|
bîr tozzerresiyim akılalmaz sonsuzda dizeler: arayışım gizleri çaresiz çırpınışım sözcükler yaralı bir karıncanın beyaz kağıtlardaki kanlı ayak izleri DEDİ ŞAİR
sonsuzları İçinde taşıyan insan yüreğinden ve hapsedildiği semer yedi yıl sonra paramparça olunca başını gökyüzüne kaldırıp yeniden çiçeğe duran ayrık otlarından dolayı örümceğin kurtuluş kemendini kendisi dokumasından dolayı yaralı karıncalar beyaz kağıtlar ve beyaz kağıtlardaki kanlı ayak izleri kutsaldır. DEDİ BİLİCİ ISBN-975-36Ü-107-7
|
BİR DENİZİN TERK ETTİĞİ KIYILAR
Denize taş atmaktan koflarım yoruldu ne taşların oluşturduğu dalgacıklar kaldı geride ne de deniz benim farkıma vardı...
BiR DENiZiN TERK ETTiĞi KIYILARyaşlı çınarların dallan sızlar yeşilini sararttıkça sonbahar elveda dediğin yerde yüzyıla keser anlar bir rüzgâr çürür ıssızlık çınlar ağırdır taş olur taşıyamazsın gözünde bir damla sevgi bilir de anlatamaz bunları bir denizin terk ettiği kıyılar
diken sarar gül büyüyen bağları dağ yürek dağlı yürek çatlasan erimez doruğu yurt tutan kar damarlarını kuruttu gelip geçen yolcular unutulmuş kör kuyu dipsizliğine kanar ve saklar hasretini bütün yalnızlıkların bir denizin terk ettiği kıyılar *
şimdi ayaz çatırdayan gecede ateşlerle sevişirdin bir zaman yalımlar küle döndü yıkıldı deniz feneri başın alıp gitti rüzgâr
ne kapıları vardı çalacak ne ışık verecek pencereleri ne sağnak türkülerin coşku çağlayanların silemedi yüreklere bulaşan kiri çölün üzerinde bin yıl yatan su tek çiçek açtıramadı kumda ve aşkların aşındığı her yerde sızlar bütün bunlara bir denizin terk ettiği kıyılar
taş suya suskun kalır kemirir graniti dalgalar kasırga kesilmiş öfkeler kıyıya kıyıya çarpar şafakların büyüsüne kapılır lâ'l akşamlar hatırına taş suya suskun kalır gün olur bir ay ölüsü gözleri kör körfezlerde yapayalnız hayaletler dolaşır ve cümle mavilerin mezarıdır bir denizin terk ettiği kıyılar önce martılar gider kanatarak kanatları bulutu ve sevda türküleri diner geçmiş güzellikler çürür dökülür küser baharlara yağmurlara sırt çevirir gözyaşında çiçek açmaz çakıllar sulara kapatır kapılarını ölür çölleşe çölleşe bir denizin terk ettiği kıyılar
Mart-95-Tabakla Köyü |
İNCECİK BİR YERİNDEN TUTUN ZAMANAuzaklar yokzyürekler tavındaysa sevginin ince bir yerinden tutun zamana o rüzgâr esmesin dalgınlıklarının köşebaşında o yağmur yağmasın... tutuşur yorgunluğum deli yürek arsız güre yine sağnak sağnağa doludizgin ve terli ve cümle burçlarıyla yıldız ormanı gök yine burcu burcu sesin ebrulu düş nakışlı ebemkuşağı sevginin kurumuş ırmak yataklarında türkü sekişli
uzaklar uzak değil yine aynı Ankara isyan ve sevda yürekler çarmıhlanıp sevdalar satılmamış güvenler tırpanlanıp coşkular atılmamış kaldırımlara ellerinin dokunduğu yerdeyim en ince yerinden (utun zamana
gülüşünün kıvrımında yediveren gül açardı bir zaman yitik sevinçlerden bana şarkılar söyle çelmelenmiş coşkuların dönüştüğü hüznü sor hiç gizlenme sen o'sun küllerin altında kor düşe kalka bir geçmiş gülüşlere gölge verir biliriz ne yaşasan silinmez gözyaşından kalan iz bir şeyler kalırsa soracak duran taşa-uçar kuşa türkünü hüzne bölersin yüzünü unutuşa...
vakit Ankara vakti "o iyi insanlar o güzel atlara binip" gitmemişler daha bir deli kasırga savurur saçlarını toy yürekli bir taysın bulun ölümlere alesta aşındırır küstah zaman taşları yeni yeni dallar sürdün başka bakışlar büyüdü gözlerinde gülüşler geliştirdin değiştin "o iyi insanlar o güzel atlara binip gitti" başka baharlardan çiçekler topladın ömrüne başkalaştı sözcükler ve başka insanların dünyasında başka birisin onlar uzaklara gitti yabadan yapılmış elleri ateşten yontulmuş yüzleri silindi sırtlarında onca yılın yalnızlığı sevdalar cemresiz kaldı onlar olmadan
gün dönmedi atları öldü yaya kaldılar ama küllerinin altındaki kor hiç sönmedi kendilerini yargıladılar uzunca zaman başka kimliklerle dolaştılar başka kentlerde yargısız infazlarda gitti kimisi kimisi işkencede-darağacında kimisi taşları çürütüp çıktı yürüdüler yapayalnız yollarda gözlerinde alev alev bir keder ve yerli yerinde yıldızlar sular geceleri aynı türküyü söyler bir sen kaldın para-makam-lüks-tantana-kariyer oysa tutuşmağa hazır bir yangın » yüreğinde yığın yığın bizden bir şeyler ince bir yerinden tutun zamana ellerini uzattığın yerde yüreğim yediveren türkümü dinlersen o rüzgâr eser tutuşur kül altındaki kor yeni baştan sen bulvara çıkarsan savrulur saçların o güzel atların nal sesleri duyulur sensiz eksik kalır bir şeyler bir türkü çiçeğe durmaz bir su sendeler sığınaksız kalır yağmur hadi çık alanlara hadi gel saçlarını savurarak bizi tamamla...
28.12.94 27.2.95 İzmir |
RÜZGÂRIN DİLİNDEN GÜLÜMSER HÂLÂonlar ki insanlık değerlerini gönüllerinde topladılar olgunlar meclisinde dostlarının mumu oldular karanlıktı gece- yol bulup- yön çıkardılar bir masal söylediler ve uykuya daldılar
Ömer Hayyam
KORKULUKkemirmiş ruhunu bir kurt gibi yüzyıllardır bu anlamsız suskunluk sen bozkırlar ortasında kalmış zavallı korkuluk deryalar toplansa bir daha yeşermeyecek odunlarından habersiz beklersin. çoktan karışmış toprağa seni çakan adamın lanetli parmaklan başında kuş pisliklerinden aslını yitirmiş şapkan şükredersin bu uğursuz yalnızlığına bilmezsin artık ne çekinen var senden ne korkan ne sakınan korku bile utanır bu ahmak duruşundan
suskunluğun gecesisin şarkısız-yıldızsız-aysız kuşların eğlencesisin "onursuz-hayasız-arsız rüzgârlar küfreder sana değince tükenmişsin sen coşkusuz ve hülyasız... ceketini giydiğin delikanlıyı vurdular bir kavgada ödünç aldı akarsular-bulutlar dudağında yarım kalan şarkıyı şapkan ölmüş bir ağadan kaldı marabasına sonra on baş değiştirdi babadan oğula... zulümlere tapındın sen korkuluk ölüm aşın oldu-kıran ekmeğin umrumda bile olmadı senin dışında çekilen acılar dalına konan kuşları pusuya düşürür oldu avcılar
ve hep talanı yazdı tarih güzelim ayçiçeği tarlasında senin yüzünden... senin yüzünden bu yağma saltanatı bu kement-bu duvar-bu kan-bu yara sen kul olup yaşadıkça bu zincirli korkulara bir lanet de benden sana bütün korkuluklara...
