AH MİNE’L- IŞKI VE HÂLÂTİHÎ

AH MİNE’L- IŞKI VE HÂLÂTİHÎ

AHRAKA KALBΠ Bİ HÂRÂRATİHÎ

                                                      ŞEYH GÂLİB

BEN GİDERSEM AY SENDELER

YARALI CEYLAN

  

BANA İŞTE ÖYLE BAKIŞIN VAR YA

GÖZLERİNİN GÖZLERİMDE

                                     YARALI   CEYLAN   ÇIRPINDIĞI

                                                                          

 KANLI  SALGILAR  İÇİNDE

YAŞAMIN RAHMİNDEN FIŞKIRAN

                                      CENİN ÇIĞLIĞI

GÖZLERİN GÖZLERİMDE

                DENİZİN YÜREĞİNE DÖKÜLEN AY IŞIĞI

 

0 BAKIŞIN VAR YA BANA

            0 ÇILDIRTAN COĞRAFYAN

YILDIRIM  İNİŞİN-ŞİMŞEK ÇAKIŞIN

ÇÖLLERİME SAĞNAK SAĞNAK YAĞIŞIN

BÜTÜN MAHREMİYETİNLE ANADAN DOĞMA

DAĞLARIMI-TAŞLARIMI YIKIŞIN

BAHTIMA GÖZLERİNİ  ÇİVİ GİBİ ÇAKIŞIN

YAKIŞIN...

 

GÜNLER  Kİ...

günler ki savrulan yapraklardır ömrümüzün

dalından

geceye söylenmiş bir şiirdir aşkımız

ki tam alnından vurulan

 

o her gidişinden geriye kırılmış gül tenhalığı

ayrılığın da bir kokusu var

gözbebeklerinden yayılan

 

deniz fenerlerim yıkılmış

yerle bir olmuş nem varsa

kalelerim-ağaçlarım-düşlerim

hunharca yağmalanmış aşklar bıraktım ardımda

hasretin de bir rengi var

nasıl desem

hiç bir renkle tanımlanamayan

 

bir ömrü koymak bilirdim

sevgilere bedel diye

ne namusperestler gördüm

bakışları fuhuş fuhuş

yüreğinin kâsesinde kendini pazarlayan

gülleri ve maviliği

bir yosmayla keşfet

yüreğin basıyorsa

deli bir serüvencidir aşk

hiç bir kural tanımayan

 

oysa tahkatsızım gidişinle

karanlığın dehşet bastı.

yüreğim yenik

hangi bahar gül açtırır

bu deli yalnızlığında

ne tuhaf bir şarkıymış aşkın

yarısı gül gülistan

ayrıldıktan sonrası sancıyan

 

günler ki savrulan yapraklardır

ömrümüzün dalından

geceye söylenmiş bir şiirdir aşkımız

ki tam alnından vurulan...

 

GÜL ZAMANLAR...

gül zamanlardı ki onlarda sen açardın

gül sarhoşu kesilirdi geçtiğin yerde hava

çok eskilerde kaldı yıldız sağnağı gözlerin

gözlerin ki

sana vurgunluğumu onlarla sarardın

 

kimi insan  vardır

yiyerek beslenir sevenlerini

yaralar-yorar-bırakır çaresizlikte

yalnızlığının farkında olmadan delice yalnızdır

bir oyuncak sanır sevdiklerini

bütün uzuvlarıyla yağmalayıp bırakır

 

öylesi aşklardan soğrularak gelmiştim buraya

olmadık bir zamanda sen geldin

varlığın yaralarımı onardı

o gül zamanlardı

güzelyalı'da yasemen yaz akşamları

hava tömbeki kokardı

zakkum çiçekleri deli

ortalık kız sağnağı

o senin insana nüfuz edişin

gözbebeklerinden başlardı

orada sen açardın

gönlüm   

tökezirdi  bakışlarında

şiirler tutuşturup bende

sonra da hicranı yağardın

gül zamanlardı

ki onlarda sen açardın...

