AH MİNE’L- IŞKI VE HÂLÂTİHÎ
AHRAKA KALBÎ Bİ HÂRÂRATİHÎ
ŞEYH GÂLİB
YARALI CEYLAN
BANA İŞTE ÖYLE BAKIŞIN VAR YA GÖZLERİNİN GÖZLERİMDE
YARALI CEYLAN ÇIRPINDIĞI
KANLI SALGILAR
İÇİNDE YAŞAMIN RAHMİNDEN FIŞKIRAN
CENİN ÇIĞLIĞI GÖZLERİN GÖZLERİMDE
DENİZİN YÜREĞİNE DÖKÜLEN AY IŞIĞI 0 BAKIŞIN VAR YA BANA
0 ÇILDIRTAN COĞRAFYAN YILDIRIM İNİŞİN-ŞİMŞEK ÇAKIŞIN ÇÖLLERİME SAĞNAK SAĞNAK YAĞIŞIN BÜTÜN MAHREMİYETİNLE ANADAN DOĞMA DAĞLARIMI-TAŞLARIMI YIKIŞIN BAHTIMA GÖZLERİNİ ÇİVİ GİBİ
ÇAKIŞIN YAKIŞIN... |
GÜNLER Kİ...
günler ki savrulan
yapraklardır ömrümüzün dalından geceye söylenmiş bir
şiirdir aşkımız ki
tam alnından vurulan o her gidişinden geriye
kırılmış gül tenhalığı ayrılığın da bir kokusu
var gözbebeklerinden
yayılan deniz fenerlerim yıkılmış yerle
bir olmuş nem varsa kalelerim-ağaçlarım-düşlerim hunharca yağmalanmış
aşklar bıraktım ardımda hasretin de bir rengi var nasıl
desem hiç
bir renkle tanımlanamayan bir ömrü koymak bilirdim sevgilere
bedel diye ne namusperestler gördüm bakışları
fuhuş fuhuş yüreğinin
kâsesinde kendini pazarlayan gülleri ve maviliği bir
yosmayla keşfet yüreğin
basıyorsa deli bir serüvencidir aşk hiç
bir kural tanımayan oysa tahkatsızım gidişinle karanlığın
dehşet bastı. yüreğim
yenik hangi bahar gül açtırır bu
deli yalnızlığında ne tuhaf bir şarkıymış
aşkın yarısı gül gülistan ayrıldıktan
sonrası sancıyan günler ki savrulan
yapraklardır ömrümüzün
dalından geceye söylenmiş bir
şiirdir aşkımız ki
tam alnından vurulan... |
GÜL ZAMANLAR...
gül zamanlardı ki onlarda
sen açardın gül sarhoşu kesilirdi
geçtiğin yerde hava çok eskilerde kaldı yıldız
sağnağı gözlerin gözlerin ki sana
vurgunluğumu onlarla sarardın kimi insan vardır yiyerek
beslenir sevenlerini yaralar-yorar-bırakır
çaresizlikte yalnızlığının farkında
olmadan delice yalnızdır bir oyuncak sanır
sevdiklerini bütün uzuvlarıyla
yağmalayıp bırakır öylesi aşklardan
soğrularak gelmiştim buraya olmadık bir zamanda sen
geldin varlığın yaralarımı onardı o gül zamanlardı güzelyalı'da
yasemen yaz akşamları hava tömbeki kokardı zakkum çiçekleri deli ortalık kız sağnağı o senin insana nüfuz
edişin gözbebeklerinden
başlardı orada sen açardın gönlüm tökezirdi
bakışlarında şiirler tutuşturup bende sonra
da hicranı yağardın gül zamanlardı ki
onlarda sen açardın... 2.7.97. Balçova |
BEN GİDERSEM AY SEN’DELER
gecenin yırtıldığı yerden hüzün
yıldızı düşer uykunun kesilir düş
damarları gönlüme dağların ıssızı
düşer ben giderim bir
tel kopar kemandan dağılır sazendeler içimde tufanlarla caddelerden
geçmedim mi yüreğimde bir ateş kim
farkına vardı ki kapaklanıp düştüğüm her
kaldırımda bir
parça yüreğim kaldı yağmur kanımı
çok sildi yaşadığım ne varsa şimdi
kan içindeler nice göz-nice türkü artık
hepsi bendeler ben gidince ay sen-deler denize bir sızı düşer... l6.7.97. Tabaklar Ky. |
KAÇINCI KAÇIŞIM...
