bîr tozzerresiyim

akılalmaz sonsuzda

dizeler:

arayışım gizleri

çaresiz çırpınışım

sözcükler

yaralı bir karıncanın

beyaz kağıtlardaki

kanlı ayak izleri

DEDİ ŞAİR

 

 

sonsuzları İçinde taşıyan

insan yüreğinden

ve

hapsedildiği semer

yedi yıl sonra paramparça olunca

başını gökyüzüne kaldırıp

yeniden çiçeğe duran

ayrık otlarından dolayı

örümceğin

kurtuluş kemendini

kendisi dokumasından dolayı

yaralı karıncalar

beyaz kağıtlar

ve beyaz kağıtlardaki kanlı ayak izleri

kutsaldır.

DEDİ BİLİCİ

ISBN-975-36Ü-107-7

 

BİR DENİZİN TERK ETTİĞİ KIYILAR

 

 

Denize taş atmaktan koflarım yoruldu ne taşların oluşturduğu dalgacıklar kaldı geride ne de deniz benim farkıma vardı...

 

BiR DENiZiN TERK ETTiĞi KIYILAR

yaşlı çınarların

dallan sızlar

yeşilini sararttıkça sonbahar

elveda dediğin yerde

yüzyıla keser anlar

bir rüzgâr çürür

ıssızlık çınlar

ağırdır taş olur

taşıyamazsın

gözünde bir damla sevgi

 bilir de anlatamaz bunları bir denizin terk ettiği kıyılar

 

diken sarar gül büyüyen bağları

 dağ yürek dağlı yürek

çatlasan erimez

doruğu yurt tutan kar

damarlarını kuruttu

gelip geçen yolcular

unutulmuş kör kuyu

dipsizliğine kanar

ve saklar hasretini bütün yalnızlıkların

bir denizin terk ettiği kıyılar *

 

şimdi ayaz çatırdayan gecede

ateşlerle sevişirdin bir zaman

yalımlar küle döndü

 yıkıldı deniz feneri

başın alıp gitti rüzgâr

 

ne kapıları vardı çalacak

 ne ışık verecek pencereleri

 ne sağnak türkülerin coşku çağlayanların

silemedi yüreklere bulaşan kiri

çölün üzerinde bin yıl yatan su

tek çiçek açtıramadı kumda

 ve aşkların aşındığı her yerde

                 sızlar bütün bunlara

 bir denizin terk ettiği kıyılar

 

 

taş suya suskun kalır

 kemirir graniti dalgalar

 kasırga kesilmiş öfkeler

kıyıya kıyıya çarpar

 şafakların büyüsüne kapılır

 lâ'l akşamlar hatırına

 taş suya suskun kalır

gün olur bir ay ölüsü

 gözleri kör körfezlerde

yapayalnız hayaletler dolaşır

 ve cümle mavilerin mezarıdır

bir denizin terk ettiği kıyılar

önce martılar gider

kanatarak kanatları bulutu

 ve sevda türküleri diner

geçmiş güzellikler çürür dökülür

küser baharlara

yağmurlara sırt çevirir

 gözyaşında çiçek açmaz çakıllar

 sulara kapatır kapılarını

 ölür çölleşe çölleşe

 bir denizin terk ettiği kıyılar

 

Mart-95-Tabakla Köyü

İNCECİK BİR YERİNDEN TUTUN ZAMANA

uzaklar yokzyürekler tavındaysa sevginin

ince bir yerinden tutun zamana

o rüzgâr esmesin dalgınlıklarının köşebaşında

o yağmur yağmasın... tutuşur yorgunluğum

deli yürek arsız güre

yine sağnak sağnağa

doludizgin

ve terli

ve cümle burçlarıyla yıldız ormanı gök

 yine burcu burcu sesin

             ebrulu düş nakışlı

                    ebemkuşağı sevginin     

                       kurumuş ırmak yataklarında türkü sekişli

 

uzaklar uzak değil

yine aynı Ankara

isyan ve sevda

yürekler çarmıhlanıp

sevdalar satılmamış

güvenler tırpanlanıp

coşkular atılmamış kaldırımlara

ellerinin dokunduğu yerdeyim

en ince yerinden (utun zamana

 

gülüşünün kıvrımında yediveren gül açardı bir zaman

yitik sevinçlerden bana şarkılar söyle

 çelmelenmiş coşkuların dönüştüğü hüznü sor

 hiç gizlenme sen o'sun

 küllerin altında kor

düşe kalka bir geçmiş

 gülüşlere gölge verir biliriz

ne yaşasan silinmez

gözyaşından kalan iz

 bir şeyler kalırsa soracak

 duran taşa-uçar kuşa

 türkünü hüzne bölersin yüzünü unutuşa...

 

vakit Ankara vakti

"o iyi insanlar     

o güzel atlara

binip" gitmemişler daha

bir deli kasırga savurur saçlarını

toy yürekli bir taysın

bulun ölümlere alesta

aşındırır küstah zaman taşları

 yeni yeni dallar sürdün

 başka bakışlar büyüdü gözlerinde

gülüşler geliştirdin

değiştin

"o iyi insanlar o güzel atlara binip gitti"

 başka baharlardan

çiçekler topladın ömrüne

başkalaştı sözcükler

ve başka insanların dünyasında

başka birisin

onlar uzaklara gitti

yabadan yapılmış elleri

ateşten yontulmuş yüzleri silindi

sırtlarında onca yılın yalnızlığı

sevdalar cemresiz kaldı onlar olmadan

 

gün dönmedi atları öldü yaya kaldılar

ama küllerinin altındaki kor hiç sönmedi

kendilerini yargıladılar uzunca zaman

başka kimliklerle dolaştılar başka kentlerde

yargısız infazlarda gitti kimisi

kimisi işkencede-darağacında

kimisi taşları çürütüp çıktı

yürüdüler yapayalnız yollarda

gözlerinde alev alev bir keder

ve yerli yerinde yıldızlar

sular geceleri aynı türküyü söyler

bir sen kaldın

para-makam-lüks-tantana-kariyer

oysa tutuşmağa hazır bir yangın     »

yüreğinde yığın yığın

bizden bir şeyler

ince bir yerinden tutun zamana

 ellerini uzattığın yerde

               yüreğim yediveren

 türkümü dinlersen o rüzgâr eser

 tutuşur kül altındaki kor yeni baştan

 sen bulvara çıkarsan

savrulur saçların

o güzel atların nal sesleri duyulur

sensiz eksik kalır bir şeyler

 bir türkü çiçeğe durmaz

 bir su sendeler

sığınaksız kalır yağmur

hadi çık alanlara

hadi gel saçlarını savurarak

 bizi tamamla...

 

28.12.94 27.2.95 İzmir

RÜZGÂRIN DİLİNDEN GÜLÜMSER HÂLÂ

onlar ki insanlık değerlerini gönüllerinde topladılar

olgunlar meclisinde dostlarının mumu oldular

karanlıktı gece- yol bulup- yön çıkardılar

bir masal söylediler ve uykuya daldılar

 

                                  Ömer Hayyam

 

KORKULUK

kemirmiş ruhunu bir kurt gibi

 yüzyıllardır bu anlamsız suskunluk

 sen bozkırlar ortasında kalmış

zavallı korkuluk

deryalar toplansa

bir daha yeşermeyecek odunlarından habersiz

beklersin.

