HAYATIN ANLAMI ÜZERİNE DİZELER

 

Çok büyük bir şatoya doğru yol aldılar, alnacında şu okunuyordu "Ben kimseye ait değilim ve herkese aitim. Girmeden önce de oradaydınız; çıkarken de hâlâ orada olacaksınız"

Diderot

Yazgıcı Jacques Ve Efendisi

 

Nereden gelip, nereye gittiği bilinmeyen yaşlı adam. batan güneşin ışıkları arasında kaybolmadan önce, dalgın gözlerle uzaklara bakarak dedi ki: Zamanın derin kıvrımları arasında, bilicilerle serüvencilerin yollarının buluştuğu yerler vardır...

 

 

 

I

Bilici dedi ki bana:

Bulutlara bak ey yaşamın anlamını arayan delikanlı

onlar yeryüzü kurulandan bu yana akmaktadırlar

kuşlara kulak ver ey delikanlı-iyi dinle onları

Onlar ki mezarlıklarda bile şakımaktadırlar...

 

Binyıllar Ötesinden gelirsin akarak türküden türküye

 Bu mahşer ıssızlıklarda geciken aydınlıkların kainsin

Denizlerin fırtınası hiç kalır susuşunun altındaki kanlı kasırgalara

 Üstelik geriye dönemezsin ey delikanlı kabullendin yalnızlıkları

acıları-ayrılıkları-ıssızlıkları kabullendin

Tarihin kanla yazılmaya devam edecek bundan sonra da

Çünkü sen insanların sancı çeken yanısın...

 

II

Bizi anlamak istersen uğuldayan rüzgârı dinle

Bin yıl önceki yüreklerden yankılar taşıyan rüzgârı

Bizi anlamak istersen yalçın doruklara tırman

Çınlayan kayalarla-ormanların soluğuyla dağlanan dağları dinle ...

 

Yağmurun bozduğu bir sessizlikte insanız bir gece yarısı

Yanardağ değil yüreklerimizdi pailayaıvalanlan dinle

 Anfılerde-kondularda-fabrikalarda biz vardık

Her taşına kan döktük ey dost-kaldırımları dinle...

Bu kanama yürekten yüreğe miras kalarak sürer binlerce yıldır

 Sen ki kanayarak yaşayan umudun taşıyıcısı

Bu ağıtlar toprağında kesilen ormanların yetim fidanı

 Yapraklarında rüzgârın türküsünü çoğaltmak için ayakta kalmalısın.

48

 

III

Ben gencecik bir ırmaktım ey bilici-çok öncelerden

Coşkular taşırdım dağlardan-kokular çiçeklerden

Nice çöllerden geçtim bir arap atı gibi şahlanarak

Hep sevda emzirdim ağaçlanma

Gümrah ormanlar büyüttüm dostluk-kardeşlik adına

Kuşlarım yıldızlarcaydı...

insanların sevgilere inandığı kentlerden

akardım nazlı nazlı...

Sonra sevdaların tartıyla satıldığı

Güzelliklerin pazarlandığı yerlere geldim

işte orada başladı bendeki bu kanama

 ve nice kavgalarda dinmemiş türkülerimi

Orada ateşledim...

 

IV

Öyküler vardır-yaşar her insan bir parça bir zamanlar

Sevdalar yarım kalırsa bir yaşam boyu kanar

Sen zincirler kırarsın-yıkarsın duvarları

Kimi zaman çiçeklerle donatırsın kıraçları

Kimi zaman kıpırdatamaz fırtınan bir tek yaprağı

Peki neden uzunhavalar acıdır

ve oyun havalarında bile

kanar bir yerlerin senin de

neden kanar bir zamanlar coşkuyla akan sular

Ey yaşamın anlamını arayan delikanlı

Git hadi-boşalmış ırmak yataklarını dinle...

  

V

Kimi zaman tüm çiçekler dindiremez kanayan yalnızlığı

Başın alıp dağa taşa vurursun

Kimi zaman ellerinle boğarsın yüreğini

iğreti gülüşlerinin arkasında boğulursun

Gün gelir tek çiçekle meydan okursun dünyaya

Sol döşünün altında bir kin bombası seyrir

Ayağınla belini kırdığın pis bir böcektir korku

Ruhunu pazarlayan-yaşlı bir yosmaya dönmüş kentlerin

Yüzüne tükürürsün...

