyüpsultan Baytar Mektebi, Eyüpsultan Darül Feyzi Hamidi Rüştiyesi, Eyüpsultan Kız Mektebi, Hacı Halit Bey Mektebi, Hakim Ç elebi Mektebi, Hatice Sultan Mektebi, İdrisi Bitlisi Mektebi, İskender Bey Mektebi, İslam Bey Mektebi, Kudbettin Efendi  Mektebi, Lali Zade Abdülbaki Efendi Mektebi, Mehmet Ağa Mektebi, Mihrişah Valide Sultan Mektebi, Muhasebeci Abdi Efendi Mektebi, Ramazanağa Sıbyan Mektebi, Rami Mehmet Paşa Mektebi, Sabih Ali Efendi Mektebi, Sokullu  Mehmet Paşa Darül Kurrası, Şah Sultan Mektebi, Şerbetdar Mustafa Ağa Mektebi.

NAMAZGAHLAR  (Alfabe sırasına göre)

Acı Ceşme Namazgahı, Beylerbeyi Mehmet Paşa Namazgahı, Emetullah Hatun Namazgahı, Gümüşsuyu Namazgahı, Koca Mehmet Namazgahı, Öküz Mehmet Paşa Namazgahı, Rami Mahallesi Namazgahı, Selvi Mahallesi Namazgahı, Silahtar Ağa Namazgahı, Zevki Kadın Namazgahı.

KÜTÜPHANELER  (Alfabe sırasına göre)

Beşir Ağa Kütüphanesi, Ebul Hüda Efendi Kütüphanesi, Eyüpsultan Kütüphanesi, Hasan Hüsü Paşa Kütüphanesi, Hüsrev Paşa Kütüphanesi, İsmi Han Sultan Kütüphanesi, Mihrişah Valide Sultan Kütüphanesi, Şeyh Murat Efendi Kütüphanesi, Şeyh Selami Efendi Kütüphanesi, Zal Mahmut Paşa Kütüphanesi.

İMARETLER  (Alfabe sırasına göre)

Eyüp Sultan İmareti, Mihrişah Valide Sultan İmareti.

KİLİSELER  (Alfabe sırasına göre)

Asduadzadzin Ermeni Kilisesi, Surp Agia Ermeni Kilisesi.

SAHİL SARAYLAR, YALILAR, KIŞLALAR, (Alfabe sırasına göre)

Abdullah Paşa Yalısı, Alemdar Mustafa Paşa Zevcesinin Yalısı, Ayşe Sultan Sarayı, Ayvansarayı ile Bostan İskelesi arasındaki yalılar, Bahariye Kasrı Hümayunu, Beyhan Sultan Yalısı, Edirne Kapı Gümrüğü, Esma Sultan Sarayı, Fatma Sultan Sarayı, Gürcü Mehmet Paşa Sarayı, Hamit Molla Konağı, Hançerli Sultan Yalısı, Hanım Sultan Yalısı, Hatice Sultan Yalısı, Hibetullah Sultan Yalısı, İdris Köşkü, İplikhane Fabrikası, Kaptanı Derya Küçük Hüseyin Paşa Sahil Sarayı, Kara Mustafa Paşa Yalısı, Kaya Sultan Yalısı, Melek Ahmet Paşa Sarayı, Mustafa Fazıl Paşa Yalısı, Münzevi Kışla, Nişancı Mustafa Paşa Sarayı, Pierre Loti Kahvehanesi, Rami Mehmet Paşa Sarayı, Rukiye  Sultan Yalısı, Sadrazam Ali Paşa Yalısı, Safayı Mustafa Efendi Yalısı, Saliha  Sultan Yalısı, Semiz Ahmet Paşa Saraayı, Sultan IV. Mehmet Sarayı, Uryanizada Ahmet Esat Efendi Yalısı, Vahit Paşa Yalısı, Valide Sultan Yalısı, Yahya Bey Yalısı, Zekai Dede Efendi'nin Evi, Zeynep Sultan Sahil Sarayı, Zübeyde Sultan Yalısı.