RÜZGARIN DİLİNDEN GÜLÜMSER HÂLÂonun adı çiçekti ve bulvarlar baharla çalkalanırdı o yürüdükçe başaklar hışımla çoğaltırdı tanelerini bereketli bir umut tarlasıydı gülüşü adı bir çağlayanın kepire dökülüşü türküleri ateşten ve hüzünden biçilirdi Özlemle tomurcuk vururdu gözlerinde kaç körpecik baş sunulmuş yarınlar dirençler yaprak yaprak boy atar akşamlarında ki onun adı rüzgâr kaç denizi ateşe vermiş öfkesi yemyeşil bir düğünde coşturur bozkırları dağ kesilmiş kederler diz çöker bakışlarında halaya durur san sonra ansızdan yitti bir isyan şarkısına karıştı sesi derler ki fılistin askısında Ölümle alay etti derler ki rüzgârların dilinden gülümser hâlâ bilinen son adı kardelendi
5.8.94-Eskişehir
|
YAŞAMAK BUDUR ÇOCUKher zirvenin bir uçurumu olduğunu unutmuş yamaçlara-yokuşlara-sarplara akıyorsun bir düşsüzlük fırtınası sayıyorsun geriye dönüşleri hangi adaya çıksan gemini yakıyorsun içindeki uçurumlar daha da büyüyor çocuk geçtiğin limanlan kan içinde bırakıyorsun yüreğin bu kadar mı hançer ormanı aşkların bu kadar mı yargısız infazlarda bundan mı kasırgalar içinde severken her .şeyi yıkıyorsun çocuk biliyorum sana göre değil durgun sular biliyorum nerede olursan ol yabancı kalacaksın suskunluğun sustası olacak hoyratlığının İçindeki su bilmemiş çoraklar her kentten sürülüşünde isyan harmanlayacak gülüşünde hep gökyüzü yırtılacak çocuk zaman paralanacak bulutlar aralanacak bakışında hep o sürgün güneş doğacak yalnızca güzelliğin hükmettiği yüreğinde ceylanlar suya inip göçmen kuşlar havalanacak arılamayacaklar dalgın duruşlarında bir çift pars boğuşacak herkesin kâtı değil-anlamayacaklar bir avuççuk yaşamda senin kuraldışılığın doğrudur sen bildiğin gibi kanat yasaları Ölçüleri suskunluktan elbette gözü kesmez herkesin ama yaşamak budur işte direnmektir-acıdır-savaşmaktır-coşkudur yaşamak budur... 15 ANKA yıldızlar umuttan nakşedildi geceye ilmik ilmik ay aşktan doğdu bakmayın sularını coşkudan sokaklarını düşten kurduğum kenti bir anda yıkabilirim kaç aşk var ki tarihimde yüreğimi ateşlere fırlatmışım belki delinin tekiyim-belki yabanılca korkak rotası şiirle çizili yelkeni gökyüzünden biçilmiş gemilerimi çıktığım ilk adada yakabilirim bazan bir tek bakışla dünyalar kurulur içimde bazan tek söz çöllere sürgün eder delisularımı kum savururum yalnızlıklarda taşlara çalarım rüzgârlarımı delinin tekiyim ben kendi kendini yakan o çılgın anka ve kendi küllerinden kendini yeniden yaratan 22.7.94 |
EY GERİLLA....kiirtük kürtük bir türkü tutturur kar acıdan acıya sınır yokztoprak kanar beni senden ayırma türkün türküme akar Mem û Zin'i bir mezara koydular ilenememzkurur dilim zulümler kardeş kılmış bizi indir silahını ey gerilla benim de sevdiğim var ay dökülür yanağına dağların zindanlar sana-hana zulüm koyar yasasını ölümün yağmalar gözyaşını ekmeği bular kana ne vatan tanır-ne sınır silah silah-Öfke Öfke kışkırtır seni bana-beni sana kaç bin yıldır çerağ yaktık unutulmuş vatanlarında ışığın: destanlarla donattık ağalar büyüttük kanımızla azas n o ı ü sı h lar zuhur etti hrığnmızdiin korku s u ret li bütün cephelere kurbanlık gittik türkülerimiz kardeş bizim göz yaş kırım ı? aynı pınardan gelir ahımız hısım akraba düşmanımız bir beni senden ayrıma çınar ikiye düinir
bu türküyü yakan yürek kavrularak güzelleşmiş binbir acıda kurşun yakıştırmaz körpe bebeye öksüz koymaz anayı telörgüler çevirir mi sevdayı sana tetik çekmeğe varmıyor elim zulüm sınır tanımıyor ikimize de gel zulmün kalesini yerle bir edelim bu ülke ikimizin tutsak yaşadığımız bizim bu koca tarih bu orman bu rüzgar kaldır silahını ey gerilla benim de sevdiğim vur 18.2.95 28.2.95-İzmir
BiZ VARSAKbiz varsak güzel bu gece ey cemşid biz varsak bu yıldızlı karanlık bu kentler bu toprak bu bahar ne tanrısın sen ne insan ne Süleyman peygamber bu sözler yalan dudaklarında yüzünde bu gözler gerçek değil artık inanmaz sana karanlıkta umudu bekleyen nefer bütün aldatmacaların bir tekrarı yalnızca boş birer kandırmaca on parmağındaki on hüner biz varsak döner bu çarklar basar karanlığı ışık selleri umut bahçelerinde çocuklar oynar buğday ekmek olur ve ekmek türkü.. elinde kadehin kan dudağında ateşten sözlerle sen bir soytarısın yalnızca ey cemşid artık o ölümcül yalanlarınla kendini kandırmayı bırak kan vaktidir ha geldi ha gelecek dahhak.. Aralık-94 |
KİRLİ SAVAŞLARA GAZELbütün müfrezeleriyle ölüm konuçlandı geceye yüzüne kapattı ellerini kahreden bir korkuyla sinesine zulum yağan ananın dağları taşları toprağın gözlerinden süzüldü gerillalar kan içinde bir isyanın ateşten gözyaşları rüzgarda kum zemheride kar tanesi insan attan itten daha da ucuz can tükenmez çilelerin değirmeninde bir buğday bir un zerresi ufalanır belalar büyür o ufaldıkça karanlık azman kesilir ve acının memelerinde bütün çocuklar hüzne çatılmış silah silah kaşları yine bombalar gürledi gökte adı-sanı duyulmadık tüfekler ürüşlü o çılgın suskunluk kudurdu yine karanlık çırpındı ağızsız dilsiz bir hayvan gibi kan içinde ve sahan yüreklere ölüm ve kömür gözlere yıldızlar üşüştü yolunmuş güller gibi düştü yorgun başları haykırın ey insanlar aksın yüreğinizin yedi kol ırmakları haykırın ve yıkayın gövdesinden yeryüzünün yıkayın bu kirli savaşları
Kasım-94-İzmir |
BELKİ YARASIDIR BİRBİRİNİN AYRILANLAR
Ben dünyanın en güzel kardeleniydim ama o gülleri seviyordu.....