 

Gün olur da zaptedemez seni

Ne zincirler-ne duvarlar

Yağmur olur gül dalına yağarsın

Sel olursun çoraklardan akarsın...

Bulut olup ağan gönül senin

Oysa saplanıp kalmış bir bıçaksın gecenin yüreğine

Baş.langıçst7,lık ve sonsuzluklar içinde

Kendi gerçeğin kanar durur derinlerinde

kesilmiş bir ormanın son ağacısın sanki

Yapayalnızsın...

 

Bu yürek bir serüvencidir bitmeyen çilelerde

Sonsuzda bir şeyler keşfetmenin sevdasıyla kavrulur

Yaşamın sonsuz ummanına bir çocuğun bıraktığı kayıktır

Fırtınadan fırtınaya savrulur

Akıp giden zamanın duvarlarında bu yürek

ilk serüvenciden beri asılı duran saz

ve yalnızca serüvencilerin türkülerinde şahbaz...

Bir yangın öyküsü bu çok öncelerden başlar

 Masmavi saçları yıldız kokulu

 kimbüir kaçıncı kadın

sonsuz çöllerde kurulu yalnızlık çadırının

 aralar kapısını

Uzun kirpiklerinde hüzün mumlan yanar

Gözlerinde heyecanı kıpırdar yıldızların

Acı çeken yerlerini yok etmek istercesine

yürür serüvencinin ezgi vadilerinde

Bulutlarında göçmen kuşlar uçuşur sesinin

Bir kadın girer açarak kapısını yalnızlığın

Gecenin bağrına saplanan hançeri çıkarmak için...

 

VI

Ey yaşamın anlamını arayan delikanlı

Kendi içine bak

Nice kenüer kuruldu orada niceleri yıkıldı

Bin yıl önce özgürce uçardı rüzgar uğuldayarak

Onu da zincir vurdular-beton duvarlara geldi çakıldı.

Gayri tüm bakışlar yitirdi büyüsünü

Yüreklerin yerinde donenip durur dişli çarklar

Aşklar ki yitireli çok oldu düşünü türküsünü

Ve utanır gibi taşların arasına saklandı parklar...

Tüm bunları kendi içinde gör ey delikanlı

Sen karanlık gecelerde kesemezsin bilek damarlarını

Zamk koklayan çocuklar-

 ve yüreğini satanlar için

Ağartmak onurdur saçlarını

 Oturup da bir köşede ağlayamazsın

 Sevgileri mezatlarda satılan ahaliden öç alamazsın...

 

iyi bak yüreğinin aynasına

Bilirsin ki piyonluğa mahkum olmuş canlan

Göremeyen milyonlar var onları piyon yapanları...

Karanlığın ortasında umudu haykır yangınlarla

Sana kalmış kendini bağışlaman

Ama bağışla piyonları...

 

VII       

Yaşamın anlamı yaşamak belki de

 Eriği tadını ala ala yemek gibi-yaşamak

Yani ilk kez yiyor gibi keşfetmek ekşiyi

Ve en güzel tadı sevdiğinle paylaşmak

Gökyüzüne her bakışta uçabilmek yıldızlara

Ve denizi her görüşte keşfetmek yeni baştan

 Özlemin ağrısını tüm bedeninle duymak

Ta yürekten ağlamak ağladığın zaman...

Yaşamın anlamı katılarak bir şeyler katmak yaşama

Daha önce senin olan gözlerini değiştir

Her gün yepyeni bir insan olduğunu bilerek uyan

Taşı dünyanın tüm acılarını yüreğinde

ama onlarla savaşarak

Taşı dünyanın tüm sevinçlerini

 Ve umudu eksik etme döşünden hiç bir zaman

Yaşamı değiştirerek anlamlandır...

Güzelleştirerek anlamlan...