2.7.97. Balçova

 

BEN GİDERSEM AY SEN’DELER

gecenin yırtıldığı yerden

hüzün yıldızı düşer

uykunun kesilir düş damarları

gönlüme dağların ıssızı düşer

ben giderim

bir tel kopar kemandan

dağılır sazendeler 

 

içimde tufanlarla

caddelerden geçmedim mi

yüreğimde bir ateş

kim farkına vardı ki

kapaklanıp düştüğüm her kaldırımda

bir parça yüreğim kaldı

yağmur

kanımı çok sildi

yaşadığım ne varsa

şimdi kan içindeler

nice göz-nice türkü

artık hepsi bendeler

ben gidince ay sen-deler

denize bir sızı düşer...

l6.7.97. Tabaklar Ky.

 

KAÇINCI  KAÇIŞIM...

kaçıncı kaçışım bu senden

tarihin dar patikalarında

oysa kent meydanında kaç

kırbaçlanmış tutkumla

başka bir tarih yazdım

gülüşün kadar sarih           

 

gülüşün ki

bilir sırtı şerhem şerhem yarılmış tutkumu

gülüşün bilir

gece kuşlarıyla söyleşen

unutulmuş bir mezhebin

uslanmaz takipçisini

 

ki ay sorgulamaktı işim 

ateş avuçlardım

üzerine oturarak alay ederdim akkorla

o zaman adımı sapkına çıkardı

şimdi unutulmuş o ateşperestler kenti

gülüşün bilir

kutsal kitaplardan kovulmuş aşk sözlerimi

bu kaçıncı kaçışım senden

ki başka bir tarih çıkar söylense

 

anımsa

şafak buğulanıyordu

bahardı

şıkır şıkırdı gün ışığında yapraklar

ve alabilesiye orman

çiçek              

deniz

kuş

rüzgâr

orada

bir kucak mavilik olarak

kendimi mahrum bıraktım senden

oysa bin yıl aramıştım

tüm günahları işleyerek

 

tüm kuralları çiğneyerek denedim

insan olmayı 

o tüm sevapları işleyen Budist rahip de

aynı nedenle terk etti bir gece manastırını

aynı nedenle buluştuk

tüm   kovgunlarla

 

herkesin bir sen'i vardı

belki doğmadan da önce

ne alın yazısı-ne baht-ne kader

sadece kaçkınlar ulaşabilir

yaşamın tüm doruklarına

 

zamanın uçurum diplerinde

çürürken nice aşık kemikleri

ve yapayalnız bırakarak kutsarken insanlık

en büyük serüvencileri

onlardı tüm sırları çırılçıplak soyanlar

bütün kaçışlarım   senden

aslında aşkımın büyüklüğünden

ve çilehanesini terk eden müminin

insan olma acısına vurgunluğu  değil mi

aklını çelen şeytan

 

nice firavun çağların ezemediği

ey sevmenin bedeli

o vazgeçilmez   keşfetme tutkusu

can pahasına

 

yine ummanında

kasırgalarda

en cellat yanlarımla katlederek kendimi

sana can sundum

bil ki ben

en bencil yanlarını aşk ilan eden

sürüden biri değilim

kerem kerem yanmasını  bilirim

bilim ki

kimseler anlamadan öleceğim

 

kaçıncı kaçışım bu senden

tüm ölmüş kuşakların

(çağların omuzlarına karabasan gibi yığılan)

köhne kurallarına inat

kıl çadırlara

ölümün bir kez bile varmadığı mağaralara

kaçıncı kaçışım...

 

parçalanmış ayaklarımla açıldı sana giden yol

yanışımla çoğaldı bu ateş kasırgası

ve sana dönüştü yittiğim çöller

aştığım dağlar-düştüğüm uçurumlar

doğan gün-açan gül

unutuşun sonsuzunda kuduran rüzgâr

yıldızlar

pırna pırna yıldızlar

 

ve bazan ay bildim seni

kimi zaman denizlere giz katan esrar

 

yine  iklimindeyim

tüm kaçış yolların ezberimde

sonsuz labirentinde döndüm dövündüm

sana ulaşan yolu

bilemedin sen bile

hangi kara lanet bin yıllar önce

bize kavuşmayı haram kıldı

sevgilim söyle...

2l.5/2.8 .l9.8/-97 Tabaklar Ky.