kaçıncı kaçışım bu senden tarihin
dar patikalarında oysa kent meydanında kaç kırbaçlanmış
tutkumla başka bir tarih yazdım gülüşün kadar
sarih gülüşün ki bilir sırtı şerhem şerhem
yarılmış tutkumu gülüşün bilir gece
kuşlarıyla söyleşen unutulmuş
bir mezhebin uslanmaz
takipçisini ki ay sorgulamaktı
işim ateş avuçlardım üzerine oturarak alay
ederdim akkorla o zaman adımı sapkına
çıkardı şimdi
unutulmuş o ateşperestler kenti gülüşün bilir kutsal
kitaplardan kovulmuş aşk sözlerimi bu kaçıncı kaçışım senden ki
başka bir tarih çıkar söylense anımsa şafak
buğulanıyordu bahardı şıkır
şıkırdı gün ışığında yapraklar ve alabilesiye orman çiçek
deniz kuş rüzgâr orada bir
kucak mavilik olarak kendimi
mahrum bıraktım senden oysa bin yıl aramıştım tüm
günahları işleyerek tüm kuralları çiğneyerek
denedim insan
olmayı o tüm sevapları işleyen
Budist rahip de aynı
nedenle terk etti bir gece manastırını aynı nedenle buluştuk tüm
kovgunlarla herkesin bir sen'i vardı belki
doğmadan da önce ne alın yazısı-ne baht-ne
kader sadece kaçkınlar
ulaşabilir yaşamın
tüm doruklarına zamanın uçurum diplerinde çürürken
nice aşık kemikleri ve yapayalnız bırakarak
kutsarken insanlık en
büyük serüvencileri onlardı tüm sırları
çırılçıplak soyanlar bütün
kaçışlarım senden aslında
aşkımın büyüklüğünden ve çilehanesini terk eden
müminin insan olma acısına
vurgunluğu değil mi aklını
çelen şeytan nice firavun çağların
ezemediği ey sevmenin bedeli o vazgeçilmez
keşfetme tutkusu can
pahasına yine ummanında kasırgalarda en cellat yanlarımla
katlederek kendimi sana
can sundum bil ki ben en
bencil yanlarını aşk ilan eden sürüden
biri değilim kerem kerem
yanmasını bilirim bilim ki kimseler anlamadan
öleceğim kaçıncı kaçışım bu senden tüm ölmüş kuşakların (çağların omuzlarına
karabasan gibi yığılan) köhne
kurallarına inat kıl çadırlara ölümün bir kez bile
varmadığı mağaralara kaçıncı kaçışım... parçalanmış ayaklarımla
açıldı sana giden yol yanışımla çoğaldı bu ateş
kasırgası ve sana dönüştü yittiğim
çöller aştığım dağlar-düştüğüm
uçurumlar doğan gün-açan gül unutuşun sonsuzunda
kuduran rüzgâr yıldızlar pırna
pırna yıldızlar ve bazan ay bildim seni kimi
zaman denizlere giz katan esrar yine iklimindeyim tüm kaçış yolların
ezberimde sonsuz labirentinde döndüm
dövündüm sana ulaşan yolu bilemedin
sen bile hangi kara lanet bin
yıllar önce bize kavuşmayı haram kıldı sevgilim söyle... 2l.5/2.8 .l9.8/-97
Tabaklar Ky. |
AYRILIKLAR YÜREK SÖKER
giderim öksüz
kalırsın ararsın
beni bir gün ağlarsın