 

VIII

Yamaçlara tırmanan tutkulu bir yürekti

Bir yavuklu yanağıydı kimi zaman

Zindanlara bile ışık salan ay

Bir muhbirdi bulutlanıl arkasında bazan

Bilirsin ki ayın çopur suratında yaşamın zerresi yok

Onun gülüşünü nurlandıran

Güneşin aydınlığı

Ay güneşsiz

kaybolur karanlıkta

Gün aysız da yanar sonsuz içinde...

Sen ki kâbesiydin sevmelerin

meğer yüzünde bulduğum anlam

 Göz bebeklerinde ışıyan gizem

Benim sende akan çoşkulanmmış

Sana vuran ışığımmış yalnızca...

  

IX

-Aşk yaşamın anlamı değildir-demiştin

-Aslında anlamsız olan yaşama

anlam diye sunarak kendimizi kandırmamız

Söylenen en büyük yalan ilk insandan bu yana

insan bulutlara benziyor dostum

Sabah başka bir renkte apaydınlık

 öğle başka-akşam başka havada

 insan da bulut gibi gün boyu

binbir türlü renge girip çıkmakta

 

insan sulara benziyor dostum

 Hani damla damla dökülen bulutlara

Hangi kaba girse alıyor biçimini...

Belki bulut

Yaşamın anlamını arayan sudur

Belki su

Yaşamın anlamını arayan bulut...

 

Fakat su

inebilir yedi kat derinine toprağın

çıkabilir dağların en yücesine

dolaşır yapraklanıl damarlarında

 sızabilir karıncanın yüreğine

Bulut bulut dolaşır tekmil gökleri

 Akar taştan taşa bağrını vurup

 An gelir ayrılır zerrelerine

 havada bir soluk olur görünmez

An olur göz göz olur akar gözden yanağa...

 

Sevmek

suya kansan ışık

Suda eriyen tuz gibi

erişe de yok olmayan...

Belki sevip de ayrılmak

Sudan kopan tuzlar gibi kavrulmak.

Savrulmak...

 

X

Giderim

Toz toprak içindeki yolların konuğuyum

Sudan kopmuş tuzlar gibi yanarım

Kimsenin bilmediği hallerin konuğuyum

Yabancıyım terkettiğim bütün kentlere

Dargınım sevgilere

Bağrımda yenilmiş haklılıklarım

Yüreğimde güzellikleri koruyan ateş

Yana yana giderim...

 

Daha tek bir insan ağlamadı ardımdan

Bilmem ki bekleyen var mı yolumu

Bir yanda savaşlar olurken

Dövmeye devam etti denizler umursamazca kıyılarımı

Ve su başlarında serin serin savrulur salkım söğütler

Ben yürürüm katliamlar kart akıtır içimde

Bülbül sürdürür türkülerini

Diriltir eski coşkularımı kin halinde

haksızlıklar-haksız yere düşenler

her solukla kanayan sızım sızım zindanlar

yüreğim isyan bombası yara yara giderim..

 

Oysa yalnızca bir karıncayım ben

Haykırsam yıldızlara varır mı sesim

Bir damla göz yaşıyım sınırsız ummanlarda

Yüreğimde ummanların sancısı

Yaşamın türküsünü dinlerim gökyüzünden

Kan selleri içinde aka aka giderim

Kim anlar anlamını kanlı ayak izlerimin...

Tutuşsam

yanışım bir an sürer evrenin tarihinde

mikroskobik bir tek an..

hem yanan yıldızları kim tutar ki aklında

Ben gene söylerim ezgim acı da olsa

belki bir başka karınca duyar sesimi

çoğaltır-sulara söyler

baharleyin yıldızların yıkandığı sulara...

  

XI

Bizi anlamak istersen

akşam kızıltısında kanayan denize sor...

Sana çöl susuzluğumuzun öyküsünü anlatsın

ve bozkır ağıtlarının dinmeyen yangınını-şuramızda

binlerce yıl dağlarda-çöllerde kaldıktan sonra

denize ilk bakışımızı

ilk akışımızı...