 

AYRILIKLAR YÜREK SÖKER

 

giderim

öksüz kalırsın

ararsın beni bir gün

ağlarsın bu hüzün akşamlarda

 

bir deniz kalır

keder kanar dalgalarda

yüreği köpük içinde

şarkıları haşarı

her gün başka bir  yol keser

bu kentte gök akşamları

imbatı hicrandan eser

bir başka hüzzam

sapsarı

 

gün olur

bir yaprak gibi kurur yüzüm zamanda

aşkyeşil hâreli gözlerinden dökülür

incecik bir an olur gülüşüne yağarım

kuytu limanın olurum

sığınırsın

dalgınlıklarında

bakışından silindikçe ışığım

benden bir şeyler ölür sende

adımı söylersin bazan

duyarım bir yerlerde

ve kanarsın ıssızımda

ayrılık bu

yürek dağ olsa sökülür

giderim

ak bir lale gibi

boynun öksüz bükülür

3l.l0.95. İzmir

 

GÜL DUDAĞI ÇÖL SUSUŞLUM

 

 

çalınmış saatler avladık zaman denizlerinden

gözlerimiz hırsızlama sevişmeğe başladı

yıldızsız gecelerde ışığına sığındım

ne dizeler döküldü kirpiklerinden

 

bizim oralarda geceler

toynaklarıyla yürekler tepip gelen

yalnızlığın atlarıdır

yıldızlı karanlık büyür sonsuzca

kırık bir el aynasına ömürler sığar

kırk kilit vurulmuş yüreğe saklanır karasevda

ki çıkamaz o dehşet tutsaklığın

uçurum uçurum derinlerinden

asla

 

bizim oralarda gözbebekleri

demir parmaklıklarla çevrilmiştir

çocuklar gülü sorsa

kanla tarif edilir

 

baharlar bakır yeşili

hüzünler kirs

ferhad külüngü gerek hasretin dağlarına

sevdaya değince kavallar kanar

ışıklarda kelebekler

karanlıklardan yanar

 

ben işte o dağları

aşıp aşıp gelmişsem ayaklarına

gül dudağı çöl susuşlum

ırmaklar diliyle konuş

beni kanatma

şimdi yangınları vurup sırtıma

sevdasız gönderme beni

kanın çeksin

canın çeksin

gözlerin çeksin

bakışların saplı kalsın bağrımda

gül dudağı çöl susuşlum beni gönderme

 

bütün öpüşlerinle öp

bitmesin sarsıntısı

bana yağ

iliklerime işle

beni sevişerek kahret

dinsin kuraklığımın  sızısı

 

beni yellerinle savur

erit çarpa çarpa dalgalarınla

varlığınla buluşayım

nabzım damarlarında atsın

denizlerinin tuzu olayım

kanına karışayım

gül dudağı çöl susuşlum beni gönderme...

ADA;NA

GÜLÜ DUDAĞINDAN BİLDİM

İKLİMİNİN SARHOŞUYUM

NASIL ANLATILIR

YAKAMOZ FIRTINASI BAKIŞLARINA TUTKUM

0 YANGIN SOKULUŞUN

AYIŞIĞI  SOLUYUŞUN

ANLATILAMAZ...

 

EL AYAK ÇEKİLİNCE

GÖKYÜZÜ DAMLA DAMLA İNERDİ

YILDIZ VURDU BEKLEDİĞİM TÜM KIYILARA

BİR TEK SEN

YOKTUN...

 

DENİZLER GÖRDÜM SEN

YEDİ DERYALAR GEÇSEM

BÜTÜN KARA PARÇALARINDA DOLAŞSAM YERYÜZÜNÜN

ÖLSEM

TÜKENMEZ

KİMSENİN VARAMADIĞI 0 BAKİR ADANA

VURGUNLUĞUM...

 

YÜREKSÖKEN

şimdi başka bir solukla uyur gece

bütün saatler kırık

ışıklar körsen

neylesen yıkılmaz

insan yüzlerine örülen duvar

kemanlarda param parça bir hicaz

şimdi rüzgâr sürüklenir

suskun yapraklar

dondurucu yalnızlıkta

gülüşler dehşetle ayaz

 

bütün bakışlarda esen

hep aynı deli avaz

 

bambaşka bir gerçek bu yaşadığım

senden önceki gerçekten

bütün kapıları çaldım bu kentte

yoktun sen!