çoktan karışmış toprağa seni çakan adamın

lanetli parmaklan

başında

kuş pisliklerinden aslını yitirmiş şapkan

şükredersin bu uğursuz yalnızlığına

bilmezsin artık ne çekinen var senden

ne korkan

ne sakınan

korku bile utanır bu ahmak duruşundan

 

suskunluğun gecesisin

şarkısız-yıldızsız-aysız

kuşların eğlencesisin

"onursuz-hayasız-arsız

rüzgârlar küfreder sana değince

tükenmişsin sen

coşkusuz ve hülyasız...

ceketini giydiğin delikanlıyı vurdular bir kavgada

ödünç aldı akarsular-bulutlar

dudağında yarım kalan şarkıyı

şapkan ölmüş bir ağadan kaldı marabasına

sonra on baş değiştirdi babadan oğula...

zulümlere tapındın sen korkuluk

ölüm aşın oldu-kıran ekmeğin

 umrumda bile olmadı

senin dışında çekilen acılar

dalına konan kuşları

pusuya düşürür oldu avcılar

 

ve hep talanı yazdı tarih

güzelim ayçiçeği tarlasında

senin yüzünden...

senin yüzünden bu yağma saltanatı

bu kement-bu duvar-bu kan-bu yara

sen kul olup yaşadıkça

bu zincirli korkulara

 bir lanet de benden sana

bütün korkuluklara...

 

RÜZGARIN DİLİNDEN GÜLÜMSER HÂLÂ

onun adı çiçekti ve bulvarlar baharla çalkalanırdı o yürüdükçe

başaklar hışımla çoğaltırdı tanelerini bereketli bir umut tarlasıydı gülüşü

adı bir çağlayanın kepire dökülüşü

türküleri ateşten ve hüzünden biçilirdi Özlemle tomurcuk vururdu gözlerinde

kaç körpecik baş sunulmuş yarınlar dirençler yaprak yaprak boy atar akşamlarında ki onun adı rüzgâr

kaç denizi ateşe vermiş öfkesi

yemyeşil bir düğünde coşturur bozkırları dağ kesilmiş kederler diz çöker bakışlarında

halaya durur san

sonra ansızdan yitti

bir isyan şarkısına karıştı sesi

derler ki

fılistin askısında Ölümle alay etti derler ki

rüzgârların dilinden gülümser hâlâ bilinen son adı kardelendi

 

5.8.94-Eskişehir

 

 

YAŞAMAK BUDUR ÇOCUK

her zirvenin bir uçurumu olduğunu unutmuş yamaçlara-yokuşlara-sarplara akıyorsun bir düşsüzlük fırtınası sayıyorsun geriye dönüşleri hangi adaya çıksan gemini yakıyorsun içindeki uçurumlar daha da büyüyor çocuk geçtiğin limanlan kan içinde bırakıyorsun yüreğin bu kadar mı hançer ormanı aşkların bu kadar mı yargısız infazlarda bundan mı kasırgalar içinde

severken her .şeyi yıkıyorsun çocuk

biliyorum

sana göre değil durgun sular biliyorum

nerede olursan ol yabancı kalacaksın suskunluğun sustası olacak hoyratlığının İçindeki su bilmemiş çoraklar

her kentten sürülüşünde isyan harmanlayacak gülüşünde hep gökyüzü yırtılacak çocuk zaman paralanacak

bulutlar aralanacak

bakışında hep o sürgün güneş doğacak yalnızca güzelliğin hükmettiği yüreğinde ceylanlar suya inip göçmen kuşlar havalanacak arılamayacaklar dalgın duruşlarında

bir çift pars boğuşacak herkesin kâtı değil-anlamayacaklar bir avuççuk yaşamda

senin kuraldışılığın doğrudur sen bildiğin gibi kanat yasaları

Ölçüleri

suskunluktan

elbette gözü kesmez herkesin ama yaşamak budur işte direnmektir-acıdır-savaşmaktır-coşkudur yaşamak budur...

15

ANKA

yıldızlar umuttan nakşedildi geceye ilmik ilmik ay aşktan doğdu bakmayın sularını coşkudan

sokaklarını düşten kurduğum kenti

bir anda yıkabilirim kaç aşk var ki tarihimde yüreğimi ateşlere fırlatmışım belki delinin tekiyim-belki yabanılca korkak rotası şiirle çizili

yelkeni gökyüzünden biçilmiş gemilerimi

çıktığım ilk adada yakabilirim

bazan bir tek bakışla

dünyalar kurulur içimde bazan tek söz

çöllere sürgün eder delisularımı kum savururum yalnızlıklarda taşlara çalarım rüzgârlarımı delinin tekiyim ben kendi kendini yakan

o çılgın anka ve kendi küllerinden kendini yeniden yaratan

22.7.94

EY GERİLLA....

kiirtük kürtük bir türkü tutturur kar acıdan acıya sınır yokztoprak kanar beni senden ayırma

türkün türküme akar Mem û Zin'i bir mezara koydular ilenememzkurur dilim

zulümler kardeş kılmış bizi

indir silahını ey gerilla

benim de sevdiğim var

ay dökülür yanağına dağların zindanlar sana-hana zulüm koyar yasasını ölümün yağmalar gözyaşını

ekmeği bular kana ne vatan tanır-ne sınır silah silah-Öfke Öfke kışkırtır seni bana-beni sana

kaç bin yıldır çerağ yaktık

unutulmuş vatanlarında ışığın: destanlarla donattık ağalar büyüttük kanımızla

azas n o ı ü sı h lar zuhur etti hrığnmızdiin

korku s u ret li

bütün cephelere kurbanlık gittik türkülerimiz kardeş bizim göz yaş kırım ı? aynı pınardan gelir ahımız hısım akraba düşmanımız bir beni senden ayrıma

çınar ikiye düinir

 

bu türküyü yakan yürek kavrularak güzelleşmiş binbir acıda kurşun yakıştırmaz körpe bebeye öksüz koymaz anayı telörgüler çevirir mi sevdayı sana tetik çekmeğe varmıyor elim zulüm sınır tanımıyor ikimize de gel zulmün kalesini yerle bir edelim

bu ülke ikimizin

tutsak yaşadığımız bizim bu koca tarih bu orman bu rüzgar kaldır silahını ey gerilla

benim de sevdiğim vur

18.2.95 28.2.95-İzmir

 

BiZ VARSAK

biz varsak güzel bu gece ey cemşid biz varsak bu yıldızlı karanlık

bu kentler

bu toprak

bu bahar ne tanrısın sen

ne insan

ne Süleyman peygamber bu sözler yalan dudaklarında yüzünde bu gözler gerçek değil artık inanmaz sana karanlıkta umudu bekleyen nefer bütün aldatmacaların bir tekrarı yalnızca boş birer kandırmaca on parmağındaki on hüner

biz varsak döner bu çarklar basar karanlığı ışık selleri umut bahçelerinde çocuklar oynar buğday ekmek olur ve ekmek türkü..

elinde kadehin kan

dudağında ateşten sözlerle

sen bir soytarısın yalnızca ey cemşid

artık o ölümcül yalanlarınla

kendini kandırmayı bırak kan vaktidir ha geldi ha gelecek dahhak..