ÖNCE İÇİMİZDEKİ ÇOCUKLAR SEVDİ BİRBİRİNİŞair mürekkebini damlattı kırmızı karanfile karanfil geceye dönüştü şair geceyi severdi sevgilisi şairin mürekkebini şairin geceleri tükenmesin diye kanını akıttı kırmızı karanfil karaya dönüştü şair gecelerde kaldı.... Ay su I türküleri külrengi-bakışları gülsüz özleyişi sızım sızım sevdası köz bahan güz gülüşleri yama yama yara yara düşleri yağmalanmış yaşamların orada başka yağmurlar gibi yağdın delisulannla geldin yangınlarıma zamanın vurulduğu akşamların orada konmaksız yanlanma saplandın hançerini vurgun düşürdün beni sürgün düşürdün... vahşi rüzgârlarımla savurdum dallarım duvarianna çarptı m-dağlanna saldırdım denizlerin" isyanla dövdü kıyılarını düşlerimi çıldırttı uçurumların bağnmdaki diken tarlasında nazlı bir ceylan önce içimizdeki çocuklar sevdi birbirini ne sen farkına vardın el ele tutuştuklarının birlikle oynadıkjanndan ne benim haberim oldu gizlerini parçaladım-çöllerini seçtim deli akışlarının gelip bağnna düştüm orada gece çatladı ve ay kerpiç duvarların yüzünde başka türkülerle anlamlandı ateştin ve alevlerin ellerimde evcilleştî gül açtı....
II Şimdi sevdiğimi söylesem yelkovan dikenlerine ki yellerde savunılmaktır yaşamları kerpiçlerin arasından imgeler loplarım gökyüzü bir şenliğe dönüşünce akşamları sesin yüreğimin tansökümüdür bahar yeline keser nefesimde nefesin sözcükler dizelerden gazel olur dökülür dilsizliğimsin sen ey şarkım gözlerimdesin...
şimdi bozkırımda bir ayçiçeği tarlası seni sevmek ve rüzgârda halay çeken yeşil ekinler gibi yıldızlara gülümsemek seni gökyüzünde kuş sağnağı o linç edilmiş toprakta yedi kollu can ırmağı seni sevmek...
aşkın ki acının örsümle dövülmüş yüreğimi körpeyeşil şiirlerle tutuşturur suyu ateşle seviştirir aşkın ki bahar bahçe bin bir gece masalı gülüşün dünyamı değiştirir gidersen gülüşünün gökkuşağından bana ışık ver yüreğim karanlıkta kalmasın boğulurum sevdiğini fısılda geceye arada bir o zaman bir yıldız göz kırpar bana seni içimde bulurum avunurum...
IV güneşin düştü ömrüme sevincinin milâdıdır bahar soluğun olmalı bağrımda esen imbat dindi içimdeki sızı aşkının fermanıdır kolların boynuma dolanan şafak senin ellerin yanağımda yalnızlığın dermanı işgilli sarılardan kurtuldu gülüşler baştan başa öpüşünün bahçesinde gül harmanıdır...
V yeşerecek ayak izlerin hüzünler ürkccek salmışından hep böyle geleceksin sevinçli bir çocuk olacağım bakarken gözlerine gökkuşağı yüzünden doğacak güleceksin her gece kolların Samanyolu olacak boynumda ne kadar sevdiğimi söylemeyeceğim sen bileceksin...
VI şairdim coşkudan çıldırdı kalemin geceye dönüştürdüm kırmızı karanfili delirdim yaktın şiirlerimi sonra sen kırınızı karanfile dönüştürdün geceyi...
Ağustos-94 |
BELKi YARASIDIR BlRBlRlNlN AYRILANLARalevdir ağızda dil sözcükler yanar neylesen anlatılmaz çekilen acı yürek parçalanır can darmadağın taşar bir damla gözyaşına kan seli bir çığlıkta yıldırımlar savurur zaman suratına çarpan beton bir duvar susar saatlerin çanı yanarsın zindanın ışımaz ne bir tek düş-ne de anı taşımaz vurgun yürek taşımaz yere göğe sığamayan kederi yaşarken öldürür insanı yüreğe saplanan yar hançeri... ey yarası bağrında dağlanan yetim yürek Şimdi ağla ağlamanan vaktidîr hiç bir söz anlatamaz ahım ne desem yalan tökeziyip düşmüşsün dipsiz uçurumlarda ayrılık doğmuş utkundan kimsesizsin-ıssızsın hangi kapıyı çalsan kilitli filizkıranlar dalaınış çıvgalannı durmadığınsın işte belki yarasıdır birbirinin ayrılanlar belki de hiç bir şeyi artık ne dost kalınabilir ne düşman ne sevgili çünkü çıkaramaz bunlar yüreklen kanatan hançeri ağızda alevdir dil-sözcükler yanar gider dağlann gazel dökmüş yitirmiş şarkısını kalmışsın işte yuvası tütsülenmiş bir tilki gibi nâçar kaı altında ve a; 'ikklarda yağmalanmış gençliğin orada bir başına ölmek istersin bilirsin ağlamak isyan etmek boşuna yürekte açılan çatlak o gelse de kapanmayacak başka yolu yok bir düş gibi silin git bu sevgisiz ummanda yit o bulamasın seni ve bütün köprüleri yık geçtiğin yollardan arayamasın seni
Ağustos-94 |
AY SANCISIyorgunum uçurum diplerinde zirvelerinde yıldızlar dökülür bir yanıma bir yanım çığlık çığlık girdaplardında söyle cılız gülüşün mü hoyrat uysallıkların mı girdi kanıma bu gecedir karanlık şüpheyie dolaşır ayrıntılarda an olur ruhunu neşterlersin kanlar içinde sönmüş bîr küçük ateşin küllerinden türküler yakasın delice bu gecedir yıldız basar-bulut saraj'yarana kısır bozkırlar acır gözbebckJerinde ananın kavruk yazgısı bir de nafile zamanlar saplanır yüreğine isyanla gecedir bu... yorgunsun karaya boyanmış kentlere gidip gelmekten kirli bakışlardan kör dostluklardan ba?.an kar da kara yağar karanlık sokaklara nasıl tükürük gibiyse gülüş namussuzun suratında gecedir parmak uçlarım diken kesilir bir an dokunsam tenin acır gövdemden dörtnal geçen bîr deli tay olursun bazan yangınlar ertesinde baharlar uçundasın... değmeyi n yüreğim acılı anlatamam kollarımda ay sancılı...