 

Varoşları coşkularla

 bulvarları kasırgalarla ürperten

 yalım yalım yangınlardı çığlıklarımız

çoraklarda dünyaya destur diyen nazlı gül

karlı dağ koyağında dinlen kan-bizdik

Eğil akşam kızıltılarında hırçın denize

suretimiz birşeyler anlatsın sana

dalgalarda uğuldayan gökçığlık

 yanıtlasın sesini

 

Akşamın yeşilinde

kocaman bir gül gibi suya bırakılmış güneş

tarihin en eski korsanının aşkını da anlatır

Ve bizim yüreklerimiz

güllesi bilince topa sürdüğü

sevda korsanının yüreğiyle

aynı kanı taşır

tanıktır deniz

 

Tanıktır

acıya ve sevince dar gelen sonsuzluk

susuşuyla bizi deniz

gülüşüyle bizi deniz

Öfkesiyle bizi deniz

deniz deniz anlatır anlayana...

 

Yalnızlığını ummanlara çevir ey serüvenci

kendi fırtınalarınla savrulmayı öğren

dünyanın dört bucağına

Yalnızlıklar korkutmasın seni-çoğaltsın dalga dalga

 kinlerini dalga dalga vur kayalara

kayalar ı-dem İrleri-z incirler i parçala...

 

yine azdı fırtınalar haydi bir daha

 yolları-türküleri-coşk uları selamla

 kavgalara alesta

 sevdalara alesta!...

 

XII

Şimdi yağmur yağıyor çatlamış topraklara

Ve gece ulaşılmaz olana ulaşmak kadar güzel

Çatlamış topraklar ki yetim kalmış bir ana

nasıl bakar yollara-dönmeyecek oğluna

ve nasıl ki akşamları güneşi saran bulut

kanlı bir mendil gibi dalgalanır ufukta

sonra doru bir lay olup koşar dağlar başında

öylesine uçar gönül coşkudan kanallarla..

 

Şimdi yağmur yağıyor çatlamış topraklarda

ve ömrümüz rüzgarda savrulan kum tanesi

Gelir çok öncelerden aynı acılarla dağlanarak

Geçer çağlar Öteye hep aynı serüvenci

ve yağmuru aralayıp sorar bilici

Yaşamın anlamı ne- buldun mu ey serüvenci..

 

-Gün oldu

oturup çınarların dibine

gökyüzünü izledim geceler-gündüzlerce

kusursuz güzelliğine daldım bitmeyen değişimin

çınarlar kocadı-kurudu-toprak oldu

ve ben küllere sordum bütün sorularımı

Toprakları yol ettim

yolları vatan ettim

 

Bazan dağlara düştüm

şaki dendi adıma

Binlerce yıl birikmiş yalnızlıklarla

kimsenin kavrayamayacağı acılarla bağırarak

aleşe kesmiş sözcüklerle kaç kez

yüreğimi kustum dağların ıssız koyaklarına

yalçın kayalardan akan Prometheus'un kanıyım ben

Bütün içli türküler azığım oldu

kim bilir kaç yüzyıldır çıkınımda..

 

gerillaca vurulmalar

 bana reva görüldü

ve güzelim uykularda

kahpe pusular...

 

Zindanları delen benim

Zincirleri kıran benim

Kaf dağına varan benim Zulm edip devran sürenden

Yetim hakkı soran benim

Yoksulun etin yiyenin

 Karşısına duran benim...

 

Yaşamın anlamına ilişkin

farklı sözler söylemekten

asıldığım kentler kaç kez yıkıldı

 ama ne hücrede ne giyotinde

dinmedi türkümdeki coşkun çağıltı

  

Sevdalar . ve kavgalar

coşkular içinde akar

yaşamın anlamı varsa

coşkularda var

Bu benim kaçıncı düşüşüm yollara

bir kez daha

coşkulardan başlar...

 

XIII

 

Bilici dedi ki:

Kaç akşam indi alıcı kuşlar gibi ömrüne

Daha kaç güneş sönecek

Gitgide daha dayanılmaz acılarla gelecek her gün

Bitmeyen sorularla aranmaya devam edilen gerçek

parçalayacak yüreğini cehennem azaplarında

Ey delikanlı

gayri tüm kahkahaların

gözy aşları na-ağıtlara dönecek...

 

Bana bilici dediler

Kim dedi-neden dedi

Oysa acıların ustası olan sensin

Yalınayak yürüdüğün yollarda kor alevi

Yaşamın anlamını ararsın can pahasına

Ve her insanda görülmemiş berzahlara düşen

her soluk kabuklarını kıran yakarak

sensin!...