Aralık-94

KİRLİ  SAVAŞLARA GAZEL

bütün müfrezeleriyle ölüm konuçlandı geceye yüzüne kapattı ellerini kahreden bir korkuyla

sinesine zulum yağan ananın dağları taşları toprağın gözlerinden süzüldü gerillalar kan içinde bir isyanın ateşten gözyaşları

rüzgarda kum

zemheride kar tanesi insan

attan

itten

daha da ucuz can

tükenmez çilelerin değirmeninde

bir buğday

bir un zerresi

ufalanır

belalar büyür o ufaldıkça karanlık azman kesilir ve acının memelerinde bütün çocuklar hüzne çatılmış silah silah kaşları

yine bombalar gürledi gökte adı-sanı duyulmadık tüfekler ürüşlü o çılgın suskunluk kudurdu yine karanlık çırpındı

ağızsız dilsiz

bir hayvan gibi

kan içinde

ve sahan yüreklere ölüm ve kömür gözlere yıldızlar üşüştü yolunmuş güller gibi düştü yorgun başları

haykırın ey insanlar

aksın yüreğinizin yedi kol ırmakları

haykırın

ve yıkayın

gövdesinden

yeryüzünün yıkayın

bu kirli savaşları

 

Kasım-94-İzmir

 

BELKİ YARASIDIR BİRBİRİNİN AYRILANLAR

 

 

Ben dünyanın en güzel kardeleniydim ama o gülleri seviyordu.....

 

 

 

 

 

ÖNCE İÇİMİZDEKİ ÇOCUKLAR SEVDİ BİRBİRİNİ

Şair mürekkebini damlattı

kırmızı karanfile karanfil geceye dönüştü şair geceyi severdi

sevgilisi şairin mürekkebini şairin geceleri tükenmesin diye

kanını akıttı

kırmızı karanfil karaya dönüştü şair gecelerde kaldı....

Ay su I

türküleri külrengi-bakışları gülsüz özleyişi sızım sızım sevdası köz

bahan güz gülüşleri yama yama

yara yara düşleri

yağmalanmış yaşamların orada başka yağmurlar gibi yağdın delisulannla geldin yangınlarıma zamanın vurulduğu akşamların orada konmaksız yanlanma saplandın hançerini vurgun düşürdün beni sürgün düşürdün...

vahşi rüzgârlarımla savurdum dallarım duvarianna çarptı m-dağlanna saldırdım denizlerin" isyanla dövdü kıyılarını düşlerimi çıldırttı uçurumların bağnmdaki diken tarlasında nazlı bir ceylan önce içimizdeki çocuklar sevdi birbirini ne sen farkına vardın el ele tutuştuklarının birlikle oynadıkjanndan ne benim haberim oldu gizlerini parçaladım-çöllerini seçtim deli akışlarının gelip bağnna düştüm

orada gece çatladı ve ay kerpiç duvarların yüzünde

başka türkülerle anlamlandı ateştin ve alevlerin ellerimde evcilleştî gül açtı....

 

II

Şimdi sevdiğimi söylesem yelkovan dikenlerine ki yellerde savunılmaktır yaşamları kerpiçlerin arasından imgeler loplarım gökyüzü bir şenliğe dönüşünce akşamları

sesin yüreğimin tansökümüdür bahar yeline keser nefesimde nefesin sözcükler dizelerden gazel olur dökülür dilsizliğimsin sen ey şarkım

gözlerimdesin...

 

şimdi bozkırımda bir ayçiçeği tarlası

seni sevmek ve rüzgârda halay çeken

yeşil ekinler gibi

yıldızlara gülümsemek seni gökyüzünde kuş sağnağı o linç edilmiş toprakta yedi kollu can ırmağı seni sevmek...

 

aşkın ki

acının örsümle dövülmüş yüreğimi

körpeyeşil şiirlerle tutuşturur suyu ateşle seviştirir aşkın ki bahar bahçe bin bir gece masalı gülüşün dünyamı değiştirir

gidersen

gülüşünün gökkuşağından

bana ışık ver yüreğim karanlıkta kalmasın

boğulurum

sevdiğini fısılda geceye arada bir o zaman bir yıldız göz kırpar bana seni içimde bulurum

avunurum...

 

IV

güneşin düştü ömrüme

sevincinin milâdıdır

bahar soluğun olmalı bağrımda esen imbat dindi içimdeki sızı

aşkının fermanıdır

kolların boynuma dolanan şafak senin ellerin yanağımda yalnızlığın dermanı işgilli sarılardan kurtuldu gülüşler baştan başa öpüşünün bahçesinde gül harmanıdır...

 

V

yeşerecek ayak izlerin

hüzünler ürkccek salmışından

hep böyle geleceksin

sevinçli bir çocuk olacağım bakarken gözlerine gökkuşağı yüzünden doğacak

güleceksin

her gece kolların Samanyolu olacak boynumda ne kadar sevdiğimi söylemeyeceğim sen bileceksin...

 

VI

şairdim

coşkudan çıldırdı kalemin

geceye dönüştürdüm kırmızı karanfili

delirdim

yaktın şiirlerimi sonra sen kırınızı karanfile dönüştürdün geceyi...

 

Ağustos-94

BELKi YARASIDIR BlRBlRlNlN AYRILANLAR

alevdir ağızda dil

sözcükler yanar neylesen anlatılmaz çekilen acı yürek parçalanır can darmadağın taşar bir damla gözyaşına kan seli bir çığlıkta yıldırımlar savurur zaman suratına çarpan beton bir duvar susar saatlerin çanı yanarsın zindanın ışımaz ne bir tek düş-ne de anı taşımaz vurgun yürek taşımaz yere göğe sığamayan kederi yaşarken öldürür insanı yüreğe saplanan yar hançeri...

ey yarası bağrında dağlanan yetim yürek Şimdi ağla

ağlamanan vaktidîr hiç bir söz anlatamaz ahım ne desem yalan

tökeziyip düşmüşsün dipsiz uçurumlarda ayrılık doğmuş utkundan kimsesizsin-ıssızsın hangi kapıyı çalsan kilitli filizkıranlar dalaınış çıvgalannı durmadığınsın işte

belki yarasıdır birbirinin ayrılanlar

belki de hiç bir şeyi artık ne dost kalınabilir ne düşman ne sevgili

çünkü çıkaramaz bunlar yüreklen

kanatan hançeri

ağızda alevdir dil-sözcükler yanar gider

dağlann gazel dökmüş yitirmiş şarkısını

kalmışsın işte

yuvası tütsülenmiş bir tilki gibi

nâçar

kaı altında

ve a; 'ikklarda

yağmalanmış gençliğin

orada

bir başına ölmek istersin

bilirsin ağlamak

isyan etmek boşuna yürekte açılan çatlak o gelse de

kapanmayacak

başka yolu yok bir düş gibi silin git bu sevgisiz ummanda yit o bulamasın seni

ve bütün köprüleri yık geçtiğin yollardan arayamasın seni

 

Ağustos-94

AY SANCISI

yorgunum

uçurum diplerinde zirvelerinde

yıldızlar dökülür bir yanıma

bir yanım çığlık çığlık girdaplardında

söyle cılız gülüşün mü

hoyrat uysallıkların mı girdi kanıma

bu gecedir

karanlık şüpheyie dolaşır ayrıntılarda

an olur

ruhunu neşterlersin kanlar içinde sönmüş bîr küçük ateşin küllerinden türküler yakasın delice

bu gecedir

yıldız basar-bulut saraj'yarana

kısır bozkırlar acır gözbebckJerinde

ananın kavruk yazgısı

bir de nafile zamanlar

saplanır yüreğine isyanla

gecedir bu...

yorgunsun

karaya boyanmış kentlere gidip gelmekten kirli bakışlardan kör dostluklardan

ba?.an kar da kara yağar karanlık sokaklara nasıl tükürük gibiyse gülüş namussuzun suratında

gecedir

parmak uçlarım diken kesilir bir an dokunsam tenin acır gövdemden dörtnal geçen

bîr deli tay olursun bazan yangınlar ertesinde baharlar uçundasın...

değmeyi n yüreğim acılı anlatamam kollarımda ay sancılı...