GÖKKUŞAĞINA BÜKÜNSÜN DÜNYAsaklı suskunluklarında gökyüzü yıkılır çatırdayarak bu kaçıncı gülüşün kahkahalarla ağlayarak İzin ver kanayan yerlerini öpeyim yüreğinin ki değişsin acılara sabtüenmiş adresin şimdi oturmuş boşalmış ırmak yataklarında hiç bir şeyi beklersin karabasan tarlası kesilmiş uykuların çocuğu ölü doğmuş bir ana gibi linç edilmiş duyguların acıya hüküm giymiş dudağında her gülüş kanlı eller uzanmış güncagül sevinçlerine idamla yargılı fidan düşlerin bütün sokakların çıkmaz aşkycşili ovaların çoraklığa yükümlü yerin göğün leş kuşları bilir mi bir akarsu nasü kanar bilir mi bu korkuluklar tarlası sevda yüklü yüreklere ölüm hükmü biçilir mi zulüm köprülerinden kör geçilir mi sancılar sevilir mi gözbebeğim girdaplar seçilir mi söyle sonsuz gökyüzünde kanatsız uçulur mu.. haydi kalk umuda yeniden kanat vursun içindeki güvercin haydi dünya gökkuşağına burunsun gözlerinden hem bütün suçlarınla güzel bütün günahlarınla masumsun sen....
15.7.94 |
INFAZ-I AŞKtaşların sancısı oldum dağlarda denedim hıncımı adımla heyelan olurdu asil mermer-yoksul kefenk gene de işe yaramadı Ferhat yüreğim sancılara bölünmüş bir ömrün yolcusu oldum bağrıma saplandı dinideki küiünk zamanın durduğu yerde yaşadım içimde coşkular akıtmış çeşmelerden birkaç kırık künk sularım aşındı-yağnıurlanm paslandı öle öle geldim sırtımda yenilgilerim denk denk insanlar kaldı bir yerlerde oyalanmak Ömürleri sazımda bozulmuş cümle ahenk topladım yıkınulanmı-bozgun artığı baharlarımı çöle geldim gökkuşakları boz bir yılan olmuş insan yüzleri gördüm mavileri ikiyüzlü-sonlan dönek ki direnmenin ermişiydi bizden olanlar isyanın ateşiydi hüz.nün ve ayrılığın efendisi bilindim bümcdiler acılardan imbiktendim hasretlerde didiklcndim umuda köle geldim arkadaşlarım kaldı aşklan-evlilikleri-zevkleri oyalanmak Lcman kaçıncı sevgilisiyle günah çıkararak hâlâ ağlar öpüşürken Fatma yıldızlarla örülmüş bir giz Marnlan kıskanır gökyüzünü ve denizi birlikte yaşıyorlar diye Aynur dokunulmaz bekaret iyle derinlerinde özlemler saklar İçinde her gün bir kahve tuluşur her akşam bir bar kanar deli zaman gülüşünün çizgilerinden akar bir pişmanlık olarak sızlatır geçmişini Nurcan Şehmuz hangi briç masasında hep aynı sanjatoyla oynar Selçuk arar her güzelde yitirdiği güzelliklerin emaresini Beşiktaşta militan bir şeyler bulur Orhan belki beni unutmuştur vaktiyle sevdiğim kızlar her biri başka bir yerde başka umutlarla yaşar hepsi durur bir yerinde içimin bazan bir gülüştür ısıtır yüreğimi . hazan da hazin bir türküdür kanar... kocaman bir geçmişle kanlı izler bıraktım ayak bileklerimde ağn-cigarayı çoğalttım içimde voltası-mal tası tekmil hapishaneler çöle geldim ıssızım zirveler ve uçurumlar açmazında dikenler ve yıldızlar arosındayım duygularım ve bilincimin derinleşen yahyarlan deli düşüşleri seçtim bir kez daha bir şeyler Öldürüyor bende bir yerlerini öldürerek beni yeniden doğurmak için onu doğurayım diye bana her şeyini feda eden bir kızın infaz.ındayım..
Afiuslos-94 |
YANIK KÎBRlT ÇÖPÜ KÖŞKLERSen beni unuttun ömrünü törpülere vurarak sen beni unuttun yanık kibrit çöplerinden köşkler kurarak göğsünde coşkumla yanardı on sekizlik aylar vardı kara katranlar katıp kuruttun zaman esti saçlarından salkım saçak yüzünden şavkımı sildi yüreğimde demlediğim tavşan kaNI-gül dizeler zehir kesildi
beni unuttun betonlaştı çimenlerin
gülüşlerin azraillere azık . düşlerini leş kuşları paylaşır yüreğini sırtından sen hançerledin yazık... kurudu döküldü gözlerinden bakışım gayri başka rüzgârlar savursun saçlarını söndürdün yüreğinde benden kalan ateş ağaçlarını sanki hiç doğmamışım çölde kumun Örttüğü bir mezarmışım ömrünü törpülere vurarak yanık kibrit çöplerinden köşkler kurarak unuttun beni...
17.6.1993 |
ÖZLEMgül üşür yanarım yokluğuna tül bulul silemez yüzümden kederini ışılamaz içimi ufktumda solgun güneş düşlerim diken üstünde bir gülüşün kaldı senden gülüşün bağrımı dağlayan ateş gecedir sevdiğim ellerim kollarım kırıktır özlemin çıban oîur korkularımda *•" kanarım siğim siğim uçamam kanadım yangın yarası kan sızar umut sızlar gözlerim alışamaz karanlığına gül açar ağlarım yokluğuna akar gecenin yanaklarından yıldızlar ve gün solar uzaklarda gece bir deli sudur sürükler yüreğini için için yanarsın şimdi gövdesini taştan taşa hışımla çarpan bu deli yağmurum ben bu ne demek sen anlarsın...
KIVILCIMyaralıyım kavgalardan çıkmışını sokak kırım -a lan lan m baskın artığı şarkılarım yağma lan mı ş-coşkul anın yakılmış yüreğim katledilmiş aşkların ınczarhğı... can evimden sızlatır yaralarımı şimüi yüreğimi dalayan rüzgar yine mi ayrılık-yine mi yangın yine mi içimde o yanar dağlar... islerim tüm aşkların kalan tortusu tutuştursun seninle başlayan şarkımızı eski yaralarda çiçekler açsın kimseler bilmeden yaşayalım aşkımızı kirpik uçlarında çakan kıvılcım içimde coşkular tutuşturan yangın olsun yüzünde öpücükler çağrıştıran o ışık dilimde sağnak sağnağa diz.elcr tutuştursun haydi kaldır gül yüzünü kederden ay doğsun suya hasret yarık yarık topraklarıma ak gövden akıp gelen ırmak olsun...