bu hüzün akşamlarda bir deniz kalır keder kanar dalgalarda yüreği köpük içinde şarkıları
haşarı her gün başka bir
yol keser bu
kentte gök akşamları imbatı hicrandan eser bir
başka hüzzam sapsarı gün olur bir
yaprak gibi kurur yüzüm zamanda aşkyeşil hâreli
gözlerinden dökülür incecik bir an olur
gülüşüne yağarım kuytu limanın olurum sığınırsın dalgınlıklarında bakışından silindikçe
ışığım benden
bir şeyler ölür sende adımı söylersin bazan duyarım
bir yerlerde ve kanarsın ıssızımda ayrılık
bu yürek
dağ olsa sökülür giderim ak bir lale gibi boynun
öksüz bükülür 3l.l0.95. İzmir |
GÜL DUDAĞI ÇÖL SUSUŞLUM
çalınmış saatler avladık
zaman denizlerinden gözlerimiz hırsızlama
sevişmeğe başladı yıldızsız gecelerde
ışığına sığındım ne dizeler döküldü
kirpiklerinden bizim oralarda geceler toynaklarıyla yürekler
tepip gelen yalnızlığın
atlarıdır yıldızlı karanlık büyür
sonsuzca kırık bir el aynasına
ömürler sığar kırk kilit vurulmuş yüreğe
saklanır karasevda ki çıkamaz o dehşet
tutsaklığın uçurum
uçurum derinlerinden asla bizim oralarda
gözbebekleri demir
parmaklıklarla çevrilmiştir çocuklar gülü sorsa kanla
tarif edilir baharlar bakır yeşili hüzünler kirs ferhad külüngü gerek
hasretin dağlarına sevdaya değince kavallar
kanar ışıklarda kelebekler karanlıklardan
yanar ben işte o dağları aşıp
aşıp gelmişsem ayaklarına gül dudağı çöl susuşlum ırmaklar
diliyle konuş beni
kanatma şimdi yangınları vurup
sırtıma sevdasız
gönderme beni kanın çeksin canın çeksin gözlerin çeksin bakışların saplı kalsın
bağrımda gül dudağı çöl susuşlum
beni gönderme bütün öpüşlerinle öp bitmesin sarsıntısı bana yağ iliklerime işle beni sevişerek kahret dinsin kuraklığımın
sızısı beni yellerinle savur erit çarpa çarpa
dalgalarınla varlığınla
buluşayım nabzım damarlarında atsın denizlerinin tuzu olayım kanına
karışayım gül dudağı çöl susuşlum
beni gönderme... |
ADA;NA
GÜLÜ DUDAĞINDAN BİLDİM İKLİMİNİN SARHOŞUYUM NASIL ANLATILIR YAKAMOZ FIRTINASI
BAKIŞLARINA TUTKUM 0 YANGIN SOKULUŞUN AYIŞIĞI SOLUYUŞUN ANLATILAMAZ... EL AYAK ÇEKİLİNCE GÖKYÜZÜ DAMLA DAMLA İNERDİ YILDIZ VURDU BEKLEDİĞİM
TÜM KIYILARA BİR TEK SEN YOKTUN... DENİZLER GÖRDÜM SEN YEDİ DERYALAR GEÇSEM BÜTÜN KARA PARÇALARINDA
DOLAŞSAM YERYÜZÜNÜN ÖLSEM TÜKENMEZ KİMSENİN
VARAMADIĞI 0 BAKİR ADANA VURGUNLUĞUM... |
YÜREKSÖKEN
şimdi başka bir solukla
uyur gece bütün saatler kırık ışıklar
körsen neylesen yıkılmaz insan
yüzlerine örülen duvar kemanlarda param parça bir
hicaz şimdi rüzgâr sürüklenir suskun