 

hayalet gecelerin karanlığında

bir ay kaldı

bir de ben

örttü yıldızları ayrılık sisi

kanadı kırıldı gülüşün

ıssızlığa terkedilmiş kayıklar gibi

çaresiz kalmışım senin dışında

kalan yarısının peşinde kavrulmak benimkisi

en güzel yerinden yırtılan düşün...

 

sen benim yağmurlarımı alıp gittin

bu beton ormanında

öksüzüm sonsuza dek

ne bulutlar silebilir yüzümdeki kederi

ne yere-ne göğe hasretim sığar

her gün biraz daha parçalanırım

geceler içime karanlık yığar

iklimsiz kaldım işte

kimliksiz kaldım

gelmezsen içimde bu yangın sönmeyecek

kurur her solukta birazcık daha

kendi yağmurunu yitiren yürek

 

kahraman yaralanır

ve masal yarım kalır

rüzgârda savrulur kum

soykırımlar artığı yüreğimi toplayıp

burdan da gidiyorum

yüreğimdeki zincir

nere gitsem sallanır

kanımla kirlettiğim geceler hoşça kalın

ben ayrılık acısına yüreksöken diyorum...

kasım 95  İzmir

GÖNÜL KıRıK

GECE KEDER

ÇATAL YÜREK

NEYE YETER

KÖR  KURşUN  GİBİ

              AYRıLıK

KAHROLSAM

    KAÇ PARA EDEr?

 

 

DAL  KıRıLMış  BİR  KERE

DALıNDA  KALDı  YARA

BİR  AN  YÜZÜNÜ  SANDıM

AY ışıĞıYMış  MEĞER...

Ekim 97. Güzelbahçe

 

BÜTÜN VEDALAR DEPREM...

ayrılık suskusu yüzüne düşmüş

tenha kirpiklerin öksüz mü kaldı

bozkır çökmüş yüreğinin başına

yüzünde gülüşün gülsüz mü kaldı

 

 

saatlerin ikisi var üçü var

coşkuyu hüzün geçe

kavuşmaya dert kala

ölümlerin erkeni var geci var

hain gide/mert kala

yürekler dikenlere dalanarak

koştukça yalınayak

zalim göçer

mazlum kalır

yeryüzünde kum misali acı var

söz yarası köz yarası sevdicem

can kurutur-sevda yıkar

ben giderim

türküm kalır...


 

beni dağladığın acı zamanlar

geriye dönmeyen çağlara döner

bir şiir bahçesi saydığım yüzün

bensiz kara karlı dağlara döner

 

baharını dolu çalar ayrılıklarda

sevincini ateş sarar

köz olur gam içinde

bütün vedalar depremdir

elveda küçüğüm elveda

 

bir gün sen de anlarsın ki ölüm var

insanın insana ettiği kalır

sevdalar da gelir gider

ah ne acı bir iz yaşam içinde

filizkıran vurmuş mutluluklardan

ezik bir yüreğin eksiği kalır

dört yanın uçurum

al kan içinde

 

hançerlenmiş gençliğim oy

yelde yaprak misali

toz olur dem içinde...

 

        Kasım  95  İzmir

RUBAİ

 

Ben Hayyam'ın kadehinden sulandım

dedi gül

Mecnun'la çöle düştüm

Kerem'in elinde yandım

dedi gül

 

Alındım

satıldım

çiğnendim ayaklar altında

Yürekler mezata düştükçe

utandım

dedi gül...

Aralık 95. İzmir

 

GECE-DENİZ-HÜZÜN...

gece

deniz

bir de hüzün

kuytu dalgınlığında

bir çift gözün

ekim dağlarında ateşler bir başka yanar

yorgun yılkılar konuğu ömrümüzün

dalında sararan yapraklar

belki bekleyişlerdir yaşamak

bekleyiş

her şeyi sarar...