Nisan 1994
BENi UNUTMASevdiğim-şah damarım-unulma beni gülüşünün kıvrımında sakla aşkımı hüzniinün çiğ tanelerinde kanasın tomurcuğum yaramı gül bellesin sevincinin kelebeği içli bir şarkı olmuş o eski sonbahara sararıp dökülürken bakışının yapraklan sevdiğim-aşk dikenim unutma beni ay uyur-yıldı?. körelir-gecede bir kıyı var beni öp uykularımdan-sonıa yeniden öldür beni yak yüreğinde bu yangın hiç sönmesin sevdiğim-celladım-beni sakın unutma duymasın hiç kimseler sevdiğini l ısılda...
1993-lzmir |
|
ellerin kolların bağlı göllerin çöle dönmüş ödün ödün köle öle öle...
yalınzlığın diken tarlası
gülüşün üşümüş ıssızlarda
mızrapsız bir saz
her sözcük dudağında söylerken kanatır dilini
bakışın mızrak yanışı
gözlerin rezil-rüsva
gülüşün
kısrak nallarında
lank palellerinde
insansız
bir ıııezra...
II- Bütün tannların lanetlediği
Suyu balçık
ekmeği yas
çığlığı kısır
umudu kıraç
duaları ölü doğar dudaklarından
bereketi kırbaç kırbaç pay edilmiş kurtlara
itleri sıska z çocukları aç
bütün tanrıların lanetlediği
mezra...
mızrak boylarında zamanın
sonsuz bir lann ölüsü kar
hiç bir lezek yetmez
hiç bir köz...
izbanın ekini mavzer
yer-gök bir sınırsız terkediliştc
avcı mı av
av mı avcı
bu saralı ıssızda...
kal ü bela'dan kalma
düş bir ankadır umut
yankılanır çığlığı kör korkularda
korkulanır saRIk saRIk karanlık
ah şu ekmek diyarları kaç sırat...
bir yanda tank
bir yanda kısrak
bu nasıl bir kasT...
mayın tarlası yaşamak
yukarda uçak dört bir yan mezar
can meZal mezat
sevdası kapanmaz yara
mezra...
IM-Hcp Zemheri Kılığında Azruil
ap ak bir kilimdir ölüm
yalımı buz.
yalağı mitil
zaman öyle bir ücra
dağları dik
yarları kilil kilit
bağdan-ç ağırsan sesin erişmez
dikenler ekilmiş yazgına
kirine kil kalığı
yüreğin like tike doğranmış sevdalarda
böyle yapılmış akil...
bir var bir yoksun
sanki karda bir tilki
aç b i ilaç
dört bir yanın it
yaşadığın onca z.ulmc karşılık
bir kuru cansın
nakit...
hep o san rüzgârların
ölümcül uğultusu umut sanıldı
yağmur öksüzü başaklarda
daha!
karasaban kırılmış yatar tarlada
daha aynı inde yaşar
inek ve insan...
gecesi
kör
kandiisiz
sevdası dilsizken daha
hangi zalim tanrının gazabı
enkazlar doğuran tank...
neylersin
tekmil medetlere kilitli dilin bir dualar kalmış payına ve çekmez zülfikarım zalime sararmış kitap yapraklarında Aliyyül Murtaza...
yalnızsın
ufuklar ölüm pususu
zaman yaralı bir kısrak
çözülmüş dizlerinin bağı
ölümü bekler artık
umut hep gözbebeklerine kurur otağı
lakin mümkünler yaralı-baktşlar yıkık...
hep zemheri kılığında gelirdi azrail hep yokluk suretinde can koparırdı gayrı ıssızlığa çadır kurdu cümle ölümler iğne deliğine girsen farketmez kaçış yok önüne dağı-taşı yığ bütün yollar kapanmış bulun geçitlerde çığ...
bir sonsuz ölüm içinde
ne ıjîüı
ne yaşar
bu koz
bu izba
bu hasret
mezra...
Her savaşçı aşıktır- ıvjf Lı-k milU.ın dedik'r İnsanmvatanı insan- a^kıu^ı ah.ııt d-..":til'.ır ki niceleri geçti aşka -ııltın lirdiler hakikatli aşıkların mutkL'ni zindan dc'dilcr
RUBAİ
çoban öldü dağda-günlerce bekledi köpeği yapayalnız büyük aşklarınız vardı-ölçtünüz-tarttınız-mış gibi
yaptınız
yürekleriniz mekanik-rol kestiniz-aldattınız siz bir köpek kadar bile sadık olamadınız
17.5.1994
GEÇEN DEMLERE GAZEL
Eskitir yüzleri zaman -ne dilenci ne bey seçer Camlarda sararır akşam-geçer bu demler de geçer
Hesabınla kitabınla kalırsan sen-giderim ben sesimi savurur rüzgâr-hayalim toz olur uçar
Ayrılık ölüm yandaşı-bazan çok geç bazan erken Tırpanı aman dinlemez-can koparır coşku biçer
Yüreğimde andaç olsım-gül gülüşün-ben giderken Yalnızken ısıtır beni-karanlıkta ışık saçar
Ne sözüm var-ne de sitem-payıma düşen bir diken Hangi insan ayrılığı kendi isteğiyle seçer
Ağustos-94
MÜSTEZAT
bir yangın soluğu uykusuzluklarda nefesin gecenin neresin de sin
bir .ayrılık mevsiminde durmadan gazel dökersin ağlarsın duyulmaz sesin
sc .:*»!!!! arkası r
şimdi yaşanmadan yakılmış $ıiuc kederlerdesin
teredilmek dm lîi.ıi;-::z mi 'Çaıpîînı.-k bir yürek dolusu
yağmalanmış bir yaşamın biIinme ayrılıklar adresin
BOZK1KLI SEVDAYA GAZEL
rüzgârda ürperdi su ve dalda titredi yaprak sen raksa durdun-ay şarkı söyledi kıvranarak
yıldızlar rakkasen oldu dolandı etrafında böyle anlattın aşkını sabaha dek oynayarak
ben şiirler söyledim gece boyunca tavafında yanıbaşındaki hasretimi anlattım ağlayarak
kesektendi suratlar-gülüşler bozarmış çorak yıkıktı kerpiçten umutlar-cümle sevdalar kurak
ağustosta cehennem konuk olurdu-kışınsa ölüm doyurmazdı onca cam güneşte kızaran orak
değişsin yazgısı istedik-ışısın bakışları düşman topladık bir silah gibi aşka davranarak
şafağıydık coşkınun-umudun muştusuyduk
ve onlar çıktı karşımıza karanlığı kuşanarak
kin ışıdı yüzlerinde-şavkımız parladı söndü kaldılar karanlıkta bizse ayrıldık yanarak
IZMtR'e GAZEL -I-
tzmir-deli kız-yürek hoplatan çılgın bakışların işvebaz-eteklerinde yangın
memelerinle gülersin-kahkalan saçılır sokaklara seni aşıkaldatan-seni ahmakıslatan çapkın
gün gelir ağlarsın bakarak uzaklara fesleğen esen akşamda gözlerin neden kırgın
tepeden tırnağa yara-kaç yürek gömüldü sulara şarabî akşamlarda körfez bundan mı durgun
yok mu bir hayat Öpüsü-sevgisiz dudaklara ben bozkırlı aşığın-kapına son gelen vurgun
Haziran-94
IZMtR'E GAZEL -II-
fesleğen lüter memeleri çılgın aşk gecelerinden bir korsan bayrağıdır saçlan imbatlarda güneşti kumsallardazdüşlerden fırlamış kaç kız Troyalı Helen'in tutkusu damarlarında katışıksız Afrodit olduğundan habersiz yerleşik bir bedevidir delikanlılar saklanır selanik yüreklerde Hasan Tahsin ateşi akşamın çürük morunda anason kokar deniz yakamoz sağnağı gecede o
ne müthiş yosma
kadifekaleden-esendereye kahreden bir yoksulluk gırla körfez boyu emperyalist gemiler kirletirler maviliği gururla zaptedilmiş alanlar zamk koklayan çocuklar koçça bir ülke kanar Smyma'dan
Arşipel'e
bazan balıkçının türküsündün savrulur bazan simitçi çocuğun gözlerinden
bir yıldız gülümser umuda dair ben jakoben yeşili parkamla bir devrim şarkısı gibi dolaşırım caddelerde gözlerim kır gerillası bakışlarım şair...