 

Bana bilici dediler

Oysa sen yaşarsın korkudan işkile dek

ateşi-loprağı-suyu-havayı

Ve insanların kanayan yarasını

yaşarsın saçlarım ağartarak...

 

Sen kimsin ey delikanlı-kimsin sen

Dünyaya azap çekmeğe gelmiş bir dinsiz meşin

Bir sürgün

anlamını arayan-kendisinin

yaşamın

sevdanın

Bir daha dönmeyecek bir an önce aldığın soluk

 ve bir an sonra

diye bir şey yok

 şu anda ölen için..

 

Acı mıdır yaşamın anlamı ey delikanlı

Onsuz anlamı kalmaz mı-sevincin-mutluluğun

Ondan midi.

bir acıdan diğerine

hiç bitmez-şu senin yolculuğun...

 

Bir şeyler söyle bana ey sürgün

akarsulann-rüzgarların-insanların dilinden

Ben neyim-sen kimsin

Bizden önce gidenler neden yaşadı

ve bizden sonrakiler niçin

Sözcüklerle sorulmayan sorularıma

bir şeyler söyle ey sürgün...

 

yaşamın anlamını gün gibi aydınlatanıiyorsa

sözcükleriyle

kim daha ermiş-irmişler içinde

 Biliciler içinde en bilici kim

Başlangıçtan sonsuza hangi söz

çok büyük anlamlarla yanklanır gökyüzünde?

 

Bana düşmez çok söz etmek

 Coşkun seller gibi akmak yaşama: yaşamın gizi

Anladım o en büyük serüvenci

biliciler bilicisi:

yaşamın ta kendisi...

  

XIV

Gerçeğin perdeleri yırtılarak açılır

Bir oyun değil

insandan insana akan bir ırmaktır yaşam

Ve her insan

sınırlarını kendisinin de bilmediği bir umman

kimi zaman keşfedilmeden kuruyan...

  

Kaynağından ayrılan su

nasıl çırpınır toprakla

            başı kesilmiş gibi

Ve nasıl kendini çarpar taşlara

hangi isyanla rüzgar...

 

Bozkırlar boyunca suskun

Gündüz mavi

gece kara gözler gibi bakan dağlar

neyi bekler...

 

S uydum-süründüm topraklarda

Yel oldum-Kovaladım boşluğu

Toprak idim savruldum da kül oldum

Demir gönlüm eridi sevdalarda

Yar elinde gül oldum

düştüm ayaklar altına

68

  

Ve gördüm ki ey bilici

ayrılık gıöi bir acı yok yer yüzünde

Sevda gibi-kavga gibi coşku yok

Gördüm ki sevmelerin tarihi-kanla yazılmış.

Söylenir ki kitapların bir yerlerinde

insanın insana verdiği acıları

veremez ölüm bile...

 

XV

Ayrılığı

bir hançer gibi yaşamak duşlu payıma

Ayrılık acısını

bağrıma bastım taş gibi

 

Acım var benim ey gece-karanın anlamı ne

Yıldızlar acımı besler güzellikleriyle

 Aldığım her soluk-zamana bulaşan benim kanım

 Bağrıma bir hançer gibi sapladı bu acıyı

 Bin yıldır beklediğim sevgili-vatanım...

 

 

Geldi

yarık yarık Özlemlerime sular gibi akarak

Gitti

akanyıldızlar gibi

sonsuz bir karanlık kanayarak

Taşlaşmış bir hüzne kesti sonsuzumun coşkusu

Ah ayrılık ayrılık

Kuruyan okyanusların anlatılmaz korkusu

Çöllere sürgün olmuş bir ağacım ben

özlemiyle diri kalıp beklediğim su

belki akan bir ağaçtır

Belki de ben

sevgi türküleri yakan

yaprak yaprak açan suyum...

 

Köklerime ulaşan su

yüreğime saplanan hançer oldu

dönüp gitti çöllere...

Ah ayrılık ayrılık

düşleri kuruyan ağacın derin yası

Ey bilici

ayrılıklarla buluştu yürüdüğüm tüm yollar

Dudağamdaki ıslık

ormanları kesilmiş dağların uğultusu...