 

her şey kabullenilmiştir

ölüm kadar olağan

önceden bilinircesine

su-ateş-kül ve rüzgâr

fırtınalar bile durağan

 

o türküler ki

bir başka söylenir dağ başlarında

büyük yolculuklar arifesinde

yarım bir şeyler kanar boşuna

 

gidecektim

biliyordun

bir şeyler söyleseydin

çiseleyen yağmurla

bağlar kursaydın yüreğimize

gitme kal deseydin bilmediğim yanlarınla

gizemin aşikar olsaydı

gece

deniz

bir de hüzün

kanamasaydı kirpiklerinde

 

suskunluğun olgunlaşan bir ağrı

çatlattı kozasını en kör zamanda

en azından dişlerini saplasaydın yüreğine

belki yollar kavuşurdu bir zaman

aramızda uçurum imkansızlıklar

hicran noktasında ölmeseydik

 

o anlar

ki

yeniden doğduğumuzda

acı dölütünün ıslaklığı kaldı geriye

şimdi ekim geldi

ateşin kökleri var

aşkın ve ışığın tohumları

kurumuş yürek vadilerinden

yorgun atlılar geçmekte

 


gidişim sonradan infilak edecek

biliyorum

ağlayacaksın

gecene dikenler batar bir zaman

hüznünü bir yara gibi

dağlayacaksın

uykuya varır gibi sev bundan böyle

belki mevsimler geçer de üstünden

uyanamazsın...

ekim. 97- Güzelyalı

KANATSIZ KUŞ

ben kıraçtım yalnızlıkta

gözlerin kırkikindilerdi

o aşk kırbacı küsmeler

sabah üşümelerine benzerdi

 

yumuşak sevecen dokunuşların

kırılgan kimsesiz sokuluşların

ellerin sevgi kuşların

yaşamaya ölmeye değerdi

 

belki ilk bakışındaydı

ellerinin kıvrımında

ayrılık nerede başladı

aşk nerede sona erdi       

 

acıyla dağlanmış canı

rüzgâr kırmış kanadını

bin kuştan say bir insanı

kanatsız nereye giderdi

 

Kasım 95 İzmir

 

VATANSIZ

Onu tanıdım

herkesin bir

O

su vardır

saf gümüş olmalı teni

kırılır coşkunun omurgası

dehşetle tökezler kapaklanırsın

kahverengi denizler tükürür seni

 

bazan uzun gelir ömür

bazan bir arpa boyu

aşk aşınmış

öfke susmuş

özlersin ayrılıkları bile

yağmalanmış bir ömürde

eskiyen ne

nedir yeni

 


acı denizlerden çok

sevinçse  bir göz kırpımı

köksüz ağaçlar gibi

anlamsız bir yolculuk

 

anne

ne olursun ölme

büsbütün vatansız bırakma beni...

l6.ll.97. Güzelbahçe

AD...

sen benim en güzel düşüm oldun

kül olmuş bir günün akşamında

 

bir daha içilmeyecek giz şarabın

yaşadıkça

 

korkuyorum

büyü bozulur

karabasan olur diye düş

uzadıkça

 

şimdi parmak uçlarımda

ışıksı bir toz bırakıp giden kelebek

vaktevvel bir ad ver bana

 


bir adım olsun

yalnızca senin bildiğin

şiirden damıtılmış

uykularımın arasında

nereden çağırsan işiteceğim

ve içinde

pür gibi yeşereceğim

beni andıkça

 

ben yitmeden karanlıkta

düş bitmeden

vaktevvel bir ad ver bana...

DENİZİN DUDAĞI

bulutun dalında kuş

denizin dudağı dalga

baharın kucağı yeşil

yeşilin öpüşü gül

 

akşamları yıldız iner gözlerin

yürek dağlarım devrilir

yel ne bilsin gonca gülün kırgınlığını

savrulur

 

bahar basmış benim deli yalnızlığımı

zaman bilmez yüreğimin dargınlığını

 


 bahar basmış has bahçeyi

bir yeşil ki sağnak sağnak

ötelerde denizin o şehvetli coşkusu

tütüyor gül

tütüyor aşk

tütüyor toprak

kızlar geçiyor

kucak kucak çiçek

neredeyse kalçalarından şehvet fışkıracak

kızlar geçiyor

memeleriyle zamanı okşayarak

 

bahar basmış has bahçeyi

dallarda sel sele kelebekler

seni sordum

buralara hiç gelmedi dediler...