HAMAMLAR  (Alfabe sırasına göre)

Atike Sultan Hamamı, Bülbül Deresi Hamamı, Çömlekçiler Hamamı, Emine Sultan Hamamı, Eski-Yeni Hamamı, Eyüp Türbe Hamamı, Kırkık Hamamı, Nişancılar Hamamı, Otakçılar Hamamı, Saray Hamamı, Yalı Hamamı.

ÇEŞMELER / MAKSEMLER  (Alfabe sırasına göre)

Abdülkadir Efendi Çeşmesi, Alaca Çeşme, Alemdar Mustafa Paşa Çeşmesi, Alibey Köyü Çeşmesi, Ayşe Bahri Kadın Çeşmesi, Balçık Tekkesi Çeşmesi, Bağcı Yokuşu Çeşmesi, Bekir Efendi Çeşmesi, Bayburtlu Mustafa Ağa Çeşmesi (Üç ayrı yerde, Berber Başı Mustafa Ağa Çeşmesi, Beylerbeyi Mehmet Paşa Çeşmesi, Çırçır Suyu Çeşmesi, Çinili Çeşme, Çorlulu Ali Paşa Çeşmesi, Defterdar Mahmut Efendi Çeşmesi, Derviş Mehmet Paşa Çeşmesi, Derviş Mustafa Efendi Çeşmesi, Dilsiz Süleyman Ağa Çeşmesi, Dökmeci Başı Süleyman Ağa Çeşmesi, Ebubekir Ağa Çeşmesi, Eczacı Eşref Bey Çeşmesi, Elhac Süleyman Ağa Çesmesi, Emin Efendi Çesmesi, Fatih Sultan  Mehmed Han Çesmesi, Fatma Hatun Çesmesi, Hacı Beşir Ağa Çesmesi, Hacı Emin Efendi Çeşmesi, Hacı Hanım Çeşmesi, Hacı İsmail Efendi  Çeşmesi, Hacı Mehmet Ağa Çeşmesi, Hacı Mustafa Ağa Çeşmesi, Hacı Mustafa Çeşmesi, Hacı Sezai Paşa Çeşmesi, Hakkı Bey  Çeşmesi, Halil Ağa Çeşmesi, Hatice Sultan Çeşmesi, Hayreddin Paşa Çeşmesi, Hazinedar Hoşnida Usta Çeşmesi, Hazinedar Şemsi Cemal Usta Çeşmesi, Hoca Sadedin Efendi Çeşmesi, İslam Bey Çeşmesi, İsmail Çeşmesi, Kadı-Zade Çeşmesi, Kanuni Sultan Süleyman Çeşmesi, Kapı Ağası Mustafa Ağa Çeşmesi, Karyağdı Sokağı Çeşmesi, Kasapbaşı Çeşmesi, Kaşgari Tekkesi Çeşmesi, Kaymakam Mehmet Paşa Çeşmesi, Kırımi Mehmet Efendi Çeşmesi, Koca Yusuf Efendi Çeşmesi,Lali Mustafa Efendi Çeşmesi, Mehmet Ağa Çeşmesi, Mehmet Kethüda Çeşmesi, Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi, Mustafa Ağa  Meydan Çeşmesi, Mustafa Paşa Çeşmesi, Mühendis Ali Dede Çeşmesi, Mülazim Osman Nuri Efendi Çeşmesi, NakkaşHasan Paşa Çeşmesi, Nazım Bey Meydan Çeşmesi, Otakcılar Çeşmesi, Öküz Mehmet Paşa Çeşmesi, Perniyal Valide Sultan Çeşmesi, Ratibe Salih Hanım Çeşmesi, Rayet Keşan Kalfa Çeşmesi, Sadrazam Ali Paşa Çeşmesi, Sadrazam Hüsrev Paşa Çeşmesi, Sadrazam Mustafa Paşa Çeşmesi, Savaklar Çeşmesi ve Maksemi, Serasker Hasan Rıza Paşa Çeşmesi, Silahdar Abdullah Ağa  Çeşmesi, Siyavuş Paşa Çeşmesi, Sokullu Mehmet Paşa Çeşmesi, (beş adet) Sultan IV. Mehmet Çeşmesi, Sultan IV. Murad Çeşmesi, Sultan II. Mahmut Çeşmesi, Sultan II. Mahmut Çeşmesi, Sultan III. Murad Çeşmesi, Süleyman Subaşı Çeşmesi, Şah Sultan Çeşmesi (iki adet) Şeref Efendi Çeşmesi, Şifa Yokuşu Çeşmesi, Telhisi Mehmet Ağa Çeşmesi, Vezir Süleyman Paşa Çeşmesi, Ümmi Sinan Tekkesi Çeşmesi, Yusuf Ağa Çeşmesi, Zal Mahmut Paşa Çeşmesi, Zehra Hanım Çeşmesi, Zeynep Hanım Çeşmesi ve Namazgahı.