yapraklar dondurucu yalnızlıkta gülüşler
dehşetle ayaz bütün bakışlarda esen hep aynı deli avaz bambaşka bir gerçek bu
yaşadığım senden
önceki gerçekten bütün kapıları çaldım bu
kentte yoktun sen! hayalet gecelerin
karanlığında bir ay kaldı bir
de ben örttü yıldızları ayrılık
sisi kanadı kırıldı gülüşün ıssızlığa terkedilmiş
kayıklar gibi çaresiz kalmışım senin
dışında kalan yarısının peşinde
kavrulmak benimkisi en
güzel yerinden yırtılan düşün... sen benim yağmurlarımı
alıp gittin bu beton ormanında öksüzüm
sonsuza dek ne bulutlar silebilir
yüzümdeki kederi ne yere-ne göğe hasretim
sığar her gün biraz daha
parçalanırım geceler içime karanlık
yığar iklimsiz kaldım işte kimliksiz kaldım gelmezsen içimde bu yangın
sönmeyecek kurur her solukta birazcık
daha kendi yağmurunu yitiren
yürek kahraman yaralanır ve masal yarım kalır rüzgârda
savrulur kum soykırımlar artığı
yüreğimi toplayıp burdan
da gidiyorum yüreğimdeki zincir nere
gitsem sallanır kanımla kirlettiğim
geceler hoşça kalın ben ayrılık acısına
yüreksöken diyorum... kasım 95 İzmir |
GÖNÜL KıRıK GECE KEDER ÇATAL YÜREK NEYE YETER KÖR KURşUN GİBİ
AYRıLıK KAHROLSAM KAÇ PARA EDEr? DAL KıRıLMış BİR KERE DALıNDA KALDı YARA BİR AN YÜZÜNÜ SANDıM AY ışıĞıYMış MEĞER... Ekim 97. Güzelbahçe |
BÜTÜN VEDALAR DEPREM...
ayrılık suskusu yüzüne
düşmüş tenha kirpiklerin öksüz mü
kaldı bozkır çökmüş yüreğinin
başına yüzünde gülüşün gülsüz mü
kaldı saatlerin ikisi var üçü
var coşkuyu hüzün geçe kavuşmaya
dert kala ölümlerin erkeni var geci
var hain gide/mert kala yürekler dikenlere
dalanarak koştukça
yalınayak zalim göçer mazlum
kalır yeryüzünde kum misali acı
var söz yarası köz yarası
sevdicem can kurutur-sevda yıkar ben giderim türküm
kalır... beni dağladığın acı
zamanlar geriye dönmeyen çağlara
döner bir şiir bahçesi saydığım
yüzün bensiz kara karlı dağlara
döner baharını dolu çalar
ayrılıklarda sevincini ateş sarar köz
olur gam içinde bütün vedalar depremdir elveda küçüğüm elveda bir gün sen de anlarsın ki
ölüm var insanın insana ettiği
kalır sevdalar da gelir gider ah ne acı bir iz yaşam
içinde filizkıran vurmuş
mutluluklardan ezik bir yüreğin eksiği
kalır dört yanın uçurum al
kan içinde hançerlenmiş gençliğim oy yelde yaprak misali toz olur dem içinde...
Kasım 95 İzmir |
RUBAİ
Ben Hayyam'ın kadehinden
sulandım dedi
gül Mecnun'la çöle düştüm Kerem'in
elinde yandım dedi
gül Alındım satıldım çiğnendim
ayaklar altında Yürekler mezata düştükçe utandım dedi
gül... Aralık 95. İzmir |
GECE-DENİZ–HÜZÜN...