TOMURCUK...

gülüşü küküm

yüreği kör

elleri gözleri şaki

tekinsiz devranlardır

nice gül bahçesi tarumar olmuş

herkesin yüzüne böyle yürekten

böyle sarsa sarsa yıldızlı maviliği

gülme tomurcuk

 

şimdi gam vaktidir

hüzün pusu düşer bakışlarına

yitik sevdalar yorgunu

fukara bir çingeneyim

bir karışlık yaşamda

yaşlıyım

ferhad bile benden toy düşer

yorgunum yitirmelerden

yüreğimin yükü ağır

- bunu  nasıl  anlatsam - 

kambur gibi taşırım yenilgilerimi

var açıl

has bahçede

bülbüller sarhoş olsun alımına edana

şu benim gönlümü

çelme tomurcuk

çok şarkılar dinledim

uzak sevgililere

çok kanadım

kaç umudum talan oldu

kaç sevgili kaldı ardımda ağlayarak

koştum da varamadım

vardım da bulamadım

bozkırlar ortasında bir taş gibi

bekledim bin yıllarca

artık kabullendim

sevdalar olmayacak hayatımda

ardımsıra sakın gelme tomurcuk

 

 

bulanık kurt havası iklimindesin

ayaz çalar

yel vurur

deli olma tomurcuk...

SİTEM

namuslu yosmam benim-asaletli çingenem

ömrüne bahis tutmuş kumarbaz meryem

 

boş yataklar-loş bakışlar-fuhuş-ikiyüzlülük

kahvaltı-bulaşık-çamaşır-dedikodu

seçilmemiş zamanlarca nefret içinde

gizemli bir lir

sevişmek yılda bir

ve kırk kilit altında gizlenen şiir...

 

namuslu yosmam benim-asaletli çingenem

niye bıraktın beni yırtılmış bir yürekle

sonu gelmez bozkırlarda yitmiş bir çocuk gibi

niye sustun-açlığıma-kıtlığıma-yetimliğime

bak işte imgelerim çiğnenir-düşlerim yağmalanır

sazım taşlara çalınır-sözüm yellerde savrulur

niye bıraktın beni yırtılmış bir yürekle

güneş iner kan kırmızı sulara

deniz şehvetle titrer

sen sonsuza dalarım gözlerinde gemiler  

bilinmez yerlere giden gemiler

yürekleri zoka yemiş

yüzleri bakırdan denizciler

sokaklara bakarsın

kıvıl kıvıl insanlar

sovandan suratları

kabuk üstüne kabuk

maske üstüne maske

koşarlar gözü doymaz hırslarının peşinde

yaşarlar bir şeylerden kaçarak   

ve son derece masum

özveri tellalı-namus simsarı

yaşarlar irin saçarak...

 

namuslu yosmam benim-asaletli çingenem

eşkin indi akşam deli bozkıra

indi gözlerime çoban yıldızı

ayrılıklar kanadı

ve boşuna yaşamlar

çıban dağlar zonkladı ıssızlığın bağrında

beni niye bıraktın yırtılmış bir yürekle 

 

sürüden ayrı düşmüş bir emlik kuzuyum ben

sınırsız ıssızlarda kurt sağnağı gecede

niye bıraktın beni yağma sofralarında

namuslu yosmam benim-asaletli çingenem

sanadır şimdi dargın gözlerimde kırık düş

yüreğimde sanadır birikip sızlayan nem

küskünlüğüm bir sana

sanadır bunca sitem...

2.7.l995 Heybeli Kaplıcaları

BİR SUSUŞUN KALDI...

dağınık saçlı bir susuş kalır senden

zaman zaman ellerinle taradığın

küheylan bir gece terk eder kenti

öpüşün kalır ve mahrem yerlerin

avuçlarında sımsıkı

sessizliğinin...

 

ve belinin kıvrımında devinen hayat

suya bırakılmış usul bir kayıktır birden bire

birden bire

yüzünde yasak bir lâhit gibi taşıdığın

bıçaklanmış-dövülmüş-terk edilmiş geçmişin

şiirlere sarılır

dizeleri kement yapar asar kendini

susuşun kalır senden...

