![]() |
BİLGİ TOPLUMU SÜRECİNDE ŞEHİRLERİN EVRİMİ
GİRİŞ
İnsanoğlu, ileriye doğru bir sıçrama hamlesinin içinde olmuştur varolduğu veya dünyaya teşrif buyurduğu günden beri. Yeryüzünde Allah'ın halifesi olan insanlar çoğunlukla çatışma içinde olmuşlar, azgınlık dönemi geçirmişler ve bu azgınlık dönemlerinde kendilerine elçiler gönderilmiş, kendileriyle çatışmışlar, karşısındakilerle çatışmışlar, kendi örgütü topluluğu dışındaki dünya ile çatışmışlar, tabiatla sürekli mücadele içinde olmuşlardır.
Bütün bunların yanında bütün bu çatışma ve savaşlara rağmen Yüce yaratıcının da kendilerine verdiği üstün akıl, düşünme ve temel bilgi sayesinde sürekli ama sürekli ilerlemişlerdir. Bütün bu çatışmalar çoğunlukla daha iyi bir yönetim vaat etme kaygısından ve azımsanamayacak kısmı da iktidar hırsından, gücün izhar edilme kaygısından kaynaklanmak tadır.
Bütün batılı kaynaklarda belirtilenin aksine, insanlık yaradılışında temel bilgilerle donatılmış olarak dünyaya gönderilmiştir. Yüce yaratıcı ilk olarak -ve peygamber olarak- dünyaya gönderilen Adem As'a temel bilgileri öğretmiş, dünyadaki varlıkların adlarını birer birer öğretmiştir. Tarihin batılı kaynaklarda avcılık toplayıcılık devirlerine paralel olan bir zamanda, Nuh As kendi zamanında yaşayan inananları, hayvanları ve bütün canlıları tufandan kurtaran bir gemi yapmıştır. Bu geminin avcılık ve toplayıcılık bilgileriyle yapıldığı elbette izah edilemez. Bu bilginin kaynağı her ne kadar ilahi/vahiy kaynaklı olsa da tarih öncesi devirlerde yapılan abideler, tapınaklar, anıtlar, sanat eserleri vb. kalıntılar bu fikrimizi ispatlamaktadır.
Yerleşmede, topluluk oluşturmada üretimde eğemenliğin açıklanmasında temel belirleyici madden birisi olan din unsuru ve soyluluk zamanla sanayi devrimi ile birlikte yerini ekonomik güce bırakmış artık servetin, (para/mal) ağırlık kazandığı bir dönem başlamıştır. Bu dönemde dünya ciddi tahribata uğramış, üçüncü dünya toplulukları acımasızca sömürülmüş ve daha sonra da kendi kaderlerine terkedilmiştir. Kapitalist, sömürgeci, hegemonyacı mantıkla nefes alan dünyayı hoyratça kullanarak yaşanmaz hale getirmişlerdir.
Bu süreç tarihi akış içinde katlanarak artmasına rağmen bütün çevreci akımlar bu tahribatın karşısında cılız kalmıştır. Üretimin pazar için yapılması aşamasından itibaren tüketim körüklenmiş tüketim için üretim temel kanun haline gelmiştir. Bunları yaşayan aşan, sanayi toplumu bilgi toplumu diye adlandırılan yeni bir zaman diliminin iskeletini hazırlamaya başlamışlardır. Bu iskeletin temel dinamiği olarak ta bilgiyi yerleştirmişler dir. Ancak ne yazık ki tüketim için üretim mantığı değişmediği için dünyadaki acımasız tahribat devam ede gelmektedir.
İlahi kaynaklardan beslenen düşünce sistemleri ise bütün bunların karşısında ciddi bir alternatif modeli dünyaya kabul ettirebildiklerini söyleyemeyiz.
İki binli yılların dünyasının endüstri toplumundan bilgi toplumuna, işgücü ağırlıklı ekonomiden yüksek teknoloji ağırlıklı ekonomiye, ulusal ağırlıklı ekonomiden dünya ekonomisine, merkezi ağırlıklı yönetimden yerel yönetime, temsili demokrasiden daha katılımcı demokrasiye, planlı (merkezden) ekonomiden sosyal piyasa ekonomisine, devlet karşısında bireyin haklarının daha önemli hale gelmesine doğru bir yönelim yaşayacağı tahmin edilmektedir.
Asıl önemli husus ta tarım toplumunda "aile yapısı" ve "ev" önemli kavramlardı. Tarım toplumunda aile yapısı geniş aile, ev de geniş aileye uygun genişlikte ve fonksiyonda bir nitelik taşıyordu. Buna karşılık iki binli yıllarda da yani bilgi toplumunda bu ayrı dönmelerde arada yüzyıllar olmasına rağmen hatta bin yıllar olmasına rağmen bir benzerliğin varlığı söz konusudur.
Bilgi toplumunda da tarım toplumunda olduğu gibi, insanların merkezi yine ev olacaktır. Sanayi toplumundaki işyeri veya fabrika odaklı hayat tarzı değişmekte, ev ve aile önem kazanmaktadır. Aynı şekilde Aile yapısı da buna paralel olarak genişleyecek ve iki binli yıllarda evlerde geniş aileler oturacaktır. Çünkü artık bilişim ve enformasyon teknolojisinin gelişmesiyle işyerleri büyük ölçüde evlere taşınmış olacaktır. Burada bir maden işçisi veya bir lastik veya cam fabrikasında çalışan insan nasıl olacak ta işi evde yapabilecek sorusu akla gelebilir. Oysa ki burada belirtilen bir eğilimdir. Nasıl ki iki binli yıllarda hizmet sektörü ağırlık kazanacak, insanlar yığın olarak hizmet sektöründe istihdam edilecek, o halde hizmet sektörünün de evde yapılmaması hele de bu teknolojik donanım ortamında mümkün değildir. Kısaca cam fabrikasında çalışan işçi veya lastik fabrikasında çalışan işçi milyarlarca insan arasında istisnai kalacaktır.
İşte bütün bu ev ve aile yapıları süreç olarak şehirleri ve bu şehirlerin kimliklerini etkileyecektir. Nasıl ki bir şehir evlerden müteşekkildir. O halde iki binli yıllarda bilgi toplumunda şehirlerin yapıları bu evlerin yapılarına benzer bir renkte olacaktır.
Dünya nüfusunun yarısından fazlasının şehirde yaşayacağı 21. yüzyılda şehirsel problemleri çözme görevi insan ırkının geleceğinin belirleyecektir ve bu açıdan konuya gereken önem verilmelidir.
"Şehirler geleneksel olarak insanların fakirlikten kaçmak için toplandıkları, fırsatlar peşinde koştukları ve daha kompleks ve kozmopolit bir yaşam sürdürmeleri için aranan bir yer olmuştur. Bu durum şehir sakinlerinin enerjilerini, bütün dünyada olduğu gibi şehirlerin büyümesi için harcamalarına sebep olmuştur. Bununla birlikte birçok şehirdeki aşırı yığılma, kötü yaşam şartları, şiddet, tabi felaketlere kolay yakalanma gibi bugün şehirde yaşayanların sıklıklı karşılaştıkları diğer birçok sorunu da beraberinde getirmiştir." (*1) (*1) İstanbul Bülteni, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları, temmuz 1997, Yıl 4 sayı 76.