gece deniz bir de hüzün kuytu dalgınlığında bir
çift gözün ekim dağlarında ateşler
bir başka yanar yorgun yılkılar konuğu
ömrümüzün dalında
sararan yapraklar belki bekleyişlerdir
yaşamak bekleyiş her şeyi sarar... her şey kabullenilmiştir ölüm kadar olağan önceden bilinircesine su-ateş-kül
ve rüzgâr fırtınalar
bile durağan o türküler ki bir
başka söylenir dağ başlarında büyük yolculuklar
arifesinde yarım bir şeyler kanar
boşuna gidecektim biliyordun bir şeyler söyleseydin çiseleyen yağmurla bağlar
kursaydın yüreğimize gitme kal deseydin
bilmediğim yanlarınla gizemin aşikar olsaydı gece deniz bir de hüzün kanamasaydı
kirpiklerinde suskunluğun olgunlaşan bir
ağrı çatlattı kozasını en kör
zamanda en azından dişlerini
saplasaydın yüreğine belki yollar kavuşurdu bir
zaman aramızda uçurum
imkansızlıklar hicran
noktasında ölmeseydik o anlar ki yeniden doğduğumuzda acı
dölütünün ıslaklığı kaldı geriye şimdi ekim geldi ateşin kökleri var aşkın ve ışığın tohumları kurumuş yürek vadilerinden yorgun
atlılar geçmekte gidişim sonradan infilak
edecek biliyorum ağlayacaksın gecene dikenler batar bir
zaman hüznünü bir yara gibi dağlayacaksın uykuya varır gibi sev
bundan böyle belki mevsimler geçer de
üstünden uyanamazsın... ekim. 97- Güzelyalı |
KANATSIZ KUŞ
ben kıraçtım yalnızlıkta gözlerin kırkikindilerdi o aşk kırbacı küsmeler sabah üşümelerine benzerdi yumuşak sevecen
dokunuşların kırılgan kimsesiz
sokuluşların ellerin sevgi kuşların yaşamaya ölmeye değerdi belki ilk bakışındaydı ellerinin kıvrımında ayrılık nerede başladı aşk nerede sona
erdi acıyla dağlanmış canı rüzgâr kırmış kanadını bin kuştan say bir insanı kanatsız nereye giderdi Kasım 95 İzmir |
VATANSIZ
Onu tanıdım herkesin bir O su
vardır saf gümüş olmalı teni kırılır coşkunun omurgası dehşetle
tökezler kapaklanırsın kahverengi denizler
tükürür seni bazan uzun gelir ömür bazan
bir arpa boyu aşk aşınmış öfke
susmuş özlersin ayrılıkları bile yağmalanmış bir ömürde eskiyen
ne nedir
yeni acı denizlerden çok sevinçse bir göz
kırpımı köksüz ağaçlar gibi anlamsız
bir yolculuk anne ne
olursun ölme büsbütün
vatansız bırakma beni... l6.ll.97. Güzelbahçe |
AD...
sen benim en güzel düşüm
oldun kül
olmuş bir günün akşamında bir daha içilmeyecek giz
şarabın yaşadıkça korkuyorum büyü
bozulur karabasan
olur diye düş uzadıkça şimdi parmak uçlarımda ışıksı
bir toz bırakıp giden kelebek vaktevvel bir ad ver bana bir adım olsun yalnızca
senin bildiğin şiirden damıtılmış uykularımın arasında nereden
çağırsan işiteceğim ve içinde pür
gibi yeşereceğim beni
andıkça ben yitmeden karanlıkta düş bitmeden vaktevvel bir ad ver
bana... |
DENİZİN DUDAĞI
bulutun dalında kuş denizin dudağı dalga baharın kucağı yeşil yeşilin öpüşü gül akşamları yıldız iner
gözlerin yürek dağlarım devrilir yel ne bilsin gonca gülün
kırgınlığını savrulur bahar basmış benim deli
yalnızlığımı zaman bilmez yüreğimin
dargınlığını bahar basmış has
bahçeyi bir
yeşil ki sağnak sağnak ötelerde denizin o
şehvetli coşkusu tütüyor gül tütüyor
aşk tütüyor
toprak kızlar geçiyor kucak
kucak çiçek neredeyse kalçalarından
şehvet fışkıracak kızlar geçiyor memeleriyle
zamanı okşayarak bahar basmış has bahçeyi dallarda
sel sele kelebekler seni sordum buralara
hiç gelmedi dediler... |
TOMURCUK...