Dudağımdaki ıslık

özlemini arayan suyun sancısı...

 

Aşılmaz kayaları

boşuna döven okyanus dalgasıyım belki

belki de ben boşluğu kovalayan rüzgarım

Ey bilici ben seçmedim bu Özlemi-bu ayrılğı

Hep acemi kaldığım savdalarımla

hep haklıdan yana kavgalarımla

güle ve ateşe boyadım zamanı kanımla

güzelliği arayan

Kanayan ayrılıklar tarihim oldu

 

Ve derin tarihimin bir yerlerinde yazar:

Neyi ve neyin anlamını ararsa arasın insan

arayışı ayrılıklarla başlar...

 

XVI

Taş kıran ırgatların

meşin avuçlarından akan yaşamı damıttılar

Okyanusu ağırlayan yalçın dağ gibi karşıladılar ölümü

beş bin yıllık acılarda dağlanan yürekleri

narlandı örsünde kan şafakların...

 

Gönül bahçelerinde çiçekler yıldız açan

güneşi uçurima yapan çocuklardı

sevdalan

kavgaların gözesinden İmbik imbik süzülmüş

acılarla mayalı...

 

Ey şah daman koparılmış şafak

ey dişleri suskuyla kilitli

gözlerinden kan sızan öfke

ey derinlerinde yıldırımlar besleyen mayıs

ey göğüs kafeslerinde kolanlarını kıran sahan at

bin yıl sonra bile olsa

yaşamın anlamına ilişkin

bir şeyler soran olursa

işte onları anlat...

 

Haziran '93-Izmir

 

XVII

Ve böylesi irinli-kokuşmuş bir çağda

 Onurun bayrağını taşıyanların tanımı

 Ancak kavrayabilir yaşamın anlamını

Onlar ki destanlarını kanlarıyla yazarlar

 

Ne zaman ki susarsa haksız yere akan kan

Ve kula kul olmaktan çıkarsa insan

En doğru tanımıyla ancak buluşabilir

 yaşam yaşanabilir olduğu zaman

 

1991-1993-izmir

 

VE YAĞMUR BiR YERLERDE HEP YAĞAR

 

Yanarım,

Alınmıştır ağzım dilim elimden

konuşamam yanarım.

Enver Gökçe

 

VE YAĞMUR BiR YERLERDE HEP VARDIR

Berrak bir sudur bozkırda temmuz

sabah kar dişli çingene

gülüşü güneş güneş

kısır kıraçların bağrında yıkık

boz suskunluklarda bozkır köyleri

memeleri kuru

boynu bükük

körüklü çizme nalçalanyla

ezilmiş özlemlerinin kü!ü

burulur burgaç burgaç bakışlarında

Serin serin yellerden bir haber bekler

kaşlarına inen sırma kâkülü

bin yıllık korkular üşüşmüş düşlerine

yalaz yalaz umudunun kanadı

sevdaları sel baskım alaz alaz...

 

Dedi ki

-O çok uzak denizlere varsak

orada gemilerimiz olsa-

sustu hiç deniz görmemiş gözleriyle

bir an... bin yılmış gibi-sarsak

dedi

-nerede olursak olsak

yüreğimizin dem iri

zehirli acıların örsünde narlanmış bizim

zincirimiz yangınlara bağlanmış bir yol.

çileden çileye köprüler kursak

gene de o çok uzak denizlere varsak

Nice acılar var ki

nice insanı çökerten

yürek kızartan-gönül karartan

çok gülüp geçmişiz onlara

direnmek kimliğimizdir

tarihimiz acının da tarihi

sevda

bitmeyen yenilgimizdir

 

Dedi ki

-suyun hiç varmadığı çöller var

bir yanda gazel dökümü

bir yanda çiçek sağnağı

bakma dudaklarımızın çöl olduğuna

Gün doğmadan neler doğar

hem yağmur

bir yerlerde

hep yağar

Haziran '93-Izmir

 

TURNA KADININ NİNNİSİ

 

Serin bir yel solur bulutlanıl saçlarından

bir ana elidir bodurda bahar

bir kaç yeşil dolaşır san kıraçta

uçurum gülüşlü yorgun yüzlerde

ağustosun ateşten kırbacı şaklar

isli lambalarda alevin safran dili

çan ve it sesleri içinde akşamı yalar

Yüzleri bıçakla yontulmuş adamlar

hoyrat hoyrat gülüşürler gecede

bir kaç eğri diş parlar ağızlarında

kimsesiz yosunlu mezar taşlan

uzak bir radyoda ince sazdan hicaz faslı

ve bir de ay

kayar gider bulut koyaklarından

eski bir hovarda gibi pervazsız...