 

GÖKKUŞAĞINA BÜKÜNSÜN DÜNYA

saklı suskunluklarında

gökyüzü yıkılır

çatırdayarak bu kaçıncı gülüşün

kahkahalarla ağlayarak İzin ver

kanayan yerlerini öpeyim yüreğinin ki değişsin

acılara sabtüenmiş adresin şimdi oturmuş

boşalmış ırmak yataklarında hiç bir şeyi beklersin karabasan tarlası kesilmiş uykuların çocuğu ölü doğmuş bir ana gibi

linç edilmiş duyguların acıya hüküm giymiş dudağında her gülüş kanlı eller uzanmış güncagül sevinçlerine idamla yargılı fidan düşlerin bütün sokakların çıkmaz aşkycşili ovaların çoraklığa yükümlü

yerin göğün leş kuşları bilir mi

bir akarsu

nasü kanar

bilir mi bu korkuluklar tarlası sevda yüklü yüreklere

ölüm hükmü biçilir mi zulüm köprülerinden kör geçilir mi sancılar sevilir mi gözbebeğim

girdaplar seçilir mi söyle sonsuz gökyüzünde kanatsız uçulur mu..

haydi kalk

umuda yeniden kanat vursun içindeki güvercin

haydi

dünya gökkuşağına burunsun gözlerinden

hem bütün suçlarınla güzel

bütün günahlarınla masumsun sen....

 

15.7.94

INFAZ-I AŞK

taşların sancısı oldum dağlarda denedim hıncımı adımla heyelan olurdu asil mermer-yoksul kefenk gene de işe yaramadı Ferhat yüreğim sancılara bölünmüş bir ömrün yolcusu oldum

bağrıma saplandı dinideki küiünk zamanın durduğu yerde yaşadım içimde coşkular akıtmış çeşmelerden

birkaç kırık künk sularım aşındı-yağnıurlanm paslandı

öle öle geldim

sırtımda yenilgilerim denk denk insanlar kaldı

bir yerlerde

oyalanmak Ömürleri sazımda bozulmuş cümle ahenk topladım yıkınulanmı-bozgun artığı baharlarımı

çöle geldim gökkuşakları boz bir yılan olmuş insan yüzleri gördüm

mavileri ikiyüzlü-sonlan dönek

ki direnmenin ermişiydi bizden olanlar isyanın ateşiydi

hüz.nün ve ayrılığın efendisi bilindim bümcdiler acılardan imbiktendim

hasretlerde didiklcndim

umuda köle geldim

arkadaşlarım kaldı

aşklan-evlilikleri-zevkleri oyalanmak Lcman kaçıncı sevgilisiyle günah çıkararak

hâlâ ağlar öpüşürken Fatma yıldızlarla örülmüş bir giz Marnlan kıskanır

gökyüzünü ve denizi birlikte yaşıyorlar diye Aynur dokunulmaz bekaret iyle

derinlerinde özlemler saklar İçinde her gün bir kahve tuluşur her akşam bir bar kanar deli zaman gülüşünün çizgilerinden akar bir pişmanlık olarak sızlatır geçmişini Nurcan Şehmuz hangi briç masasında

hep aynı sanjatoyla oynar

Selçuk arar her güzelde

yitirdiği güzelliklerin emaresini Beşiktaşta militan bir şeyler bulur Orhan belki beni unutmuştur vaktiyle sevdiğim kızlar her biri başka bir yerde

başka umutlarla yaşar hepsi durur bir yerinde içimin bazan bir gülüştür ısıtır yüreğimi . hazan da hazin bir türküdür kanar...

kocaman bir geçmişle kanlı izler bıraktım ayak bileklerimde ağn-cigarayı çoğalttım içimde voltası-mal tası tekmil hapishaneler çöle geldim ıssızım

zirveler ve uçurumlar açmazında

dikenler ve yıldızlar arosındayım duygularım ve bilincimin derinleşen yahyarlan deli düşüşleri seçtim bir kez daha bir şeyler Öldürüyor bende

bir yerlerini öldürerek beni yeniden doğurmak için

onu doğurayım diye bana her şeyini feda eden bir kızın infaz.ındayım..

 

Afiuslos-94

YANIK KÎBRlT ÇÖPÜ KÖŞKLER

Sen beni unuttun

ömrünü törpülere vurarak

sen beni unuttun

yanık kibrit çöplerinden köşkler kurarak

göğsünde coşkumla yanardı

on sekizlik aylar vardı

kara katranlar katıp kuruttun

zaman esti saçlarından salkım saçak

yüzünden şavkımı sildi

yüreğimde demlediğim

tavşan kaNI-gül dizeler

zehir kesildi

 

beni unuttun

betonlaştı çimenlerin

 

gülüşlerin azraillere azık . düşlerini leş kuşları paylaşır yüreğini sırtından sen hançerledin yazık...

kurudu döküldü gözlerinden bakışım gayri başka rüzgârlar savursun saçlarını söndürdün yüreğinde

benden kalan ateş ağaçlarını

sanki hiç doğmamışım

çölde kumun Örttüğü bir mezarmışım

ömrünü törpülere vurarak

yanık kibrit çöplerinden köşkler kurarak

 unuttun beni...

 

17.6.1993

 

ÖZLEM

gül üşür

yanarım yokluğuna tül bulul

silemez yüzümden kederini ışılamaz içimi ufktumda solgun güneş düşlerim diken üstünde bir gülüşün kaldı senden gülüşün

bağrımı dağlayan ateş

gecedir sevdiğim ellerim kollarım kırıktır özlemin çıban oîur

korkularımda *•" kanarım siğim siğim uçamam

kanadım yangın yarası kan sızar umut sızlar

gözlerim alışamaz karanlığına gül açar

ağlarım yokluğuna akar gecenin yanaklarından

yıldızlar

ve gün solar uzaklarda

gece bir deli sudur sürükler yüreğini

için için yanarsın şimdi gövdesini

taştan taşa hışımla çarpan

bu deli yağmurum ben bu ne demek

sen anlarsın...

 

KIVILCIM

yaralıyım

kavgalardan çıkmışını

sokak kırım -a lan lan m baskın artığı

şarkılarım yağma lan mı ş-coşkul anın yakılmış

yüreğim katledilmiş aşkların ınczarhğı...

can evimden sızlatır yaralarımı şimüi yüreğimi dalayan rüzgar yine mi ayrılık-yine mi yangın yine mi içimde o yanar dağlar...

islerim tüm aşkların kalan tortusu tutuştursun seninle başlayan şarkımızı eski yaralarda çiçekler açsın kimseler bilmeden yaşayalım aşkımızı

kirpik uçlarında çakan kıvılcım

içimde coşkular tutuşturan yangın olsun

yüzünde öpücükler çağrıştıran o ışık

dilimde sağnak sağnağa diz.elcr tutuştursun

haydi kaldır gül yüzünü kederden

ay doğsun

suya hasret yarık yarık topraklarıma

ak gövden akıp gelen ırmak olsun...