gülüşü küküm yüreği kör elleri gözleri şaki tekinsiz
devranlardır nice gül bahçesi tarumar
olmuş herkesin yüzüne böyle
yürekten böyle
sarsa sarsa yıldızlı maviliği gülme
tomurcuk şimdi gam vaktidir hüzün pusu düşer
bakışlarına yitik sevdalar yorgunu fukara
bir çingeneyim bir
karışlık yaşamda yaşlıyım ferhad bile benden toy
düşer yorgunum yitirmelerden yüreğimin yükü ağır -
bunu nasıl anlatsam - kambur gibi taşırım
yenilgilerimi var açıl has
bahçede bülbüller sarhoş olsun
alımına edana şu benim gönlümü çelme
tomurcuk çok şarkılar dinledim uzak sevgililere çok
kanadım kaç umudum talan oldu kaç sevgili kaldı ardımda
ağlayarak koştum da varamadım vardım da bulamadım bozkırlar ortasında bir
taş gibi bekledim
bin yıllarca artık kabullendim sevdalar
olmayacak hayatımda ardımsıra sakın gelme
tomurcuk bulanık kurt havası
iklimindesin ayaz çalar yel vurur deli olma tomurcuk... |
SİTEM
namuslu yosmam
benim-asaletli çingenem ömrüne bahis tutmuş
kumarbaz meryem boş yataklar-loş
bakışlar-fuhuş-ikiyüzlülük kahvaltı-bulaşık-çamaşır-dedikodu seçilmemiş zamanlarca
nefret içinde gizemli
bir lir sevişmek yılda bir ve kırk kilit altında
gizlenen şiir... namuslu yosmam
benim-asaletli çingenem niye bıraktın beni
yırtılmış bir yürekle sonu gelmez bozkırlarda
yitmiş bir çocuk gibi niye
sustun-açlığıma-kıtlığıma-yetimliğime bak işte imgelerim
çiğnenir-düşlerim yağmalanır sazım taşlara
çalınır-sözüm yellerde savrulur niye bıraktın beni
yırtılmış bir yürekle güneş iner kan kırmızı
sulara deniz şehvetle titrer sen sonsuza dalarım
gözlerinde gemiler bilinmez yerlere giden
gemiler yürekleri zoka yemiş yüzleri
bakırdan denizciler sokaklara bakarsın kıvıl kıvıl insanlar sovandan suratları kabuk üstüne kabuk maske
üstüne maske koşarlar gözü doymaz
hırslarının peşinde yaşarlar bir şeylerden
kaçarak ve son derece masum özveri
tellalı-namus simsarı yaşarlar irin saçarak... namuslu yosmam
benim-asaletli çingenem eşkin indi akşam deli
bozkıra indi gözlerime çoban
yıldızı ayrılıklar kanadı ve
boşuna yaşamlar çıban dağlar zonkladı
ıssızlığın bağrında beni niye bıraktın
yırtılmış bir yürekle sürüden ayrı düşmüş bir
emlik kuzuyum ben sınırsız ıssızlarda kurt
sağnağı gecede niye bıraktın beni yağma
sofralarında namuslu yosmam
benim-asaletli çingenem sanadır şimdi dargın
gözlerimde kırık düş yüreğimde sanadır birikip
sızlayan nem küskünlüğüm bir sana sanadır bunca sitem... 2.7.l995 Heybeli
Kaplıcaları |
BİR SUSUŞUN KALDI...