 


geriye sarılmak kalmıştı oysa

yalınyürek ve bilgece bir insan sıcağına

koyuvermek gövdende kilitlenmiş gökgürültüsünü

uçurumlarına düşmek vardı

uyumak sularında

saatleri kırmak vardı öpüşlerin örsünde

uykuna karışmak vardı karanlıklara inat

düşlerle başlamak için yepyeni bir şafağa

kabında su

suyuna kap

gülünün gövdesinde özsu olmak vardı

 

o hazin susuşun kaldı geriye

her sabah taradığın...

6.2.96 İzmir

 

EY ŞEHİR

ey şehir unutma beni

yalnızlığını giderdim senin

acılarını omuzladım-boğuldum kederlerinde

bütün sokakların uyudu

bütün ışıkların söndü

imbatın bile kesildi

bir ben kaldım paramparça bir yürekle

nice tekinsiz gecende

hep koştum              

ter içinde

düşe kalka

bıkmadan

bütün kapılarını çaldım şu insan yüzlerinin

bakışların ötesinde duvarlar zorladım

kapaklandım gülüşlerin sınır çizgilerinde

bütün uçurumlarından düştüm ey şehir

 

denizlerini sevdim

gözyaşlarım aktı dalgalarına

aşklarım çiğnendi

fesleğen kokulu kaldırımlarda

yüreğimi kemirerek çektim kahrını

ve tüm sevgilerim

yağmalandı ortalık yerde

katlandım 

yine de küsmedim yaşamadığım güzelliklere 

 

neyleyim  bilinmedi kıymetim

buralardan gidiyorum

ey şehir unutma beni

kimsenin sevmediği yanlarını da sevdim...

 

2.7.97 Balçova

EY  DENİZ...

kimisi gece sağnağıydı

kimisi nisan yağmuru

kimisi kırkikindi

ne aşklar yaşadım bu kentte

hepsi de hançerlenerek dindi

bana geceleri verdiler

yüreğimle damıttım

yine de tüm hüzünler benden bilindi

yürek yağmalattım

yangın kucakladım

ki o sevgililerin gözlerinden

suretim nasıl silindi

ah nasıl söylesem

yanan samanlardı onlar

yalan zamanlardı

gökyüzünde yersiz kalmış kuşlar gibiydim

ki sınırsız sandığım

daralan zamanlardı

bütün perdeler kalktı

üryan kaldın kollarımda

kimi nerede öptüysem

oraya ayrılık indi

ah ne yaman zamanlardı

 

belki de bir daha dönmem

gözyaşlarım döküldü dalgalarına

öperken utanan zamanlardı

deniz en çok seni sevdim

 

taştan ağır yıllar geçti

uçtu kuş kanadı sevinç

dilek tuttum

dilim yandı

bir bakışta sonsuzluğu daralan

bir avuç kalan zamanlardı 

 

belki de bir daha dönmem

bilmezler

bilmezler

ben gelmeden önce eksikti mavi

bana yalnızlıkları verdiler

baktığım her yere şiirler sindi

geride yaralar kaldı onca coşkudan

güzelliği tomurcukta-

yağmalanan zamanlardı

 


kaldırımlar boyunca

yalnızlık kesildi düşlerim

geç gördüm

belki de ondan

çocukça ve bilgece

deniz en çok seni sevdim

yaşam belki de yalnızca

seninle geçen anlardı

belki de bir daha dönmem

bir anıymış gibi tüketme gözlerimi

koru gözyaşımı dalgalarında

ey deniz unutma beni...