Aralık-94-İzmir
ÇÖL KASİDESİ
çö!
bedevi özgürlük
göğü tefekkürün açık risalesi yeşilini-mavisini-deniziııi ve gök kuşağını gül bahçesini yüreğinde taşıyabilenlerin şiir ülkesi
çöl... gâhi Hasan Sabbahın cennetinden
haşhaşı bir keyif tutu boşluğa gâhi Aİamut Kalesi dâhi Babilin Asma Bahçeleri yıkıldı tanrının gözleri önünde ve Hayyam rubailer bıraktı gözleri yıldızlarda sözleri rûzigârda ve cümle günahtan aşikâr olanların beldesi
çöl...
mevsimler ki ömrün geçen demleri aruzun düz kalıbında eser rüzgâr hurmaları elif elif sallanır kum solur kervanlar develer şedde şedde aşar zamanı me fa i lün-me fa i lün başlar aşkları ağlar müs te'fi la tün'den güzellik serabı kasideler gazeller hüzün tarlası mesneviler göl göl yarin kusuruna tecahül-i arif yarin nazına hüsn-i tâli!
çöl...
ya Imrül Kays
"Şeytanın cehennem yolundaki
yardakçısı" dediler sana dediler "şiirleri müselman
kendisi kâfir" selam olsun ruhuna
yüzyıllardır koşan şarkı (çöle gezmeğe giden kızların ardından gizlice iz süren ve onlara devesini kesip yediren bebesini emziren kadının diğer memesine yanaşan deli) ölüme yapılmış arabî şaka selam sana ya İmrül Kays hala asılı gökyüzünde Muallaka çöl hâlâ duruyor yerli yerinde İnsanı kum gibi savrularak yağmalana yağmalana kan göletleri bırakıp nice cellaüar geçti ve aşk meşk içinde inat
sen geçtin ya tmıul Kays ora nerc-bura nere deli ruhunu sokacak başka beden kalmadı mı neden beni seçtin?
mart-95-İzmir
SON İSTANBUL EFENDİSİNE MERSİYE
gecenin bir yerinde ürperir toprak serviler hışır hışır
yorgun düşmüş kederden
yapraklar yas içinde kimsesiz kondular kalmış
dağılmış kâşanelerden ölüm gibi susan yalnızlar rıhtımında
yeşilçam sokağının son külhanbeyi
gülüşü yosun tutmuş
şakaklar yas içinde ve kendi yasgısına şehir bîçâre l.ayraalâr.etdeğil : Asamın suratına kapandı perde
şalaklar yas içinde
edep erkân bilir esas adamlar
raconuyla yaşayıp hakikatli sevdiler
semaî kahvesinde kaytanî tulumbacı
Tophanede bitirim
kuşağı Trablus
vapur dumanı fesli
Kanuni Esâsi'dc jöntürk
bütün ihtilâllerde ürkek
siz Mîrim
anladık
son istanbul efendisi
siya'ı beyaz karaferin romantik serserisi
o gülüşler yedi renk
dudaklar yas içinde
56
her yılbaşı gecesi efkâr diz boyu elinde boyacı tezgâhı Dalgacı Mahmut bir de Turist Ömer ziyadesiyle mahcup buluşup Ayhan'ın mezarında
içerler sabaha dek havada rezilce bir hiçlik duygusu ağlaşıp söyleşirler Tamburi Camil'den Hafız Burhan'a cümle makamları tutmaz dilleri "kader ağlarını örer" kaldırımlarda istanbul şehri sersefil yer ile yeksan olmuş hey gidi günler sahipsiz hatıralar dileniryor caddelerde çınarlar iki büklüm
sokaklar yas içinde
kimsesiz kal ey şehir kapat ellerini yüzüne
ağla yıkıldıkça ne varsa bize ait
bizimle birlikte
halice yaş boşaltsın köşkler yalılar Galata Köprüsünde yangın külleri Kız Kulesi tarumar konaklar yas içinde
akar başka türkülerde hasret ve ümit kan ter içinde dağlara tırmanır hayat
ve başka bir şarkı söner zamandan
"kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime"
mahurlar perişan-uşşaklar yas içinde
bilirim Mirim
bilirim
son bir seferi vardır bütün gemilerin de
23.3.1995-İzmir
ZAMANIN BiR YERLERİNDE GAZEL
Attilâ ilhan'a
sazendeler dağılmış
rebablar şikeste
ney dilsiz gülşenler tarumar
ne saki kalmış ne bade semâdc aks-i sadâlar ağlıyor
eski kahkahalardan bâd-ı sabâ kirlenmiş
ayaz kahpe
bir yalnızlık fevkalâde tamâşa kurar mazi toz biber bulanmış gruba gazeller elbizlenmiş kasideler yosunlu musarra rubailer biçilmez urba urba
bir simurg kuşunun hayaleti
uçar huşu içinde akşamdan gagasında bir mısra-ı azade
gayri meyhanelerde başka bir halet
şiirle İştigal eyliyor bir takım zevat
kelimeleri fclçli-sözleri dilenmekte
maksadı dil-i nâşâde
o şairler ki meskeni zindan kılınmış aleş ve kan içinde her dizeleri ne gül-ne gülşen-nc işrel biliyorlar yanardağlar kaynar yüreklerinde
görmez göze alelade aşk yeşertiyorlar açılarıyla
Ölmüş a^k küllerinden o şairler ki ateşin çocukları yanarak yaşamayı seçmişler kendilerine yüzlerinde
hep o müthiş
şikayetsiz ifâde
HAKİKATLİ AŞKLARA GAZEL
Aşıklar meclisinde bize külhan dediler sordum aşkın anlam ı-pinhan-pinhan-dcdiler
bazan sevdan kavgadır-bazan da kavgan sevda her savaşçı aşıktır-her aşk militan dediler
dedim-her güzelde başka bir güzellik bulur gönlüm-gönül an değildir-utan be ulan dediler
zulümler besler aşkı-çoğaltır engebeler insanın vatanı insan-aşkınsa cihan dediler
bu zamanda aşk büyütmek amansızdır çetindir ölümün kapı komşusu-h icran hicran dediler
mem û zin-ferhat şirin- nazım -ritsos-aragon ki niceleri geçti aşka sultan dediler
sordum acı çığlığımı duyacak kimse yok mu hakikatli aşıkların meskeni zindan dediler
BOZKIRA GAZEL
yoksulluk alıcı kuş-Ömürler ıssızda leş
can ucuz umut pahalı ve cümle Ölümler beleş
ayaz kükrer zemheride-yazın askeriyse ateş adına yaşamak denilen canalıcılarla güreş
hey bozkır-sürgiinler yurdu-hasreti ölüme eş hangi suçun cezasıdır memede süt kurutan güneş
umudun heybesi delik-muhanetin bağrında taş bazan yağmacıyla savaş-çekirgelerle cebelleş
elleri yank yarık-yüz yalamık-aşk hurdahaş ekinini dolu vurmuş-gülüne diken tebelleş
ey bozkır kanınla beslediğin belanla kendin savaş yüreğin hançerin olsun-karanlığın bağrını deş
Temmuz-94
YEŞERMEZ AŞKLARA GAZEL
sevmenin bedelini her ömür vermez imiş ateşten güllerini bencil el dermez imiş
canlı cenazelerin arasında dolaştım dişliçark yüreklere gün ışkın sermez imiş
betondan suratlarda lağım gülüşler gördüm yedi deryalar gelse gönlü yaşamıaz imiş
rindlerin meclisine hoyrat oturanların elleri görmez imiş-gözleri ermez imiş
yalım yalım coşkular büyüttüm yagınlarda gri kasabalarda aşklar yeşermez imiş
31-8-94
HAC'ABI'YE GAZEL
Ressam Mehmet Genç'e
No gctirdi-ne götürdü hesaplasın ne çıkar birbirinin üzerine devrilen koca yıllai'
kimisi irin rengi-kimisi ezilmiş gül altmış sekiz kuşağı
oksit şansı doksan fırçadan tuvallere
bir deli hüzündür akar...