 

Nisan 1994

 

BENi UNUTMA

Sevdiğim-şah damarım-unulma beni gülüşünün kıvrımında sakla aşkımı hüzniinün çiğ tanelerinde kanasın tomurcuğum yaramı gül bellesin sevincinin kelebeği içli bir şarkı olmuş o eski sonbahara sararıp dökülürken bakışının yapraklan sevdiğim-aşk dikenim unutma beni

ay uyur-yıldı?. körelir-gecede bir kıyı var beni öp uykularımdan-sonıa yeniden öldür beni yak yüreğinde bu yangın hiç sönmesin sevdiğim-celladım-beni sakın unutma duymasın hiç kimseler sevdiğini l ısılda...

 

1993-lzmir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MEZRA ŞİİRLERİ

 

l Gülüşün

ellerin kolların bağlı göllerin çöle dönmüş ödün ödün köle öle öle...

yalınzlığın diken tarlası

gülüşün üşümüş ıssızlarda

mızrapsız bir saz

her sözcük dudağında söylerken kanatır dilini

bakışın mızrak yanışı

gözlerin rezil-rüsva

gülüşün

kısrak nallarında

lank palellerinde

insansız

bir ıııezra...

 

II- Bütün tannların lanetlediği

 Suyu balçık

 ekmeği yas

 çığlığı kısır

umudu kıraç

duaları ölü doğar dudaklarından

bereketi kırbaç kırbaç pay edilmiş kurtlara

itleri sıska z çocukları aç

bütün tanrıların lanetlediği

mezra...

 

mızrak boylarında zamanın

sonsuz bir lann ölüsü kar

hiç bir lezek yetmez

hiç bir köz...

izbanın ekini mavzer

yer-gök bir sınırsız terkediliştc

avcı mı av

av mı avcı

bu saralı ıssızda...

 kal ü bela'dan kalma

düş bir ankadır umut

yankılanır çığlığı kör korkularda

 korkulanır saRIk saRIk karanlık

 ah şu ekmek diyarları kaç sırat...

 bir yanda tank

bir yanda kısrak

 bu nasıl bir kasT...

 

mayın tarlası yaşamak

yukarda uçak dört bir yan mezar

 can meZal mezat

sevdası kapanmaz yara

 mezra...

 

 

IM-Hcp Zemheri Kılığında Azruil

 

ap ak bir kilimdir ölüm

yalımı buz.

yalağı mitil

zaman öyle bir ücra

dağları dik

yarları kilil kilit

bağdan-ç ağırsan sesin erişmez

dikenler ekilmiş yazgına

kirine kil kalığı

yüreğin like tike doğranmış sevdalarda

böyle yapılmış akil...

bir var bir yoksun

 sanki karda bir tilki

 aç b i ilaç

dört bir yanın it

yaşadığın onca z.ulmc karşılık

bir kuru cansın

nakit...

 

hep o san rüzgârların

ölümcül uğultusu umut sanıldı

yağmur öksüzü başaklarda

daha!

karasaban kırılmış yatar tarlada

daha aynı inde yaşar

inek ve insan...

gecesi

kör

kandiisiz

sevdası dilsizken daha

hangi zalim tanrının gazabı

enkazlar doğuran tank...

neylersin

tekmil medetlere kilitli dilin bir dualar kalmış payına ve çekmez zülfikarım zalime sararmış kitap yapraklarında Aliyyül Murtaza...

yalnızsın

ufuklar ölüm pususu

zaman yaralı bir kısrak

çözülmüş dizlerinin bağı

ölümü bekler artık

umut hep gözbebeklerine kurur otağı

lakin mümkünler yaralı-baktşlar yıkık...

hep zemheri kılığında gelirdi azrail hep yokluk suretinde can koparırdı gayrı ıssızlığa çadır kurdu cümle ölümler iğne deliğine girsen farketmez kaçış yok önüne dağı-taşı yığ bütün yollar kapanmış bulun geçitlerde çığ...

bir sonsuz ölüm içinde

ne ıjîüı

ne yaşar

bu koz

bu izba

bu hasret

mezra...

Her savaşçı aşıktır- ıvjf Lı-k milU.ın dedik'r İnsanmvatanı insan- a^kıu^ı ah.ııt d-..":til'.ır ki niceleri geçti aşka -ııltın lirdiler hakikatli aşıkların mutkL'ni zindan dc'dilcr

RUBAİ

çoban öldü dağda-günlerce bekledi köpeği yapayalnız büyük aşklarınız vardı-ölçtünüz-tarttınız-mış gibi

yaptınız

yürekleriniz mekanik-rol kestiniz-aldattınız siz bir köpek kadar bile sadık olamadınız

17.5.1994

 

 

 

 

 

 

 

GEÇEN DEMLERE GAZEL

Eskitir yüzleri zaman -ne dilenci ne bey seçer Camlarda sararır akşam-geçer bu demler de geçer

Hesabınla kitabınla kalırsan sen-giderim ben sesimi savurur rüzgâr-hayalim toz olur uçar

Ayrılık ölüm yandaşı-bazan çok geç bazan erken Tırpanı aman dinlemez-can koparır coşku biçer

Yüreğimde andaç olsım-gül gülüşün-ben giderken Yalnızken ısıtır beni-karanlıkta ışık saçar

Ne sözüm var-ne de sitem-payıma düşen bir diken Hangi insan ayrılığı kendi isteğiyle seçer

Ağustos-94

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MÜSTEZAT

bir yangın soluğu uykusuzluklarda nefesin gecenin neresin de sin

bir .ayrılık mevsiminde durmadan gazel dökersin ağlarsın duyulmaz  sesin

sc .:*»!!!! arkası r

şimdi yaşanmadan yakılmış $ıiuc kederlerdesin

teredilmek dm lîi.ıi;-::z mi 'Çaıpîînı.-k bir yürek dolusu

yağmalanmış bir yaşamın biIinme ayrılıklar adresin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BOZK1KLI SEVDAYA GAZEL

rüzgârda ürperdi su ve dalda titredi yaprak sen raksa durdun-ay şarkı söyledi kıvranarak

yıldızlar rakkasen oldu dolandı etrafında böyle anlattın aşkını sabaha dek oynayarak

ben şiirler söyledim gece boyunca tavafında yanıbaşındaki hasretimi anlattım ağlayarak

kesektendi suratlar-gülüşler bozarmış çorak yıkıktı kerpiçten umutlar-cümle sevdalar kurak

ağustosta cehennem konuk olurdu-kışınsa ölüm doyurmazdı onca cam güneşte kızaran orak

değişsin yazgısı istedik-ışısın bakışları düşman topladık bir silah gibi aşka davranarak

şafağıydık coşkınun-umudun muştusuyduk

ve onlar çıktı karşımıza karanlığı kuşanarak

kin ışıdı yüzlerinde-şavkımız parladı söndü kaldılar karanlıkta bizse ayrıldık yanarak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