3.7.97 Güzelyalı-Yalı Kafe

 

FERHAD

yüreği buz tutmuş-

puslanmış bakışları

gelme ferhad gelme sen bu yerlere

sevmenin okkası on para olmuş-

onurunu çoktan satmış ahali

efsaneler yaratan ol güzellik  

etini pazarlıyor kaldırımlarda

gelme ferhad gelme sen bu yerlere

 

yar yanağı bildiğimiz dolunay

muhbir çıktı girdiği son buluttan

ol ceylan gözlere inen yıldızlar

meğer ki sahteymiş anlayamadık

tutsak düşmüş sevmesini bilenler

zulüm almış yeri göğü kan tutmuş

gelme ferhad gelme sen bu yerlere

 


bir delisi ben kalmışım bu diyarların

kimsecikler aşktan evler kurmadı

gözleriyle yüreğini vermedi

imge damıtmadı yol vurup ateşlere

şiir şiir aşk örmedi

bütün güzelliklerimle

yandım da ortalıkta

ilaç için bir tek insan görmedi

gelme ferhad gelme sen bu yerlere

 

şimdi yürekleri başkaldırıya

kanlı bayrak gibi açma vaktidir

zulmün kaleleri topla yıkılmaz

dağları bildiğin dağlardan değil

vaktidir aşkları bomba yapmanın

zebaniler saltanatı devrilmedikçe

zincir kopmaz gönüllerin boynundan

insan özgür olmadıkça

aşka aşk denmez       

sen de bu yolların yiğidi değil misin

ol dağları deldiceğin yalansa

gelme ferhad gelme sen bu yerlere...

l.7.97. Güzelyalı

BELKi  DE AŞK...

belki de aşk vardır

benim hiç bilmediğim

gece vardiyalarında

karanlığa ışık gibi yayılan

yorgun bir gülüştür

çok uzak çöl yolculuklarından      

hırsızlayın bir hilal

ki masallara saklanmış

tanımlanamayan-

ve en azından  kendimi

         uçurumlarında deneyeceğim

 

çocukçadır

ki dünyanın tüm çocukları

hiç mi hiç düşünmeden katıverirler oyuna

bu yüzden

karanlık dalların altında

bir haziran akşamı

pür gizem olarak oturan kadın

ansızın özler çocukluğunu

 

 

hayvancadır

yar kokusu eser rüzgâr

ve bir bakış

bir cenneti talanlar

 

belki de aşk vardır

şiirle miirle falan avutamadığım

bir ömrü savurduğum yoluna

koşup koşup tutamadığım...

 

0   ŞAİR. . .

ne bir yüzü vardı

ne elleri

ne adı

güzelyalı'da

bir şair şiir dokudu akşamları

hiç kimse anlamadı

 

ağaçlar çiçek açtı ha bire

rüzgârda kız kokusu

bir ışık ormanıydı

denizde gümüş selviler

gökte salkım salkım yıldız

o bir yeraltı ırmağıydı

için için kanadı

 

şimdi varıp sorsan

kimse tanımaz

yaşam bağışlamaz

aşk bağışlamaz

o şair

buralarda

hiç yaşamadı. . .

8.6.97.  . Güzelyalı

BENCİLLİK  AYNALARI...

SEVİNÇ BİR KELEBEKTİ

YÜREKLERDE DOLAŞAN

GÖZBEBEKLERİNE KONAN

ONU DA ÖLDÜRDÜNÜZ

TOZU BİLE KALMADI PARMAK UÇLARINIZDA

 

ARTIK BÜTÜN AŞKLAR GÜZ

COŞKULAR TOPAL MAVİ

DUYGULAR YALNIZLIK SARI

 

ÇILDIRIN ISSIZLIKTAN

BAKARAK GÖRMEDEN BİRBİRİNİZİ

SOKAKLAR DOLUSU YÜZ

BENCİLLİK AYNALARI...

l9.l2.96/26.7.97. Tabaklar Ky.

GAZEL

şimdi bütün dillerim l’ âl

bir yanık gönül söylerim

cümle mizanları yıktım

bir başka şakul söylerim   

 

haksızlığa isyan yasak

isyansız gönüller sarsak

dil kesti gözlerim bile

ayrı bir usül söylerim

 

ulur kuduz bir karanlık

can koparır-kan sarhoşu

onlara tüm dillerimle

alazlanan kül söylerim

 


zındanları zingirdeten dirençlerde

tek yumruktuk

gökyüzünde yersiz kalan

bir yanık bülbül söylerim

 

duvar yıkan isyan benim

dağyaran derler namıma

kaya deler çıkarım da

sözlerimi gül söylerim...

7.6.96 İzmir