yaralana yaralana korur onurlarını ve yüreklerini çarpa çarpa yerlere zorlu uçurumları tırnaklarıyla çıkanlar
kasaba akşamlarında sokaklar aşk gibidir karanlık serüven kesilir
ister yağmur-ister kar
kak- iMiri-ukız osman-bıyık hasan ve saire her ilçenin sahnesinde ölümsüz oyuncular
herkes kendi curcunasını kendisi yaratmasa yaşamak çekilmez kesilir
ve insan çatlar
beri kahvede kavga-bitirimin orada kumar delikanlı ayağına köprü allında esrar
sonra gider birileri-yerini başkası alır
insan ne kadar uzasa-can daman toprağındadır
her gülüş bilinmez yerlerde öder kendi bedelini herkesin şiiri başkadır-her yürek ayrı kanar
ve yaşamı parça parça koparan acı aşklar her kadın sevmeye melek olarak başlar bir oyunda bulursun en dürüst yanlarım o işveli bakışlar- o edalı dudaklar sonunda karşına şeytan olarak çıkar bu düzen yamultmuş insanızve az da olsa insan da var-güzel de var-aşk da var
taşır yenilgilerinin
ve zaferlerinin dokusunu
her insan ses tonunda ömrünün tuvalini yaşadıklarıyla boyar...
Ocak-95-İzmir
BUNLU GECEDEKlNE GAZEL
dolama boynuna suskunluğun dikenli poşisini sil yüzünden paralayan hüzünlerin isini
kırbaçlanan mezralara yaralı bir ay serilir
zulüm sağnak olsa bile süt dökülmüş gümüş sini
ateşin boynuzlan geceyi süser dağ başlarında bir ince rüzgâr aralar ıssızlığın harmanisini
Ekinci bir kınnapla astı son gecesini
artık kanatmaz kalemi bunlu günlerin sisini
ağlamak da bağırmak da isyan da yaşamaktır kıskanmaktır martılardan gökdenizin mavisini
zalimin yüzüne tükürür gibi haykırdıkça insansın sevdalarda gül bahçesi kılmak için sesini
Ekim 1994-İzmir
AYRILIĞA GAZEL
o yırtıcı sessizlik ki acının sesidir aslında her ayrılık ölüm denemesidir
yarılır yürekler yerle bir olur her şey o bir felaket kuşu azrail kuryesidir
kendini terkedersen çüriirsün her şey gibi sırtın hüzün abası-altın yalnızlık şiltesidir
her candaki ölüm gibi büyür aşklarla birlikte gülde diken "ayrılık ümitlerin ötesinde bir şehir'
kemirirse insanlar birbirinin yüreğini ayrılık ertelenmiş bir Ömrün mavişidir
Aralık-94-İzmir
65
VE ACININ YAZILMAYAN
o da nazlı yarin koynunda imiş
emirdağ türküsü
l- Ve Acının Yazılmayan Tarihi
Gece serin eteklerini savurur
bozkırdır
anamdır
cümle mahlûkat uyur
bir çığıra uzanır uçsuz
hayaletler bekleşir susuz kuyu başlannda
gözleri bir çift ölü yılıdız
gülüşleri boğazlanmış at kişnemesi...
yorgun tırpancılar uyur anızların arasında
itler birbirinin sesine ürür
sürüler örüme çıkar ülker doğduğu vakit
emlik kuzu anasının kokusun sürer
çobanlar frigyadan katma
yüzlerine kazınmış acıyla yapılmış akit...
ıssızlık delidir
bahar dörnal geçer yaz rahvan
zemherinin yüreğini ölüm pençeler k; kurumuş gülüşlerin can pınarları kurt izinde su aranır serçeler
Bozkırdır
ananıdır
akşam serin yeldirmelerini savurur
elim yüzüm gün yanığı
ve acının yazılmayan tarihi
kanar kaval seslerinde
can kavurur...
hep bu ölü soykasını giyinir kıraç kınalı bulutların düğününe yas düşer sende
ay
bileziği gencölen yetim kızın ben deyim isÜ bir fener ve cümle bozlaklarda aynı yangının külleri gidip geri dönmeyenler...
2- Bozlak
Akşam oldu san bozkır bozlak bozlak kanadı mcziir ıssızlığı çoklu gö\ük yüzlere biçilmiş göğ ekin bakışlarıyla bipT göîjreyıli katımlar sevinç develiklerdi bebelerinin
iki umul mumu yanan gözlerinden deli biı ta)alet gibi koştu yel bağırarak parçalanmış eteklerini savururuk bir tarih zülıur etti göğün yırtık yerinden
alae:ı Vu^luUa çekip gittiler on beş kişivûîîcı onbeşindeydîler öküz göuü çanklarıyla
dağlar gibi basarlardı toprağa birkaç nikel para kuşaklarında bir de yavukludan yadigâr kınalı saç dürülü işlemeli yağlıklar...