IZMtR'e GAZEL -I-

tzmir-deli kız-yürek hoplatan çılgın bakışların işvebaz-eteklerinde yangın

memelerinle gülersin-kahkalan saçılır sokaklara seni aşıkaldatan-seni ahmakıslatan çapkın

gün gelir ağlarsın bakarak uzaklara fesleğen esen akşamda gözlerin neden kırgın

tepeden tırnağa yara-kaç yürek gömüldü sulara şarabî akşamlarda körfez bundan mı durgun

yok mu bir hayat Öpüsü-sevgisiz dudaklara ben bozkırlı aşığın-kapına son gelen vurgun

Haziran-94

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

IZMtR'E GAZEL -II-

fesleğen lüter memeleri çılgın aşk gecelerinden bir korsan bayrağıdır saçlan imbatlarda güneşti kumsallardazdüşlerden fırlamış kaç kız Troyalı Helen'in tutkusu damarlarında katışıksız Afrodit olduğundan habersiz yerleşik bir bedevidir delikanlılar saklanır selanik yüreklerde Hasan Tahsin ateşi akşamın çürük morunda anason kokar deniz yakamoz sağnağı gecede o

ne müthiş yosma

kadifekaleden-esendereye kahreden bir yoksulluk gırla körfez boyu emperyalist gemiler kirletirler maviliği gururla zaptedilmiş alanlar zamk koklayan çocuklar koçça bir ülke kanar Smyma'dan

Arşipel'e

bazan balıkçının türküsündün savrulur bazan simitçi çocuğun gözlerinden

bir yıldız gülümser umuda dair ben jakoben yeşili parkamla bir devrim şarkısı gibi dolaşırım caddelerde gözlerim kır gerillası bakışlarım şair...

Aralık-94-İzmir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇÖL KASİDESİ

çö!

bedevi özgürlük

göğü tefekkürün açık risalesi yeşilini-mavisini-deniziııi ve gök kuşağını gül bahçesini yüreğinde taşıyabilenlerin şiir ülkesi

çöl... gâhi Hasan Sabbahın cennetinden

haşhaşı bir keyif tutu boşluğa gâhi Aİamut Kalesi dâhi Babilin Asma Bahçeleri yıkıldı tanrının gözleri önünde ve Hayyam rubailer bıraktı gözleri yıldızlarda sözleri rûzigârda ve cümle günahtan aşikâr olanların beldesi

çöl...

mevsimler ki ömrün geçen demleri aruzun düz kalıbında eser rüzgâr hurmaları elif elif sallanır kum solur kervanlar develer şedde şedde aşar zamanı me fa i lün-me fa i lün başlar aşkları ağlar müs te'fi la tün'den güzellik serabı kasideler gazeller hüzün tarlası mesneviler göl göl yarin kusuruna tecahül-i arif yarin nazına hüsn-i tâli!

çöl...

 

ya Imrül Kays

"Şeytanın cehennem yolundaki

yardakçısı" dediler sana dediler "şiirleri müselman

kendisi kâfir" selam olsun ruhuna

yüzyıllardır koşan şarkı (çöle gezmeğe giden kızların ardından gizlice iz süren ve onlara devesini kesip yediren bebesini emziren kadının diğer memesine yanaşan deli) ölüme yapılmış arabî şaka selam sana ya İmrül Kays hala asılı gökyüzünde Muallaka çöl hâlâ duruyor yerli yerinde İnsanı kum gibi savrularak yağmalana yağmalana kan göletleri bırakıp nice cellaüar geçti ve aşk meşk içinde inat

sen geçtin ya tmıul Kays ora nerc-bura nere deli ruhunu sokacak başka beden kalmadı mı neden beni seçtin?

mart-95-İzmir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SON İSTANBUL EFENDİSİNE MERSİYE

gecenin bir yerinde ürperir toprak serviler hışır hışır

yorgun düşmüş kederden

yapraklar yas içinde kimsesiz kondular kalmış

dağılmış kâşanelerden ölüm gibi susan yalnızlar rıhtımında

yeşilçam sokağının son külhanbeyi

gülüşü yosun tutmuş

şakaklar yas içinde ve kendi yasgısına şehir bîçâre l.ayraalâr.etdeğil : Asamın suratına kapandı perde

şalaklar yas içinde

edep erkân bilir esas adamlar

raconuyla yaşayıp hakikatli sevdiler

semaî kahvesinde kaytanî tulumbacı

Tophanede bitirim

kuşağı Trablus

vapur dumanı fesli

Kanuni Esâsi'dc jöntürk

bütün ihtilâllerde ürkek

siz Mîrim

anladık

son istanbul efendisi

siya'ı beyaz karaferin romantik serserisi

o gülüşler yedi renk

dudaklar yas içinde

56

her yılbaşı gecesi efkâr diz boyu elinde boyacı tezgâhı Dalgacı Mahmut bir de Turist Ömer ziyadesiyle mahcup buluşup Ayhan'ın mezarında

içerler sabaha dek havada rezilce bir hiçlik duygusu ağlaşıp söyleşirler Tamburi Camil'den Hafız Burhan'a cümle makamları tutmaz dilleri "kader ağlarını örer" kaldırımlarda istanbul şehri sersefil yer ile yeksan olmuş hey gidi günler sahipsiz hatıralar dileniryor caddelerde çınarlar iki büklüm

sokaklar yas içinde

kimsesiz kal ey şehir kapat ellerini yüzüne

ağla yıkıldıkça ne varsa bize ait

bizimle birlikte

halice yaş boşaltsın köşkler yalılar Galata Köprüsünde yangın külleri Kız Kulesi tarumar konaklar yas içinde

akar başka türkülerde hasret ve ümit kan ter içinde dağlara tırmanır hayat

ve başka bir şarkı söner zamandan

"kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime"

mahurlar perişan-uşşaklar yas içinde

bilirim Mirim

bilirim

son bir seferi vardır bütün gemilerin de

23.3.1995-İzmir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ZAMANIN BiR YERLERİNDE GAZEL

Attilâ ilhan'a

sazendeler dağılmış

rebablar şikeste

ney dilsiz gülşenler tarumar

ne saki kalmış ne bade semâdc aks-i sadâlar ağlıyor

eski kahkahalardan bâd-ı sabâ kirlenmiş

ayaz kahpe

bir yalnızlık fevkalâde tamâşa kurar mazi toz biber bulanmış gruba gazeller elbizlenmiş kasideler yosunlu musarra rubailer biçilmez urba urba

bir simurg kuşunun hayaleti

uçar huşu içinde akşamdan gagasında bir mısra-ı azade

gayri meyhanelerde başka bir halet

şiirle İştigal eyliyor bir takım zevat

kelimeleri fclçli-sözleri dilenmekte

maksadı dil-i nâşâde

o şairler ki meskeni zindan kılınmış aleş ve kan içinde her dizeleri ne gül-ne gülşen-nc işrel biliyorlar yanardağlar kaynar yüreklerinde

görmez göze alelade aşk yeşertiyorlar açılarıyla

Ölmüş a^k küllerinden o şairler ki ateşin çocukları yanarak yaşamayı seçmişler kendilerine yüzlerinde

hep o müthiş

şikayetsiz ifâde

 

 

 

 

 