SEBİLLER  (Alfabe sırasına göre)

Abdülkerim Efendi Sebili, Beşir Ağa Sebili, Eyüpsultan Camii Sebili, Gazanfer Ağa Sebili, Hatice Sultan Sebili, Kasım Paşa Sebili, Lala Hüseyin Paşa Sebili, Mihri Şah Valide Sultan Sebili, Sokullu Mehmet Paşa Sebili, Sultan I. Ahmet Sebili, Şah Sultan Sebili, Şeker Pare Kadın Sebili.

MESİRELER  (Alfabe sırasına göre)

Ağa Kırlığı Mesiresi, Bülbül Deresi Mesiresi, Cankuyusu Mesiresi, Çırçır Mesiresi, Fulya Tarlası Mesiresi, Gümüşsuyu Mesiresi, Harp Meydanı Mesiresi, İdris Köşkü Mesiresi, Kalamış Mesiresi, Kırkserviler Mesiresi, Topçular Mesiresi, Türbe Bahçesi Mesiresi.

Bu günkü İstanbul kentinin çekirdeği M.Ö 680'lere,Kadıköyde Megaralılar ın kurduğu yerleşmeye kadar geriye gider. Kentin kaderi MS 330 da Roma imparatoru 1. constantinus un burayı başkent ilan etmesiyle değişmiş ve kent, Akdeniz havzasının büyük bir bölümünü denetleyen bir imparatorluğun merkezi durumuna gelmiştir.

1453 yılında İstanbul un Osmanlılar tarafından fethi de bu işlevini sürdürmesini ya da yeniden kazanmasını sağlamıştır. 1953 te Ankaranın başkent olarak ilanına     kadar geçen 1600 yıllık başkenlik işlevi, İstanbula çok değerli bir tarihsel birikim sağlamıştır.                                                 

Bir kentin önemi, bsüyüklüğü ve ekonomik gücü etkilediği ve ekonomik olarak denetleyebildiği alanın  genişliği ve bu  alanda kurduğu  denetimin  biçimine bağlıdır. Bağlamda,klasik osmanlı düzeninde istanbul çok geniş bir alnda siyasal denetim kurmuş olmasına karşın 16. yüzyılın organik enerjiye dayanan ulaşım teknolijisi  içinde İstanbul merkezli tek bir ekonomik  sistem halinde işlemekteydi. Bu sistemden birincisi, İstanbul merkezliydi. Rumeli, karadenizsı ve hüdavendigar Eyaletini kapsıyordu. İkincisi halep-Beyrut merkezli ekonomik sistemlerdi. Böyle bir ekonomik sistemde çok büyük ket  nüfuslarının oluşması olanaksızdı. Kentli nüfusun oranı yüzde 10' ları geçemez.

Kuşkusuz İstanbul 16. yüzyılda İmparatorluk içinde tek egemen ket (primate city) idi. Dünyadaki en büyük yerleşmeydi. İmparatorluğun birinci kenti olan İstanbul ile ikinci kentin nüfusu arasındaki oran 8-10 gibi yüksek bir değer alıyordu. Bu dönemdeki İstanbulun nüfusu için dönemin tarihçilerinin yaptığı tahminlerin yüksek olduğu konusunda,günümüzün tarihçileri arasında bir uzlaşma vardır.(sayfa 3)                                 