dağınık saçlı bir susuş
kalır senden zaman zaman ellerinle
taradığın küheylan bir gece terk
eder kenti öpüşün kalır ve mahrem
yerlerin avuçlarında
sımsıkı sessizliğinin... ve belinin kıvrımında
devinen hayat suya bırakılmış usul bir
kayıktır birden bire birden bire yüzünde yasak bir lâhit
gibi taşıdığın bıçaklanmış-dövülmüş-terk
edilmiş geçmişin şiirlere sarılır dizeleri
kement yapar asar kendini susuşun kalır senden... geriye sarılmak kalmıştı
oysa yalınyürek
ve bilgece bir insan sıcağına koyuvermek gövdende
kilitlenmiş gökgürültüsünü uçurumlarına düşmek vardı uyumak sularında saatleri kırmak vardı
öpüşlerin örsünde uykuna karışmak vardı
karanlıklara inat düşlerle
başlamak için yepyeni bir şafağa kabında su suyuna
kap gülünün gövdesinde özsu
olmak vardı o hazin susuşun kaldı
geriye her sabah taradığın... 6.2.96 İzmir |
EY ŞEHİR
ey şehir unutma beni yalnızlığını
giderdim senin acılarını
omuzladım-boğuldum kederlerinde bütün sokakların uyudu bütün
ışıkların söndü imbatın
bile kesildi bir ben kaldım paramparça
bir yürekle nice
tekinsiz gecende hep
koştum
ter
içinde düşe
kalka bıkmadan bütün kapılarını çaldım şu
insan yüzlerinin bakışların ötesinde
duvarlar zorladım kapaklandım gülüşlerin
sınır çizgilerinde bütün uçurumlarından
düştüm ey şehir denizlerini sevdim gözyaşlarım
aktı dalgalarına aşklarım çiğnendi fesleğen
kokulu kaldırımlarda yüreğimi kemirerek çektim
kahrını ve tüm sevgilerim yağmalandı
ortalık yerde katlandım yine de küsmedim
yaşamadığım güzelliklere neyleyim bilinmedi
kıymetim buralardan
gidiyorum ey şehir unutma beni kimsenin
sevmediği yanlarını da sevdim... 2.7.97 Balçova |
EY DENİZ...
kimisi gece sağnağıydı kimisi
nisan yağmuru kimisi
kırkikindi ne aşklar yaşadım bu
kentte hepsi
de hançerlenerek dindi bana geceleri verdiler yüreğimle
damıttım yine de tüm hüzünler
benden bilindi yürek yağmalattım yangın kucakladım ki o sevgililerin
gözlerinden suretim
nasıl silindi ah nasıl söylesem yanan
samanlardı onlar yalan
zamanlardı gökyüzünde yersiz kalmış
kuşlar gibiydim ki sınırsız sandığım daralan
zamanlardı bütün perdeler kalktı üryan
kaldın kollarımda kimi nerede öptüysem oraya
ayrılık indi ah ne yaman zamanlardı belki de bir daha dönmem gözyaşlarım döküldü
dalgalarına öperken utanan zamanlardı deniz
en çok seni sevdim taştan ağır yıllar geçti uçtu kuş kanadı sevinç dilek tuttum dilim
yandı bir bakışta sonsuzluğu
daralan bir
avuç kalan zamanlardı belki de bir daha dönmem bilmezler bilmezler ben
gelmeden önce eksikti mavi bana yalnızlıkları
verdiler baktığım her yere şiirler
sindi geride yaralar kaldı onca
coşkudan güzelliği tomurcukta- yağmalanan
zamanlardı kaldırımlar boyunca yalnızlık
kesildi düşlerim geç gördüm belki
de ondan çocukça ve bilgece deniz
en çok seni sevdim yaşam belki de yalnızca seninle
geçen anlardı belki de bir daha dönmem bir
anıymış gibi tüketme gözlerimi koru gözyaşımı
dalgalarında ey deniz unutma beni... 3.7.97 Güzelyalı-Yalı
Kafe |
FERHAD
yüreği buz tutmuş- puslanmış
bakışları gelme ferhad gelme sen bu
yerlere sevmenin okkası on para
olmuş- onurunu çoktan satmış
ahali efsaneler yaratan ol
güzellik etini pazarlıyor
kaldırımlarda gelme ferhad gelme sen bu
yerlere yar yanağı bildiğimiz
dolunay muhbir çıktı girdiği son
buluttan ol ceylan gözlere inen
yıldızlar meğer ki sahteymiş
anlayamadık tutsak düşmüş sevmesini
bilenler zulüm almış yeri göğü kan
tutmuş gelme ferhad gelme sen bu
yerlere bir delisi ben kalmışım bu
diyarların kimsecikler aşktan evler
kurmadı gözleriyle yüreğini
vermedi imge damıtmadı yol vurup
ateşlere şiir şiir aşk örmedi bütün güzelliklerimle yandım
da ortalıkta ilaç için bir tek insan
görmedi gelme ferhad gelme sen bu
yerlere şimdi yürekleri
başkaldırıya kanlı
bayrak gibi açma vaktidir zulmün kaleleri topla
yıkılmaz dağları bildiğin dağlardan
değil vaktidir aşkları bomba
yapmanın zebaniler saltanatı
devrilmedikçe zincir kopmaz gönüllerin
boynundan insan özgür olmadıkça aşka
aşk denmez sen de bu yolların yiğidi
değil misin ol dağları deldiceğin
yalansa gelme ferhad gelme sen bu
yerlere... l.7.97. Güzelyalı |
BELKi DE AŞK...