HAKİKATLİ AŞKLARA GAZEL

Aşıklar meclisinde bize külhan dediler sordum aşkın anlam ı-pinhan-pinhan-dcdiler

bazan sevdan kavgadır-bazan da kavgan sevda her savaşçı aşıktır-her aşk militan dediler

dedim-her güzelde başka bir güzellik bulur gönlüm-gönül an değildir-utan be ulan dediler

zulümler besler aşkı-çoğaltır engebeler insanın vatanı insan-aşkınsa cihan dediler

bu zamanda aşk büyütmek amansızdır çetindir ölümün kapı komşusu-h icran hicran dediler

mem û zin-ferhat şirin- nazım -ritsos-aragon ki niceleri geçti aşka sultan dediler

sordum acı çığlığımı duyacak kimse yok mu hakikatli aşıkların meskeni zindan dediler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BOZKIRA GAZEL

yoksulluk alıcı kuş-Ömürler ıssızda leş

can ucuz umut pahalı ve cümle Ölümler beleş

ayaz kükrer zemheride-yazın askeriyse ateş adına yaşamak denilen canalıcılarla güreş

hey bozkır-sürgiinler yurdu-hasreti ölüme eş hangi suçun cezasıdır memede süt kurutan güneş

umudun heybesi delik-muhanetin bağrında taş bazan yağmacıyla savaş-çekirgelerle cebelleş

elleri yank yarık-yüz yalamık-aşk hurdahaş ekinini dolu vurmuş-gülüne diken tebelleş

ey bozkır kanınla beslediğin belanla kendin savaş yüreğin hançerin olsun-karanlığın bağrını deş

Temmuz-94

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YEŞERMEZ AŞKLARA GAZEL

sevmenin bedelini her ömür vermez imiş ateşten güllerini bencil el dermez imiş

canlı cenazelerin arasında dolaştım dişliçark yüreklere gün ışkın sermez imiş

betondan suratlarda lağım gülüşler gördüm yedi deryalar gelse gönlü yaşamıaz imiş

rindlerin meclisine hoyrat oturanların elleri görmez imiş-gözleri ermez imiş

yalım yalım coşkular büyüttüm yagınlarda gri kasabalarda aşklar yeşermez imiş

31-8-94

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HAC'ABI'YE GAZEL

Ressam Mehmet Genç'e

No gctirdi-ne götürdü hesaplasın ne çıkar birbirinin üzerine devrilen koca yıllai'

kimisi irin rengi-kimisi ezilmiş gül altmış sekiz kuşağı

oksit şansı doksan fırçadan tuvallere

bir deli hüzündür akar...

yaralana yaralana korur onurlarını ve yüreklerini çarpa çarpa yerlere zorlu uçurumları tırnaklarıyla çıkanlar

kasaba akşamlarında sokaklar aşk gibidir karanlık serüven kesilir

ister yağmur-ister kar

kak- iMiri-ukız osman-bıyık hasan ve saire her ilçenin sahnesinde ölümsüz oyuncular

herkes kendi curcunasını kendisi yaratmasa yaşamak çekilmez kesilir

ve insan çatlar

beri kahvede kavga-bitirimin orada kumar delikanlı ayağına köprü allında esrar

sonra gider birileri-yerini başkası alır

insan ne kadar uzasa-can daman toprağındadır

her gülüş bilinmez yerlerde öder kendi bedelini herkesin şiiri başkadır-her yürek ayrı kanar

ve yaşamı parça parça koparan acı aşklar her kadın sevmeye melek olarak başlar bir oyunda bulursun en dürüst yanlarım o işveli bakışlar- o edalı dudaklar sonunda karşına şeytan olarak çıkar bu düzen yamultmuş insanızve az da olsa insan da var-güzel de var-aşk da var

taşır yenilgilerinin

ve zaferlerinin dokusunu

her insan ses tonunda ömrünün tuvalini yaşadıklarıyla boyar...

Ocak-95-İzmir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BUNLU GECEDEKlNE GAZEL

dolama boynuna suskunluğun dikenli poşisini sil yüzünden paralayan hüzünlerin isini

kırbaçlanan mezralara yaralı bir ay serilir

zulüm sağnak olsa bile süt dökülmüş gümüş sini

ateşin boynuzlan geceyi süser dağ başlarında bir ince rüzgâr aralar ıssızlığın harmanisini

Ekinci bir kınnapla astı son gecesini

artık kanatmaz kalemi bunlu günlerin sisini

ağlamak da bağırmak da isyan da yaşamaktır kıskanmaktır martılardan gökdenizin mavisini

zalimin yüzüne tükürür gibi haykırdıkça insansın sevdalarda gül bahçesi kılmak için sesini

Ekim 1994-İzmir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AYRILIĞA GAZEL

o yırtıcı sessizlik ki acının sesidir aslında her ayrılık ölüm denemesidir

yarılır yürekler yerle bir olur her şey o bir felaket kuşu azrail kuryesidir

kendini terkedersen çüriirsün her şey gibi sırtın hüzün abası-altın yalnızlık şiltesidir

her candaki ölüm gibi büyür aşklarla birlikte gülde diken "ayrılık ümitlerin ötesinde bir şehir'

kemirirse insanlar birbirinin yüreğini ayrılık ertelenmiş bir Ömrün mavişidir

Aralık-94-İzmir

65

VE ACININ YAZILMAYAN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sevi dedikleri bir yeşil ipek

 o da nazlı yarin koynunda imiş

 

emirdağ türküsü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

l- Ve Acının Yazılmayan Tarihi

Gece serin eteklerini savurur

bozkırdır

anamdır

cümle mahlûkat uyur

bir çığıra uzanır uçsuz

hayaletler bekleşir susuz kuyu başlannda

gözleri bir çift ölü yılıdız

gülüşleri boğazlanmış at kişnemesi...

yorgun tırpancılar uyur anızların arasında

itler birbirinin sesine ürür

sürüler örüme çıkar ülker doğduğu vakit

emlik kuzu anasının kokusun sürer

çobanlar frigyadan katma

yüzlerine kazınmış acıyla yapılmış akit...

ıssızlık delidir

bahar dörnal geçer yaz rahvan

zemherinin yüreğini ölüm pençeler k; kurumuş gülüşlerin can pınarları kurt izinde su aranır serçeler

Bozkırdır

ananıdır

akşam serin yeldirmelerini savurur

elim yüzüm gün yanığı

ve acının yazılmayan tarihi

kanar kaval seslerinde

can kavurur...

hep bu ölü soykasını giyinir kıraç kınalı bulutların düğününe yas düşer sende

ay

bileziği gencölen yetim kızın ben deyim isÜ bir fener ve cümle bozlaklarda aynı yangının külleri gidip geri dönmeyenler...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2- Bozlak

Akşam oldu san bozkır bozlak bozlak kanadı mcziir ıssızlığı çoklu gö\ük yüzlere biçilmiş göğ ekin bakışlarıyla bipT göîjreyıli katımlar sevinç develiklerdi bebelerinin

iki umul mumu yanan gözlerinden deli biı ta)alet gibi koştu yel bağırarak parçalanmış eteklerini savururuk bir tarih zülıur etti göğün yırtık yerinden

alae:ı Vu^luUa çekip gittiler on beş kişivûîîcı onbeşindeydîler öküz göuü çanklarıyla

dağlar gibi basarlardı toprağa birkaç nikel para kuşaklarında bir de yavukludan yadigâr kınalı saç dürülü işlemeli yağlıklar...