Bozkırı biçen dereyi geçemedi ihtiyarlar birer mezar lası gibi kalakaldılar çile çiçcklenmiş sakallarımı
tanınış gözlerinden acı yaşlar korkularını susuşlarına saklayanı adılar öpülen ellerine '.»ir l ur? l bakamadılar birici yemenden söz aç'ı-birisi balkanlardan yeniden sızı verdi kocayış yaraları esirlik günlerini anımsadılar
ufaldı karartılar kil yeşili dağlarda kimisinin anası-kimisinin yareni gitti onlarla birlikte ufkun ucuna kadar gezleri yabanıl atlar gibiydi ve kavi yürekleri kan içinde ölümcül bir afat oldu ayrılıdan ve bir daha dönülmez kadai uz.ak kerpiçten evlerin el kadar canılar;rk'uü çocuksu yüzleriyle bakakaldı yavuklulan acı yaşlanın saklayarhadan
siğinı sîğim ağlayarak...
on beş kişiydiler onbeşindeydiler bir daha dönmediler
3- üidip Geri Dönmeyenler
bu deli)üîktî,! oğul verdin gidip geri dönmediler kaç kolun koptu Yemen kaç yüıtk. yaran Çanakkale ocakhirın kör kaldı kaçıncı söndü umudun gidip geri dönmediler...
güldün mü
kıvılcımlar saçılır geceye
bakışın ilk insandan bu yana
bütün bakışların bahçesi ayakların hâiticn beri büyle sıkı hasar toprağa gende hep yoksulluğu koydular kıran doşıü-kıfhk düştü payına gidip geri dönmediler...
4- Yitik Şairler Toprağı
bütün çocukları Ölmüş düşsüz yeşilden
utanmaz bodur tepeler san kanayan kepirde
kevengin gülüşüdür insan sanırsın aşınır rüzgârla bir Yunuslur gelip geçmiş deli günün alnacında
dudakları serhem şerham ki dökülmüş gözyaşları
teşbih taneleri gibi şimdi birer ağaç kalmış yerlerinde değilse
ne yek ahenk-ne yek avaz
bir gazel düşeni olmamış feryadın.'! bir tek Süleyman Çelebiden o malum mesnevi
onlarla birlikte gelmiş tıkız develerinin yeninde o gün bu gün okunur
cümİe vakitsiz ölümlerde
gelip kurmuş alayçığını
artık isyana lövbeli
ki başkaldırmayı bilmeyen nereden bilir sevmeyi taşın alnı çatma aşk düşürmeyi
o çileyi seçmiştir ve ancak kanar
meramını karanlığa z.ikrcdcr
ki ıssrz. koyaklarda haykınlan uzun havalar
isyansız yüreklerin sevdalarından doğar...
zulümler altında bencil yitirir yaşamın yedi rengini gurbet cvciUeştirîr bazan çok uzak satar öz kızını mal niyetine acılarda birlik olup yola gelinir kanlı düşmana kesilir sevinçlerde
kofkular-ürkülcr elinde kalmış
yitik aşıkların sürgün toprağı
bcklı;r
neyi beklediğini bilmeden
canından can yolmuşlar üt niyetine
dullarından evlat kopmuş kaç Yemen çölllerindc
n^ürlenmiş ana sütü
ler ve gözyaşı kaç bin yıllık suskunluğun puskui'ı l uğun anıtı her mcz.ar taşı şimdi alnında Salihli'nin bağlın tütünü Manisa'nın Sivrisinekleri Çukurova'nın şimdi gözlerinde
bir umut olmuş küfrü ve rezaleti
omur udiilaluan Ali'sıtnynlann
şimdi
yüzünde goncası dökülmüş yoksulluk fekleri
yozlaşmanın bayrakları
kerpiç damba.sjannda
televizyon antenleri...
5- Yediveren
Direnci zemhcriden karılmış-ölüm kapı komşusu sabrı dağlarla bir-cehennemden sökün etmiş ağustosu zulümlerle dövülmüş yüreği yoksulluğun örsünde gene de yangınlar içinde yediveren güldür sevdası yıkılışı kara dağlar boyun büküp yol verir değilse kıyametler doğurur coşkusu lâkin körolası yollar uzanmış yatar !;>z Kül içinde kör bir engerek gibi azrail hovardası bir yol gülüşlere karışmış bakışlara tünemiş- sözcüklere bulaşmış ezeli biracının dourduğu nefret
yıkılmaz, muhanetin karlı dağlan
çevresi dolaşılmaz ruhları yağmalamış
babadan oğula devralan lanet Çifte su verilmiş yüreği kâr etmez, hasretine
koparır elini kolunu gurbet gene de yangınlar içinde yediveren güldür sevdası.
6- Bozkırda ölüm
bilmezler
yaşamak duler adinü
dağların Ötesinde bin yıldır paylouiVı dii^en er-u^l
günüh- vebal- yem in -gammıuhk-y alan -kin
uğur-muaf-biiyü-yılan çiyan-cin
ekmek atlı insan yaya-can ter içinde
koı kuyla-nefretle silahlandırmış ruhlarım cehalet
bilmezIcı
özgürlük derler adına
dağlarda yapayalnız ağlayabilmenin ölmenin doktorsuz-ilaç sız buzan >,-ıx:uk üstüne-lw.an yılan sokması sanaldın ki unutluımuş sevmeyi gülüşlere âfâı olmuş nuhnebiden kalma cinnet
gene de
yangınlar içinde yediveren güldür sevdası
Dipsiz bir çukura benzer yaşlı köylünün ağzı
sağa sola bükülmüş sapsarı etsiz birkaç diş yosunlu yalak taşlan gibi dağdan kaya yuvarlanırcasına ar daman çatlar gibi pervasız kahkahası dehşet patlar...
Oturmuş tarlanın anına dünyanın en ciddi İşini yapar ağustos gününde gönleşmiş yüzü burnunda taze ekin kokusu tırpanın biler
Onun da dostu düşmanı vardır
o da evdekileri ehl-i yal bilir
on sekizinde kara sevda nanna yanmış
ıssız dağlara ağmış-def çala çala
derin derin hocalara okunmuş
o gün bu gün cılız kalmış
Kız kaçırmış-geHn ayartmış-yetim büyümüş
başını beladan belaya sokmuş
damda yaünış-kaçak gezmiş-nam yürütmüş
burnunda taze gelin kokusu
ilk gurbeti askerlikte
dört yıl-dönmemesine
yaya döndü on beş günde
çanksız-parasız-aç
Dört yıl önce kaçırdığı döndüsü
döndüğünde başkasının kansı
çekip çıktı gurbete
meramı bir çift öküz parası...
Yüledi turpanmı
yorgun yorgun baktı ala buluta
kaçıncı yağmur bekleyişi bu
unuttu...
Daha düşünecek çok şeyi vardı
kimisi burulmuş yüziiyle birlikte
kimisi ilk günden daha taze...
elini testiye uzattı
üoğrii'arnadi..-
koskciKÜ lakınım tümseğine
soluğunu toparladı var gücüyle
hir daha alamadı
düştü başı ekinlerin içine
şıpkası yuvarlandı
gevşedi parmaklan
tırpanı bir daha tulamadı
mor bir sinek gelip kondu alnına
gün yelinde sallanan başakların
küı kıpırdamadı
güneş gök boyu büyüyüp söndü bakakaldı ağzı açıklı dişlen
yosunlu mezar taşlan üzerinde tek satır okunmayan
acının anıtları taze ekin kokularım