belki de aşk vardır benim
hiç bilmediğim gece vardiyalarında karanlığa
ışık gibi yayılan yorgun bir gülüştür çok uzak çöl
yolculuklarından hırsızlayın
bir hilal ki masallara saklanmış tanımlanamayan- ve en azından
kendimi
uçurumlarında deneyeceğim çocukçadır ki dünyanın tüm çocukları hiç mi hiç düşünmeden
katıverirler oyuna bu yüzden karanlık
dalların altında bir
haziran akşamı pür
gizem olarak oturan kadın ansızın
özler çocukluğunu hayvancadır yar kokusu eser rüzgâr ve bir bakış bir
cenneti talanlar belki de aşk vardır şiirle miirle falan
avutamadığım bir ömrü savurduğum yoluna koşup koşup tutamadığım... |
0 ŞAİR. . .
ne bir yüzü vardı ne elleri ne adı güzelyalı'da bir şair şiir dokudu
akşamları hiç kimse anlamadı ağaçlar çiçek açtı ha bire rüzgârda kız kokusu bir ışık ormanıydı denizde
gümüş selviler gökte salkım salkım yıldız o bir yeraltı ırmağıydı için
için kanadı şimdi varıp sorsan kimse
tanımaz yaşam bağışlamaz aşk bağışlamaz o şair buralarda hiç
yaşamadı. . . 8.6.97. .
Güzelyalı |
BENCİLLİK AYNALARI...
SEVİNÇ BİR KELEBEKTİ YÜREKLERDE
DOLAŞAN GÖZBEBEKLERİNE
KONAN ONU DA ÖLDÜRDÜNÜZ TOZU BİLE KALMADI PARMAK
UÇLARINIZDA ARTIK BÜTÜN AŞKLAR GÜZ COŞKULAR TOPAL MAVİ DUYGULAR YALNIZLIK SARI ÇILDIRIN ISSIZLIKTAN BAKARAK GÖRMEDEN
BİRBİRİNİZİ SOKAKLAR
DOLUSU YÜZ BENCİLLİK
AYNALARI... l9.l2.96/26.7.97.
Tabaklar Ky. |
GAZEL
şimdi bütün dillerim
l’ âl bir
yanık gönül söylerim cümle mizanları yıktım bir
başka şakul söylerim haksızlığa isyan yasak isyansız
gönüller sarsak dil kesti gözlerim bile ayrı
bir usül söylerim ulur kuduz bir karanlık can
koparır-kan sarhoşu onlara tüm dillerimle alazlanan
kül söylerim zındanları zingirdeten
dirençlerde tek
yumruktuk gökyüzünde yersiz kalan bir
yanık bülbül söylerim duvar yıkan isyan benim dağyaran
derler namıma kaya deler çıkarım da sözlerimi
gül söylerim... 7.6.96 İzmir |
|