 

 Toprağa gire çıka

beş dallı poturlu bir ağaç kökü elleri

doğrulur her akşam geceye doğru

yayvan ayaklannda toprağın nabzı çarpar

sırtında bebesi-yan uykulu

kadın aya bakar

kimse... görmez

parmakları her gece gizlice çiçek açar...

uzak bir radyoda ince sazdan hicaz faslı

arzuhalin karanlığa fısıldar

"Nenniler ederim uyusun deyi

uyusun gül sabahlara büyüsün deyi

bol-bol yıllar görsün...

 

cicili kirman

ipekli yorgan

gök gözlü kurban olsun

sarı yeller sarartmasın benzini

kara günler daraltmasın gönlünü

ne gurbet çilesi-ne el kapısı

ah bilirim muhanettir hepisi...

 

Kara gecede

kara nadasta

kara kanncayı gören

yokludan aldı mı alan

varlıya verdi mi veren

bebeme de el kadar bir tarla versin

san göz koyunlar versin

çatmalı evler versin

selvi boylu gelinlerle bağlayayım başını

davullarla-zumalarla dökeyim aşını

Gördün mü yaratanın işini!

gördün mü yaratanın işini!

Deli Turna bir görse böylece bebesini

hiç sayrılıktan farir mi

Ölümü gözü görür mü

görür mü!...

 

30 Mayıs '93

 

DİPSİZ KUYULARDA DELlK KOVALAR

 

Sonsuza uzanan bozkırın bilinmez gizeminde

Kara kışla kar altında

Şahmaran gibi uykuya dalan

San sıcaklarında amansız ağustosların

cenderek yelleri estiği zaman

üzerinde toz burgaçları kurulan

ince ve deri bir yoldur hüzün

nereye varır bilinmez

bazan savaş-bazan ekmek kavgası

gidilir gidilir gelinmez...

 

Hüzündür gözleri körpe gelinin

gurbet yollarına dikilmiş

Bekler yılları işleyip yüreğinin alnına

feri biter bakışlarının

özlemin destanı yazılır

solgun güllere dönen yüzüne...

 

Yad Elden dönmeyenin dağılır dirliği

yavuklusu yad koynuna sürülür

 Hüzün ki gurbet dönüşlerinde

 aç lığın-kır anı n yıkamadığı

dağ gibi er kişiyi

 yıkan kara haberdir...

 

Hüzündür

kısır göğün karnındaki Ölü bulut

Anasının yevmiyeci gittiği

 tarlanın anında yatan bebedir

mor sinekler oğul verir yüzünde

 ala yılan kayıp kanını emer

 babası ister dönsün gayrı gurbetten

isterse dönmesin varsın...

 

Susuzluktan yarık yarık yarılmış

taşa kesmiş san göğün altında

yağmur dualarıdır hüzün

el kadarcık tarlalarda körpe ekinler

sararıp boyun büker-can çekişir

yağmayacak yağmurları bekleyen gözdür hüzün.

 

Ve harman yerinde yığılınca çeç

 bin bir çile ile harmanlanarak

 ansızın inen sağanak

ansızın deliren su

 alır gider bir yılın umudunu

toprak ağası mübarek

evlat acısından beter

 hüzün ki... anlatılmaz...

Sonsuza uzanan bozkırın bilinme?, gizeminde

dipsiz bir kuyudur hüzün

dudaklarda çatlayacak yer kalmayınca

delik bir kovası vardır kim bilir kimden kalmış

çekesiye akıp gider bir avuççuk kirli su...

 

Sevgilim gözlerine bakan gözlerim

dipsiz kuyularda delik kovadır

 hüzündür... anlatılmaz...

 

2.6.*93