 İkinci Dünya savaşı sonrasında hızlanan kentleşme bunun yarattığı sonuçlara bir çözüm olarak  ortaya çıkan koınut sunum biçimleri sanayileşme süreci bir türlü uygulamada etkili kılınamayan planlama pratiği belirli bir kentsel gelişme biçimi ortaya çıkarmıştır. Bu bir yağ lekesi gibi büyüyen bir kenttir. bu sonucu davranışsal birimlerin kentte oluşan mutlak rantlara el koymasına ve ve ondan kaçınmasına birlikte olanak veren bir kentsel yönetim biçimi ortaya çıkarmaktadır. Sürekli olarak kent merkezleri yoğunlaşarak mutlak rantları gerçekleştirirken kentin çevresi imar dışnda saçaklanarak kentsel ranlardan kaçınmayı sağlamaktadır.Daha sonra  saçaklanan yerleşmeler ile kent merkezi arası hiç bir boşluk kalmadan yapılaşmaktadır.Böyle bir gelişme içinde bulunan İstanbul anakentinin yayıldığıı alan 100 km'yi aşan bir çapa ulaşmış olmasına karşın İstanbul sağlıklı bir metropoliten yapıya kavuşmamış daha çok azmanlaşmış bir sanayi kenti olma niteliğini aşamamıştır,denilebilir.

Cumhuriyet dönemine girildiğinde İstanbulun nüfusu 600.000 dolaylarına kadar düşmüş uluslararası ekonomik ilişkileri azalmış ve başkentlik işlevini kaybetmişti.

Metropolün merkezinde kontrol ve koordinasyon işlevi gören çok karmaşık , çok sayıda beyaz yakalı uzman çalıştıran örgütler yer alır. Bunlara "dördüncü sektör" adı da verilmektedir.Sanayi kent merkezinden ayrılarak, alt kentlere (banliyö) gider. Çalışma ve oturma alanları ayrılmış konut ve sanayi banliyöleri ortaya çıkmıştır. konut alanları toplumsal tabakalaşmaya göre kendi aralarında farklılaşmıştır. 

1970' yılların sonuna kadar geçen dönemde Türkiye deki yapı sunum süreçleri ve kent içi ulaşımın örgütlenme biçimi İstanbulu yağ lekesi gibi büyüyen bir azmanlaşmış sanayi kenti olmaya büyük ölçüde hapsetmişti. Oysa günümüzde kentiçi ulaşımda atılan adımlar,yeni yapı sunum biçimlerinin gelişmiş bulunması, böyle bir gelişmeyi kader olmaktan çıkarmıştır.

İmar İşleri

Osmanlı'da imar işleri önceleri belediye ile ilgili olmayarak mimarbaşı, şehremini ve bilahare ebniye müdürü tarafından kah müngeriden, kah müştereken 1825 senesine kadar muhtelif süretlerle tedvir edilmiş ve ancak 1825 tarihinden sonra bu idarenin doğrudan doğruya belediyele taalluku anlaşılarak nafia nezaretinden ilgisi kesilip Emanete tevdi edilmiş olduğndan bütün safahatın ve ebniyeye ait atik avanin ve nizamatın bir bölümde toplanması uygun görülmüştür.(2)

Kaldırımlar ve Kaldırım Tamiratı İşleri:

Osmanlı'da kaldırım tamir işlerini en başta yeniçeri ağası, ve mimarbaşı olmak üzere atik şehreminleride karışır, İstanbul kadıları da şehrin hakim-i umumisi olmak itibarıyla bu işe müdahele ve nezaret ederdi. Ancak yine de kaldırım işleriyle ilgilenen kişi ve kurumlar hayli değeşmiştir.(3)

İslamda yüksek binaların yapılması, Kıyamet alametlerinden olarak zikredilmiştir. Bu konuda ihsan hadis-i şerifi vardır. Yüksek bina, müslümanların yaşadıkları ülkelere, batı'nın hediyesidir. Dışardan gelmiştir. Klasik İslak mimarisinde ufki (yatay) çizgiler hakimdir. (**) Maksudoğlu, Mehmet, "İslam ve Çevre",  İnsan ve Çevre, İnsanlığa Hizmet Vakfı Yayınları İstanbul 1992 sh: 24