Bozkırı biçen dereyi geçemedi ihtiyarlar birer mezar lası gibi kalakaldılar çile çiçcklenmiş sakallarımı

tanınış gözlerinden acı yaşlar korkularını susuşlarına saklayanı adılar öpülen ellerine '.»ir l ur? l bakamadılar birici yemenden söz aç'ı-birisi balkanlardan yeniden sızı verdi kocayış yaraları esirlik günlerini anımsadılar

ufaldı karartılar kil yeşili dağlarda kimisinin anası-kimisinin yareni gitti onlarla birlikte ufkun ucuna kadar gezleri yabanıl atlar gibiydi ve kavi yürekleri kan içinde ölümcül bir afat oldu ayrılıdan ve bir daha dönülmez kadai uz.ak kerpiçten evlerin el kadar canılar;rk'uü çocuksu yüzleriyle bakakaldı yavuklulan acı yaşlanın saklayarhadan

siğinı sîğim ağlayarak...

on beş kişiydiler onbeşindeydiler bir daha dönmediler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3- üidip Geri Dönmeyenler

bu deli)üîktî,! oğul verdin gidip geri dönmediler kaç kolun koptu Yemen kaç yüıtk. yaran Çanakkale ocakhirın kör kaldı kaçıncı söndü umudun gidip geri dönmediler...

güldün mü

kıvılcımlar saçılır geceye

bakışın ilk insandan bu yana

bütün bakışların bahçesi ayakların hâiticn beri büyle sıkı hasar toprağa gende hep yoksulluğu koydular kıran doşıü-kıfhk düştü payına gidip geri dönmediler...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

4- Yitik Şairler Toprağı

bütün çocukları Ölmüş düşsüz yeşilden

utanmaz bodur tepeler san kanayan kepirde

kevengin gülüşüdür insan sanırsın aşınır rüzgârla bir Yunuslur gelip geçmiş deli günün alnacında

dudakları serhem şerham ki dökülmüş gözyaşları

teşbih taneleri gibi şimdi birer ağaç kalmış yerlerinde değilse

ne yek ahenk-ne yek avaz

bir gazel düşeni olmamış feryadın.'! bir tek Süleyman Çelebiden o malum mesnevi

onlarla birlikte gelmiş tıkız develerinin yeninde o gün bu gün okunur

cümİe vakitsiz ölümlerde

 

gelip kurmuş alayçığını

artık isyana lövbeli

ki başkaldırmayı bilmeyen nereden bilir sevmeyi taşın alnı çatma aşk düşürmeyi

o çileyi seçmiştir ve ancak kanar

meramını karanlığa z.ikrcdcr

ki ıssrz. koyaklarda haykınlan uzun havalar

isyansız yüreklerin sevdalarından doğar...

zulümler altında bencil yitirir yaşamın yedi rengini gurbet cvciUeştirîr bazan çok uzak satar öz kızını mal niyetine acılarda birlik olup yola gelinir kanlı düşmana kesilir sevinçlerde

kofkular-ürkülcr elinde kalmış

yitik aşıkların sürgün toprağı

bcklı;r

neyi beklediğini bilmeden

canından can yolmuşlar üt niyetine

dullarından evlat kopmuş kaç Yemen çölllerindc

n^ürlenmiş ana sütü

ler ve gözyaşı kaç bin yıllık suskunluğun puskui'ı l uğun anıtı her mcz.ar taşı şimdi alnında Salihli'nin bağlın tütünü Manisa'nın Sivrisinekleri Çukurova'nın şimdi gözlerinde

bir umut olmuş küfrü ve rezaleti

omur  udiilaluan Ali'sıtnynlann

şimdi

yüzünde goncası dökülmüş yoksulluk fekleri

yozlaşmanın bayrakları

kerpiç damba.sjannda

televizyon antenleri...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

5- Yediveren

Direnci zemhcriden karılmış-ölüm kapı komşusu sabrı dağlarla bir-cehennemden sökün etmiş ağustosu zulümlerle dövülmüş yüreği yoksulluğun örsünde gene de yangınlar içinde yediveren güldür sevdası yıkılışı kara dağlar boyun büküp yol verir değilse kıyametler doğurur coşkusu lâkin körolası yollar uzanmış yatar !;>z Kül içinde kör bir engerek gibi azrail hovardası bir yol gülüşlere karışmış bakışlara tünemiş- sözcüklere bulaşmış ezeli biracının dourduğu nefret

yıkılmaz, muhanetin karlı dağlan

çevresi dolaşılmaz ruhları yağmalamış

babadan oğula devralan lanet Çifte su verilmiş yüreği kâr etmez, hasretine

koparır elini kolunu gurbet gene de yangınlar içinde yediveren güldür sevdası.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

6- Bozkırda ölüm

bilmezler

yaşamak duler adinü

dağların Ötesinde bin yıldır paylouiVı dii^en er-u^l

günüh- vebal- yem in -gammıuhk-y alan -kin

uğur-muaf-biiyü-yılan çiyan-cin

ekmek atlı insan yaya-can ter içinde

koı kuyla-nefretle silahlandırmış ruhlarım cehalet

bilmezIcı

özgürlük derler adına

dağlarda yapayalnız ağlayabilmenin ölmenin doktorsuz-ilaç sız buzan >,-ıx:uk üstüne-lw.an yılan sokması sanaldın ki unutluımuş sevmeyi gülüşlere âfâı olmuş nuhnebiden kalma cinnet

gene de

yangınlar içinde yediveren güldür sevdası

Dipsiz bir çukura benzer yaşlı köylünün ağzı

sağa sola bükülmüş sapsarı etsiz birkaç diş yosunlu yalak taşlan gibi dağdan kaya yuvarlanırcasına ar daman çatlar gibi pervasız kahkahası dehşet patlar...

Oturmuş tarlanın anına dünyanın en ciddi İşini yapar ağustos gününde gönleşmiş yüzü burnunda taze ekin kokusu tırpanın biler

Onun da dostu düşmanı vardır

o da evdekileri ehl-i yal bilir

on sekizinde kara sevda nanna yanmış

ıssız dağlara ağmış-def çala çala

derin derin hocalara okunmuş

o gün bu gün cılız kalmış

Kız kaçırmış-geHn ayartmış-yetim büyümüş

 

başını beladan belaya sokmuş

damda yaünış-kaçak gezmiş-nam yürütmüş

burnunda taze gelin kokusu

ilk gurbeti askerlikte

dört yıl-dönmemesine

yaya döndü on beş günde

çanksız-parasız-aç

Dört yıl önce kaçırdığı döndüsü

döndüğünde başkasının kansı

çekip çıktı gurbete

meramı bir çift öküz parası...

Yüledi turpanmı

yorgun yorgun baktı ala buluta

kaçıncı yağmur bekleyişi bu

unuttu...

Daha düşünecek çok şeyi vardı

kimisi burulmuş yüziiyle birlikte

kimisi ilk günden daha taze...

elini testiye uzattı

üoğrii'arnadi..-

koskciKÜ lakınım tümseğine

soluğunu toparladı var gücüyle

hir daha alamadı

düştü başı ekinlerin içine

şıpkası yuvarlandı

gevşedi parmaklan

tırpanı bir daha tulamadı

mor bir sinek gelip kondu alnına

gün yelinde sallanan başakların

küı kıpırdamadı

güneş gök boyu büyüyüp söndü bakakaldı ağzı açıklı dişlen

yosunlu mezar taşlan üzerinde tek satır okunmayan

acının anıtları taze ekin kokularım